Gözden Kaçanlar

Fidan’a Mektup Yazıp ‘Mobbing’ Şikayeti Yapan Mit Personeli İntihar Etti

24/08/2018

MİT Ankara Bölge Başkanlığı’na bağlı telefon dinleme servisinde 25 yıl boyunca çalışan M.Y adlı personel, çalıştığı bölümdeki yanlışları söylediği için görev yerinin değiştirildiğini ve lojmandan çıkarıldığını yazmıştı.

M.Y., Fidan’a yazdığı mektubunda, ocak ayından beri talep ettiği müfettişlerin de gönderilmediğini de belirterek, “Cumhuriyetin bir kurumu böyle olamaz” demişti.

Cumhuriyet’ten Alican Uludağ’ın haberine göre, emekli olduktan sonra avukat tutan M.Y., ’emekli kartı’nı alabilmek için hukuk mücadelesi başlattı. Ancak emekli kurum kimliğini alamadı. Bu süreçte M.Y’nin mesai arkadaşları dahi kendisine sırt çevirdi. Bir anda teşkilattan da soyutlanan M.Y’nin, ailesi dışında görüşecek kimsesi kalmadı.

‘Emekli kartı’ olmadığı için devlet kurumlarında bunun imkânlarından yararlanamayan, MİT’in tatil köylerine giremeyen, polis çevirmesinde MİT’çi olduğunu dahi söyleyemeyen M.Y.’nin bu süreçte psikolojisi bozuldu. Haksızlığa uğradığını düşünen M.Y. yaşadıklarını sindiremeyince ağır depresyona girdi.

Bunun üzerine M.Y, geçen nisan ayında Ankara’da bir hastanenin psikiyatri servisine yatırıldı. Doktorlar, hafızasını boşaltması ve yaşadıklarını unutması için kendisine özel bir ilaç verdi ve M.Y., dört gün sürecek bir uykuya yatırıldı. Üçüncü günde uyanan M.Y., 25 Nisan 2018’de bir anda hastanenin 6’ncı katına çıkarak kendisini aşağı atarak yaşamına son verdi.

Olay savcılık kayıtlarına ‘intihar’ olarak geçerken, M.Y., sessiz sedasız toprağa verildi. M.Y.’nin mobbing uygulamakla suçladığı müdire, görevden alınarak düz memur yapıldı. Evli olan M.Y.’nin iki üniversite öğrencisi iki çocuğu bulunuyor.

Chp’li Tanrıkulu Hatırlattı: İstanbul’da 493 Olan Deprem Toplanma Alanı 77’ye Düştü

17/08/2018 Diken.com.tr

Olası bir deprem için gerekli tedbirlerin alınması amacıyla Meclis araştırması isteyen CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, 1999 depremi sonrası 493 olarak belirlenen deprem toplanma alanının 2016 yılında 77 olarak tespit edildiğini hatırlattı.

Tanrıkulu, tüm yerleşimlerde deprem toplanma alanlarının durumunun, ulaşım, sağlık hizmetleri, beslenme gibi yönlerden amacına uygun olup olmadığının belirlenmesi, gereken mevzuat değişikliklerinin belirlenerek, hayata geçirilmesi, belediyelerin acil durumlara gerektiği gibi müdahale edebilmesi için mevzuatta ve pratik uygulamalarda neler yapılması gerektiğinin ortaya konulması gerektiğine dikkat çekti.

1999 İstanbul depremi sonrası Afet Acil Eylem Planı’nda belirlenen 493 deprem toplanma alanının 2016 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Deprem ve Doğal Afet Komisyonu raporunda 77 olarak tespit edildiğini hatırlatan Tanrıkulu, insanların kurtarılması için belirlenen 416 alanın kişilere ve şirketlere satıldığını ifade etti.

Uzmanların Türkiye’nin afet yönetim anlayışını ağır bir biçimde eleştirdiğine dikkat çeken Tanrıkulu şöyle devam etti: “İstanbul ile 10 bin nüfuslu ilçe aynı afet yasası ve mevzuatı ile yönetilmektedir. Deprem anında ve sonrasında, İstanbul’da her şeyin tek merkezden yönetilmesinin olanaksızlığı ortada iken, AFAD’ın ilçe ve mahalle bazlı bir örgütlenmesi bulunmamaktadır. İstanbul Afet Koordinasyonu için tek numara üzerinden haberleşme sistemini kurulmamıştır.”

Yüksek bina deprem yönetmeliğinin ve yeni deprem bölgeleri haritasının çıkarılmadığını da söyleyen Tanrıkulu, AFAD yasasının gözden geçirilmesi ve dünyada kabul gören afet ve acil durum yönetim anlayışına uygun duruma getirilmesi gerektiğini aktardı.

Danıştay Üyesinden ‘Tarikat Şeyhi’ Paylaşımı: Hocamız…

16/08/2018 Diken.com.tr

Danıştay üyesi Muharrem Özkaya, Nakşibendi tarikatının kolu İskender Paşa cemaatinin 2001’de ölen şeyhi Esad Coşan’ın bir yazısını “İlim ve irfan sahibi hocamız” diyerek paylaştı.Hakimler ve Savcılar Kurulu’ndaki  (HSK) görev süresi dolunca Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından 20 Mayıs 2017’de Danıştay üyeliğine atanan Muharrem Özkaya Twitter hesabından İskender Paşa cemaatinin resmi internet sitesi ‘www.iskenderpasa.com’da Esad Coşan imzasıyla yer alan  ‘Üç vahim savaş’ başlıklı yazısını iktidarın ‘ekonomik savaş’ söylemine atfen paylaşıp şöyle dedi: “İlim ve irfan sahibi Rahmetli Prof Dr. Esad Coşan Hocamızın Haziran 1994 tarihli İslam mecmuasındaki başmakalesi geçen haftadan bu tarafa ayrı bir gözle yeniden yeniden okunuyor… Çok mühim bir savaşın içerisindeyiz. Asla ümitsiz olmayınız.”

Erdoğan’ın eski avukatı Özkaya 2014’te o dönem adı HSYK olan kurula da Erdoğan tarafından atanmıştı.

‘Ulusal Ordu’ Komutanı: Yalnız Türkiye Yardım Ediyor, Maaş Ve Silah Alıyoruz

12/08/2018

Suriye’de Özgür Suriye Ordusu olarak bilinen ‘muhalif güçlerin’ yeniden yapılanmasıyla oluşturulan ‘Suriye Ulusal Ordusu’nun başındaki Albay Haitham Afisi, kendilerine tek destek olan ülkenin Türkiye olduğunu söyledi.

Reuters’e konuşan Afisi, daha yolun başında olduklarını ve çok sayıda zorlukla karşı karşıya olduklarını ve düşmanlarının ‘Esad, PKK ve IŞİD’ olduğunu söyledi. Afisi şöyle devam etti: “Ulusal Ordu’ya tüm destek yalnızca Türkiye’den geliyor. Başka ortak devlet yok. Türkiye savaşçıların maaşlarının ödemesini yapıyor. Lojistik destek ve gerekli görülmesi durumunda silah yardımında bulunuyor.” Afisi birliklerine rastgele ateş açmamaları, üniforma giymeleri, kanun hükümlerini ve adaleti temsil etmesi için yeni kurulan askeri polisle işbirliği içinde olmaları, diğer fraksiyonlarla rekabete girmemeleri talimatı verildi.

Ulusal Ordu, ‘muhalefet güçleri’ içindeki farklı yapılara kendi hapishanelerini, mahkemelerini kurma yasağı da getirmiş.

‘Devrime hizmet edenlere yardıma hazırız’

İdlib’de muhalif birlikler ile cihatçı örgütler arasında devam eden çatışmalar için de Albay Afisi, “Devrimin amacına hizmet eden tüm örgütlere yardım elimizi uzatmaya hazırız” dedi.

BBC’nin aktardığı habere göre, Ulusal Ordu 35 bin savaşçıdan oluşuyor. Ulusal Ordu’nun daha önce birleşip ayrılan muhalif gruplardan farklı olmasının sebebinin de Fırat Kalkanı ile Zeytin Dalı Operasyonu’yla YPG’yi bölgeden uzaklaştıran ‘Türk varlığı’ olduğu belirtiliyor.

