Doğduğum Rodos’a Nostaljik Gezilerden Bir Demet

 

Ben Rodoslu göçmen bir ailenin oğluyum. Babam, Rodos’ta çiftçilik yapardı. Doğanın düzenleyicisi bir meslek olan ziraat mühendisliğini seçmemde, ilk çocukluk yıllarımdaki çiftlik yaşamımız etkili olmuştu.

Rodos’tan İzmir’e göç edişimizden yıllar geçmişti. Doğduğum Rodos’a sürekli olarak gitmek isteğindeydim. Bu nedenle,2000 yılından başlayarak 2008,2013,2014 ve son olacakta 2016 yıllarında akrabalarımı görmek, çocukluk anılarımı canlandırmak, adalarda Türk Halk Dansları’nın yansımasıyla ilgili bir araştırma yapmak, “Rodos ve İstanköy Türklerinin Yakın Tarihi” üzerine incelemelerde bulunmak ve de kaleme almak istediğim “Rodos ve İstanköy Türklüğü Ansiklopedisi” için Rodos ve İstanköy’e gittim.

Rodos’a ilk gezim, 2000 yılının Eylül ayı başında olmuştu.

İzmir’den eşim Şenay ve küçük kızım Nisan Ege ile Marmaris’e gelmiş, oradan da bir katamaranla[1] Rodos’a vasıl olmuştuk. Arkadaşlarım Tayfun ve Zühal Özkaya da bize eşlik yapmışlardı. Mandraki limanına girerken uzaktan görünen ve hala Türk kalmış Rodos’un silüetine gördüğüm zaman heyecanlanmış ve hüzünlenmiştim. Çünkü benim olmasa bile ailemin nerdeyse geçmişinin büyük bir kısmı oradaydı.

Ailemle birlikte Rodos’taki yaşamım ve göç edişimiz bir sinema şeridi gibi gözünün önüne gelmişti. Çocukluğumu yaşadığım Rodos’taki anılarımı ve göç edişimizin nedenlerin şöyle anımsıyorum: “Rodos’taki çiftliğimizin belleğimde kalan dekoru, evin önündeki geniş bir bahçe ile babamın sabahtan akşama değin yapmakta olduğu turfanda sebzeciliğin ağır bastığı rençberliği olmuştu. Bahçenin ortasında büyük bir havuz vardı. Sularına, mis kokusuyla bahar aylarının başlangıcının müjdesini veren mor salkımlarla menekşe güllerinin saçları dökülürdü. Üstünü bir kubbe gibi örten ulu ağaçlarla, çevresini saran saksı saksı dizilen karanfil, sardunya, küpe çiçeklerinin koyu ve titreşen gölgeleri, suların aynasına vurur, beni hayallere sevk ederdi.

Çocukluğumda Anadolu dağlarından kopup gelen kuzey rüzgarlarının yarattığı haşin dalgaların Rodos ”Kumburnu”nu dövdüğü soğuk kış günlerinde, çiftliğimizin hemen yakınındaki sahil şeridinde dolaşırken, ailemin neden Rodos’u terk etmek zorunda kalacaklarını yeterince bilemeyecektim.

Geçimimizin iyi olmasına karşın, Rodos’tan 6 yaşına geldiğimde, göç edecektik. Başlangıçta göç nedeninin ayırdına varamamıştım. Yıllar sonra nedenini babama sorduğumda şunu söylemişti: “Gelmeseydik Türklüğümüzü, kimliğimizi kaybedecek, yok olacaktık.”demişti. Rodos’un 1947 yılında Yunanistan egemenliğin geçmesinden sonra, giderek kültürel soykırım uygulamaya başladığını babam farkına varmıştı. Ada Türklerinin geleceğini iyi görmemişti.

Göç hazırlıkları sırasında bir ara gözlerim, babam Abdurrahman’a kaymıştı. Koskoca adam ağlıyordu. Gözlerinde tarifsiz korkunç bir hüzün vardı. Bunu o gün çok iyi değerlendirememiştim. Yıllar sonra bu durumu daha iyi anlayacaktım. Babam, bir yandan geçmişini ve bütün sevdiklerini bırakarak gitmesine, bir yandan da beş çocukla geleceğin belirsizliğine ağlıyordu.

En sonunda göç hazırlıkları bitmiş ve 1951’in Eylül ayında Marmaris’e giden bir gemiye Kaymakçı ailesi binmişler. Önce Marmaris’e, oradan da yine bir gemiyle İzmir’e gelmiştik.”

Rodos’a ilk gidişim

Değindiğim üzere ilk Rodos’a gidişimiz 2000 yılını Eylül başında olmuştu. Gümrük işlemlerinde sonra bizi Rodos eşrafından Sadi Nasuhoğlu’nun Rodos Kalesi içinde ayırmış olduğu bir pansiyona yerleştik. O’nun yol göstericiliğinde Rodos’u gezmek ve tanımak olanağına sahip olmuştuk. Gitmeden önce de büyük teyzem Dilber’in çocukları olan Ziynet Karakedi, Ahmet ve Alp Kocacıoğlu ile Mehmet amcamın oğlu ve Rodos’un son öğretmenlerinde Kemal Kaymakçı’yı aramıştım.

