Atatürk’ten İlk Kez Yayınlanan Hatıralar

 

Saz Heyeti lavtacısı Teğmen İsmail Raşit anlatıyor:

.. Gazi Paşa beni dansa davet etti..”

Mustafa Kemal Paşa’nın en sevdiği komutanlardan olan Balıkesir merkezli 2.Kolordu Kumandanı 1.Ferik (Korgeneral) Ali Hikmet Paşa’nın maiyetinde 1925 ile 1930 arasında bulunan İstihkam Mülazımı (Teğmen) Lavtacı İsmail Raşit’in Atatürk ile ilgili hiç yayınlanmamış müzik anıları son derece ilginç ve dersler çıkarılacak değerdedir. İsmail Raşit’in el yazısı hatıratını 1980 yılında bana teslim eden ünlü eğitimci ve yazar merhum Mehmet İhsan Zeyrek’i burada rahmetle anıyorum.

İstihkam Teğmeni Lavtacı Müzisyen İsmail Raşit..

İstiklal Savaşına katıldıktan sonra İsmail Raşit teğmenimizin tayini Balıkesir’deki İstihkam Taburu’na çıkar. İsmail Raşit, eşi ile birlikte Balıkesir’e yerleşir. Tam gün talim görevini ifa eder. Orta tahsilinde Üsküdar’daki Miratı Feyiz Okul Bandosu’nda klarnet çalan İsmail Raşit, müzik tutkusunu daha sonra flavta çalmaya yönlendirdiği için 2.Kolordu bünyesi içinde müzik yapabilmek için fırsat aramaktadır.

Kolordu bünyesi içinde Ali Hikmet Paşanın himayesinde bir saz heyeti vardır. Saz Heyetinde Kemani Askeri Katip Haşim Bey, Udi Askeri Katip Mazhar Bey, Kanuni Eczacı Binbaşı Saffet Bey, tanburda Doktor Yüzbaşı Suphi Bey, Neyzen Üsteğmen Mahmut ve Ulvi Erguner Beyler, solist olarak Askeri Katip Necmi ve Baytar Yüzbaşı Mahmut Bey gibi kuvvetli icracılar vardır.

Kolordu Saz Heyeti’ne katılıyorum

Teğmen İsmail Raşit, Kolordu Saz Heyetine katılışını ve sonrasını anlattı:

Bir gün orduevinde saz heyetin çalıştığı odaya gittim. Askeri Katip Necmi ile daha önceleri 17.Fırkada birlikte olduğumuzdan benim flavta çaldığımı biliyordu. O günün gecesi bin de çalışmalarına iştirak ettim. Bu suretle saz topluluğuna katılmış oldum.

Daha sonra bir gün arkadaşlarla Merkez Kıraathanesi’nde oturur iken musiki üstatlarından bahis açıldı. Aramızda Kolordu Muhasibi Mesulü Ruhsar Bey de vardı. Ben, dayımın musikide isim yapmış bir kişi olduğunu belirttim. Ruhsar Bey, dayımın kim olduğunu merak etti. “Meclisi Ayan Zabıt Katiplerinden Ethem Bey..” der demez kemani Haşim Bey ile Ruhsar Bey, “Üsküdarlı Etem mi?..” diye merakla sordular. Meğer dayımın en samimi musiki arkadaşları imişler. Haşim bey, “Sizin İhsaniye’deki yalıda bir çocuk sünnet olmuştu. Biz o sünnet düğününde sabaha kadar çalıp eğlenmiştik. Bu çocuk, yoksa sen miydin?” dediklerinde “Evet bendim!” dedim. Bundan sonra artık bana çok yakınlık göstereceklerdi.

Orduevinde her hafta subay ailelerine konserler verilirdi. Bu fasıllara Ali Hikmet Paşa ve subay arkadaşları mutlaka iştirak ederlerdi. Benim ilk kez Saz Heyetine dahil olduğumu Paşa görünce hemen benimle ilgilendi.

Her gün öğleden sonra orduevinde muntazam çalışılıyor, fasıllar geçiliyordu. Ben taburumda her gün çalışmak zorunda olduğumdan musiki çalışmalarına iştirak edemiyordum. Balıkesir’e sürekli büyük kumandanlar geldiğinde konserler verildiği için benim musiki çalışma mecburiyetim vardı. Sonunda taburumdan izinli sayılmam için emir verildi”.

İstiklal Madalyam takılıyor

.. Kolorduya iltihakımdan aylar sonra üsteğmenliğe yükseldim. Az sonra İstiklal savaşına iştirak edenlerin İstiklal Madalyaları geldi. Kolorduda yapılan merasimde benim madalyamı Ali Hikmet Paşa göğsüme taktı.

