
XVII. Yüzyılın ortalarında Avrupa’da piyade taktiklerine ve savaş düzenine reformlar yapmış olan, İsveç kralı Gustavus Adolphus, 30 Yıl Savaşlarında kazandığı zaferler ile neredeyse tüm Avrupa ülkeleri onun bu askeri reformlarından faydalanmışlardır.
Adolphus’un piyade reformu, yaptığı reformlar arasında en önemlisi ve tarihi değiştiren bir adım olmuştur. XVIII. yüzyılda ise bu piyade reformlarına düzenlemeler yapılmış ve tabiye konusunda zirveye ulaşılmıştır. Savaşlarda, piyadeler yakın düzen içerisinde omuz omuza ayakta savaşırlardı. Günümüzde, bu tabiye düzenini birçok insan “Neden bu kadar kolay hedef oluyorlar?” sorusunu sormaktadır. Öncelikle bunun net bir cevabı, komuta ve kontrol içindi. Telgraflardan ve telsizlerden önce, emirler davullarla, trompetlerle, alay flamalarıyla ya da komutanın sesi ile iletilmek zorundaydı. Ama muharebenin gürültüsünde ve dumanında bu komutaları iletmek zaten çok zordu, ayrıca piyadeler günümüzün askeri düzeni gibi dağınık olsaydı koordinasyon imkansız olacaktı. Bu sorunun ikinci bir cevabı ise, toplu yaylım ateşi sağlamak içindi. Yivsiz tüfekler, örnek olarak Fransız model “1763 Charleville” yaklaşık olarak 73 metreden sonra isabetsizlerdi. Askerler bu yüzden omuz omuza hep beraber düşmana doğru yaklaşarak aynı anda ateş açarlardı, düşmana fiziksel ve psikolojik üstünlük kurmanın en iyi yolu buydu. Bir diğer önemli unsur ise, askerler tehlikeye ilerlemekte ya da bir hattı müdafaa etmekte birlik olarak daha çok istekli oluyorlardı. Birbirlerine yakın olmak onlara moral veriyor ve daha çok cesaret göstermelerinde birbirlerini teşvik ediyorlardı.
Son olarak, süvari hücumuna karşı korunmaydı; en iyi eğitim almış bir piyade bile ancak 20 saniye de bir atış yapabilirdi, o zamanın ki tüfeklerinden dolayı. Bu sebep ile dağınık haldeki piyadeler, süvariler için kolay hedef haline geliyorlardı. Sadece bir arada olurlarsa bu hücuma karşı gelebilirlerdi. Temel esas piyade birlikleri: taburlardı. Bir hat taburu teoride 850 kişiden oluşmaktaydı. Fakat pratikte sadece 500 civarıydı. Taburlar 6 bölüğe ayrılırlardı: 4 Hat piyade(Fusilier) bölüğü ve 2 kanat bölüğünden oluşurdu. Sağ kanatta bombacı birliği bulunurdu, bombacılar fiziksel olarak güçlü, uzun ve en eğitimli adamlar olarak bilinirdi ve sağda olmalarının sebebi ise tamamen Antik Roma ve Yunan askeri tabiyelerindeki düzenden esinlenmiştir: Sağ kanatın, muharebedeki en prestijli pozisyon olması. Taburun sol kanadında ise hafif piyadeler olan Avcılar birliği bulunmaktaydı. Taburun öncü birlikleriydiler ve çoğu zaman düşmana karşı taciz ateşinde bulunuyorlardı. Hat piyade tabiyasından bağımsız olarak, dağınık bir şekilde hareket ediyorlardı, fakat bu durum onları süvarilere karşı korunaksız hale getiriyordu. Bu durumdan ötürü, Avcılar, sıklıkla ağaçlı, binalı ya da engebeli arazilerde düşmana karşı kullanılıyorlardı. En prestijli avcı birlikleri 95. İngiliz baker tüfeklileri, Fransız Chasseurs à pied, Avusturya ve Prusya’nın Jäger birlikleri örnek olarak gösterilebilir.
Geleneksel hat formasyonu, tüm birlikler yan yana 3 sıra bazen de 2 sıra derinliğinde olan askerlerden oluşuyordu. Hat formasyonu aynı anda düz bir sıra halinde ateş edebilme ihtimalini yüksek tutarken, sıra derinliğinin az olması durumunda düşman topçu ateşinde verilen zayiatı azaltıyordu. Ama bu formasyon süvarilere karşı son derece korunmasızdı. Süvariler, taburu kanatlarından ve arkasından kuşatabilirlerdi.

Bir başka husus ise, zeminin düzlüğü veya engebeli olmasıydı, şayet zemin bir ordunun yürüşünü kötü etkiliyor ise, iyi eğitilmiş birlikler bile ilerlerken hattı düz tutmakta zorlanmışlardır. Bu nedenle, manevra ve saldırı için, birlikler genelde sütun formasyonunu kullanırlardı. Bu formasyon, birliklerin daha esnek ve hızlı bir şekilde ilerlemesini sağlardı. sütun düzeninin bir diğer avantajı ise: süvarilere karşı korunmaydı, birlikler arkadan öne doğru hızlıca bir diğer bölüğe yapışabilirdi ve hatta zamanları var ise kare formasyonunu alabilirlerdi. Süngülerin takılmasıyla birlikte bu kare formasyonu, süvarilere karşı geçilmez bir duvar olmuştur. Zira, atlar süngülerle dolu bir insan duvarına karşı hücum edemezlerdi. Sütun formasyonunun dezavantajı ise, sıra derinliğinin 3’ten 10’a çıkmasıydı, düşman toplarına karşı tamamen savunmasız kalır ve çok zayiat verilirdi. Bu formasyonun bir başka dezavantajı ise düşmana sadece en ön sıranın ateş edebilmesiydi, gerideki birlikler kendi adamlarını vurmamak için ateş açamıyorlar ve düşmana karşı sayı üstünlükleri olsa bile bu avantajı kullanamıyorlardı. Bu yüzden teoride, taburlar düşmanı gördüklerinde hat düzenini alırlardı. Ama sütun düzeninden hat düzenine geçilmesi o kadar da kolay değildi. Ancak yavaş bir şekilde mümkün olabilir ve ateş altında her zaman gerçekleştirilemiyordu.
XVIII. yüzyıl ordularının savaş düzenleri tarihin seyrini kuşkusuz bir şekilde değiştirmiştir. Günümüz ülkelerin sınırlarını belirlemiş ve tarihe büyük bir iz bırakmıştır. Askeri teoristler bu formasyonları, daha az zayiat vermek amacıyla ve stratejik üstünlük kurmak için yaratmışlardır.
KAYNAKÇA
“On War” – Carl Von Clausewitz
“French Napoleonic Infantry Tactics 1792–1815” – Paddy Griffith
“British Light Infantry & Rifle Tactics of the Napoleonic Wars” – Philip Haythornthwaite
“Charles XII’s Karoliners: Volume 1 — The Swedish Infantry & Artillery of the Great Northern War 1700-1721” – Shamenkov
Reglement vor die Königliche Preußische Infanterie 1743-1748