Yıllarca görmediğim akrabalarım konukseverlik gösterdiler.

Burada en ilginç bir anımı Kemal Kaymakçı’nın işlettiği butik otelde yaşadım. Anım şöyle: Babamın çiftliğinde iki köpeğimiz vardı. Çiftlik yaşamında arkadaşım hemen hiç yoktu. En yakın arkadaşlarım, adları Cici ve Fethi olan köpeklerdi. Cici ufak boylu, beyaz renkli ve çok duyarlı bir köpekti. Fethi ise iri ve kahve renkli idi. Çiftliğe bir yabancı girdiği zaman Cici hemen gelip Fethi’ye haber verirdi. Fethi ise yabancıyı kuşatırdı. Ben küçük kızım Nisan Ege’ye köpeklerimizin bu durumunu bir öykü tadında anlatmıştım. Kemal ağabeyimin otelinin avlusunda Fethi’ye benzeyen bir köpeği gören kızım,”Baba, Fethi bu mu?”demişti.

Rodos’a İkinci Gidişim

Rodos’a ikinci gidişim, 2008 yılında Ege Üniversitesi Konservatuar Merkezi öğretim elemanlarından M. Öcal Özbilgin, Cengiz Aydın, Abdurrahim Karademir, M. Aykut Mis’den oluşan araştırma grubuna rehberlik etmek amacıyla olmuştu. Araştırmanın amacı, Rodos ve İstanköy adasında geleneksel dans ve müzik kültürüne yönelik bir alan araştırması idi[2].Oradan da İstanköy ve Midilli’ye gitmiştik.

Çalışmada benim gözlemlerime ilişkin tespitlerim şunlar olmuştu: “Geleneksel eğlencelerde en yaygın oynanan “Sepetçioğlu” oyunu çok eskiden beri oynanan bir oyun. Bölge halkının bu oyuna “karşılama” dediğini belirtilmektedir. Karşılamaya Yunanlılarda yaptıkları düğün ve eğlencelerde “Türkiko” diye geçmekte.Türkler ise karşılamaya “naynaynom” diyorlar.

Bir başkası,Sepetçioğlu müziğinin, Bodrumda oynanan “Kıvrak Kerimoğlu Oyunu” türküsü ile aynı olduğu idi. Oyunlardan bir tanesi de Abdal Havası olarak karşımıza çıkmakta. Aynı oyuna Rumlar “Abdalikos” demekte. Zeybekiko oyunu da erkekler tarafından solo şeklinde oynanan çok eski bir kültürel dans.Sonuç olarak Anadolu Halk oyunları ve adetlerinin Yunan Halk oyunlarını da yüksek düzeyde etkilediğini söylemek olası.”

Rodos’a Üçüncü Gidişim

Üçüncü Gidişim, Ege Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyelerinde Cihan Özgün ile “Rodos, İstanköy ve Onikiada Türklüğünün Yakın Tarihi Üzerine Sözlü Tarih Projesi Çalışması ”nedeniyle olmuştu[3]. Bu çalışmada, sözlü görüşmelerden yola çıkarak, İtalyan ve Alman işgali ile adaların Yunanistan’a verilmesiyle bugüne kadar geçen süreç içinde Rodos,İstanköy ve Onikiada Türklerinin eğitimi, ekonomik yaşamı, başlıca kimlik sorunları, vakıf sorunları ve Yunanistan Hükümetleri ve Yunanlıların Türklere Bakışları gibi konularını araştırmıştık.

Çalışmada İzmir, İstanbul, Marmaris, Bodrum, Fethiye, Antalya dışında İstanköy ve Rodos’ta belirlenen kişilerle, Ağustos 2013’te başlayarak Ekim 2013’e değin yüz yüze görüşmeler yapılmıştı.

Rodos’a Dördüncü Gidişim

Rodos’a dördüncü gidişim 2014 yılında tamamıyla turistik amaçla olmuştu. Bu geziye eşim Şenay, büyük kızım Aslı ve küçük kızım Nisan Ege eşlik etmişlerdi .Tavernalarda eğlenmiş ve Rodos yemeklerini tatma olanağına sahip olmuş ve bol bol Mikse kıyılarında denize girmiştik .

Bu gezide hoş bir olay da yaşamıştık. Kale içinde dolaşırken büyük kızım Aslı’yı , İtalyan oyuncu ve eski model olan Monica Bellucci’ye benzetenler ve imza isteyenler olmuştu. Bilindiği üzere Bellucci, Bram Stoker’s Drucula’da rol aldığından beri pek çok filmde oynamıştı. Ancak güzelliği oyunculuğundan daha fazla değerlendirme konusu olmuştu.

Rodos’a Beşinci Gidişim

“Rodos ve İstanköy Türklerinin Güncel Sorunları ve Çözüm Yolları” konusunda ulusal ve uluslararası düzeyde farkındalık yaratmak amacıyla, özellikle Rodos Göçmenlerinin ağırlıklı olarak yaşamakta olduğu Karşıyaka (İzmir)’da 1996 yılında “Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği’”ni özverili arkadaşlarım ile kurmuştum[4].