‘Esad’ın önünde en büyük engel olabilir’

Türkiye desteğiyle kurulan ordu için, “Muhalif örgütler arasındaki çekişmeleri sona erdirirse, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın kuzeybatıda yeniden güçlenmesinin önündeki en büyük engel olabilir” değerlendirmesini yapan Reuters Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın konuyla ilgili sorularını yanıtsız bıraktığını aktardı. Haberde, Türkiye’nin rolünün yalnızca müttefik gördükleri Suriyeli muhalifleri desteklemekle kalmadığı, bölgede okullar, hastaneler inşa edildiği ve PTT’ye ait beş şube açıldığı belirtildi.

Yetmiyor: Yıla Yüzde 12’lik Bütçe Artışıyla Başlayan Diyanet’e 550 Milyon Ek Ödenek

09/08/2018

Bütçesi tartışma yaratan Diyanet, bu yılın ilk altı ayının sonunda da 7.7 milyarlık bütçesinin yetmeyeceğini bildirmesi üzerine 550 milyonluk ek ödenek aldı.

Birgün’den Nurcan Gökdemir’in haberine göre, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ‘Mali Durum ve Beklentiler Raporu’ yayınlandı. Rapora göre, geçen yılı da ek ödenek alarak 7.3 milyarlık harcamayla tamamlayan Diyanet’e bu yıl için yüzde 12’lik artışla 7.7 milyarlık bütçe ödeneği ayrıldı.

Ancak altı ayın sonunda 4 milyar lira harcayan kurum, yıl sonu gerçekleşme tahminini 8.3 milyar lira olarak güncelledi.

Ocak-haziran döneminde bütçesinin yüzde 52’sini harcayan Diyanet’in harcama kalemleri arasında geçen yıla göre en yüksek artış,  özel düzenlemelerle en düşük maaşın 3 bin liraya çıktığı personel için yapılan harcamalarda gözlendi. 100 bini imam-müezzin, 20 bini kadrolu Kuran kursu öğretmeni, 20 bini geçici Kuran kursu öğreticisi, 3 bini vaiz ve bin 250’si müftü olmak üzere personel sayısı 144 bin 250’ye ulaşan Diyanet, bu dev kadroya sosyal güvenlik primleriyle birlikte 3.8 milyar TL ödedi.

Başkan Ali Erbaş da, rapora yazdığı sunuşta bütçelerinin yüzde 95’inin personel harcamalarına gittiğinin altını çizdi.

1427 adet Kuran kursu için açılış onayı

Raporda 2018 yılı Ocak-Haziran döneminde yürütülen faaliyetler de yer aldı:

“* ‘İsraf’ temalı web sitesi yayına alınmıştır.

* İslam’ın doğru öğrenilmesi ve anlaşılmasına katkı sağlamak ve İslam anlayışına aykırı hareket eden dinî oluşumlar hakkında toplumu bilgilendirmek için ulusal ve uluslararası alanda faaliyet yürüten dinî oluşumlarla ilgili raporlar hazırlandı.

* Dini argümanları kullanarak barışı tehdit eden hareketlerle DEAŞ, FETÖ/PDY vb. oluşumlar hakkında vatandaşlar ve müftülük personeline yönelik 30 ilde bilgilendirme toplantısı ve seminerler yapıldı.

* Kurumsal web sayfası, e-devlet ve EBYS üzerinden 44.315 soru cevaplandırıldı.

* Ankara Beştepe Millet Camii’nde kadınlara yönelik vaaz-irşat programı hazırlandı.

* 1427 adet Kuran kursu için açılış onayı alındı, eğitim verilmeye başlandı.

* Kuran öğretimi programı kapsamında 125 bin 653, ihtiyaç odaklı Kuran kursları öğretim programı kapsamında 933 bin 60, Kuran kursları öğretim programı (04-06 Yaş) kapsamında 131 bin 26, hafızlık eğitim programı kapsamında 52 bin 429, hafızlık temel eğitim programı kapsamında 29 bin 497, Kuran kursları yurt dışı misafir öğrenci öğretim programı kapsamında 364, yaz Kuran kursları öğretim programı kapsamında 2 milyon 849 bin 843 öğrenci eğitim gördü.”

Ateizm ve deizm yayınları

Yılın ikinci döneminde yapılması planlanan faaliyetlerden bazıları da şunlar:

“* Yeni kuşakların anlayabileceği nitelikte yayınlar hazırlanacak. Ateizm, deizm, agnostisizm konularında iki yayın hazırlanacak.

* FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleri de dâhil olmak üzere yurt içinden ve yurt dışından intikal eden ihbar ve şikâyet dilekçeleri incelenerek bunlardan gerekli görülenler hakkında inceleme ve soruşturma yaptırılacak.

* Din İstismarı İle Mücadele Programına devam edilecek, Eylül ayında 41 ilde program gerçekleştirilecek.”

Üniversite Sınavındaki ‘Kara Tablo’: Temel Matematikte 160 Bin 235 Aday Sıfır Çekti

07/08/2018 Diken.com.tr

ÖSYM’nin 31 Temmuz’da sonuçları açıklanan Yükseköğretim Kurumları Sınavı’yla (YKS) ilgili ayrıntılı değerlendirme raporu ‘kara tablo’yu ortaya koydu.

YKS sonuçlarının açıklanmasıyla puanı hesaplamayan adayların sayısının 41 bini aştığı, yaklaşık yarım milyon adayın da YKS’nin ilk barajı TYT’de 150 puan barajını aşamadığı ortaya çıkmıştı.

pervinkaplan.com’un haberine göre tüm adayların katılmak zorunda olduğu Temel Yeterlilik Testi’nde (TYT) ve isteğe bağlı olarak girilen, sonuçları lisans programlarını tercihte kullanılacak Alan Yeterlilik Testi’nde (AYT) ortaya çıkan tablo vahim.

TYT’de temel matematikte 160 bin 235 aday tek bir soruyu bile doğru yanıtlayamadı.

Bu sayı fen bilimleri testinde 114 bin 408,  sosyal bilimler testinde 22 bin 39, Türkçe testinde ise 986.

Tablo YKS’nin ikinci oturumu AYT’de daha da kötü durumda.

Bu oturumun da matematik testinde hiçbir soruyu doğru yanıtlayamayan aday sayısı 185 bin 647. Fen bilimleri testinde bu sayı 107 bin 238.

Türk dili ve edebiyatı-sosyal bilimler-1 testinde hiçbir soruya doğru yanıt veremeyenlerin sayısı 3 bin 124.

Sosyal bilimler2 testinde ise tek bir aday bile soruların tümünü doğru yanıtlayamadı.

Akp’li Belediye Başkanı Kızını Kendisine Özel Kalem Müdürü Atadı

06/08/2018

Rize’nin İyidere belediyesinin AKP’li başkanı Ahmet Mete, kızı Ebru Mete’yi kendisine özel kalem müdürü olarak atadı.

Sözcü’den Ali Ekber Ertürk’ün haberine göre başkanın büyük oğlu Osman Mete de ilçede bulunan Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu’nun kantin ihalesini kazandı. Başkan Mete’nin küçük oğlu Özhan Mete ise ilçedeki binaların dış cephe tadilat boyama onarım işlerini aldı.

‘Kayırmacılık, liyakat ve siyasi etik’ tartışmalarına neden olan konuyla ilgili olarak Mete, “Önemli olan benim kızım oğlum olması değil, işlerini kaliteli yapıp yapmadıkları” dedi.

Başkan, kızıyla ilgili görevlendirmeyi şöyle savundu: “Kızım şirket elemanıydı, kadroya geçti. Bizde özel kalem diye birim yok. Kızım telefonlarıma bakıyor. Neticede biri bakacak onlara.”

Mete, üniversitenin kantin ihalesini alan büyük oğlu için ise, “Kim talipse gelsin verelim orayı. Her ay 2 bin 500 lira zarar ediyor. 3 milyar lira masraf etti. O kantini isteyen kim varsa gelsin devredeyim. 5 kuruş da almayacağız” diye konuştu.

10 Yılda 116 Bin Çocuk Kayboldu

04/08/2018

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, son 10 yılda 116 bin 94 çocuk kayboldu.

Birgün’den Hüseyin Şimşek’in derlemesine göre, 2008 yılında 4 bin 517, 2009 yılında 5 bin 81, 2010 yılında ise 8 bin 81 çocuk kayboldu. 2011 yılında 10 bin 67, 2012 yılında 12 bin 474, 2013 yılında 16 bin 218, 2014 yılında 18 bin 696, 2015 yılında 17 bin 706 ve 2016 yılında ise 11 bin 691 çocuk için kayıp başvurusu yapılırken geçen yıl da 11 bin 563 çocuk kayboldu.

