Zanzibar

Hakuna matata

Zanzibar ya da daha az bilinen adıyla Unguja, Afrika kıyılarının 36 kilometre doğusunda Hint Okyanusunda yer alan Zanzibar Takımadalarının en büyük adası ve Tanzanya’nın yarı özerk bir bölgesidir. Başkent Zanzibar şehrinin tarihi merkezi Stone Town, Queen’in efsanevi solisti Freddie Mercury’nin doğduğu yer olarak bilinir ve 2000 yılında Unesco Dünya Mirası listesine alınmıştır.

Tarihine baktığımızda, İranlı göçmenler tarafından kurulmuş olan Zanzibar’ın ismi, Farsça “Zencilerin sahili” anlamına gelen Zangi bar adlı kelimeden türetilmiş. 1500’lü yıllarda Portekiz’in, 1698’de Umman sultanlığının yönetimine geçmiş. 1840’da Umman sultanı, başkenti Stone Town’a taşımış. Karanfil plantasyonları ve köle ticareti ile stratejik ticaret merkezi haline gelmiş. 1890-1963 yılları arasında İngiliz yönetiminde kalmış. 1963 yılının sonunda bağımsızlığını kazanmış, 1964’de özerk bölge olarak Tanzanya’ya bağlanmış.

Zanzibar, Doğu Afrika’nın karasal dünyasının Batı Hint Okyanusu’nun deniz dünyası ile etkileşime girdiği Svahili sahil hattının ortasında yer alır. Bu etkileşim, Svahili insanlarının yaşamlarının tüm yönlerine nüfuz eden kozmopolit kültüre yol açmıştır. Yüzyıllar boyunca İranlı, Arap, Hintli, Avrupalı kaşifler, tüccarlar Zanzibar’ı ziyaret etmiş, yerleşmiş ve etkilerini bırakmış. Çok kültürlü tarihinin izleri, dünyanın en iyileri arasında sayılan sahilleriyle birlikte, adayı oldukça çekici kılıyor.

Gelir kaynaklarının başında turizm ile baharat ve özellikle de karanfil üretimi geliyor. Dünyada en fazla karanfil üreten yer Zanzibar. Turizm açısından haziran-temmuz-ağustos ayları yüksek sezon, mart- nisan-mayıs ayları yoğun yağışlı dönemdir.

Adada halkın %90’ını Müslümanlar oluşturur. Yerli kadınların ve küçük kız çocuklarının başları örtülü, çok renkli ve desenli uzun elbiseler giyiyorlar. Resmi dil Svahili dili, okullarda İngilizce ve Arapça da öğretiliyor. Svahili dilinde merhaba anlamına gelen “Jambo” ile problem yok anlamına gelen “Hakuna matata” burada en sık duyacağınız kelimeler.

Para birimi Tanzanya şilini ve 1 Amerikan doları= 2200 Tanzanya şilini ediyor. Ancak çoğu yerde dolar kullanılabiliyor.

Adada ulaşım aracı olarak taksi ve dala dala adı verilen kamyonet şeklindeki dolmuşlar yaygın olarak kullanılıyor.

İstanbul’dan Zanzibar’a Türk Hava Yollarının direkt uçuşu var. Ya da İstanbul’dan yaklaşık 7 saat süren uçak yolculuğu ile Tanzanya’nın Darüsselam şehrine ve oradan feribotla 2 saatte Stone Town’a gelmek de mümkün.

Konaklama için Stone Town, ön planda deniz tatili düşünülüyorsa Kendwa, Nungwi sahilleri tercih edilebilir.

Şimdi Zanzibar’ı, batı sahilinde yer alan başkentinin tarihi merkezi Stone Town’dan başlayarak dolaşalım:

Darajani market, adanın en büyük pazarıdır. Darajani, Arapça köprü demek; 1904’de açılan pazar, eskiden burada yer alan köprüden adını almış. Burası, şehrin eski ve yeni bölümünün sınırı olarak kabul ediliyor. Et, balık, sebze, meyve, baharat satılan bölümleri bulunan bu pazar, halkın günlük yaşamını ve kültürünü yansıtıyor. Pazar yerinin karşı tarafında, adanın kuzeyine giden dala dala terminali yer alıyor.