Dernek olarak; Yunanistan’ın Rodos ve İstanköy’de yaşamakta olan Türklerin kültürel kimliğini kabul etmediğini; ibadetlerini özgür olarak yapmalarının engellediğini ve Osmanlı Türklerinden kalan kültürel ve mimari eserlerin bakımı ve korunmasına özen göstermekten uzak bir uygulama içinde olduğunu konularında çalışmalarda bulunuyorduk.

Çalışmalarımız kapsamında “Rodos ve İstanköy Türklüğü Ansiklopedisi” için arşivlere dayanarak bilgi toplamak için 26 Ağustos 2016 yılında şimdilerde sonsuza uğurladığımız Ahmet Kırevliyası ile önce Rodos’a gitmiştik. Rodos gümrüğünde hiçbir sorun olmaksızın adaya giriş yaptım. Sadi Nasuhoğlu’nun kitaplığı ile Nuri Alayalı’nın arşivinde ilgili belgeleri topladım ve oradan da sonra 30 Ağustos 2016 günü İstanköy adasına geçtik.

Otelimize yerleştikten sonra İstanköy’ün bilgesi olarak kabul edilen Mehmet İzmirlioğlu’na gittik. Burada geç vakitlere değin İstanköy Türk kimliği yanı sıra adanın coğrafi ve tarihi özelikleri konusunda bilgi almıştım. Daha sonra izin alarak ayrılmak istedik. Ancak İzmirlioğlu bize Germe köyündeki lokantasına davet ederek ağırlamak istedi. Mutfağa girerek mezeleri seçtiğim sırada beni daha öncede izlemiş olan sivil giysili iki Yunan polisi, İstanköy Polis karakoluna gitmemiz gerektiğini söyledi. Tutuklamaya iki arabayla gelmişlerdi.

Geç vakitlere değin tutuklama işlemleri sürmüştü. Beni Yunanistan’ın birlik ve bütünlüğüne aykırı eylemler yaptığım gerekçesiyle tutuklayacaklarını söylediler. Olay şöyle gelişti: “Pantolon kemerimi ve ayakkabı bağcıklarımı alarak 30 m²’lik alanda 21 kişinin bulunduğu çok kötü ortama sahip tutukevine soktular. Tutukevinde avluya bakan iki penceresi vardı. Hava çok sıcak olduğu için, insanlar yarı çıplaktı ve pencerelerin önüne birikmişti. Ben önce herkesi, İngilizce ve Türkçe olarak selamladım. İçlerinden birisi fırladı ve Türk olduğunu söyledi. Kendisinin Türkiye cezaevinden kaçarak İstanköy’e sığındığını anlattı. Üç aydan beri tutukluymuş. Bu sürede pratik Yunancayı da öğrenmiş. Güçlü bir kişiliği olduğu için tutukevinin ağası olduğunu belirtti. Benim profesör olduğumu da öğrenince pencere önündeki sandalyede oturanları kaldırdı ve beni oturttu. Kendisiyle geç vakitlere değin konuştuk. Uykumun geldiğini görünce tutukevinin koridoruna bir yatak getirtti. Yatak son derece kirli idi. Kolumu yastık yaparak uyumaya çalıştım. Ertesi sabah, parmak izlerim alındı. Gece Rodos’ta bulunan Türkiye Başkonsolosluğu ile irtibat kuramamıştım. Ertesi sabah bağlantı kurulunca serbest bırakılacağımı öğrendim. Beni polis eşliğinde Bodrum’a gidecek feribot iskelesine götürdüler ve pasaportumu da gidecek geminin kaptanına teslim ettiler. Bodrum’a gelince kaptan pasaportumu Türk polisine verdi. Kurtulmuştum. Polis karakolunda tutuklama ve sınır dışı gerekçem soruldu. Ben de Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği başkanı olarak Rodos ve İstanköy Türk kimliğinin korunması konusunda çalışmalar yaptığım için tutuklandığımı söylemiştim.”

Dernek başkanı olarak Rodos ve İstanköy Türklerinin Güncel Sorunlarını özellikle uluslararası kamuoyuna taşımam, Yunanistan Devletini rahatsız etmişti. Aslında İstanköy’de tutuklanmam ve sınır dışı edilmem, Yunan makamlarının benim kişiliğimde, Rodos, İstanköy ve Onikiada’da yaşayan Türk toplumuna olduğu üzere Batı Trakya Türklerine de yönelik doğrudan bir sindirme girişiminden başka bir şey değildi.

Anılarımdan Rodos’u ve İstanköy’ü Tanıtmaya Dönüş

Dilerseniz önce Rodos’u biraz tanıyayım.