TÜİK verilerine göre geçen yıl kaybolanlar arasında 273’ü erkek, 108’i ise kız olmak üzere 381 yabancı uyruklu çocuk da bulunuyor.

2017’de kaybolan 11 bin 563 çocuğun 5 bin 756’sı kız, 5 bin 807’si ise erkekti.

11 yaş ve altı kayıp kız cocuğu sayısı 216, 15-17 yaş arası kız çocuğu sayısı ise 4 bin 121 oldu.

2017 yılında kız çocukları en fazla İstanbul’da kayboldu. 507 çocuk İstanbul’da kaybolurken bunu Bursa, Kayseri, Ankara, İzmir ve Adana izledi.

İtibardan Tasarruf Yok: Meclis ‘Maliyet’ten İptal Ettiği‘ Lüks Araç İhalesi’ni Tekrar Açtı

03/08/2018

TBMM, eski başkan İsmail Kahraman’ın görevinin son günlerinde ilanı yayımlanan ancak ‘yüksek maliyet’ gerekçesiyle iptal edilen lüks araç kiralama ihalesini araç sayısı da arttırılarak yeniden açtı.

Meclis’in mevcut başkanı ‘son başbakan’ Binali Yıldırım.

Birgün’den Nurcan Gökdemir’in haberine göre 2017-2018 yılları için 30’u Volkswagen Passat, 34’ü Audi A-6 marka sürücüsüz araç kiralayan TBMM, seçimlere iki aydan daha az süre kala yeni bir araç kiralama ihalesine çıktı.

TBMM Başkanlığı, 2019 ve 2020 yıllarında kullanacağı tümü 1950 motor hacminde olacak araçların 28’i için ayrı, 38’i için ayrı teknik özellikler belirledi. 1 Haziran günü yapılması planlanan ve hem araçların lüks özellikleri hem de kısa süre önce kiralanan yeni araçlar olmasına karşın yenilerinin kiralanmak istenmesi nedeniyle tepki yaratan ihale 4 Haziran’da iptal edildi.

İptal gerekçesi olarak da “Bütün tekliflerin alıma ayrılan ödeneğin/yaklaşık maliyetin çok üzerinde olduğu” açıklaması yapıldı.

24 Haziran seçimlerinin ardından Meclis Başkanlık Divanı’nın oluşmasıyla yeniden ihaleye çıkılmasına karar verildi. 20 Temmuz’da onaylanan yeni ihale kararıyla kiralanacak araç sayısı da 64’ten 66’ya çıkarıldı.

İhale şartnamesinde, 2018 model ‘0 kilometre’ ve siyah renkli olacak araçların sahip olması istenen özellikleri şöyle sıralandı: “Dört silindir, turbo dizel motor, tam otomatik klima, renkli ekranlı Türkçe dil seçenekli yol bilgisayarı, ön ve arka park sensorü, sürücü yorgunluğu tespit sistemi, işitsel ve görsel uyarı ikazı, radyo, CD-MP3 çalar, araç içi orijinal halı ve kauçuk taban paspasları, dört bölgeli tam otomatik klima, deri döşeme, orta konsolda en az 6,5 inç ve üstü ekran, ısıtmalı ön ve arka koltuklar.”

Araçlara taşıt tanıma sistemi (TTS), otomatik geçiş sistemi (OGS), hızlı geçiş sistemi (HGS) ve araç takip sistemi (GPRS) takılması da istendi.

‘2017’de yapılan ödeme 4.5 milyon liraya yaklaştı’

Araçlar, 24 Haziran’dan sonra oluşan yeni Meclis’in başkanlık divanı üyeleri, grup başkan vekillikleri, komisyon başkanları ve uluslararası komisyon başkanlarının makam hizmetlerinde kullanılacak. 2017/2018 yılları için açılan iki yıllık ihaleyi kazanan Kopuz Otomotiv ve Turizm Sanayi Ticaret AŞ’den yine sürücüsüz 64 araç kiralayan TBMM, ulaşım hizmetleri için de Sözkur Turizm Otomotiv’den sürücülü kiraladığı 10 araca milyonlarca lira ödeme yaptı.

30’u Volkswagen Passat, 34’ü Audi A­6 marka olduğu bilinen bu araçlara 2015 yılında 3 milyon 304 bin lira, 2016’da 3 milyon 643 lira ödendi. 2017’de yapılan ödeme ise 4.5 milyon liraya yaklaştı.

TBMM makam hizmetleri için kullanılan bu araçların yanı sıra ulaştırma hizmetlerinde kullanılmak üzere de üç yıllığına 2 milyon 514 bin lira karşılığı 10 araç kiralandı. Ayrıca, panelvan minibüs tipi bir araç da yemekhane hizmetlerinde kullanılmak üzere Meclis’in kiralık araç filosuna katıldı.

Resmi Veriler: Suriyeli Sığınmacı Sayısının 2028’de 5 Milyonu Aşması Bekleniyor

24/08/2018

Devlet kurumları, 470 bin haneyi bulan Suriyeli sığınmacı sayısının 2028’de 5 milyonu aşacağını hesapladı.

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Müdürlüğü ve Mülteciler Derneği’nin verilerine göre, 21 Haziran itibariyle Türkiye’de kayıtlı 3 milyon 353 bin 462 Suriye uyruklu sığınmacı var.

Hürriyet’ten Bülent Sarıoğlu’nun haberine göre, geçici barınma merkezlerinde kalan Suriyelilerin sayısı 204 bin 288 kişiye düştü.

En fazla Suriyeli 564 bin 189 kişiyle İstanbul’da bulunurken, onu 470 binle Şanlıurfa, 442 binle Hatay, 391 binle Gaziantep, 222 binle Adana, 208 binle Mersin, 152 binle Bursa, 130’ar binle İzmir ve Kilis ile 92 binle Mardin izledi. Yedi ildeki Suriyelilerin oranı, bu illerin toplam nüfusunda yüzde 10’u geçti. Kilis’te yerli nüfusun yüzde 95’i kadar Suriyeli yaşarken, bu oran Hatay’da yüzde 28’i, Şanlıurfa’da yüzde 23’ü, Gaziantep’te yüzde 19’u, Adana’da yüzde 10’u, Mardin ve Mersin’de yüzde 11’i buldu.

Suriyelilerin 1 milyon 922 bin 410’u erkek, 1 milyon 622 bin 883’ü kadın. Suriyelilerin 1 milyon 666 bin 524’ü 18 yaş altındaki genç ve çocuklardan oluşuyor. Büyük bölümü Türkiye’de doğan ve halen ‘vatansız’ (haymatlos) statüsünde olan dört yaş altındaki bebek sayısı ise 535 bin 826. Türkiye’deki Suriyelilerin 10 bin 483’ü 80 yaş üstü yaşlılar. 1599 Suriyeli ise 90 yaşın üstünde.

Göçmen kaçakçılığına karşı Avrupa’yla yapılan anlaşmasıyla şimdiye kadar 15 bin 46 Suriyeli Avrupa ülkelerine gitti. Almanya 5 bin 538 sığınmacı alırken, Hollanda 2 bin 884, Fransa 2 bin 240, Finlandiya 1030 Suriyeliyi sığınmacı kabul etti. 2014-2018 arasında 14 bin 314 Suriyeli üçüncü ülkelere yeniden yerleştirildi. Kanada 6 bin 593, ABD 3 bin 902, Norveç 1926 Suriyeliyi kabul

Rektör Yardımcıları ‘Uzakta Aramadı’: Kızlarını Üniversite Kadrosuna Atadılar

24/08/2018

İzmir Katip Çelebi Üniversitesi’nde görevli rektör yardımcılarının akademik kariyeri olmayan kızları, akademik kadrolara atandı.

Birgün’den Uğur Şahin’in haberine göre İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Dişçilik Hizmetleri bölümünde açık iki öğretim görevlisi kadrosuna, rektör yardımcıları İrfan Karadade ile Turan Gökçe’nin kızları Beyaz Karadede ve Gökçenur Gökçe atandı.

Akademik özgeçmişi olmayan kadrolu bölüm başkanı 

Üniversitenin resmi internet sitesinde yer alan akademik özgeçmişlerine göre Ege Üniversitesi’nden mezun Gökçe ve Yeditepe Üniversitesi’nde doktorasını tamamlayan Karadede, şimdiye kadar herhangi bir akademik faaliyette bulunmamış.

Geçen ağustos ayında da Sivas Cumhuriyet Üniversitesi için açılan kadro sınavını öğretim üyelerinin eş ve çocukları kazanmış, üniversite genel sekreteri Hakan Yekbaş, “Kayırma söz konusu değil, başarılı olan kazanıyor” demişti.