Musiki odamızda aralıksız her gün çalışıyor muhtelif besteleri icra ediyor, fasıllar geçiyorduk. Fasıl heyetimizin daha kuvvetli elemanlarla takviyesi düşünüldü.

Heyet Başkanı Haşim Bey, İstanbul Şeker Şirketi muhasebecisi Nazmi Beyi ve 1.Cihan Harbinde meşhur Sakallı Cemal Paşanın müezzinbaşılığını yapan İstanbul Harbiye Nezareti katiplerinden meşhur Arap Cemal Beyi, Ali Hikmet Paşanın delaletiyle Balıkesir’e aldırdılar.

Bu iki kıymetli sanatkar bize iltihak etmiş oldu. Her iki sanatkar, Balıkesir’de vilayet dahilinde görev aldılar. Böylece heyetimiz kuvvetli bir hanende ile yine kuvvetli bir kanuniye sahip oldu..”

Gazi Paşa, Balıkesir’e geliyor

.. 1927 yılında Gazi Paşa, Balıkesir’e teşrif buyurdular.. Bu haber bizlere daha önce bildirildi. Gazi Paşa’nın huzurunda konser vereceğiz. Bu büyük bir gururdu bizim gibi müzisyenler için..

Hepimizin elbiseleri ayrı renklere ve biçimde idi. Yeknesak bir kiyafete ihtiyaç vardı. Kolordu mesul muhasibi Ruhsar Bey, fahri başkanımız idi. Kolorduya ihtiyaç maddelerin veren müteahhitler tarafından hepimiz için birer kat smokin yaptırıldı.

Çalışmalarımıza büyük bir gayretle devam ediyorduk. Hicaz ve Sultaniyegah fasılların pekleştirdik. Nihayet belirli günde Gazi Paşa, Balıkesir’e geldiler. Balıkesir tüccarlarından Emiroğlu namındaki bir zatın konağında ilk konserimizi vereceğiz.

Konserimize Gazi Paşa’nın maiyet erkanı ile Bursa 2.Tümen Kumandanı Albay Cemal Cahil Bey, Balıkesir Valisi ve diğer önemli kişiler katıldı. Ben, Gazi Paşa’yı Alaşehir’e gelişlerinde huzurlarına çıktığımda ilk kez görmüştüm. İstiklal Savaşı’nda Ankara’da merasim geçişlerinde yakından da gördüm, ama bu konserimizde aynı salonda masasına bu kadar yakın şekilde gördüğüm için tarifsiz bir mutluk ve heyecan içindeydim. Biz Türk insanına, hürriyetimize ve hatta musikimize eşsiz hizmet yapmış bu kurtarıcı insan karşısında adeta eriyordum.

Konserimizin birinci kısmı bitip ara verdiğimizde Gazi Paşa küçük bir kağıda sevdiği şarkıların isimlerini yazıp Haşim Beye yolladı. Bu istekler bizce malum olduğundan hemen bu isteklerinı yerine getirdik. Gazi Paşa çok memnun oldu epey neşeli idi. Hepimize ayrı ayrı iltifatlarda bulundular.

Bu konserden sonra Bursa’da Belediye Sarayı’nda, Dikenci Çiftliği’nde ve Uludağ Eteğinde olmak üzere sonra da Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılmış Yıldız Kasrı’nda dört kez daha Gazi Paşa’ya konser verdik”.

Gazi Paşa’nın elini hürmetle öpüyorum

.. Gazi Paşa’nın Selanik’ten tanıdığı Dikenci Çiftliği sahibi Hakkı Bey tarafından Bursa’da şerefine tertiplenen hususi konserde tam not aldık.

Uludağ eteklerindeki ikinci konsere başlamadan önce Gazi Paşa bizim orkestranın yanına teşrif ettiler. Hepimizle ayrı ayrı ilgilendiler, sorular sordular, gönlümüzü aldılar.

Musiki topluluğumuz içinde en genç müzisyen olmam dikkatini çekti ve bana yaşımı sordular. “26 yaşındayım Paşa Hazretleri” dedim. “Subay mısın?” diye sordular. Yanımızda bizi dinleyen 2.Kolordu Kumandanı Ali Hikmet Paşa “Kolordumuzda İstihkam Mülazımıdır Paşam..” dedi. Gazi Paşa sonra suallerine devam etti:

  • Ne zamandan beri musiki ile uğraşıyorsun?