Darajani marketin yakınında, 19. yüzyılda Doğu Afrika’nın en büyük ve işlek köle pazarlarından biri olan Eski Köle Pazarı ve şimdi müze olan, köleleri tuttukları bina yer alıyor. “1800-1909 Doğu Afrika köle ticareti sergisi” nin ziyaret edildiği müzeye giriş ücreti 11.500 şilin. Müzenin giriş katında, kölelerin yaşadığı ve getirildiği yerler, getiriliş yolları, köle pazarları, kölelerin kullanıldıkları alanlar, fildişi ve karanfil ticareti, tüccarlar, bazı yaşam öyküleri, özgürlük sürecini ve sonrasını anlatan kölelik tarihi ve günümüz köleliği ile ilgili bilgilendirme panoları sıralanmış. Zanzibar o zamanlar, Avrupalılar, Hintliler, Araplar ve ana karadaki etnik liderler tarafından yürütülen köle ticaretinin merkeziymiş. 19. yüzyıl ortalarında Zanzibar sokakları kölelerle öyle doluymuş ki adalarda yaşayan ve buradan geçen on binlerce köle, nüfusun 2/3’sinden fazlasını oluştururmuş. Köle işçiliğine dayanan fildişi ve karanfil ticaretiyle Zanzibar’da kölelik 1909’a dek devam etmiş.

Müzenin, daracık bir merdivenden inilen bodrumunda, esirlerin satılmadan önce tutuldukları iki yeraltı odası bulunuyor. Basık, daracık, karanlık, mezar gibi iki odanın birinde 50 kişi halinde erkekler, diğerinde 75 kadın ve çocuklar bir arada, çok kötü şartlarda yaşamış. Tuvaletlerini de yaşadıkları ve yattıkları odanın içinde yapmak durumunda kaldıklarından, çoğu havasızlıktan ve açlıktan ölmüş.

Müze binasının dışında, Mkunazini’de esirlerin satıldığı Zanzibar’ın en büyük köle pazarı alanında, yapımı 1880’de tamamlanan Zanzibar eklektik tarzındaki Anglikan Katedrali ve katedralin yan tarafında yerde dikdörtgen şeklinde kazılmış bir alanda, kölelik dönemindeki orijinal zincirlerin kullanıldığı, 1998 tarihli Köle Anıtı yer alıyor.

Stone Town’ın dar sokaklarında yürümeye devam ettiğinizde, yerel mercan kayaları ve kireçtaşından yapılmış, Afrika, Arap, Hint ve kolonial mimari etkilerini içeren 1000’den fazla bina ve 200’ün üzerinde oyma kapı görmeniz mümkün. Stone Town adı bu taş yapılardan geliyor. Dar, gölge sokaklar, dev ahşap kapılar üzerinde kullanılan çelik, metal detaylı çiviler, Hint, Arap, Afrika kültürü karışımını yansıtıyor. Yerel ahşap kullanılarak yapılan, küçük kare Svahili kapı oyması geleneği oldukça eskidir. Karanfil plantasyonlarının kurulmasıyla 19. yüzyılda ekonomik yükseliş, zengin toprak sahiplerinin evlerinde Umman tarzı daha büyük ve detaylı kare kapılara ve Svahili kapılarında detaylı çalışmaya yol açmış. Uluslararası ticarette genişlemeyle Hintli tüccarlar, sade, mütevazı kapılı, çarşı sokağına bakan dükkan önü evler yapmış. 1880’lerde eski gelenekler bir araya gelerek, Hint oymasından etkilenen üst tarafı yarım daire şeklindeki yeni bir kapı geleneğini oluşturmuş.

Stone Town’un sokaklarında yürümek, eski dönemlerde geçen film karelerinin içinde olmak gibi bir his veriyor. Çoğu 150 yıldan eski evler, hediyelik eşya dükkanları ve kafe-restoranların sıralandığı dar sokakların çıktığı Jaws corner adlı küçük bir meydan, Stone Town’ın ana sosyal odak noktalarından biri, şehrin çok renkli nüfusunun bir araya geldiği yerdir. Taş döşenerek, çevresine taş banklar konarak ve ortasına palmiye ağacı dikilerek korunup geliştirilen bu meydan, köpekbalığı korku filmlerinden sonra Jaws corner olarak isimlendirilmiş. Akşamları, insanlar burada sohbet etmek, kahve içmek veya domino oynamak için toplanır.

Sahile doğru yürümeye devam edince, kalın surlarla çevrili, Araplardan kalan eski Kaleye geliniyor. Kalenin avlusunda küçük bir amfitiyatro bölümü var ve çepeçevre hediyelik eşya dükkanları sıralanıyor. Yapılan kazılar, eski kalenin 11. yüzyıldan önemli bir Svahili kasabası alanı olduğunu ve Şiraz kraliçesi Fatima’nın (1650-1715) sarayının parçası olduğunu ortaya çıkarmış. Orijinal küçük kale, Umman Arapları tarafından 1710’da yapılmış. Portekizlilerden kalan şapelinin duvarı, kalenin yapımında kullanılmış. 19.yüzyılda bina genişletilmiş, hapishane ve Sultan Baluchi’nin korumalarının kışlası olarak kullanılmış, Forodhani’de denize bakan tarafta demir toplar sıralanmış. 20. Yüzyıl başlarında eski kale, Zanzibar-Bububu demiryolu terminali olarak kullanılmış. 1946’da tren yolu kaldırıldıktan sonra kadınlar kulübü merkezi olarak tasarlanmış. 1990’larda amfitiyatro eklenmiş. Günümüzde kültür merkezi haline getirilen eski kale, her yıl temmuz ayında yapılan Zanzibar uluslararası film festivalinin merkezidir.