Kayıtları Artırmak İçin Her Yolu Deniyorlar

24.08.2018

Lise giriş sınavında tercih edilmemesi nedeniyle kontenjanları boş kalan imam hatip liselerine öğrenci bulabilmek için imamlara “öğrenci bulun” görevi verildi.

Sınava giren öğrencilerin imam hatip liselerini tercih etmeleri için ev ev dolaşma ve velileri, öğrencileri ikna etmekle görevlendirilen imamlar, öğrencilere yapılacak destekleri de bildiriyor.

Sözcü’nün haberine göre, imam hatip lisesine girecek öğrencilere elbise dağıtılacak, ücretsiz yemek ve servis imkanları sağlanacak. Ayrıca, öğrencilere de her ay düzenli olarak 200 lira burs verilecek. Bazı yörelerde bu olanakların daha fazlasının yapılacağı velilere ve öğrencilere anlatılıyor. Niğde’nin Bor ilçesinde ise bilbordlara “Seni bekliyorlar” çağrısında 2. Abdülhamit’ten Necip Fazıl’a, İskilipli Atıf Hoca’dan Şehit Ömer Halisdemir’in birçok ismin fotoğraflarına yer verildi.

Gençler Uyuşturucu Batağında

23.08.2018 Birgün.com.tr

Ülkemizde uyuşturucu kullanımı ve buna bağlı ölümler giderek artıyor. Verilere göre, 2017’de 580 kişi uyuşturucu sebebiyle yaşamını yitirdi. Türkiye bu sayıyla madde kullanımı sonucu gerçekleşen ölümlerde Avrupa birincisi oldu. Söz konusu veriler İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Biz olmasak Avrupa’da neredeyse ayık gezebilen genç kalmayacak” ifadelerini boşa çıkardı.

Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi’nin (EMCDDA) 2017 Uyuşturucu Raporu’na göre, Türkiye sentetik uyuşturucu kullanımı sonucu ölümlerde, Avrupa ülkeleri içinde ilk sırada yer alıyor. Yine aynı raporda, yüksek dozda uyuşturucu kullanımı nedeniyle 2017 yılında Türkiye’de 580 kişi’nin yaşamını yitirdiği ve Türkiye’de Bonzai kullanımının 5 yılda 15 kat artış gösterdiği ifade ediliyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Uyuşturucu ve Suçla Mücadele Dairesi’nin verilerinde de durum farklı değil. Dünyada 29,5 milyon bağımlı olduğunu belirten BM, uyuşturucuya bağlı ölümlerde Türkiye’nin Avrupa birincisi olduğunu söyleyerek EMCDDA verilerini destekliyor.

Açıklanan rakamlar İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Biz olmasak Avrupa’da neredeyse ayık gezebilen genç kalmayacak” ifadelerinin de gerçeği yansıtmadığını ortaya koyuyor.

Gençlere verilen önem artmalı

Konuyla ilgili Meclis Araştırma Önergesi veren CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, “Toplumların uyuşturucu ile mücadelesi aynı zamanda gençlere verdikleri önemin de göstergesidir. Bu önem ne kadar artarsa uyuşturucuyla mücadele de o kadar başarılı olur” dedi. Ağbaba, konuyla ilgili mutlaka ve en kısa süre içinde gerekli önlemler alınması gerektiğini ve TBMM’nin uyuşturucu konusunda daha aktif rol alması gerektiğini kaydetti.

Ağbaba ayrıca, ülkemizde uyuşturucu kullanım yaşının 9’a kadar düştüğüne ve uyuşturucu kullanan kişi sayısının bir buçuk milyona yaklaştığına dikkat çekerek, “Tüm bunlar sorunla ilgili vakit kaybetmeden önlem alınması gerektiğinin göstergesidir” dedi.

15 yaş altında yüzde 92 artış Ağbaba’nın konuya dair verdiği veriler ise durumun ne kadar korkutucu bir boyuta ulaştığını kanıtlar nitelikte. Kullanım sayısının giderek arttığını vurgulayan Ağbaba sözlerini şöyle sürdürüdü: “Türkiye’de 1990 yılında yaklaşık 381 bin 200 kişi madde kullanım bozukluğuna sahipken, 2016 yılında bu sayı 664 bin 906 kişiye yükselmiştir. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, yalnızca gümrüklerde bir önceki yıla göre 2017’de 8 kat artışla 26.4 milyon ton uyuşturucu yakalandığını açıklamıştır. Son 10 yılda madde bağımlılığı ve uyuşturucu kullanımı nedeniyle tedavi görenlerin oranının 25 kat arttığı belirtilirken, yapılan araştırmalara göre 15 yaş altı madde kullanımının yüzde 92 yükseldiği ifade edilmektedir.”

Uyuşturucu kullanım oranının Dünya genelinde düşüş gösterdiğini ama Türkiye’de arttığını söyleyen Ağbaba önergesinde “Son 10 yıl içinde uyuşturucudan yatan hasta sayısı yüzde 380 oranında artmıştır. Uyuşturucu tedavisi için hastaneye yatan hastaların yüzde 40’ının 15-19 yaş aralığında, yüzde 30’unun 20-24 yaş aralığında, yüzde 11’nin ise 25-29 yaş aralığında olduğu belirtilmektedir” ifadelerine yer verd

Göçün Kadına Yansıması: Zorla Fuhuş, Şiddet, Hastalık

23.08.2018 Burcu Cansu-Birgün.com.tr

Türk Tabipleri Birliği (TTB) yayını Toplum ve Hekim Dergisi’nin “Göç” başlıklı son sayısında Dr. Zeynep Sedef Varol, “Toplumsal Cinsiyet, Göç ve Sağlık” konusunu ele aldı. Varol, yazısında göçün kadınların yaşamlarına yansımasını değerlendirdi. Varol’un yazısı incelendiğinde, göçün kadın yaşamına, “zorla fuhuş, damgalanma korkusu, tecavüz, istismar, taciz, fiziksel, cinsel ya da psikolojik şiddet, üreme sağlığı ile ilgili hizmetlere erişememek, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve istenmeyen gebelik riski” olarak yansıdığı görüldü.

Yüzde 72’si fuhuşa zorlanıyor

Yazısında Uluslararası Göç Örgütü’nün 2018 göç raporuna değinen Varol, şunları kaydetti: “Göç sırasında tacize uğrama oranı yüzde 1-44 arasındadır. 2014 yılında kayıtlara geçen insan kaçakçılığı kurbanlarının yüzde 71’inin kız çocukları ve kadınlardan oluştuğu ve bunların yüzde 72’sinin fuhuşa zorlandığı belirtilmektedir. Göçmen kadınların düşük ücretli, kayıt dışı ekonomi için çalışma veya işsiz olma ihtimali erkeklere göre daha fazladır. Göçmen kadınlar gittikleri ülkede cinsiyetçi iş bölümüne dayanan istihdam olanaklarına sahiptir, genellikle bakım verici veya ev hizmetlisi olarak çalışmaktadırlar.

Bugün dünyada 67 milyon ev hizmetlisinin 11 buçuk milyonunu göçmenler oluşturmaktadır. Bu 11 buçuk milyon göçmenin 8.45 milyonu kadındır. Göçmen kadınlar sıklıkla yoksulluk ve istihdama dayalı yabancı düşmanlığı, ırkçılık, ayrımcılık, zulüm, baskı, hoşgörüsüzlüğü deneyimlemektedir. İstikrarsız işgücü piyasasında baştan dezavantajlı olan göçmen kadınlar, özellikle kayıt dışı göçmen iseler, çalışma izinleri olmadığı için patronları tarafından uygulanan hak ihlallerine, cinsel tacize ve şiddete karşı yeterince tepki verememektedirler.”

Göçün kadın sağlığına olumsuz etkileri Varol, “Toplumsal cinsiyet bakış açısıyla göçmenlerin ruh sağlığı ve hastalıkları” başlığı altında da şu verileri paylaştı:

»Depresyona yatkınlık: “Mülteci ve göçmen kadınlar toplumsal cinsiyet ve düşük sosyo-ekonomik durumları nedeniyle göç ve yeniden yerleşim sürecinde sosyal dışlanma, ayrımcılık, dil bariyeri gibi stresör faktörlerden daha çok etkilenmekte ve depresyon, kaygı bozuklukları, uyku bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu gibi sorunlarla karşılaşmaktadır. Stres ve travma, immün sistemi baskılamakta ve özellikle depresyona yatkınlığı artırmaktadır.