  • Üsküdar’daki hususi bir okulda orta tahsilim esnasında bu okulun Farfar Muzika Teşkilatı’nda klarnet öğrendim, bando ile bir çok konsere, resmi geçide katıldım. Sonra şimdi çaldığım lavtaya başladım. 17 yaşımdan itibaren lavta ile alaturka musikiye ve fasıllara iştirak ettim efendim.

  • Çok küçük yaşta musikiye intisap etmişsin, aferin sana..”

Gazi Paşa bu sözlerinden sonra yanağımı okşadı. Bizi dinleyen Musiki Heyet başkanımız Haşim Bey, “Paşa hazretleri, bu genç teğmenin rahmetli dayısı musiki üstatlarından Ayan Meclisi zabıt katibi Etem Bey idi, genç yaşta vefat etti” dedi.

Gazi Paşa bunun üzerine, ”Bu kabiliyet soydan geliyormuş” dediler. Bu iltifatlarını ömür boyu unutamam. Bu vesile ile Gazi Paşa ile konuşmak, bir masada bulunmak ve ona konser vermek şerefine mazhar oldum.”

İsmet İnönü paşa geliyor

.. 1 Mayıs günü dünyaya gelen oğlum Ümran’ın sevinci ve neşesi içinde günlerimiz geçiyordu.. Tabur arkadaşlarımız ve eşleri ile topluca geziler tertipliyor, cumhuriyet ışığında neşeli ve hür yaşantımız sürüyordu. Kazpınarı’ndaki garnizon civarında bahçelere samimi olduğumuz aileler ile gidiyor, eğleniyor idik. Bu arada Orduevi’nde bize tahsis edilen odada, yani Musiki Yurdu ismini verdiğimiz mekandaki çalışmalarımız da aralıksız devam ediyordu.

Bir gün Başvekil İsmet Paşa’nın Balıkesir’e geleceği haberi bize ulaştı. Birkaç gün sonra İsmet Paşa teşrif etti ve Orduevi’nde bir ziyafet verildi. Biz de kendisine bir musiki ziyafeti çekmeyi ihmal etmedik.

Ara verdiğimizde Kolordu Komutanımız Ali Hikmet Paşa, bana “Raşit, haydi İsmet Paşamıza bir zurna çal bakalım” dedi. Orduevinde kendi aramızda eğlenir iken katip Necmi, Mahmut ve ben monologlar söyler topluluğumuzu neşelendirir idik, ben de ağzımla zurna taklidi yapardım.

Ali Hikmet Paşanın arzusu üzerine ağızla Erzurum Barı içinde “Delloca” ismindeki oyun havasını çalmaya başladım. İsmet paşa çok neşelendi ve katıla katıla gülmeye başladı. Gülerek yanıma geldi ve “Aç bakalım ağzını” diye emretti. Ağzımın içine merak ve hayretle baktı. “Vallahı zurnayı ağzının içinde saklamışsın sandım..” diyerek yerlerine teşrif ettiler. Bizi izleyen herkes gülüyordu.

Ertesi günü İsmet Paşayı, Ayvalık’a davet etmişler. Sabahleyin İsmet Paşa, Ali Hikmet Paşa ile biz Saz Heyeti otomobillerle Ayvalık’a hareket ettik. O gece motorlu bir “Mahitap Alemi” tertiplenmiş.

Bizler İsmet Paşanın motoruna bindik. Motorda faslımızı çalıyor, halk sahile ellerindeki lüks lambaları ile çıkmışlar, “Yaşa Paşa” avazeleri ile sevinçlerini anlatmak için çırpınıyorlardı.

Ayvalık’ın kapalı denizi olması, etrafının çam ormanları ile kaplı olması, Cunda adası ve fevkalade manzaralı mahaller ile dolu olması sebebiyle okunan gazellerimiz birkaç kez akisler yapıyordu. Deniz pırıl pırıl, yakamozların parıltıları doyulmaz bir manzara arz ediyordu. Bu neşeli motor alemi gece geç vakitlere kadar devam etti..”

Bursa’da Atatürk beni dansa davet ediyor

.. Hatırımda kaldığına göre 1928 Temmuz tarihinde Gazi Paşa, Bursa’ya teşrif ettiler. Ertesi günü Bursa Belediye Sarayı’nda şerefine bir balo verildi. O tarihte Bursa Valisi, Fatin Bey isminde bir zat idi.

Gazi Paşa’nın Bursa’ya teşrifleri dolayısı ile Ali Hikmet Paşanın komutasındaki 2.Kolordu Saz Heyeti ile İstanbul Daruttalimi Musiki Cemiyeti de 30 kişilik bir heyetle Bursa’ya geldiler. Bizim saz heyetinin mensuplarına ayrı ayrı yazılmış balo davetiyesi gönderildi.

