Wanda Tseng,Harm Zebregs (2002)
Ölçek Etkileri
Pek çok çalışma doğrudan yabancı yatırım (DYY) akımlarında sürekliliğin güçlü bir şekilde olduğunu ortaya konmuştur. Bu durum yalnızca Çin’e yönelik toplam DYY akımları için değil, aynı zamanda Çin’in eyaletlerine yönelik akımlar için de aynı şekildedir. Bu bulgu, bir eyalet kritik ölçüde DYY çektikten sonra daha fazla yatırım çekmesinin daha kolay hale geldiğini göstermektedir. Bunda yabancı yatırımcıların diğer yabancı yatırımcıların varlığını olumlu bir sinyal olarak algılaması etkilidir. Ayrıca ölçek ekonomileri, çok uluslu yabancı şirketlerin aynı bölgede konumlanmasını daha verimli hâle getirmektedir. Çünkü yatırımcılar bilgi paylaşımı yapabilmekte ve yurtdışından gelen çalışanlar için okullar ve sağlık tesisleri gibi imkânları ortaklaşa kullanabilmektedir. Kıyı eyaletleri, özellikle Guangdong ve Fujian gibi güney eyaletleri, Hong Kong SAR ve Taiwan’a yakınlıkları sayesinde DYY’yi en çok çekenlerden olmuş ve son yirmi yılda bu konuda iç kesimlerdeki eyaletlere kıyasla önemli bir avantaj elde etmişlerdir.
Azaltılan Bariyerler ve Ayrıcalıklı Politikalar
DYY’ye yönelik engellerin azaltılması ve yatırım ortamını iyileştirmeye dönük politikalar, Çin’e DYY çekilmesinde kilit bir rol oynamıştır. Reform sürecinin başlangıcından itibaren Çinli yetkililer DYY çekmeyi önemli bir hedef olarak görmüş; DYY’nin yeni teknolojiler, know-how ve sermaye getireceğini, ihracat sektörünün gelişimine geliştireceğini öngörmüşlerdir. Ancak aynı zamanda bunun devlet kontrolü açısından riskler barındırdığını da farkında olmuşlardır. Buna ek olarak, yetkililerin DYY’ye ilişkin bazı ideolojik engelleri aşması gerekmiştir. Bu engeller, Batılı güçlerin I. Afyon Savaşı sonrasında Çin liman şehirlerini açmaya zorlamasının tarihsel mirasına dayanmaktaydı. Bu miras, DYY’yi emperyal sömürgecilik ve Çin’in “Batılı kapitalistler” tarafından sömürülmesiyle eş tutma eğilimini canlı tutmuştur. Bu faktörler, Çin’deki DYY politikalarının evrimini önemli ölçüde etkilemiştir. Başlangıçta yasa ve düzenlemeler oldukça kısıtlayıcı olma eğilimindeydi ve çok sayıda bürokratik ve hukuki sorunla karşılaşılmıştır. Ancak zamanla yetkililer, yabancı yatırımcıların şikâyetlerine yanıt vererek DYY’ye ilişkin hukuki çerçeveyi netleştirmiş, devlet kontrollerini gevşetmiş ve hem pratik destek hem de siyasi ve hukuki güvenceler sağlamıştır. Reformların başında yalnızca birkaç yerleşim yeri ve sektörle sınırlı bir deney olarak başlayan uygulama, 1990’lara gelindiğinde giderek daha fazla bölge ve ekonomik sektörün DYY’ye açılmasıyla genel kabul gören bir politika hâline gelmiştir.
DYY’yi çekmek amacıyla uygulanan ayrıcalıklı politikalar; vergi indirimleri, yabancı yatırımcılara tanınan özel imtiyazlar ve özel ekonomik bölgelerin kurulmasını içermektedir. Yabancı sermayeli işletmelere sağlanan vergi teşvikleri çoğunlukla düşürülmüş kurumlar vergisi oranları ve belirli bir süre için vergi muafiyeti şeklindedir. Bu teşvikler yalnızca özel ekonomik bölgelerde faaliyet gösteren yabancı sermayeli işletmelere değil, aynı bölgelerdeki yerli firmalara da sunulmaktadır. Ayrıca özel ekonomik bölgelerin dışında faaliyet gösteren ihracat odaklı ve ileri teknolojiye sahip yabancı sermayeli işletmeler de bu avantajlardan yararlanabilmektedir. Özel ekonomik bölgelerde faaliyet gösteren firmalar, operasyonlarını yönetme konusunda geniş bir özerkliğe sahiptir. Bu firmalar mal hareketleri üzerinde oldukça sınırlı kontrollerle karşılaşır ve ihracat ile ithalat faaliyetlerini büyük ölçüde serbest biçimde gerçekleştirebilir. Bunun yanında daha esnek işgücü düzenlemelerinden ve daha serbest arazi kullanım haklarından yararlanırlar. İhracat odaklı ve ileri teknolojiye sahip yabancı sermayeli işletmelere ek avantajlar da sağlanmaktadır. Bunlar arasında kâr transferleri üzerindeki vergi muafiyetleri, yeniden yatırılan kârlar için ilave vergi teşvikleri ve arazi kullanım ücretlerinde daha yüksek oranlı indirimler bulunmaktadır.
Özel ekonomik bölgeler, ekonominin yabancı yatırımcılara kademeli olarak açılmasında merkezi bir rol oynamıştır. Reformların erken döneminde bu bölgeler ile Çin’in diğer bölgeleri arasındaki önemli farklardan biri, yatırım kararlarının büyük ölçüde devlet planının dışında alınmasına olanak tanıyan idari adem-i merkeziyetçilikti. Özel ekonomik bölgelerdeki yerel yönetimler ayrıcalıklı politikalar aracılığıyla yabancı yatırımcı çekmeye yetkilendirilmiştir. Ayrıca bu yerel yönetimler, gerekli finansmanı vergi gelirlerinden, tamamen ya da kısmen sahip oldukları işletmelerin kârlarından ya da bölge içindeki bankalardan sağlayabildikleri sürece, kendi altyapı yatırımlarını ve diğer yatırımlarını gerçekleştirebilmiştir. Her ne kadar bu bölgeler elverişli iş ortamı sağlamış olsa da, reformların ilk döneminde dövize erişimin kısıtlı olması ve iç pazara sınırlı erişim gibi önemli kısıtlamalar yürürlükteydi. Bu durum, yabancı işletmelerin faaliyet alanını büyük ölçüde ihracat odaklı faaliyetlerle sınırlandırmıştır. 1980’lerin ikinci yarısında bu kısıtlamalar gevşetildiğinde, yabancı yatırımcılar kademeli olarak iç pazara erişim sağlamış ve bunun sonucunda yerli ekonomi ile olan bağlantılar artmıştır.
Ayrıcalıklı politikaların doğrudan yabancı yatırım akımları üzerindeki etkisine ilişkin uluslararası ampirik bulgular karmaşıktır ve Çin örneğinde etkinin tam olarak değerlendirilmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Ancak açık olan şudur ki, Çin’in reform sürecinin politik ekonomi bağlamında, ayrıcalıklı politikalar siyasi liderlik açısından kabul edilebilir olan kademeli ekonomik reform deneyleri için bir araç sağlamıştır. Reformlar başlangıçta belirli yerleşim yerleri ve yabancı sermayeli işletmelerle sınırlandırılmış, zamanla daha geniş bir coğrafyaya ve sektörlere yayılmıştır. Bu çerçevede, Çin’de özel ekonomik bölgelerin başarısı, ayrıcalıklı politikaların ekonomik kalkınmayı hızlandırmada ve DYY çekmede işlevsel olduğunu göstermektedir. Ayrıcalıklı politikalar olmasaydı, özel ekonomik bölgeler dışında faaliyet gösteren Çinli işletmelerin karşı karşıya olduğu kısıtlayıcı ortam dikkate alındığında, DYY’nin muhtemelen çok daha düşük düzeyde kalacağı söylenebilir. Dolayısıyla bu politikaların, reformların yerleşmesine imkân tanıyarak ve üretim artışına katkıda bulunan DYY’yi çekerek ekonomiye net bir kazanç sağladığı ileri sürülebilir. Ancak zamanla reform süreci ilerledikçe, ayrıcalıklı politikalar bazı bozulmalara ve eşitsizliklere yol açmıştır. Özellikle karmaşık ve yanlı bir vergi sistemi ile bölgesel gelir farklılıkları ortaya çıkmış; bunların artık ele alınması gereken sorunlar hâline geldiği belirtilmektedir.
Kaynakça