»Toplumsal cinsiyet ve üreme sağlığı : Göçlerle birlikte travma yaşayan mültecilerin sorunlarının başında üreme sağlığı riskleri gelmektedir. Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Sonlandırılması Bildirgesinin 12’nci maddesi, kadınların aile planlaması dahil tüm sağlık hizmetlerine erişimini garantilemektedir. Aynı maddede özellikle göçmen kadınların ve kız çocuklarının toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, toplumsal cinsiyet ayrımcılığı, HIV/AIDS riskini artıran cinsel zorbalık, istenmeyen gebelikler açısından özel sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kaldığı vurgulanmaktadır.

»Göç sonrası ana çocuk sağlığı ve aile planlaması: Göç süreci sonrasında genellikle kadınların bağışıklama hizmetlerine erişimleri düşük, planlanmamış gebelik oranı yüksektir. Sağlık hizmetine erişimin önündeki engeller nedeniyle gebe göçmen kadınlarda doğum öncesi bakım alma sıklığı düşük, doğum komplikasyonları, ölü doğum, düşük ve bebek ölüm hızı yüksektir. Dil bilmemek, bilgi eksikliği, erkek sağlık çalışanından kaçınma, sosyokültürel baskılar, geleneksel uygulamalar, kadınların karar mekanizmalarının dışında olması ve sosyoekonomik düzeyleri hizmet alımının önündeki başlıca nedenlerdir. Mülteciler ve göçmenler genellikle yaşadıkları toplumdan daha kötü düzeyde ana çocuk sağlığı göstergelerine sahiptir. Savaş sonrası göç etmek zorunda kalan kadınlarda ana çocuk sağlığıyla ilgili hizmetler savaşın sağlık üzerindeki yıkıcı etkileri yüzünden göç öncesinde kötüleşmeye başlar. »Kadınlar hekim yardımı olmadan doğum yapıyor: Türkiye’de 3 milyonun üzerinde Suriyeli sığınmacı vardır. Bu nüfusun dörtte biri üreme çağında kadındır. Göç sonrasında Suriyeli kadınların ana çocuk sağlığı göstergeleri, sınırlı sayıdaki çalışmaya rağmen, oldukça çarpıcı verilerle durumu ortaya koymaktadır. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Başkanlığının 2014 yılında yaptığı nüfus sağlık araştırmasında kamp dışındaki Suriyeli nüfusun yüzde 44’ünün hekim yardımı olmaksızın doğum yaptığı belirtilmiştir. TTB’nin Suriyeli Sığınmacılar ve Sağlık Hizmetleri adlı raporunda da neredeyse her gittikleri evde gebe kadın olduğu, gebelerin herhangi bir sağlık kurumuna başvurmadıkları ya da hiçbir gezici hizmetin onlara ulaşmadığı belirtilmiştir.

»Sağlık hizmetine ulaşamıyorlar: Şimşek ve arkadaşlarının Urfa’da 15-49 yaş aralığındaki evli Suriyeli kadınlarla yaptıkları çalışmada, Suriyeli kadınların yüzde 26,7’sinin gebeliği nedeniyle hiç doktora-ebeye-hemşireye başvurmadığı, yüzde 47,7’sinin Türkiye’ye geldikten sonra düşük veya ölü doğum şeklinde gebelik kaybı yaşadığı, karşılanmamış aile planlaması ihtiyacının yüzde 36,4 olduğu bildirilmiştir. Aynı çalışmada, kadınların yarısında demir eksikliği, yüzde 45,6’sında B12 eksikliği ve yüzde 10.5’inde folik asit eksikliği olduğu belirlenmiştir.

»Göçün cinsel yolla bulaşan hastalıklar (CYBH) üzerine etkisi: Göç süreci özellikle çatışmalı ortamlarda cinsel ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin arttığı, dolayısıyla CYBH riskinin arttığı bir süreçtir. Zorunlu göç gündelik hayatın kesintiye uğraması ile beraber riskli cinsel davranışları beraberinde getirmektedir. Cinsel şiddetin yanı sıra partnerlerinden ayrılan mültecilerin ve göçmenlerin çok eşli yaşamaya başlamaları CYBH riskini artırmaktadır. Buna ek olarak göç sonrası sağlık ve sosyal hizmetlere erişimde sorun yaşamak, ayrımcılık, dil ve kültür farklılıklarından dolayı dışlanma CYBH’nin tanı ve tedavisini geciktirmekte ve kronik komplikasyonlara neden olmaktadır.

»Cinsel ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet: Cinsel ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, tecavüz, istismar ya da taciz, partner şiddeti, zorla fuhuş ya da herhangi bir fiziksel, cinsel ya da psikolojik şiddet de dahil olmak üzere kadınlara ve kız çocuklarına karşı işlenen fiziksel ve cinsel şiddeti içerir. Dünya Sağlık Örgütü, dünya genelinde kadınların yüzde 35’inin cinsel ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet gördüğünü bildirmektedir. Başta sistematik tecavüz olmak üzere birçok çatışmada cinsel ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet savaş silahı olarak kullanılmıştır.”

Gerici Yazar Eygi: Diyanet İşleri’ne 50 Bin Kadın Çalışan Alınmıştır, İslam Tarihinde Görülmemiş Bir Şey

22.08.2018 Birgün.com.tr

Siyasal islamcı yazar Mehmet Şevket Eygi, Türkiye gazetesine verdiği röportajda Diyanet İşleri Başkanlığı’na kadınların alınmasını eleştirdi.

Diyanet’teki kadın istihdamına kızan Eygi, “Bugün Batı dünyasında çok kuvvetli bir feminizm karşıtlığı var. Bunlar Müslüman değiller hatta aralarında ateist olanlar da var. Öte yandan Ortodoks Yahudi sinagoglarında bile kadın ve erkek bir arada bulunmaz. Ancak Türkiye’de durum değişiyor. Birtakım derin güçler geçtiğimiz ramazandan evvel bir tecrübede bulundular. Fatih Camii’nde başörtülü kadınlar “Eşitlik istiyoruz” diyerek imamın arkasında erkeklerle beraber namaz kılmak istediler. Bunu mutlaka kurcalayanlar var. Daha önce bir kadın ilahiyatçı “Camilerde perdeleri kaldırmazsanız canınızı yakarım” diye Şile’deki imamlara tehditlerde bulunmuştu.” ifadelerini kullandı.

Diyanet üzerine eleştirilerine sürdüren Eygi şöyle devam etti; “Bugün çok mühim bir kurum olan Diyanet İşleri’ne 50 bin kadın çalışan alınmıştır. Artık Diyanet İşleri Başkanı’nın kadın yardımcısı vardır. Bu, İslam tarihinde görülmemiş bir şeydir. Müslümanların kanuni sınırlar içerisinde, dinî ve kültürel ifadeler ışığında bu feminizmi reddetmeleri lazım geliyor.”

Yüzlerce Bebek Bu Bayram Da Tutsak

21.08.2018 Uğur Şahin Birgün.com.tr

Hapishanelerde anneleri ile birlikte kalan 668 bebek, bayramı parklarda değil, koğuşlarda karşılıyor.

Hayatın ilk yaşlarını anneleriyle birlikte koğuşlarda geçiren bu bebeklerin yüzde 23’ü henüz 1 yaşını dahi doldurmamış.

Yasalara göre, 0 ila 6 yaş arasında çocuğu bulunan mahkûm kadınlar, ‘iki yıl denetimli serbestlik’ hakkında faydalanabiliyor. Ancak yasa siyasi mahkumları kapsamıyor. Özellikle 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından cezaevinde anneleriyle birlikte kalmak zorunda olan bebeklerin sayısı ciddi şekilde arttı. Yaşam koşulları onlar için iç açıcı değil. “Çocuklar ölmesin” diyen Ayşe Öğretmen, bebeğiyle birlikte cezaevine girenlerden biri. ‘İçerideki’ miniklerin durumunu ise astım ve bronşit hastası Arin bebek özetliyor. Henüz 3,5 aylıkken cezaevine giren Arin bebeğe ilaçları verilmiyor, ihtiyacı olan hava makinesi getirilmiyor.