Balo gündüz vakti öğleden sonrası için tertiplenmişti. Akşam Bursa Halkevi binasında İstanbul’dan gelen ve İsmail Hakkı Bey idaresindeki saz heyeti konserini verecekti.

Tam saatinde bizim saz heyeti pırıl pırıl giysilerimiz üstümüzde Belediye Sarayı’na gittik. Muhteşem döşenmiş büyük bir salon ve bir orkestra vardı. Gazi Paşa maiyeti ile beraber baloya alkışlar içinde girdi. Vali Fatin Bey, kısa bir hoş geldiniz söylevinden sonra balo açıldı. Salon en ağır tuvaletlerini giymiş hanımlar ve şık eşleri ile dikkatleri üzerlerine çekiyordu. Gazi Paşa da, birkaç hanımefendi ile dans ettiler.. Balo çok neşeli bir şekilde devam etti gitti.

Ben ve saz arkadaşım Mahmut (Karındaş) ile salonun kapısından içeriyi seyrediyorduk. Benim ve Mahmut’un eşi küçük çocuklu olduğu için, ikimiz de yalnız idik.

O kalabalıkta Gazi Paşa’nın eli ile beni çağırdığını gördüm. Şaşkın bir şekilde yanına koştum. Acaba kapı girişinde dikildiğimizden dolayı bir kusur mu işlemiştik?.. Bana sordu:

  • Sen neden dans etmiyorsun?

  • Efendim, hiç tanıdığım yok!

  • Eşin yok mu?

  • Efendim çok küçük bir yavrumuz var. Yavrumuzu kimseye emanet edemedik. Eşimi getiremedim.

  • Peki öyle ise, sana bir eş bulayım!

Gazi Paşa bunu söyledikten sonra yakında bulunan bir hanımefendiye dönerek, “Bu delikanlıya refakat etmenizi rica edeceğim” dediler. O hanımefendi “Emredersiniz sayın Paşam” deyip yerinden kalktı ve ismini söyledi. Ben de “İstihkam Mülazımı İsmail Raşit” diyerek kendimi takdim ettim. Hanımefendi, bir Albayın eşi imiş. El sıkıştık.

Caz başlayınca bu hanımefendi ile dansa kalktık. Fakat ben dans bilmiyordum. “Hanımefendi ben dans bilmem, bir hata yaparsam af buyurun” dedim. Gülüştük. “Merak etme bu kalabalıkta bilen, bilmeyen belli olmaz” dedi. Sonra Gazi Paşa’yı nereden tanıdığımı sordu. Cevap verdim: “Ben ikinci kolordunun saz heyetindenim. Kendilerine birkaç hususi konser vermiştik. Çok beğendiği bu musiki heyetinin içinde en genç müzisyen olduğum için beni iyi tanır ve takdir eder!.”

Böylece bir falso vermeden dansı bitirdik, çünkü ara verilmişti. Gazi Paşa’nın huzuruna gidip teşekkür ettik. Gazi Paşa, selamımıza karşılık başını hafifçe öne eğerek, bana muhabbetle bakmıştı, sonra hanımefendiye hususi olarak teşekkür etti. Aman yarabbi ne kibar, ne ince ruhlu bir adamdı.

Ama kızınca bambaşka biriydi, ona da sonra şahit olacaktık. Böylece Gazi Paşa’nın beni dansa davet edişini hayatım boyunca unutamadım. Eve gelince bu olayı hanımıma anlattım. Müthiş üzüldü. Paşanın karşısında eşimle dans edebilme fırsatını bir daha yakalayamam, dedi.

Bir ilave yapmalıyım. Gazi Paşa’nın siyahi bir barmeni vardı, Paşanın sevdiği sigaralardan paket paket yanında taşırdı. Zenci barmen, Paşanın bana muhabbetini görünce, bir ara yanıma gelip o hususi sigaralardan birkaç paketi cebime tıkıştırdı. O sigaraları, Paşa mı göndermişti bilemiyorum.. ”

Bursa Halkevi konseri ve müessif bir hadise

.. Balonun nihayet bulmasından sonra Bursa Halkevi binasında akşam 8’de İsmail Hakkı Bey’in idaresinde bir batı müziği konseri verilecekti. Bizim saz heyetimiz de konsere davetli idi.

Gazi Paşa, tam vaktinde Halkevine teşrif ettiler. Binanın üst katında bulunan büyük balkon, Gazi Paşa ve maiyeti ile kolordu kumandanları Ali Hikmet ve Şükrü Naili Paşalar ile Tümen Kumandanı Cahit Paşa ve mebuslara ayrılmıştı. Bu heyetin arka sırası da bizlere tahsis edilmişti. Konserden önce yerlerimiz aldık.

Konsere başlamak üzere sahnenin açılması ile 30 kişilik İstanbul Batı Müziği Heyeti Başkanı İsmail Hakkı Bey bir hürmet selamı verdi ve konser başladı. İntihap edilen fasıl 45 dakika kadar sürdü, ikinci fasıla başlamadan 15 dakikalık bir fasıla verildi. Konser fevkalade geçmişti.

Gazi Paşa’nın ilk faslı dinledikten sonra kendi sevdiği şarkıların veya bestelerin isimlerini yasıp saz heyetine veya orkestraya vermek adeti vardı. Bu konserde de Gazi Paşa bir pusulaya yazdığı isteklerini benim vasıtamla Heyet Başkanı İsmail Hakkı Bey’e gönderdi. Az sonra sahne açıldı. 30 kişilik heyetten sahnede 10 kişi kaldığı hayrete görüldü.

Gazi Paşa hemen yaverin yanına çağırdı ve fevkalade bir asabi ses ile “Bu heyetin başkanını yanıma getir..” dediğini duyduk. Heyette kalanlar, Gazi Paşa’nın isteklerini değil, kendi programlarını çalmaya başlamışlardı, derhal susturuldular.

Her tarafta bir sükunet ve korku havası esmeye başladı. Yaver ile İsmail Hakkı Bey huzura geldiler. Gazi Paşa, herkesin duyabileceği kadar yüksek sert bir şekilde konuştu:

  • Biraz evvel çalanların bir hayli kalabalık olduğu halde, şimdi neden birkaç kişi kaldı?

  • Paşa Hazretleri, arzu buyurduğunuz parçaları bilmeyenler ayrıldı, bilenler sahneye çıktılar.

  • Bilmeyenler yerlerinde kalır, bilenler çalar idi. Bundan maksadın nedir?

Gazi Paşa, hemen yaverine dönerek “Şimdi bunları derhal buradan uzaklaştırın” emrini verdi ve İsmail Hakkı Beye de “Defol, senin gizli bir maksadın var, şimdi Bursa’yı terk edin..” emrini veri. Bütün erkanı ile Halkevi binasını terk ettiler.

Hadisenin ertesi günü bizim heyet Dikenci Çiftliği’nde Türk Sanat Musikisi konseri verecek idi. Yaşananlar hepimizi üzmüştü. Gündüz arkadaşlarla Bursa’nın Setbaşı denilen mahallinde çay içmeye gittiğimizde, akşamki hadiseye maruz olan İstanbul orkestrası mensubu birkaç müzisyene tesadüf ettik. Konuşmaları hep akşamki hadise idi, biz de bu arkadaşlarla aynı olayın sebebini sorduk.

Bize İsmail Hakkı Bey’in manasız ve saygısızca hareketlerinin sebep olduğunu açıkça söylediler. İsmail Hakkı Bey, Gazi Paşa’nın pusulasını aldığında, orkestrayı toplayıp “Ben piyasa çalgıcısı değilim, benim bir programım var. Bu isteği kabul etmiyorum, istekleri çalmayacaksınız” dediğinde heyetinden 20 müzisyenin itiraz ettiklerini ve şeflerine hücumda bulunduklarını, bunun üzerine İsmail Hakkı Bey’in orkestradan 20 kişiyi azlettiğini, öylece sahneye 10 kişi çıkardığını ısrarla söylediler.

Acaba Gazi Paşa, ara verildiği zaman oluşan bu olayı duymuş muydu?.. Bilemiyoruz. Çok kızmasından dolayı, ara verildiği zamanki bu çatışmayı duymuş olduğunu sanıyorum.

Ancak bu hadise Bursa’da büyük üzüntü yarattı”.

Dikenci çiftliğinde konser

.. İstanbul Musiki Topluluğu’nun yarattığı hadisenin ertesi günü bizim saz heyetimizin konseri vardı. Çiftlik binası çok güzel bir yapı idi. Gazi Paşa, diğer paşalar ve maiyet erkanı çiftliğe teşrif ettiler. Misafirler yerlerini aldıktan sonra bizler de salona davet edildik.

Salonun ortasında çok uzun bir masa vardı, masanın bir ucuna Gazi Paşa, sağına Ali Hikmet Paşa, sol tarafına Şükrü Naili Paşa, masa boyunca ise Miralay Cemil Cahit Bey, Seyrisefain Umum Müdürü Sadullah Bey, diğer mebuslar, Gazi Paşa’nın manevi evlatları olan iki kız ve yakınları, Jandarma Yarbayı ile diğer davetliler yer almışlardı. Sofra pek muhteşem idi.