Kalenin batı tarafındaki Kenyatta Caddesi üzerinde, günümüzde Tembo otelin binası olan Freddie Mercury’nin evi bulunuyor. Otelin kapısının iki tarafında, 80’lerin efsane İngiliz rock grubu Queen’in solisti Freddie Mercury’nin fotoğrafları ve hayatıyla ilgili bilgileri içeren camlı panolar yer alıyor. Tembo House Hotel’in parçası olan 4 katlı apartman binasında rock yıldızı ve Queen’in solisti Freddie Mercury ve kız kardeşi, çocukluk döneminde ailesi Bomi ve Jer Bulsara (İranlı) ile birlikte yaşamış. Freddie Mercury, tüm dünyada ünlü bir rock yıldızı olduktan sonra Zanzibar’daki eski arkadaşlarını ve akrabalarını ziyaret etmeyi sürdürmüş ve ziyaretleri esnasında bu evde kalmış.

Freddie Mercury’nin evinden doğruca sahile yürüdüğünüzde, köşedeki Livingstone Beach adlı restoran özellikle öğle saatlerinde esintili gölgeliği ile iyi bir tercih oluşturuyor. Nefis kalamar tava ve buz gibi Kilimanjaro birası için 7 dolar civarında hesap ödeniyor. Burada otururken, restoranın etrafında dolaşan ama içeri girmeyen seyyar satıcıların ellerinde satışa sunduğu , yerel desenli renk renk pareoların tanesini 10.000 şilinden alabilirsiniz.

Sahilden, Shangani sokağından devam edilirse, eski İngiliz kulübü olan Africa House otele ulaşılıyor. Bu otelin terasından gün batımının izlenmesi ve yakınlarındaki Tippu Tip olarak bilinen eski köle tüccarının evinin görülmesi de Stone Town’da yapılması önerilenler arasında sıralanıyor.

Kalenin yan tarafında, 2002’den beri Milli Tarih ve Kültür Müzesi olarak kullanılan House of Wonders (Beit al Ajaib) yer alıyor. İnce çelik sütunlar ve balkonlarla çevrili birkaç katlı ve üzerinde saat kulesi bulunan bu binanın muazzam oymalı kapılarının Doğu Afrika’daki en büyük kapılar olduğu söyleniyor. Yeni oyma kapı geleneğinin izlendiği yapı, Umman ve Hint geleneklerini birleştiren modern Zanzibar mimari tarzının bir örneğini oluşturuyor. 1883 tarihinde sultan Barghash’ın tören sarayı olarak yapılmış olan bu bina, Zanzibar’da elektriği, suyu ve asansörü olan ilk bina olup, yüzyıldan uzun süre saray ve hükümet ofisleri olarak kullanılmış. House of Wonders’ın dışında, Portekizce yazılar bulunan 16. yüzyıl tarihli iki bronz top bulunuyor.

Kalenin ön tarafında denize paralel uzanan Forodhani bahçelerinde, akşam saatlerinde yerel sokak yemekleri standlarının sıralandığı pazar kuruluyor ve çok kalabalık oluyor. Kalenin kapısından çıkıp caddeden karşıya geçerek Forodhani parkına girip yürümeye devam edelim.

Forodhani parkı, geçmişte açık denizde demirleyen yelkenliler ve gemilerin gümrük vergilerini ödedikleri ve mallarını indirdikleri yerdir, park da adını buradan alır. Bu alan, eski kaleye kadar depolarla kaplıymış. 1920’lerde Malindi’de yeni bir liman yapılmış. Forodhani, 1935’de Kral 5. George’un gümüş yıldönümü şerefine bahçe olarak düzenlenmiş. 1954’de prenses Margaret’i almak için, bugün Floating (Yüzen) restoranın olduğu yeni bir iskele inşa edilmiş. Zamanla, yiyecek tezgahları ile akşam üzeri yerel halkın toplandığı bir eğlence alanı olmuş. 2005’ten itibaren turizmin hızla gelişmesiyle, hem yerel halk hem de turistler için, çeşitli sokak yemekleri sunulan, denize girilen, çocuklar için oyun alanı olan, popüler, modern bir park haline gelmiş. Sahilde Floating restoranın terasındaki masalardan birine oturup, teknelerle dolu körfezin kalabalık sahilinde, çoluk çocuk, elbiseleriyle denize girenlerin neşe dolu sesleri eşliğinde gün batımını izlemek de güzel bir anı oluşturuyor.