Cezaevinde ‘büyümek’ zorunda kalan bebeklerden birisi de Miraz bebek. Babası Cengiz Akbaba, yaşadıkları zorlu süreci şöyle anlatıyor: “Hapiste yüzlerce bebek var. Ancak OHAL’le birlikte iki binin üstünde bebek, hapishaneye girip çıktı. Miraz 2 ay Bakırköy Cezaevi’nde kaldı. Ülkenin en büyük ve en sert bebek cezaevidir. Burada bebekler hapistir. Bebeğimle, iki ay boyunca bir mahkûmmuş gibi kapalı görüş yaptırdılar. Yani Miraz’ı öpemeden, sevemeden yaptığımız bir görüş. Miraz ve bana 2 ay görüş cezası da verildi. Şimdi Gebze’deler. Ya annesiz ya da babasız kaldığı bir denklem. Miraz büyüyor, bazen annesi ile içeride bazen benimle dışarıda. Görüş günü aldığımda, “Annem gelmiyor mu” diye soruyor. Eşim Gülistan’a da, “Babam işe gitti, gelecek mi” diye soruyor.”

***

Gelişim hakkı ihlal ediliyor

Kapatılan Gündem Çocuk Derneği’nden Ezgi Koman ise şöyle konuşuyor: “Bu durum aslında çocuklara yönelik ayrımcılığın bir türü. Çocuk haklarına aykırı ve onları merkeze almayan bir yaklaşım. Cezaevinde kalmaları, gelişimleri açısından olumsuz. Annelerinin yanında olmaları güven duygusu gelişimi için tercih edilir bir şey. Fakat içindeki bulundukları ortam gelişimleri açısından yetersiz. Bu anlamda çocukların tutukevinde olması, gelişim hakkının ihlali anlamına geliyor.”

Oyuncağa dahi izin yok

Cezaevlerindeki bebek ve çocuklar yasaklardan payına düşeni alıyor. ‘Kreşlerde yeterli oyuncak olduğu’ gerekçesiyle pelüş oyuncaklar haricinde koğuşlara oyuncak getirilmesi yasak.

Parmaklıklar arkasında olacaklar

Cezaevlerindeki hak ihlallerine yönelik birçok isim faaliyet yürütüyor. Bu isimlerden birisi de Zafer Kıraç. Kıraç, OHAL döneminin geride kalmasına rağmen, cezaevlerinden hâlâ görüş yapılamadığını aktararak başlıyor sözlerine. Devamında da şunları ifade ediyor: “OHAL isim olarak kalktı ama hâlâ bir sivil toplum kuruluşu bu anneler ve bebekleri ne durumda diye gözlem yapamıyor. Ülkede herkes bayram yaparken, 680 bebek bayramda parmaklıklar arkasında olacak. Esas sorun bebeklerin durumunun gündem olamaması. 680 bebek hapishanelerdeyken, ülkenin yöneticileri, ‘Her şey yolunda’ diyor. Yani gerçekten hayretler uyandıracak bir şey bu. Uykularımızın kaçması lazım bebekler içerideyken.”

Zafer Kıraç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Düne kadar yemek mönüleri, kendilerine ait yatakları yoktu. Bunlara kavuştular. Kreşe gitme haklarını elde etmiştik. Ancak cezaevlerinde ‘iki çocuk var, onlar için araba mı ayarlayacağız’ diyerek bu uygulanmıyor. Çocuğun yüksek yararı diye bir ilke var buradan bakmak gerekiyor ama bu oturtulamadı. Oyun oynamak, kendi akranlarıyla birlikte olmak, parka gitmek gibi hakları var. Orada daracık alanda çocuğun ufku ve gözleri gelişemeyecek. Gözleri sorunlu olacak bu çocukların, renklerle olan ilişkileri sınırlı olacak.”

Din Öğretimine 6 Ayda 4 Milyar Lira

18.08.2018

Birgün.com.tr Mustafa Mert Bildircin

Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) yılık ilk altı ayındaki harcamalarının ve ikinci altı aya ilişkin öngörülerinin yer aldığı Mali Durum ve Beklentiler Raporu yayımlandı. Rapora göre, başlangıç ödeneği 2017 yılına göre bu yıl yüzde 17,57’lik artışla 92 milyar 528 milyon TL olan MEB, yılın ilk diliminde yüzde 50’sini tükettiği bütçesinin neredeyse tamamını personel giderlerine harcadı. Ocak-Haziran döneminde yapılan 46 milyar 906 milyon TL’lik harcamanın 32 milyar 955 milyon TL’si, “Personel Giderleri” kaleminden yapıldı.

Merkezi sınav sistemlerinde yapılan değişiklikler başta olmak üzere, öğretmen istihdam modeli ve müfredat değişiklikleriyle tartışmalı hale gelen MEB’in bütçe gerçekleştirme oranları ile harcama kalemleri açıklandı. Bakanlığın, geçen yılın ilk yarısı itibarıyla yüzde 48,12 olan bütçe giderleri gerçekleşme oranı 2018 yılının aynı döneminde yüzde 50,69 olarak gerçekleşti. Sınıflandırmaya göre en yüksek gerçekleşme oranı yüzde 396,12 ile sermaye transferlerinde, en düşük gerçekleşme oranı ise yüzde 36,02 ile sermaye giderlerinde meydana geldi.

Ödenek dört kat aşıldı

MEB’in 2018 yılındaki personel giderleri 2017’ye göre yüzde 14,83, mal ve hizmet alım giderleri yüzde 13,81, sermaye giderleri ise yüzde 69,09 arttı. Bakanlığa bağlı müdürlükler ile başkanlıkların harcamalarının kaydedildiği rapora göre, Rehberlik ve Denetim Başkanlığı, 10 milyar 512 milyon TL’lik başlangıç ödeneğinin neredeyse dört katı (Yüzde 376,93) üzerine çıkarak 39 milyar 923 milyon TL harcadı.

Dini eğitime harcama arttı

Geçen yıl Ocak-Haziran döneminde 15 milyon TL harcayan Din Öğretimi Genel Müdürlüğü, 2018’in aynı döneminde bu tutarı ikiye katlayarak 32 milyon TL harcadı. Din Öğretimi Genel Müdürlüğü ve Din Öğretimi Okulları’nın ilk dilimde harcadığı toplam tutar 4 milyar 255 milyon TL’ye ulaştı. Bütçeden en çok payı alan genel müdürlüklerin arasında bulunan Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün Ocak-Haziran döneminde yaptığı faaliyetlerin bazıları şöyle sıralandı:

• İmam hatip ortaokulu, ortaokul ve liselerde okutulan din ve değerler alanındaki ders kitabı ve eğitim araçları yeniden gözden geçirilmiş din ahlak ve değerler alanı seçmeli derslerinin analizi yapılmıştır.

• Kardeş okul projesi kapsamında hazırlık sınıfı bulunan proje okullarımızın öğrencileri, dil becerilerini geliştirmek amacıyla Nisan-Haziran ayları arasında işbirliği yapılan ülkelere eğitim kursları için gönderilmişlerdir.

• Anadolu imam hatip lisesi öğrencilerinin yeteneklerini geliştirebilmeleri, planlı çalışma alışkanlığı kazanabilmeleri ve güven duygusuyla mesleği icra edebilmeleri amacıyla düzenlenen, “Hafızlık, Kur’an-ı Kerim’i Güzel Okuma, Ezan Okuma, Arapça Bilgi ve Etkinlik Yarışmaları”nın bölge finalleri Nisan, Türkiye finali ise Mayıs ayında yapılmıştır.

• Öğrencilerimize, İslam’ın temel kaynaklarından olan hadis ve sünnetin önemini kavratmak, güncel olaylar ışığında hadisleri doğru yorumlamalarına yardımcı olmak amacıyla 40’ar hadisin yer aldığı hadis kitapları hazırlanarak okullarımızla paylaşılmıştır.

FATİH Projesi ısrarı

MEB’in başarısızlığı tescillenen ve milyonlarca lira kamu yüküne neden olan FATİH Projesi’ndeki ısrarı, Yenilik ve Eğitim Teknoloji Genel Müdürlüğü’nün Temmuz-Aralık döneminde yapması planlanan faaliyetlere de yansıdı. Yılın ilk altı aylık bölümünde 1 milyar 35 milyonluk başlangıç ödeneğinin yalnızca yüzde 0,74’ünü harcayan müdürlük, yılın ikinci diliminde projeye ilişkin ihale hazırlıklarının tamamlanacağını duyurdu. Bu kapsamında eğitimde teknoloji kullanımına yönelik öğretmen ve öğrencilerin çalışmalarına destek verileceği, FATİH Projesi ve EBA’nın kullanımını destekleyecek nitelikte uluslararası projeler ve çalışmalar yürütülmeye devam edileceği ifade edildi.