Bizim saz heyeti, masada Gazi Paşa’nın tam karşısına yerleştik. Biz, konserimiz için Sultaniyegah ve Kürdilihicaz faslını hazırlamıştık. Ali Hikmet Paşanın işareti ile birinci faslımıza başladık. Ara verilmişti.. Ben o zaman kadar ağzıma içki koymamıştım. Saz heyetimiz içinde meşhur Hafız Sami’nin yeğeni Hafız Cevdet ve Hafız Neyzen Süleyman Erguner vardı, onlar da içki içmezlerdi.

Saatler neşe içinde geçip gitti.. Gazi Paşa da çok neşeli idi. Ben kadehime su koyuyor, nefis mezelerden atıştırıyordum. Fasıl yeniden devam ederken birisi Gazi paşa’ya hafız Cevdet’in su içtiğini söylemiş. Yine ara verildiğinde Gazi Paşa, tam Kemani Haşim Bey taksim yapacak iken, aniden Gazi Paşa, direkt Hafız Cevdet’e hitaben:

  • Cevdet, dayının sıhhati nasıl? Dedi.

Kolordumuzda bir asker olan Hafız Cevdet dayısının hasta olduğunu, ama bazen gezdiğini, bazen buhran geldiğini söyledi. Bunun üzerine Gazi Paşa, şöyle dedi:

  • Dayını çok severim. Haydi kadehini al yanıma gel, Onun şerefine ve sıhhatine seninle bir kadeh içelim..

Bu beklenmedik davete Cevdet şaşırdı. Rakı içmiyordu. Bir şey de söyleyemedi ve boş bir kadehle Gazi Paşa’nın yanına gitti. Paşa, bizim Cevdet’in kadehine bir miktar rakı koydu, “Haydi bakalım, dayın sıhhatine” deyip kadehi beraber içtiler. Hafız Cevdet kıpkırmızı bir halde aramıza geldi. Bizler de şaşkındık ama bazılarımız gülüyordu.

Kolordumuzda bir nefer olan Hafız Cevdet, terhis olduğunda İstanbul Şişli Camisi Baş İmamı olarak uzun seneler hizmet etti.”

Gazi Paşa, şarkısını notaya aldırıyor

.. Fasıl bittiğinde Gazi Paşa, bize arzu ettikleri şarkıların isim listesini gönderdi. Bu listede o zaman yeni parlayan Hüzzam bir şarkı olan Bimen Şen’in “Ruhumda bu şeb hicr-i visalin yanıyorken” şarkısının ismi vardı. Atatürk’ün çok sevdiği ve zaman zaman huzuruna çağırıp bu şarkıyı icra ettirdiği bestekar ve hanende Kaspar Dergazaryan isimli Ermeni bir rahibin dördüncü oğlu olan Bimen Şen’in bu şarkısını Gazi Paşa çok seviyormuş..

Bu şarkıyı biz bilmiyorduk. Haşim Bey, ayağa kalkıp “Paşa Hazretleri, arzu buyurduğunuz şarkılar arasındaki “Ruhumda bu şeb” şarkısını bilmiyoruz. Affınızı istirham ederiz” dedi. Gazi Paşa, bu özüre karşılık “Peki.. Yalnız ben şarkıyı söylesem notasını hemen yazabilir misiniz?” dedi. Haşim Bey, “Lütfederseniz, memnunlukla tespit ederiz” dedi. Gazi Paşa “O halde al kağıdını yanıma gel” dediler.

Haşim Bey, bir nota kağıdı ile kalem alıp Gazi’nin yanına gitti. Ama Gazi Paşa “Bu iş burada güç olacak” deyip, çiftliğin yan odalarından birine beraberce gittiler. Gazi, şarkıyı tok bir sesle ama ağır ağır söylemeye başladı:

Rûhumda bu şeb hicr-i visâlin yanıyorken
Mecnun gibi Leylâ diyerek hep seni andım
Zerrin saçının üstüne gönlüm kanıyorken
Yaprakları solmuş kuru bir gül gibi yandım..

Biz dışarıdan işitiyorduk. Şarkıyı en usta bir müzisyen gibi gayet hatasız okudu. Haşim Bey hemen notasını tespite muvaffak oldu.

Listedeki tüm şarkıları çalıp bitirdikten sonra Gazi Paşa’nın “Ruhumda bu şeb” şarkısının icrasını da gelecek konsere bıraktık.