Eski Dispanser binası, Mizingani yolunda liman binalarının karşısında yer alıyor. Feribot terminalinin karşı tarafında yükselen, dört katlı, nane yeşili, kafesli dekoratif balkonlu bu bina, House of Wonders gibi Umman (Arap) ve Hint füzyonuyla oluşmuş modern Zanzibar mimari tarzının bir örneğidir. Zanzibar’lı zengin bir tüccar tarafından 1894’de yaptırılmış ve yirminci yüzyılın ilk yarısında dispanser olarak kullanılmış. 1995’de onarıldıktan sonra Stone Town Kültür Merkezi haline getirilmiş. Eski dispanserin arkasında, Umman sultanı ve Zanzibar’ın ilk sultanı olan Sayyid Said bin Sultan Al-Busaid’in kızının 1860’de yaptırdığı, günümüzde otel olan Kholle Evi yer alıyor.

Stone Town sahilinden yerel teknelerle, Prison Island (Hapishane Adası) veya Karantina Adası olarak da bilinen Changuu Adasına yarım saatte gidilebiliyor. Adaya giriş ücreti kişi başı 10.000 şilin (5 USD). Changuu Adası küçük bir ada, yarım saatte her yerini dolaşmanız mümkün. 19. yüzyıl sonlarında sultan bu adada hapishane yaptırmış ancak hapishane olarak hiç kullanılmamış. Çünkü Mısır’da kolera, Bombay’da veba salgınıyla, Doğu Afrika’nın ana limanı olan Zanzibar’a gelen gemiler ve yolcularla salgının yayılmaması için bu ada karantina merkezi olarak, binalar da karantina hastanesi olarak kullanılmış.

Tekneden inip biraz yürüyünce, 1919’da Seyşeller hükümetinden hediye olarak gönderilen dev ve yaşlı kaplumbağaların yaşadığı park karşımıza çıkıyor. Bilimsel adı Geochelone gigantia olan ve büyüklükte Galapagos kaplumbağalarından sonra ikinci sırada gelen bu dev Aldabra kaplumbağaların üzerlerinde yaşları yazıyor, en yaşlısı 194 yaşında. Seyşeller’deki Aldabra atolüne endemik olan bu kaplumbağaların nesli tükenmektedir.

Kaplumbağaların yaşadığı parktan çıktıktan sonra karantina binasına doğru yürürken sağ tarafta, metal çivili, dikdörtgen şeklinde geleneksel Zanzibar kapısı bulunan bahçeli iki katlı bir bina olan yöneticinin evi görülüyor. Yürümeye devam edince eski hapishane binasına geliniyor. Binanın ortasında bir avlu ve etrafında sıralanan odalar bulunuyor. Restore edilmiş olan odalardan bazıları günümüzde kafeterya olarak kullanılıyor.

Nakupenda Adası’na, Stone Town’dan tekneyle 20 dakikada veya Changuu Adasından 40 dakikada geçilebilir. Burası Stone Town kıyısının karşı tarafında, sandbank denilen, deniz içinde sığlık oluşturan bir kum yığını. Gel-gitle ortaya çıkan, öğleden sonra sular yükselince ortadan kaybolan bembeyaz kum adacıklarından biri. Adacığın kıyısında turkuaz renkli pırıl pırıl sulara yanaşmış çok sayıda tekne bulunuyor. Tekne personeli, adacıktaki boş bir alanda dört tane direği kumlara çakıp üzerine branda geçiriyor, yere de bir hasır seriyor. Kurdukları bu basit çadır, gölgelik ve dinlenmelik bir alan sağlıyor. Öğle yemeği burada, yerde yeniyor. Kumsala yayılmış barbekülerde, kaynayan kaplarda çeşitli deniz ürünleri pişiriliyor. Kocaman bir tepside ıstakozlar, kalamar, ahtapot, kocaman karideslerden oluşan deniz ürünleri, patates kızartması ve mango, ananas, karpuz, Hindistan cevizi gibi yerel meyve tabağıyla şahane bir ziyafet çekiliyor. Kumsalda yürüyüp kırmızı-bordo renkli mercanların, denizyıldızının fotoğrafını çekebilir, denizin ılık turkuaz sularında yüzebilirsiniz. Suların yavaş yavaş yükselerek adacığı örtmeye başlamasını izlemek ise son derece heyecan verici.

Zanzibar Town’ın hemen çevresinde, merkeze 15 dakika mesafelerde çok sayıda baharat çiftlikleri bulunuyor. Ben, Kigichi Town’daki Kisiki baharat çiftliğini ziyaret etmiştim. 4 kişilik grup olarak toplam 20 USD ödeme yaparak, yerel rehber eşliğinde yürüyerek başta baharatlar olmak üzere yerel bitkilerle, ağaçlarla tanışmak çok keyifli ve öğreticiydi. Başka ülkelerde de benzer turlara katılmıştım, ancak buradaki baharat ve bitkiler oldukça zengin çeşitli ve hepsini bir arada görmek mümkün.