Yönetim Ankara merkezli

Yeni hükümet sistemiyle birlikte göreve gelen MEB yönetiminin, Bakanlığın çalışma modelinde biçim değişikliğine gideceği Özel Kalem Müdürlüğü’nün faaliyet raporu ve faaliyet öngörüleriyle de somutlaştı. Yeni kabinede yer almayan eski Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz ve yardımcısı ile danışmanlarının 2018’in ilk döneminde gerçekleştirdiği 120 seyahate karşın yönetimi merkezden yürüteceği öğrenilen Bakan Ziya Selçuk’un Temmuz-Aralık döneminde sadece 20 seyahat planladığı bildirildi.

77 bin başvuru

Rapora göre eğitimciler ve yurttaşlar, MEB ile ilgili şikayet ve taleplerini Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER), Bilgi Edinme Sistemi, elektronik posta, faks ve dilekçe yoluyla kaydetmek için 77 bin 791 başvuru gerçekleştirdi. Bakanlık, yurttaşlardan gelen soru, talep, görüş, öneri, ihbar ve şikayetlerin yüzde 91,84’ünü “çözüme” ulaştırdı.

Aydın Delik Deşik Ediliyor

17.08.2018 Demet Sargın Birgün.com.tr

Verimli tarım arazilerinin jeotermal enerji santralı (JES) kuyularına feda edildiği Aydın’da açılmak istenen yeni 120 jeotermal kuyusu tepkiye sebep oluyor. Jeotermal kuyularının yoğunlaştığı Germencik ve Buharkent’te hava kirliliği de kanser oranı da yükselmiş durumda. Üstelik zeytin ağaçlarının kuruduğu bölgede, incirin de verimi düştü.

Kızılcaköy ilçesindeki köylerde açılması planlanan yeni kuyulara karşı gelen bölge halkı kendi aralarında bir toplantı düzenledi. Köy halkı, Balıkköy, Alatepe, Gözpınarı, Horozköy ve Kardeşköy olmak üzere toplam 5 köyü etkileyecek olan projeyi yaptırmamakta kararlı.

Çoğunluğu kadın yaklaşık 500 kişinin katıldığı toplantıya Aydın Çevre Birliği kurucularından Dr. Metin Aydın, AYÇEP (Aydın Çevre Platformu) Başkanı Mehmet Vergili ve çevre konularında hukuk mücadelesi veren avukat Akın Yakan da katıldı.

Kanser yüzde 17 arttı

Buharkent ve Germencik’ te doğal afetler yaşandığı, bitki, hayvan ve insanların zarar gördüğünü, zeytin ve incir ağaçlarının kuruduğunu, kanser vakalarının hızla arttığına dikkat çeken Dr. Metin Aydın, faaliyette 25 Jeotermal santral olduğunu söyledi. “1 santral 300 dekarlık alanı etkilemektedir” diyen Aydın şöyle konuştu, “2017 yılında dolaşım yolu hastalıkları yüzde 48, kanser vakaları yüzde 17, solunum yolu hastalıkları yüzde 12 arttı. Çocukların bebeklerin kanser olması kabul edilemez. Buradaki katılımı daha da çoğaltarak, hukuk mücadelesi başlatıp topraklarımıza sahip çıkmalıyız.”

Söz alan köylü Arif Balaban ise jeotermaller sebebiyle diğer köylerde yaşanan sorunlara değindi. Balaban şöyle konuştu, “JES’lerin olduğu köylerde balık ölümleri, arı ölümleri ve arıların bölge değiştirmesi arttı. Zeytin ve incir ağaçlarının kurudu. Tarımda verim düştü. Doğamızı korumalıyız.”

Köyümüz önceden çiçek kokardı

AYÇEP Başkanı Mehmet Vergili de kadınların önde olduğu her yerde mücadelenin başarıya ulaştığını belirtti. Vergili şöyle konuştu, “Santrallar kurulmadan önce çiçek kokuları aldığımız köyümüzde şimdi kötü kokudan duramıyoruz. Gürültüden, uğultudan TV seslerini duyamaz olduk. Buna karşı birlik olmalıyız.”

Toplantı, köylülerin JES’lere karşı hukuk mücadelesi verme kararıyla son buldu.

Okuma-Yazma Bilmeden Kuran Öğrenen Çocukların Sayısı Yüzde 50 Arttı

23 Ağustos 2018

2018 yılına yurt genelinde 14 bin 597 Kuran kursunda eğitim vererek başlayan Diyanet İşleri Başkanlığı, 7 ayda bin 427 kurs daha açarak, kurs sayısını yüzde 10 artırdı. Okuma-yazma bilmeden Kuran öğrenenlerin sayısı yüzde 50 arttı. 131 bin çocuk hayata Kuran’la başladı.

2016-2017 öğretim yılında okuma yazma bilmeyen 4-6 yaş grubunda 87 bin 790 çocuğa Kuran eğitimi veren Diyanet, yılın ilk 7 ayında bu sayıyı yüzde 49.24 arttırarak 131 bin 26’ya çıkardı.   

Cumhuriyet’ten Sinan Tartanoğlu’nun haberine göre Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2017 Faaliyet Raporu ve 2018 Kurumsal Mali Durum ve Beklentiler Raporu’ndaki veriler karşılaştırıldığında, Kuran kursu eğitiminin hız kesmeden milyonlara ulaştığı ortaya çıktı.

You might enjoy reading: 2017 Faaliyet Raporu’na göre Diyanet İşleri Başkanlığı, 2017-2018 eğitim öğretim yılında 14 bin 597 Kuran Kursu ile eğitim vermişti. 2018 yılının ilk 7 ayını kapsayan son rapora göre bin 427 Kuran kursunun açılması için onay verdi, kurslar eğitim faaliyetine başladı. Bu arada eğitime elverişsiz olan 23 kurs yeni yapılan binalarına taşındı. Çeşitli nedenlerle eğitim öğretime ara verilen 131 kurs yeniden sisteme alındı.

81 bin hafız

İki rapor karşılaştırıldığında, bütün Kuran kursu türlerinde eğitim-öğretim gören öğrencisayısında da artışların yaşandığı görüldü. 2016-2017 öğretim yılında 33 bin 720 öğrenciye hafızlık eğitimi verilmiş, 18 bin 298 öğrenci ise Hafızlık Temel Öğretim Programı’na alınmıştı. 

Bu iki tür hafızlık eğitimi türünde geçen yıl toplam 52 bin 18 öğrenciye hizmet veren Diyanet, bu sayıyı 2018 yılının ilk 7 ayında alınan toplam öğrenci sayısı ise 81 bin 926 oldu. 

 Diyanet İşleri Başkanlığı, 4-6 yaş grubu çocukları Kuran kursu eğitimine almaya 2013 yılında başladı. O tarihte 10 ilde pilot olarak uygulanmaya başlanan program kapsamında açılan kurs sayısı 3 bine yaklaştı. Diyanet, bu alanda da çıtayı yükseltti. 2016-2017 eğitim öğretim yılında, okuma yazma bilmeyen okul öncesi çağdaki 4 ve 6 yaş aralığında 87 bin 790 öğrenciye kuran eğitimi veren Diyanet, bu sayıyı bu yılın temmuz ayına kadar 131 bin 26’ya kadar çıkardı. Böylece Diyanet, okul öncesi kuran eğitimi verdiği öğrenci sayısını yüzde 49.24 arttırmış oldu.

Özellikle mesai saatleri dışında kamu ve özel kesim çalışanlarına hitap eden “İhtiyaç Odaklı Kuran kursları”nda eğitim alan öğrenci sayısı 889 bin 710’dan 933 bin 60’a çıktı.

Türkiye’de Yaşlı İntiharlarının Sayısı Her Yıl Artıyor; Eşini Kaybetmek, Yalnız Yaşamak, Sosyal Statü Kaybı…

22 Ağustos 2018

Adli tıp uzmanları Erdem Hösükler, Zehra Erkol, Veyis Gündoğdu, Semih Petekkaya, Hakan Samurcu ve Bilgin Hösükler’in yaşlı intiharları ile ilgili hazırladıkları rapor, Türkiye’de çok bilinmeyen önemli bir gerçeğe dikkat çekti. Rapora göre, yaşlı yetişkinlerin intihar nedenleri arasında eşleri ve yakınlarını kaybetmek, yalnız yaşamak, fiziksel ve psikiyatrik hastalıklar, ekonomik sorunlar, sosyal statü kaybı ilk sıralarda yer alıyor.