Liste tamamlandıktan sonra Gazi Paşa, muazzam mutlu idi.. Bir önceki günkü olayın müsebbibi İstanbul orkestrasının hamisi Şükrü Naili Paşaya dönerek, “Paşa..Paşa.. Bugün burada bir Anadolu Paşası ile Bizans Paşasının farkını gördün mü?.. Bizans paşasının getirdiği sersemlerle şu Anadolu Paşasının heyetine bir bak.. “ dedi. Bu sözler, Şükrü Naili Paşayı çok üzdü, sıkıntısı yüzünden belli oluyordu.

Gazi Paşa, Seyrisefain Umum Müdürü Sadullah Bey’e dönerek, “Sadullah, Gülcemal gemimiz ile Amerika’ya bir seyyar sergimiz gidecekti galiba?..” diye sordu. Sadullah Bey, evet diyerek, hazırlıkların devam ettiğini belirtti. Gazi Paşa, tok bir sesle “Bu gemide İkinci Kolordu Saz Heyetimiz de yer alacaktır ve orada alaturka konserler icra edecektir, şimdiden not et bakalım” diyerek kesin emir verdi..

Biz sevinçten uçuyorduk.. Ali Hikmet Paşa komutanımızın da çok memnun olduğu belli oluyordu. Daha sonra ne yazık ki, Alaturka Saz Heyetimizin oraya gönderilmesinin, Amerika’daki bize düşman Ermenilerin menfi propagandasına maruz kalıp büyük hadiselerin çıkması ihtimaline karşı sarfınazar edildiğini öğrendik.

Konserin hitamından sonra ertesi günü sabah “Ruhumda bu şeb Hicri visalin yanıyorken” şarkısının notasını hepimiz yazdık ve derhal çalışarak mükemmel çalmaya muvaffak olduk.”

Yıldız Kasrı’ndaki konser

.. Dikenci Çiftliği’nden sonra Gazi Paşa’nın isteği üzerine Yıldız Kasrı’nda ertesi günü ikinci kez bir konser daha verileceği Ali Hikmet Paşanın yaveri Yüzbaşı Rasim Bey tarafından bildirildi. O gün Gazi’nin dün gece bize notasını bizzat kendileri okuduğu ve yazdırdığı hüzzam şarkıyı birkaç kez çalarak pekiştirdik. Çok sevinçliydik.

Akşam etraf karardıktan sonra bizi Yıldız Kasrı’na götürecek Gazi’nin maiyetine ait dört lüks otomobil Merkez Komutanlığı önüne geldi. Hemen otomobillere binip yola çıktık. Halk, Gazi geçiyor sanarak yollara çıkmıştı, bizim otomobiller süratle geçerken alkış ve yaşa sadaları etrafı çınlatıyordu. Halbuki giden bizler idik.

Yıldız Kasrı’na vardık ve içeri girdik. Yaver bizi karşıladı ve hoş geldiniz diyerek bizi salona aldılar. Biz ayrılan yeri işgal ettik. Ali Hikmet Paşa yanımıza geldi, epey neşeli idi. Bize “Bu gece hangi faslı çalacaksınız?” diye sordu. Gazi’nin bize öğrettiği hüzzamı çalacağımızı söyledik. Haydi göreyim sizi dedi ve salona gitti. Gazi Paşa, “Ruhumda bu şeb” şarkısını çıkarabildiler mi?” diye sormuş. Ali Hikmet Paşa, “Hazırmış efendim” diye cevaplamış.

Yarım saatlik beklemeden sonra fasıla başlamamızı Ali Hikmet Paşa işaret ettiler.

Hüzzam faslı peşrevi ile konsere başladık. Ara taksimden sonra “Ruhumda bu şeb” şarkısını çaldık. Gazi Paşa çok memnun oldu, “Aferin size, çok iyi hazırlanmışsınız” şeklinde iltifat ile bizleri tebrik etti. Sonra Şükrü Naili Paşaya “Gördün mü Paşam benim evlatları?” dedi. Naili Paşa, “Var olsunlar..” dedi ama üzüntüsü yüz ifadesinden belli oluyordu.”

Beklenmedik bir hadise

.. Hüzzam faslı sona ermiş, saza biraz ara vermiştik. Her toplulukta bu tür aralarda ben, Mahmut ve hanende Necmi tarafından, istenirse monologlar söyleyerek toplantıya neşe verirdik.

Ali Hikmet Paşa, “Mahmut Bey bize bir şeyler söyle” dedi. Mahmut, son Büyük Taarruzda cephesinden ilk firarı yapan Yunan birliğinin kaçışını Ordu Komutanlığına telefonla bildirilmesini canlandırmaya başladı. Telefonda görüştüğünün kim olduğunun sorulması üzerine “Ben Yakup Şevki..” cevabının verilmesi üzerine, Gazi Paşa aniden asabi bir sesle “Sus” diye ihtar yaptı. Herkeste soluklar kesildi.

Ne olduğunu anlayamadık. Gazi Paşa, bizim komutanımız Ali Hikmet Paşa’ya “Bana tarizde bulunmak için mi bunu tertiplediniz” dedi. Hepimizde İstanbul orkestrasının şefi İsmail Hakkı Bey’in akıbetine uğramak korkusu sardı. Ali Hikmet Paşa, “Katiyen böyle bir şeye cesaret etmeye imkan var mı?.. Bizim Mahmut’un kendi uydurduğu bir harp hatırasını canlandırmak için tertip ettiği bir monologdan başka bir şey değildir. Affınızı istirham ederim” dedi.

Asabi hava yumuşadı. Sonra Gazi Paşa, neden kızdığını anlattı.”

Yakup Şevki Paşanın suçu

.. Büyük Taarruzdan önce Bolvadin’de toplanan Harp Meclisi’nde taarruzun icra tarzı ve zamanı hakkında ordu komutalarının fikirleri alırken, Yakup Şevki Paşa ortaya atılır ve “Bu taarruza Türk ordusu halen hazır değildir. Bakari hayvan hastalığı salgın şeklinde devam ediyor. Eldeki nakil vasıtaları ile yani kağnılarla değil cephane ikmali hayvanların samanının temininde bile güçlük çekilecektir. Bu durumda Türk ordusunun taarruzda muvaffakiyet şansı yoktur. Bugün sizi baş tacı yapan millet, mağlubiyet karşısında sizin ipinizi çeker..” şeklinde bir konuşma yapar.

Bunun üzerine Gazi Mustafa Kemal, “Paşa.. Paşa.. Türk ordusu azami haddini bulmuştur. Bundan sonra orduya tek bir er ve tek bir silah ilavesine imkan yoktur. Şu halde ordu mevcudunun azami olduğu bir anda her ne pahasına olursa olsun taarruzu bu ordu ile yapacağım. Muvaffak olur isek memleket vatan kurtulur, muvaffak olmaz ise dağlara çekilip çete harpleri ile savaşa devam edeceğim. Bu yüzden görüşünüze uymuyorum Yakup Şevki paşa..” cevabını verir. Ve taarruz emrini verir..

İşte bu olayı, o gün Yıldız Kasrı’nda bizzat Gazi Paşa’nın ağzından dinledik ve Yakup Şevki ismi geçince neden kızdığını anlamış olduk. Bu konuşmadan sonra kadehler kaldırıldı neşe yerine geldi. Biz de ferahladık. Fasla devam ettik.”

İstanbul’a vapurla gidiyoruz

.. Yarın Gazi Paşa, Mudanya yolu ile İstanbul’a teşrif edecek idiler. Gazi Paşa, Seyrisefain Umum Müdürü Sadullah Bey’e “Bu saz heyeti de İstanbul’a gelsin. Onlara bir vasıta temin et” emrini verdiler. Sadullah Bey emri aldı. Gece geç vakit Yıldız Kasrı’ndan ayrıldık. Geçirdiğimiz heyecanlı saatler mesut bir rehavete döndü.

Ertesi gün sabahleyin telefonla bize Mudanya’da bulunan Marmara vapurunun tahsis edildiği bildirildi. Hepimiz sevinçten yerimizde duramıyorduk.

Sabah saat 11 civarında Gazi Paşa ile birlikte Bursa’dan otomobillerle Mudanya’ya hareket edildi. Mudanya’da bize tahsis edilen Marmara gemisine bindik. Gazi Paşa, Ertuğrul yatında önde bizim gemimiz arkadan İstanbul’a doğru hareket ettik. Üç saat sonra İstanbul’a vardık.

Bizi Anadolu Hisarı iskelesi yakınında bir yalıda misafir ettiler. O gece yalıda sabaha kadar çaldık ve eğlendik. Bu durum askerlik hayatımda geçirdiğim en eşsiz, heyecanlı ve neşeli bir dönem idi. Çünkü hep Gazi Paşa ile beraber olmuştuk.. İki gün yalıda misafir olduktan sonra Balıkesir’e avdet ettik. Kıtama döndüm.

Ve vatan görevine devam ettik..”

Bunları da sevebilirsiniz