Binlerce yıl, Hint Okyanusundaki ticarette baharatlar önemli rol oynamış. 14-17.yüzyıllar arasında baharatın altın kadar değerli olduğu, imparatorlara hediye olarak sunulduğu bir dönem geçiyor. Baharat ticaretindeki büyük potansiyeli gören Umman sultanı, baharat ve karanfil plantasyonunu desteklemiş. Zanzibar’da 1818’de tanıtılan karanfil ağaçları adanın ana ticaretini oluşturmuş, Zanzibar’ın altını olarak bilinir hale gelmiş ve 1850’lerde dünya karanfil üretiminin %80’ine ulaşılmış.

Baharat turunda gördüğüm flora örneklerinden aklımda kalanları şöyle sıralayabilirim: Yıldız meyvesi, muskat, zerdeçal, vanilya, iodine ağacı, Achiote (Doğal ruj ağacı), tarçın, limonotu, manyok, Annona meyvesi, tik ağacı, ylang ylang, mango, Hint körisi, Jack meyvesi, Rambutan, karabiber, kakao, kahve, zencefil, papaya ve elbette karanfil.

Tur esnasında yerel rehbere eşlik eden yerli adam, bitki saplarından ve yapraklarından büyük ustalıkla dakikalar içinde şapka, kolye, gözlük gibi malzemeler üreterek bize hediye ediyor. İki saat süren baharat turunun sonunda, ayağına bitki liflerinden yaptığı 8 şeklinde bağcığı geçiren bir yerli, gökyüzüne uzanan ince-düz gövdeli Hindistan cevizi ağacına, Hakuna matata şarkısını söyleyerek saniyeler içinde tırmanıyor ve topladığı Hindistan cevizlerinden herkese birer adet keserek ikram ediyor. Onca yorgunluktan sonra Hindistan cevizi suyunu içmek ödül oluyor. Turun sonunda, tadarak meyve, baharat veya bitki yağlarından oluşan kokulardan satın alabilirsiniz.

Kiwengwa’dan şoförlü özel araç ile hareketle Stone Town, özel tekneyle Changuu ve Nakupenda Adası, çok çeşitli ve bol deniz ürünlü öğle yemeği, Baharat çiftliğini içeren tam günlük turun maliyeti, 4 kişilik grup için kişi başı 80 dolar idi.

Artık Stone Town’dan ayrılıp Zanzibar’ın diğer bölgelerine doğru ilerleyelim; adanın kuzey ucunda şahane plajları barındıran yerleşimlerden Nungwi, Stone Town’dan 1.5 saat mesafede, upuzun bembeyaz kumsalın pırıl pırıl ılık denizle buluştuğu bir balıkçı köyü. Denizde ve sahilde, Dhov adı verilen geleneksel ahşap yelkenliler görülüyor. Bu tekneler yüzyıllarca, Hint Okyanusunda Arabistan ve Zanzibar arasında muson rüzgarlarının yardımıyla seyrederek, gemicileri, Arap, İranlı, Hintli tüccarları, sultanları, kaşifleri Zanzibar’a taşımış. Günümüzde popüler bir turizm merkezi olan Nungwi, geleneksel olarak Dhov yapım merkeziymiş. Sahilde, ince uzun boylu kırmızı giysili Masai’lerin devasa deniz kabukları sattığı hediyelik eşya tezgahları ve Kendwa’ya göre daha seyrek gördüğüm kafe-bar ve oteller sıralanıyor. Güzel müzikleriyle ilgimi çeken Tunus barda oturup dinlenirken, Kilimanjaro, Serengeti, Safari adlı yerel biralardan Kilimanjaro birasını deniyorum, tadı gayet güzel. 50 cc şişe biranın fiyatı: 5000 şilin.

Kendwa, adanın kuzey ucunda ve batı kıyısında, Nungwi’den 15 dakika mesafede, daha turistik ve kalabalık bir plaj. Kendwa’nın geniş sahilinde çok sayıda otel, otellerin restoranları, barları, şezlongları sıralanıyor. Denize girenler, sahilde yürüyüş yapanlar, plajda futbol, voleybol oynayanlar, gün batımı tekne turu yapanlar arasında çok sayıda turist bulunuyor. Nefis bir denizin kıyısında, bembeyaz kumsal alabildiğine uzanıyor. Gün batımını izlemek için özellikle önerilen yerlerden biri olan bu sahilde dolunay zamanında eğlenceli partiler düzenleniyormuş.

Zanzibar’ın kuzeydoğu sahilinde yer alan Kiwengwa’nın plajı, adanın diğer tüm plajları gibi, alabildiğine uzanan bembeyaz kumsal. Sabah saatlerinde deniz iyice çekilmişken yerli kadınlar sığ sularda deniz ürünleri topluyorlar. Plajın ortalarında, ince uzun tahta iskelenin denize uzanan ucunda Il Pontile (Köprü)adlı güzel bir restoran bulunuyor. Restoranın teras bölümünde oturup yerel kokteyller eşliğinde geleneksel yelkenlilerin, sahilin, denizin doyumsuz manzarasını izleyebilirsiniz. Denizin ılık sularına kendinizi bırakabilirsiniz. Ya da sahilde yürüyüş yapıp, hediyelik eşya kulübelerine bakabilirsiniz.

Zanzibar’ın tek milli parkı, adanın ortalarında, başkente 1 saat mesafede yer alan Jozani-Chwaka Körfezi Milli Parkıdır. Zanzibar Adalarının binlerce yıldır anakaradan ayrılmış olması, benzersiz bitki ve hayvan koleksiyonu gelişmesine yol açmış. Buradaki yaban hayatının en azından yedi türü dünyada başka yerde bulunmuyor. 1995’de korumaya alınan 5000 hektarlık milli parkın kalbinde, 2512 hektar alana yayılan ve Doğu Afrika’da az sayıda kalan yağmur ormanlarından birisi olan Jozani ormanı yer alıyor. Milli park, Kırmızı Kolobus maymunlarının Zanzibar’a endemik nadir bir türünün (Piliocolobus kirkii) yuvasıdır. Parkta bulunan diğer fauna üyeleri arasında Zanzibar leoparı, Sykes maymunu (Beyaz boğazlı maymun), Ader duikeri, galago, Zanzibar ağaç hyrax, kelebek ve kuş türleri sayılmakla birlikte, esas göreceğiniz Zanzibar Kırmızı Kolobus maymunlarıdır. Bunlar, sırtı kızıl-kırmızı renkli, uzun kuyruklu, taç gibi görünen uzun beyaz saçlı maymunlar. Kolobus adı, başparmakları olmadığından sakat anlamına gelen kelimeden geliyor.

Saat 07:30-17.00 arası açık olan parkın giriş ücreti 12 USD (25 Şilin). Diğer turistlerle birlikte 8-10 kişilik gruplar oluşturarak yerel rehber eşliğinde parkın ilk bölümü dolaşmaya başlanıyor. Park kurallarına göre hayvanlara 5 metreden fazla yaklaşılması, göz teması, beslemek, yüksek ses çıkarmak, sigara içmek yasak.

Ormandaki ilk yürüyüş 45 dakika civarında sürüyor. Orman yürüyüşü esnasında nesli tükenmekte olan Zanzibar Kırmızı Kolobus maymunları kolaylıkla görülebiliyor. 93 tür bitki barındıran milli parkın flora üyeleri arasında, yapraklarından sepet, paspas, balıkçı şapkası yapılan Pandanus Rabaiensis, Gloriosa superba, yaprakları dokumada kullanılan Rafya palmiyesi, özsuyu zehirli olan Euphorbia nyikae, Ateş topu zambak, Ficus natalensis yer alıyor.

Parkın ilk bölümünü dolaştıktan sonra araçlarla, yürüyerek ya da park girişinde bekleyen dala dala ile ziyaretçi merkezinin 1 km güneyindeki Mangrov bölümüne gidiliyor. Parkın bu bölümünde 500 hektar alanı kaplayan Mangrov türleri yer alıyor. Yemyeşil Mangrov ormanının içinde, 300 metre uzunluğundaki tahta platformun üzerinde yürüyerek dolaşılıyor. Gel-git olayının çok belirgin hissedildiği bu ormanda sular çekildiği zaman, mangrovların kökleri dışarıda ve ağ gibi her yere yayılmış haliyle çok ilginç bir görüntü oluşturuyor.

Zanzibar’da geleneksel tekne ile Safari Blue turunu mutlaka yapmanızı öneririm. Safari Blue turunun başlangıç yeri olan Fumba Town, Zanzibar’ın güneybatısında, Stone Town’dan yarım saat, Kiwengwa’dan 1.5 saat mesafede yer alıyor. Araçla sahile kadar gelip, sabahleyin sular çekilmiş olduğu için balçık içinde bata çıka epeyce yürüyerek geleneksel ahşap yelkenliye biniliyor. Sabah saatlerinde birçok tekne aynı anda Menai Körfezine doğru açılıyor. Uzaktan görünen Kwale Adasına doğru, mavinin çeşitli tonlarında yol alınıyor.