Birgün’den Burcu Cansu’nun haberine göre 65 yaş üzeri kişilerin birçok ülkede intihara en yatkın grup olarak görüldüğü belirtilen rapora göre, Türkiye’de de 1970 yılında yüzde 4,4 olan yaşlı nüfusun tüm nüfusa oranı 2015 yılında yüzde 8,2’ye çıktı. 2006 yılında Türkiye’de yaşanan tüm intiharların yüzde 8,7’si 65 yaş ve üzeri iken bu oran 2015 yılında yüzde 11,7’ye yükseldi. Raporda, “Bu veriler, günümüzde üzerinde çok durulmayan yaşlı intiharlarının, eğer gerekli tedbirler alınmazsa gelecekte ciddi bir sağlık sorununa dönüşebileceğini göstermektedir” denildi.

Türkiye’de yapılan bir çalışmanın intihar riski yüksek olarak tanımlanan 110 yaşlı olgunun yüzde 68,2’sinin düşük eğitim seviyesine sahip olduğunu gösterdiği kaydedildi.

“Hassas ve savunmasızlar”

Raporda, insanların yaşlanmaya bağlı olarak, birçok fiziksel ve ruhsal değişikliğe maruz kaldığı belirtilerek, gençlik yıllarına oranla daha düşük fiziksel ve mental beceriye sahip olma, eş, aile ve yakın arkadaş kayıpları, ekonomik problemler, fiziksel ve psikolojik kökenli sağlık sorunlarının bu yaş grubunu daha hassas ve savunmasız kıldığı ifade edildi. Her geçen yıl artan yaşlı nüfusun 2075 yılında tüm nüfusun yüzde 27,7’sini oluşturacağına dikkat çekilerek, şu tespitlerde bulunuldu: “Artan yaşlı nüfusa paralel olarak, bu yaş grubundaki intihar sayısında da belirgin bir artış görülmektedir. Ülkemizde 2006 yılında 65 yaş ve üzeri popülasyonda intihar sayısı 247 iken 2015 yılında 376’ya yükselmiştir Literatürde yaşlı intiharlarında erkek cinsiyet, risk faktörleri arasında gösterilmektedir.

You might enjoy reading: 65 yaş ve üstü intiharların yüzde 47,8’i 75 yaş ve üzeri yaş grubunda meydana gelmektedir.

İntihar amacıyla en sık kullanılan yöntem yüzde 47,2 ile ası olup, bunu yüzde 26,9’la ateşli silah kullanımı takip etmektedir. Yaşlılık döneminde, intihar amacıyla birden fazla yöntem bir arada da kullanılabilmektedir.

Bir insan, kendisini boyundan alçak bir yere asabilir. Bu, yarım ası olarak adlandırılır. Kişinin ayakları ya da vücudunun bir kısmı yere değiyorsa buna yarım ası denir.

Yaşlılarda ölümle sonuçlanan en yüksek intihar yöntemleri olan ası veya ateşli silah kullanımının fazla olması, yaşlıların gençlere oranla yaşamlarını sonlandırmada daha kararlı olduklarını göstermektedir.”

“Paylaşmıyorlar”

Yaşlıların gençlere oranla intihar düşüncelerini daha az kişiyle paylaşması, psikiyatrik hizmetlerden daha az oranda faydalanması ve daha ölümcül metotlar kullanmasına bağlı olarak, yaşlılık döneminde intihar riskinin belirlenmesinin güçleştiği ve tamamlanmış intihar oranının da arttığı bildirildi.

Cumartesi Anneleri’nin Eylemi Ne Zaman ve Nasıl Başladı?

24 Ağustos 2018 T24

İlk kez 27 Mayıs 1995’te, gözaltında kaybolan yakınlarının akıbetini sormak için toplanan Cumartesi Anneleri, yarın (25 Ağustos)  saat 12:00’de 700’üncü kez İstiklal Caddesi’nde Galatasaray Lisesi’nin önünde oturma eylemi yapacak.

Türkiye’de darbe dönemleri ile 1990’lı yılların başında sık yaşanan kaybolma olgusu insan hakları savunucularının öncelikli mücadelesi haline geldi. İnsan Hakları Derneği (İHD) 1992 yılında “Kayıplar Bulunsun” sloganıyla zorla kaybedilen kişilere karşı ilk kampanyasını başlattı. Bu kampanya, 1995 yılında Cumartesi Anneleri’nin mücadelesiyle ülke çapında yankı uyandıran bir harekete dönüştü.

Her şey Hasan Ocak’ın cesedinin bulunmasıyla başladı

12 Mart 1995’te Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları İstanbul’un Gazi Mahallesi’nde kimliği belirsiz kişilerin bir kahvehaneye silahlı saldırı gerçekleştirmesiyle başlayan ve 3 gün süren Gazi Mahallesi Olayları 22 kişinin hayatını kaybetmesi ve yüzlerce kişinin yaralanmasıyla sonuçlandı.

You might enjoy reading: Hasan Ocak 21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi Olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra kayboldu. Hasan’ın annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün gün boyunca Hasan’ı aradı. 15 Mayıs’ta, Hasan’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu. Ceset, Hasan gözaltına alındıktan 5 gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edilmişti.

Hasan’ın bulunması için İnsan Hakları Derneği’nin de desteğiyle başlayan kampanya, Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü.

İlk kez 27 Mayıs’ta Galatasaray Önünde oturma eylemi yapan 15-20 kişilik grup zamanla çığ gibi büyüdü.

Cumartesi Anneleri’nin esin kaynağı Arjantinli Mayıs Meydanı Anneleri

Arjantin’de kirli savaş olarak adlandırılan diktatörlük döneminde (1976-1983) sol görüşlü 30 binden fazla kişi kayboldu. “Gözaltı kayıpları” kavramı lügatına cunta rejimiyle birlikte giren Arjantin halkı, bu dönemde son derece baskıcı bir rejim altında yaşıyordu.

3 kişinin yan yana gelmesinin bile yasak olduğu ülkede bir grup kadın 1977 yılında kayıp çocuklarının bulunması için hükümet binasına 100 metre mesafedeki Mayıs Meydanı’nda (Plaza de Mayo) toplanmaya başladı. Beyaz başörtüleriyle ikişer ikişer meydana giren kadınlar her perşembe saat 12’de meydanın ortasındaki piramidin etrafında tur atıyordu.

Cunta hükümeti, “perşembe delileri” veya “terörist anneleri” olarak adlandırdığı Mayıs Meydanı Anneleri’nin adalet arayışını bastırmak için türlü baskılar uyguladı. Hareketin önderleri, harekete destek veren avukatlar, insan hakları savunucuları işkenceye maruz kaldı, haklarında çok sayıda dava açıldı, kaybolanları ararken kendileri de kaçırılıp kaybolarak aynı kadere mahkum oldu.

Ancak cunta rejimi her hafta daha çok kadının başına beyaz örtüsünü takıp meydanda turlamasına engel olmadı. Arjantin’de düzenlenen 1978 Dünya Kupası ise Mayıs Meydanı Anneleri’nin seslerini dünya kamuoyuna duyurmalarına araç oldu.

41 yıldır adalet arayışını sürdüren Mayıs Meydanı Anneleri, Türkiye’deki Cumartesi Anneleri gibi faili meçhul ve kayıp kişiler adına yürütülen çok sayıda adalet mücadelesine örnek teşkil etti.

BM: ‘Zorla Kaybedilme’ insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur

Birleşmiş Milletler, Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’yi (Zorla Kaybedilme Sözleşmesi) 2007’de kabul ederek 2010 yılında yürürlüğe soktu.

BM Genel Kurulu’nun ilk olarak 1992 yılında kabul ettiği Zorla Kayıp Edilmeye Karşı Herkesin Korunmasına Dair Bildirisi zorla kaybedilmeyi insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak kabul ediyor.

Sözleşmede geçen ‘zorla kaybedilme’ terimi, kişilerin, devlet adına görev yapan veya devletin yetkilendirmesi, desteği ve bilgisiyle hareket eden kişiler veya gruplar tarafından tutuklanması, göz altına alınması, kaçırılması veya başka herhangi bir biçimde özgürlüklerinden yoksun bırakılması, ardından söz konusu olan kişilerin kendi fiillerini reddetmeleri veya kaybolan kişinin hukukun koruması dışında kalmasını anlatmak amacıyla kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler bu sözleşmeyle yaşam hakkının en temel insan hakkı olduğunu ve devletlerin temel insan haklarına saygı yükümlülüğü bulunduğunu hatırlatıyor

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın