Küresel Ekonomi Masalı, Yüzde Birin Mülkiyeti, Yüzde 99’un Köleliği

Neoliberal küreselleşmeci dünya düzeni projesinin önde gelen militan savunucularından, yüzde 43,4 hissesi İtalyan Agnelli ailesine (Exor) ve yüzde 26,9 hissesi ise sözde bağımsız ABD Merkez Bankasının da ana sahibi Rothschild Ailesi’ne ait olan The Economist’in bu haftaki sayısının tanıtım yazısı, tam anlamıyla sahibinin sesi kıvamında. Ben de bu yazıda, söz konusu yazıdan yaptığım “Ve piyasalar, Donald Trump’ın İran’ın enerji santrallerine yönelik saldırıları erteleyeceğini açıklamasına adeta gökten inen bir nimet gibi tepki verdi. Ancak savaş yarın sona erse bile, küresel petrol ve doğalgaz piyasaları aylarca arz yetersizliği yaşayacak ve dünya ekonomisine zarar verecektir. Petrolün tekrar akmasını nasıl sağlayacağımıza bakıyoruz” şeklindeki, ilk görünüşte oldukça masum alıntı üzerine bir şeyler söyleyeceğim.

Alıntıda dikkatinizi çekmek istediğim husus, birçok okurun bu cümleyi okur okumaz, yukarıda da söylediğim gibi, ne var ki bu tanımlarda dikkat çekici olan diyerek tepki vereceğinden emin olduğum “küresel petrol ve doğal gaz piyasaları” ve “dünya ekonomisi” tanımlamaları.

Evet, her gün duyduğumuz, The Economist, Bloomberg gibi, küresel piyasanın/piyasacıların amiral gemisi medya platformlarında üretilip, tüm toplumun hatta görünüşte neoliberal küreselleşmeci dünya düzenine muhalif siyasi yapılar ve yayın organlarının dahi ağzına, diline yayılan/yayılması sağlanan bu tanımlamaların ardındaki ideolojik yönlendirme/saptırma bu yazının konusu.

Ne demek istediğimi doğru anlatmam için gereken şey ise çok basit. Küresel petrol ve doğalgaz piyasaları ile dünya ekonomisi denilen, sanki hepimizin ortaklaştığı, eşit ortağı/parçası olduğumuz bu şeylerin, gerçekte sahibinin kim olduğu. Bu tanımlarda ifade edilen “küresel” ve “dünyanın” biz sıradan fanileri kapsayıp kapsamadığı, eğer kapsıyorsa, bu yapı içerisinde bizim yerimiz ve ağırlığımızın ne olduğu.

Aslında bu konu özellikle 2007-2008 krizi sonrasında, özellikle krizin doğrudan vurduğu ABD ve bazı AB ülkelerinde çokça tartışılıp, Wall Street’i işgal et gibi toplumsal eylemlerle protesto edilse de maalesef gerçek bir siyasi sonuca -ABD ve genel olarak Batı ülkelerinde gerçek bir sistem muhalifi siyasi yapı kalmadığı için- ulaşması mümkün olmadı. Ancak, küresel ölçekte faaliyet gösteren şirketlerin büyük çoğunlukla ABD sermayeli ya da şu ya da bu şekilde ABD bağlantılı olduğu, küresel ticaret, finans ve para aktarım ve dolaşım sistemlerinin ABD ve ABD Merkez Bankası kontrolünde işlediği ve tüm bu finans ve teknoloji şirketlerinin ABD sermaye piyasalarında işlem gördüğü dikkate alındığında, hedefin Wall Street ve Wall Street tarafında esir alınmış ABD siyasi sistemi olarak belirlenmesinin doğru bir tercih olduğunu söylemek mümkün. Mümkün çünkü onlar açısından yerel olan ve küresel olan arasında, gelir dağılımı eşitsizliğinin iyiden iyiye artması sonucu eskiye göre daha çok görünür hale gelen toplumsal sınıf farklılıkları olduğu gerçeğini dikkate almadığınız sürece bir fark yok. “Yerel ve küresel ekonomi” ya da küresel petrol ve doğal gaz yani enerji hammaddesi piyasaları onlar açısından farklı değil. Küresel piyasayı yönetenlerle -en azından Çin bu tahtı sarsıncaya kadar- aynı aktörler.

Bu sorunun, bizim gibi küresel ölçekte sömürecek şirketi olmayan, tamamen ABD merkezli bu sistemin bağımlısı/kölesi haline gelmiş ülkeler açısından yanıtı doğal olarak farklı bir boyutta yanıtlanması gerekiyor. Bu boyut, ulusal ekonominin kontrolünün içeride değil dışarıda olmasının sonucu olarak ortaya çıkan, kendilerini ulusal ve dini aidiyetlerinden bağımsız olarak “yetmez ama evetçi”, “liberal”, “liberal solcu”, “küreselci/dünya vatandaşı zannedenler ve millet tanımını dini referansla yapanlar ile idari ve mali özerkliği yani Katil Öcalan tarafından dile getirilen/talep edilen, son tahlilde ulus devletlerin bölünmesi sonucunu doğuracak “yerelleşme” söylemini demokrasi zannedenlerce küçümsenen, yok sayılan ekonomik ve siyasi bağımsızlık yani “emperyalizm” ve ulusal egemenlik konusu. Bunun anlamı ise bizim için ulusal ile küreselin aynı olmadığı, ancak ulusal ekonomiden, kendine yeterlilikten vazgeçerek küreselci olunabileceği.

Hal böyleyken, küresel ekonomiden, küresel enerji piyasalarından bahsetmenin, bu kavramlarla ekonomi ve siyaseti konuşuyor olmanın tek anlamının, ABD’ye ve bağlaşıklarına ait olanın, onlar tarafından yönetilen ekonominin kölesi, bağımlısı, mandası olmayı kabul etmek olacağını da söyleyip, bitireyim.

Bunları da sevebilirsiniz