Kwale Adasının karşısındaki sığlığın (Sandbank) yakınında tekneler demirliyor ve snorkel yapılıyor. Deniz turkuaz renkli, pırıl pırıl ve ılık. Denizin dibindeki mercan kayalıklarını ve balıkları izlemek oldukça keyifli. Tekneyle, Nakupenda’dan daha küçük bir adacık olan sığlığa geçiliyor. Sığlık oldukça kalabalık, turist çok, kıyıda çok sayıda demirleyen tekne sıralanıyor. Nakupenda Adasında olduğu gibi yer yer dört direkli çadırlarla gölgelikler oluşturulmuş. Kalabalık olmasa deniz çok güzel. Öğle saatlerinde sular yükselmeye başlayınca tekneyle Kwale Adasına gidiliyor. Adanın arka tarafında, mangrovlarla çevrili lagünün berrak turkuaz rengi, sular yükselmeye başlayınca yosunlarla dolduğu için bulanık hal alıyor, sular çekilince lagün berraklaşıyormuş. Lagünün içinde, çeşitli şekillere benzetilen kayalıklar yer alıyor. Ortada şemsiye şeklinde bir kaya dikkati çekiyor. Tekneyle adanın ön tarafındaki plajına doğru geçiliyor. Pek çok gezi teknesinin sıralandığı Kwale Adasının sahili boyunca, çok sayıda hediyelik eşya satan kulübe yan yana dizilmiş. Bir yerden yerli perküsyonlu müzik sesi geliyor. Tekneden inince kısa bir yürüyüşle, 500 yaşındaki Baobab (Mbuyu, Adasonia digitata) ağacı görmeye gidiliyor. Baobab’ın kocaman meyvesine Buyu, çekirdeğine ubuyu deniyor. Bir yerli, ağacın ön tarafında kurulmuş bir tezgahta, Baobab meyvesinin çekirdeğinin sade ve kırmızı şeker ve baharatla lezzetlendirilmiş halini tattırıyor ve satıyor. Plajın daha sakin olan bir tarafında, masaların bulunduğu gölgelik alanlardan birine oturulup, tekne personelinin deniz ürünlerinden oluşan yemeği hazırlaması bekleniyor. Yine tepeleme ıstakoz, karides, kalamar, ahtapottan oluşan kocaman yemek tepsisi masaya geliyor. Öğleden sonra plajın yükselen ılık sularında yüzülebilir, sahildeki tezgahlardan alışveriş yapılabilir. Burada satıcılar fiyatları çok yüksek söylemedikleri için pazarlıkla yorulmadan hızlıca alışveriş yapılabiliyor. Başka yerlerdeki tüm hediyelik çeşitleri burada uygun fiyatlarda satıldığından hediyelik alışverişleri sadece buradan tamamlanabilir. Kwale Adasından tekneyle ayrılırken yelken açılıyor. Turkuaz-mavi sularda kocaman dalgalar rüzgarın hızıyla aşılarak, personelin söylediği Hakuna matata şarkısı eşliğinde geleneksel tekne turu tamamlanıyor. Bu turun maliyeti, Kiwengwa’dan şoförlü araçla transfer ve dört kişi gideceğimiz özel tekne ile deniz ürünlü öğle yemeği, su ve meşrubat dahil olmak üzere için kişi başı 60 dolar idi.

Şimdi de Zanzibar’ın güneydoğusundaki sahillere uzanalım; Stone Town’a yaklaşık 1.5 saat mesafede yer alan Jambiani, kıyı şeridindeki çiftliklerde yetiştirilen deniz yosunu kültürüyle bilinir. Bu bölge, adanın kuzeybatı plajları gibi kalabalık ve hareketli değil, çok daha sakin. Deniz suyunun çekildiği sabah saatlerinde, sığ denizin içinde yosun toplayan yerli kadınları izleyerek, deniz kabuklarıyla dolu upuzun bembeyaz sahilinde yürümek oldukça keyifli. Sahilde sıralanan sakin otellerden birinin kafeteryasına oturup, dinlendirici manzaraya karşı güzel bir mola verebilirsiniz. Benim tercihim, Blue Oyster otelin kafeteryası olmuştu. Bu otelin lobisinde görüp satın aldığım yerel bal gayet lezzetliydi. Deniz suları saat 14 civarında yükseliyor ve geniş sahili hızla dolduruyor.

Paje, Jambiani’ye 6 km, Stone Town’dan 1 saati biraz geçen mesafede yer alıyor. Burası çoğunlukla rüzgarlı olduğu için uçurtma sörfü öğrenmek için uygun. Sahil boyu renk renk uçurtma sörfleri yapanlarla dolu. Sörfçülerin bazılarının yaptıkları akrobatik hareketler son derece heyecan verici. Plajda kumlara oturmuş Masai kadınları, boncuklardan halhal, bileklik, kolye gibi hediyelikler yapıyor ve satıyorlar, yanlarında çocukları oynuyor. Masai’lerin orjini Etyopya, Kenya. Zanzibar’daki nüfus oranları %35’i geçiyormuş, Paje, Kiwengwa, Nungwi’de sayıları daha fazla.

Paje’den 15 dakika mesafedeki Michamvi Pingwe sahilinde, denizin içindeki bir kayanın üzerinde yapılmış, sıra dışı lokasyonu ile dünyaca ünlü The Rock Restoran’ı mutlaka deneyimlemenizi öneririm. Birkaç hafta önceden rezervasyon yaptırmanız iyi olur. Rezervasyonları öğleyin saat 12’den itibaren ikişer saat aralarla alıyorlar. Restorana, Michamvi Pingwe sahilinden kayıkla birkaç dakikada geçiliyor. Denizin ortasındaki bu restoranın manzarası ve atmosferi çok hoş. İçerdeki kapalı salonda ve yan taraflardaki küçük balkon teraslarda sıralanmış toplam 20 civarında masası bulunuyor. Ön tarafında koltukların bulunduğu genişçe bir açık teras yer alıyor. İtalyan ağırlıklı bu restoranda daha çok deniz ürünleri ve ev yapımı makarnalar tavsiye ediliyor. Alkolsüz içecekler ve alkollü kokteyller 5-10 dolar, bira 5 dolar, bir şişe şarap 23-25 dolar, makarna ve ana yemekler 19-27 dolar arasında, yarım kilo ızgara ıstakoz tabağı 36 dolar, tatlılar 9 dolar. Akşam saatlerinde gittiyseniz, yemekten sonra deniz çekilmiş olacağından, kayıkla geldiğiniz restorandan yürüyerek sahile dönüyorsunuz.

Kiwengwa’dan Jambiani, Paje ve The Rock restoranına transferler ve tam gün bize eşlik eden şoförlü araç için 4 kişi, kişi başı 25’er dolar ödedik.

Zanzibar’da önerilen deneyimlerden biri, adanın güneyinde küçük bir balıkçı kasabası ve Zanzibar’ın eski başkenti olan Kizimkazi’de yunuslarla yüzme turudur. Ayrıca, Zanzibar’ın kuzeydoğusunda yer alan Mnemba Adası, Doğu Afrika’nın en iyi skuba dalışı ve snorkel yeri olarak değerlendirilir.

Freddie Mercury’nin doğduğu yer olan Zanzibar, Afrika, Arap, Hint ve Avrupa izlerini taşıyan dokusu, demir çivili oyma kapıları, köle ticareti izleri, Gel-git olayının belirgin izlendiği bembeyaz kumlu sahilleri, kırmızı giysili Masai erkekleri ve boncuk takılar yapan kadınları, mavinin her tonunu taşıyan ılık denizi, gün içinde suların yükselmesiyle mucizevi şekilde ortadan kaybolan sığlıkları, geleneksel yelkenli tekneleri, Kırmızı Kolobus maymunları, dev Aldabra kaplumbağaları, denizin ortasındaki The Rock restoranı, şahane deniz ürünleri ve Hakuna matata şarkısıyla, ardında güzel anılar bırakıyor.

Öneriler

*Nungwi, Kendwa plajlarının bembeyaz kumsalında yürüyün, denizin Turkuaz renkli ılık sularında yüzün, Nungwi’nin sakin ortamında veya Kendwa plajında turistlerin arasına karışarak, yerel bira veya kokteyllerinizi yudumlayarak gün batımını izleyin.

*Changuu Adasında dolaşın, dev kaplumbağalarla tanışın; Nakupenda Adasında deniz molası verin, şahane deniz ürünlerini kapsayan öğle yemeğinizi yiyin, deniz suyunun yükselerek adayı örtmeye başlamasını izleyin.

*Stone Town’ın dar sokaklarında, özgün kapılı eski taş binaların gölgesinde, Darajani marketten eski kaleye kadar dolaşın, Freddie Mercury’nin evini fotoğraflayın, sahilde Livingstone restoranda mola verin, Forodhani parkında kalabalığa karışın, gün batımını bir de Stone Town sahilinden izleyin.

*Başka ülkelerde deneyimlemiş olsanız bile Zanzibar’da baharat turu yapın, turun sonunda bir yerlinin upuzun Hindistan cevizi ağacına nasıl hızlıca tırmanıp indiğini hayretle izleyin.

*Jozani-Chwaka Körfezi Milli Parkında Zanzibar Kırmızı Kolobus maymunlarıyla tanışın, mangrov ormanının ilginç atmosferinde yürüyüş yapın.

*Safari Blue turunda geleneksel teknelerle mavinin her tonunu sunan denizde yelken açın, snorkel yapın, Kwale Adası sığlığında yüzün, sahildeki tezgahlardan hediyelik alışverişi yapın.

*Jambiani plajının sakin atmosferinde yürüyüş yapın, Paje’nin rüzgarlı sahilinde rengarenk uçurtma sörflerini izleyin, The Rock Restoranın benzersiz atmosferinde akşam yemeği yiyin ve kayıkla gittiğiniz restorandan yürüyerek dönme deneyimini yaşayın.

*Kiwengwa plajında yürüyüş yaparken boncuklardan takılar yapan yerli kadınlar ve çocuklarıyla selamlaşın, Il Pontile adlı restoranda gökyüzü ve deniz arasında sonsuzluğa doğru bakın.

Bunları da sevebilirsiniz