Rodos, kimilerine göre tepelerinin eteklerinde açan ünlü gülleri ile “Güller Adası“, kimilerine göre de “Şövalyeler Adası” olarak anılıyor. Başlıca uluslararası simgelerinin ise “Rodos Heykeli ”, “Rodos Kalesi” ve “Geyik Heykelleri” olduğu biliniyor

Rodos Heykeli[5]

“Rodos Heykeli” ya da “Colossus”, Antik Dünya’nın yedi harikasından biri olarak kabul edilmiş. Rodos Heykeli’nin öyküsü şöyle imiş: Rodos’un ilk sakinleri olan Dor’lar, Argos’tan gelen denizci bir kavimmiş ve güneş ilahı olan Helios’a taparlarmış. Söylenceye göre; Heykeltıraş Lindoslu Khares’in yaptığı “Güneş Tanrısı Helios’’u simgeleyen heykel 32 m. yüksekliğinde ve tunçtan yapılmış. Rodos Heykeli’nin, Rodos Limanı’na giriş yerinde inşa edildiği kabul ediliyormuş. Heykelin bacaklarının arasından gemilerin geçtiği, başının çevresinde ışınlar ve elinde de bir meşale olduğu belirtiliyordu. Rodos Heykeli ancak 50 yıl ayakta kalabilmiş ve M.Ö. 225 ya da 226’daki bir depremde yıkılmış, birkaç asır yan yatmış halde kalmışmış. Rodoslular bu heykelin kendilerini ve adayı koruduğuna inanırlarmış. New York’ta bulunan “Özgürlük Heykeli”’nin, Rodos Heykeli’nden esinlenerek yapmış olduğu belirtilmekte. Bununla birlikte o zamanların yapım teknikleri ve malzemeleriyle böyle bir heykelin yapılmasının olası olmadığı da düşünülmekte imiş.

Rodos Heykeli

Rodos Kalesi

Eski şehir ve yeni şehir olarak iki yarıdan oluşan Rodos’un ziyaretçilerin en çok ilgisini çeken ve eski şehir olarak adlandırılan kısım, Rodos Kalesi’nin içinde. Altı kapısı olan bu kısım, içerisine girildiğinde adeta başka bir diyara girilmiş hissi vermekte. Taş kaldırımlarında yürürken; şövalyelerin binaları, surların içine çevrilmiş siperler, kiliseler, camiler, saraylar ile oldukça ilgi çekici bir kasaba. Burada farklı kültürlerin yansımalarını fark etmemek olası değil. Ayrıca Kale, bir zamanlar “Eski Pazar” olarak adlandırılan birçok hediyelik eşya dükkanı, mağaza ve kuyumcuya ev sahipliği yapmakta.

Rodos Kalesi, yuvarlak kuleleri olan yaklaşık 6.000 metrekarelik dikdörtgen bir yapı. Batı tarafındaki burçta halen sergilenen toplar bulunmakta. Güney cephedeki geniş kemerli bir kapıdan girildiğinde ziyaretçiler ilk olarak geniş avluyu görmekte. Başka bir bölme de ise İtalyanlar tarafından eklenen bir Şapel bulunmakta. Kalenin bir bölmesinde mücevherler, silahlar, kitaplar ve sanat koleksiyonu bulunmakta. Orta çağ kostümleri, güzel oyma mobilyalar ve el dokuması tekstiller de sergide yer almakta.

Rodos Kalesi, “Rodos Şövalyeleri Büyük Efendi Sarayı” olarak da biliniyor. Yunanistan’daki pek az Gotik mimari örneklerinden biri. Kale ilk olarak 7.yüzyılda Bizanslılar devrinde bir hisar olarak inşa edilmiş . 1309’da Hospitaller Şövalyeleri Rodos adasını ve diğer birkaç adayı istila ettikten sonra, kaleyi bir karargaha ve Büyük Efendileri için bir saraya çevirmişler. 14. yüzyılın ilk çeyreğinde, sarayı tamir edip birkaç ana tadilat yapmışlar. 158 odanın bulunduğu sarayda, günümüzde ziyarete açık 24 oda bulunmakta. Kuzey tarafında depo olarak kullanılan yer altı odası da var. Olasılıkla düşman saldırıları sırasında sığınak olarak kullanılmışlar.

Zemin katta, kare bir avlu çevresinde sıralanmış büyük ve küçük tonozlu odalar bulunuyor. İç bahçesi Roma ve Yunan dönemine ait heykellerle süslenmiş. Salonların ve odaların zeminleri Roma ve Bizans dönemi mozaik sanatlarını aksettirecek biçimde düzenlenmiş. Zemin katta bekleme odası, büyük kabul salonu ve müzik odası gibi yan odalar bulunmakta.

Mermer merdivenle çıkılan birinci katta Grand Master çalışma ve dinlenme odası, Büyük Konsey Salonu ve yemek salonu gibi resmi odalar var. Geç Helenistik, Roma ve Erken Hıristiyanlık dönemine ait taban mozaikleri bu katta. Antika mobilyalar, heykeller, halı ve sanat eserleri önemli bir koleksiyon oluşturmuş.

Ada 1522’de Osmanlı İmparatorluğu tarafından altı aylık ciddi bir kuşatma sonucunda ele geçirilince, saray bir karargah ve kale olarak kullanılmış. 1856’da gerçekleşen bir mühimmat patlamasında sarayın alt kısmı büyük hasar görmüş. Bunun neticesinde birinci kattaki birçok oda hasarlanmış.

Bugün müze olarak halka açık olan kale, UNESCO Dünya Mirası listesine ekli.

dış mekan, kale, gökyüzü, bina içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Rodos Kalesi

Geyik Heykelleri

“Geyik Heykelleri ”ise, Rodos Limanının girişinde sağlı sollu iki sütun üzerinde biri erkek biri dişi, iki geyik heykelinden oluşuyor. Adanın ormanlarında yaşamakta olan geyikleri simgeliyor. Bu tür Avrupa’da ender rastlanan geyik türlerinden biri imiş . Tüyleri yaz süresince beyaz benekli kestane renginde, kış aylarında ise hava koşullarına uymak amacıyla koyulaşırmış.

Geyiğin adaya yerleşmesinde çeşitli söylenceler var. Bu söylencelerden birine göre; geyikler Haçlılar döneminde adanın hayvan çeşitliliğini(fauna) artırmak için getirilmişler. Diğer bir söylenceye göre ise; Rodos çok eskiden yılanlarla dolu yer olarak anılır, bu nedenle Haçlılar ordularını yılanlardan korumak için bu geyikleri adaya getirmişler. Geyiklerin boynuzlarından salgılanan bir kokunun yılanları rahatsız ederek çevreden uzaklaştırdığına inanılırmış. Bu geyiklerden kimileri kamplardan kaçıp ormanlarda zamanla çoğalmışlar. Bir başka söylencede de geyikleri Venediklilerin getirdiği anlatılıyor. Bütün bu söylencelere karşın,M.Ö. 6000 yılına ait kimi arkeolojik buluntular, bu hayvanların o dönemlerde adada yaşadıklarını göstermekte. Bu nedenle geyiklerin varlığını, Haçlılara ve Venediklilere bağlamanın doğru olmadığı belirtilmekte.

Rodos Geyik Heykelleri

Lindos Şehiri ve Kalesi

Bizi Lindos’a Sadi Nasuhoğlu arabasıyla götürmüştü. Rodos merkezinden güneye 50 km kadar inince Lindos’a ulaşmıştık. Lindos, Rodos merkezi kadar büyük olmasa da uzun plaj şeridi, kalesi, bembeyaz küçük evleri ve daracık sokaklarıyla ile konaklamak isteyenler için çok güzel bir seçenek. Lindos kalesinin yakınına kadar eşeklere binerek çıkmak olası .Dar sokaklarında gayet eğlenceli barları varmış. Ancak biz gece kalamamıştık.

Lindos Şehiri ve Kalesi

Lindos’da Eşek İstasyonu

Kelebekler Vadisi

Kelebekler Vadisi, şehir merkezinden 25 km.,havaalanından ise 10 km. uzaklıkta olan Theologos köyünde. Vadi, karaçamlarla kaplı, içinden Pelekanos Çayı geçiyor.Su birikintileri ve küçük şelaleleri de barındırıyor.

Rehberin anlattığına göre; Kelebekler Vadisi’ndeki kelebekler, temmuz ortasından eylül sonuna kadar kendilerini gösterirlermiş. Gri kelebekler ağaç kütüklerinin gölge taraflarında ya da köklerinin çevresinde uyurlarmış. Kelebekler uyandığında bir bulut oluştururlar ve bu tüylerinin turuncu rengini ortaya çıkardığından oldukça etkileyici bir görünüm alırlarmış.

Yaz mevsimi yaşayabilen kelebekler, dört biyolojik evreye sahiplermiş. Haziran ayından itibaren vadide görünmeye başlarlar, Ağustos’ta çiftleşirler, erkek kelebekler bir süre sonra, dişiler ise Eylül’de yumurtalarını ağaçların alt dallarına bırakır ve ölürlermiş.

Yumurtalar, 15-20 gün sonra açılır ve küçük kurtçuk olurlarmış. Kurtçuklar ilkbahar aylarından itibaren ağaçların yapraklarını yerler ve Mayıs ayında kelebek durumuna alırmış. Kelebeklerin boyu 3 mm. ve renkleri koyu kahverengi imiş. Kelebeklerin baş rengi kırmızımsıdır ve rengi daha sonra sarıya yakın bir renge dönüşürmüş.

Kelebekler Vadisi’nde bir de müze var. 1957 yılında ziyarete açılmış.

Kelebekler Vadisi

Rodos Akropolisi

Rodos Akropolisi şehrin en yüksek yerinde, doğuya doğru inşa edilmiş. Diğer antik akropolislerden farkı etrafında hiç bir sur tahkimatının bulunmaması. Günümüzde de 1250 hektarlık bir alanda kazılar sürdürülmekte.

Anıtları, stadyumu ,kutsal mihrapları, devlet binaları, büyük tapınakları ve yeraltı ibadet alanları ile var.

Stadyumun yanı başında ise, eskiden olduğu gibi günümüzde de çeşitli sanat gösterilerine ev sahipliği yapan mermerden küçük bir tiyatro bulunmakta.

Tepenin en yüksek yerinde, şehrin koruyucusu sıfatını almış olan “Pythion Apollon Tapınağı” çevreye egemen. Restorasyon çalışmaları devam etmekte.

Rodos Akropolisi

Rodos İşi Bezeme

Rodos İşi Bezeme; Girit Usulü, Podima, Çakıl Kakma, Çakıl Mozaik, Çakıl Süsleme, Karfato, Çivileme, kimilerinde “koine” ya da “krokalia:timsah sırtı” olarak da adlandırılmakta. Rodos bezeme işi, Akdeniz Bölgesi’nin iklimsel özelliklerinden dolayı, avlu ve bahçelerde konutun bir parçası olarak düşünülmüş

Bezeme kullanılan çakıl taşları, derenin deniz kenarına getirdiği taşların, denizin gel gitmesi sonucu eliptik forma dönüştürmesiyle oluşurmuş. Çakıllar elle toplanır, seçilip ıslatılarak bir renk ayırımı yapılır ve boyut bakımından bir örneklik sağlanırmış.

Daha sonra tasarlanan proje desenine göre; çakıllar yüksek dozlu çimento kumla karıştırılır ve boş zemin doldurulup üzerine kalıplar yerleştirilerek dizime geçilirmiş. Dizim uygulaması sonunda çakıl yüzeyi mastarlanıp suyla sertleşme sürecine bırakılır ve sonra da özel bir kilitleme macunu verilerek çakıl mozaik alan kullanıma açılırmış. Kullanıma açık tüm alanlar siyah-beyaz; kimi bölgelerde de farklı renklerde çakıl taşları bazen düz, bazen de geometriksek ya da bitkisel motifler yapılarak döşenirmiş.

Rodos Bezemesi’nden Bir Örnek

 

Rodos Türklerin Ayak İzlerinden Gördüklerim

Mandraki Limanı’na girerken yuvarlak kubbeler ve zarif minareler size hiç de yabancı olmadığınız bir yere, bir zamanlar Türk Yurdu olan Rodos’a geldiğinizi görüyorsunuz.

Rodos üzerine kaleme alınan anı ve gözlemleri içeren yayınlara göre[6]; yakın zamanlara değin Rodos toprakların çoğuna Türkler sahipmiş. Adanın gıda ihtiyacını Türkler karşılarmış.

Esnaflık, Türkler arasında daha sonraları gelişmiş. Esnaflar; demircilik, boyacılık, garsonluk, duvarcılık, semercilik, ayakkabı tamirciliği, yoğurtçuluk, fırıncılık, sütçülük ve seyyar satıcılık gibi işlerde yoğunlaşıyorlarmış. Türkler arasında nalbantlık yapanlar da bulunuyormuş.

Rodos kale içinde Türk esnafı egemenmiş. Dükkanların çoğu 1970 yıllarına kadar Türklere aitmiş. Süleymaniye’den aşağı doğru inen yolun üzerindeki esnafın yüzde doksan beşi Türk’müş. Diğer sokaklarda bile Türk esnafının ağırlığı varmış.

Adada yaşamakta olan Türklerin bir kesimi de İtalyan işgaline değin ticaretle uğraşmışlar. Osmanlı döneminde Anadolu’nun Rodos adasına yakın bulunan Marmaris, Fethiye, Bodrum, Datça ve Antalya gibi Akdeniz kıyılarındaki kentlerle ticaret yapılırmış. Osmanlı döneminde Rodos doğu batı yönünde transit ticaretin merkezi durumundaydı. Ondokuzuncu yüzyılın sonlarından itibaren Rodos’un Yunanistan, Mısır ve Avrupa ülkeleriyle bağlantısı da çoğalmışmış.

Bu kapsamda Rodos’un 1522’den bu yana bütün yıkımlara karşın hala Osmanlı Türklerinin derin izlerini taşıdığını gözlemlemek olası. Şehrin camileri, medreseleri ve sokak çeşmeleriyle tarihten gelen birikimi var.

Rodos’ta Türklerin ayak izlerini taşıyan mimari eserleri, bütün yıkımlara karşın hala ayakta kalabilmiş. Çoğu da kale içinde bulunmakta. Türkler arasında “Musluk Kapısı” denilen kapıdan girdikten sonra sola dönün ve Hipokrat Meydanı’na ulaşın. Oradan kuzeye doğu çok eğimli olmayan yamaca tırmanınca solda, önce Ağa Camisi’ni görürsünüz. Biraz daha yürürseniz, İmarethaneden sonra “Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi” ve onun hemen karşısında “Rodos Süleymaniye Camisi”ile karşılaşırsınız. Daha sonra sağa dönün ve ilerleyin. Karşınıza yolun solunda “Fethi Paşa Saat Kulesi” ile sağında “Rodos Süleymaniye Medresesi” çıkacak. “Murat Reis Külliyesi” kale dışında. “Girit Evleri”ise Mikse Köyü’nden önce deniz kenarında.

Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi

Rodos Kalesi içinde, Orologiou Meydanı’nda ve Süleymaniye Camii’nin karşısında. Hafız Ahmed Ağa Kütüphanesi’nin kurucusu Hafız Ahmed Ağa. Ancak oğlu Ahmet Fethi Paşa’nın kütüphanede yaptığı kimi düzenlemelerden dolayı Ahmet Fethi Paşa Kütüphanesi adıyla da biliniyor.

Kütüphane, avlu içerisinde yer almakta. Kütüphane binası, dikdörtgen planlı ve iki odası bulunmakta. Odaların üzerleri yarım küre biçiminde iki kubbe ile örtülü. Yapıya beş basamaklı bir merdivenle çıkılmakta. Girişteki mekan okuma salonu, diğer bölüm ise kitap deposundan oluşuyor.

Avlusunda Kur’an’ı Kerim okumak için inşa edilmiş olan iki bina ve Hafız Ahmed Ağa’nın babası Hasan Ağa tarafından 1797’de yaptırılan bir çeşme ve bir kuyu var. Ayrıca, Rodos’ta Osmanlı döneminde inşa edilmiş ve günümüze ulaşmayan çok sayıdaki yapının kitabeleri sergilenmekte. Adada yaşayan Müslüman Türkler, geçmişte olduğu üzere günümüzde de bayram namazlarından çıkar çıkmaz Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi’nde toplanarak bayramlaşma geleneğini sürdürmekte.

Ahmet Fethi Paşa Kütüphanesi’nin İç Görüntüsü

Fethi Paşa Saat Kulesi

Fethi Paşa Saat Kulesi, kale içinde ve limana egemen bir tepede, Süleymaniye Camisi’nin kuzeyinde yer almakta. Fethi Paşa Saat Kulesi inşasına, 1850 yılında Rodos adasına Sultan Abdülaziz ile Sultan Murad’ın gelişi vesilesiyle başlandığı bildirilmekte. Yapımında giriş kapısı üzerinde yer alan kitabesi, günümüzde avlu kapısı üzerine konulmuş durumda. Kitabesinde, saat kulesinin 1851-1852’de hizmete girdiği yazılı.

Kule, yerli ustalar tarafından yapılmış. Kare planlı. Üç katlı olan kule, kesme taştan inşa edilmiş. Kulenin köşeleri, dıştan silmelerle çevrelenmiş. Kulenin üst kısmına ahşap merdivenlerle çıkılıyor ve yarım kubbe ile örtülü.

Kulenin birinci katında, cephelerin her iki köşesinde kaideler üzerinde yükselen ikişer sütun bulunuyor. Kulenin tüm cepheleri pencerelerle hareketlendirilmiş.

Fethi Paşa Saat Kulesi’nde saatin mekanizmaları, avlusunda bulunan kahve bahçesinde sergilenmekte.

Günümüzde Fethi Paşa Vakfı tarafından kiraya verilen kule, seyir kulesi olarak işletilmekte.

Fethi Paşa Saat Kulesi

Murat Reis Külliyesi

Murat Reis Külliyesi, Rodos Kalesi’nin dışında bugünkü Milli Tiyatro binası ile Vilayet Konağı’nın karşı tarafındaki geniş bir arazi içinde kurulmuş.

Külliye içerisinde Murat Reis adına yapılan cami, türbe, şadırvan, çeşme, Kadirî Tarikatı’na ait tekke ile içerisinde birçok kişiye ait hazire bulunmakta imiş.

1622 yılında inşa edilen Camii, günümüzde yıkım aşamasında.

Türbe, yaşıt olduğu tahmin edilen bir çınar gölgesinde. Türbenin önündeki çakıl süslemeler üzerinde Murat Reis’in denizciliğini temsilen bir pusulayla çapalar yer almakta.

Murat Reis Hazinesi’nde ise, Rodos’un fethinden başlamak üzere adaya sürülen ya da adada görev yapan önemli kişilere ait mezar ve türbe yer almakta imiş . Ancak günümüzde haziredeki taşların yarısı kırılmış ve de türbeler yerle bir edilmiş.

Murat Reis Külliyesi’ne, şehrin haritasında yer verilmemiş. Turizm rehberleri burayı göstermekten uzak bir tur yaptırmakta.

Murat Reis Külliyesi’nin Günümüzdeki Durumu

Rodos Süleymaniye Camii

Rodos Süleymaniye Camii, Rodos’ta Eski Şehir’de Sokrates Caddesi’nin sonunda. Camii, Maktul İbrahim Paşa tarafından 1540 yılında inşa ettirmiştir. Söylentiye göre yerinde St. Jean Kilisesi bulunmaktaymış.

Cami, bir büyük kubbe ile yanlarında iki küçük kubbeden oluşmuş ve sekizgen planlı şadırvanı var. Mihrap ve minberi altın yaldızlı.

1988 yılında Yunan Kültür Bakanlığı’nca başlatılan restorasyon 2005’te sona ermiş. Restorasyon tarihine kadar ibadete açık olan caminin, günümüzde dini bayram namazları dışında kullanılmasına izin verilmemekte.

Rodos Süleymaniye Camii

Rodos Süleymaniye Medresesi

Kale içinde, Panetiu Sokağı üzerinde ve Fethi Paşa Saat Kulesi’ne yakın. Rodos Süleymaniye Medresesi Rodos’un Osmanlı Türklerinden günümüze değin varlığını sürdüren simgesel mimari eserlerinden biri idi. Medreseye gelir sağlamak için de Türk Vakıf Yönetimi’ne ait 24 adet dükkan da inşa edilmişmiş.

Süleymaniye Medresesi, 1947 yılından 1972 yılına değin, çift dillilik temelinde sadece Türk çocuklarının öğrenim gördüğü bir ilkokul olarak öğrenimini sürdürmüş. Süleymaniye Medresesi’nin adı, 1972 yılında Rodos 13. Şehir İlkokulu olarak değiştirilmiş ve o tarihten itibaren ise Türkçe öğrenme tamamen yasaklanmış.

Yakın tarihlerde ise, Süleymaniye Medresesi, Eski Eserler İdaresi’nce temelinde St. Jean Kilisesi olduğu gerekçesi bahane edilerek yıkılmak istenmişti. Bu girişim, Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği’nin de ulusal ve uluslararası tepkisiyle durdurulmuştu.

Süleymaniye Medresesi’nin Günümüzdeki Durumu

Girit Mahallesi

Girit Mahallesi’nin öyküsü şöyle idi; 19.yüzyılının sonlarına doğru Yunan İsyanı ile Mora’da Müslüman Türklere karşı gerçekleştirilen soykırımın Girit’te de yaşanabileceğini düşünen çok sayıdaki Giritli Türk, Anadolu’ya göç ettirilmiş. Bunların bir kısmı da Rodos Adası’na getirilmiş. Göç edenlerin önce Rodos’taki Türkler arasına yerleştirildiği söyleniyor. Ancak daha sonra anadillerinin farklı olması nedeniyle Giritli göçmenlere İkinci Abdülhamit Dönemi’nde adanın batı kısmında bulunan Bursalı dönemecinden Mikse’ye kadar uzanan kıyı şeridinde bitişik düzen tek katlı 103 adet ev yaptırılmış. Ayrıca mahallenin gereksinmesini karşılamak üzere bir okul, çeşme, mezarlık ve bir cami de inşa edilmiş. Yunanların Rodos’u almasından sonra ilk başlangıçta bu evlerin onarımına izin vermediği biliniyor. Günümüzde bu evlerin bir kesimi Yunanlar tarafından kullanılıyor. Cami ise ibadete kapalı ve bakımsız, okulun yerinde yeller esiyor.

Bu mahallenin benim ailem için özel bir önemi vardı. Mikse köyündeki çiftliğimiz mahalleye yakın olduğu için babam Abdurrahman Kaymakçı’nın ,ağabeyim Ahmet Nejat’ı bisikletle oraya alışveriş için gönderdiğini anımsıyorum.

Girit Mahallesi’den Günümüzdeki Bir Görünüşü

İstanköy’de Gördüklerim

İstanköy’de gördüklerimi anlatmadan önce bisiklet sevenler için bir tespit yapalım. Adayı gezmenin en keyifli, en sorunsuz ve en ucuz yolu bisiklet. Bisiklete özel yollar adanın her yerinde var. Hatta öncelik de bisikletlerde. Yaya olarak kaldırımda yürürken dikkatli olmak gerekiyor, farkında olmadan bisiklet yolundan yürüyebilirsiniz.

İstanköy Akslepionu

“Akslepion”sözcüğü, Antik Yunan Mitoloji’nde Tıp Tanrısı Akslepion adına yapılmış tapınak anlamında. Dik zeminden dolayı Asklepion,dört bağlantı kademesinden oluşmakta.

Bunların ilki M.Ö. 1. yüzyıldaki Roma yapılarının kalıntıları. Tıp okulunun bulunduğu ikinci kademe ise kemerleri ve heykelleri ile ünlü. Kaplıcalar burada imiş. Üçüncü kademe ise Akslepion Tapınağı’nın olduğu yer. Burada yapılan kazılar, paha biçilemez bir hazineyi ve yarı dairesel bir platformu ve Neron’a ait olan küçük bir Roma tapınağını ziyaretçiler için gün ışığına çıkarmış. Dördüncü kademe ise hasta odalarının yanı sıra Dorik tarzı büyük bir tapınağı da içermekte.

İstanköy Akslepionu

İstanköy Narince-Neratzia Kalesi

Neratzia Kalesi ya da İstanköy Şövalyeler Kalesi,İstanköy limanının girişinde bulunmakta. Sözcük anlamı, Turunç Ağacı Kalesi. Kale, Osmanlı kaynaklarında “Narince”olarak geçmekte.

Rodos Kalesi, şehri bütünüyle koruyan bir kale olmasına karşılık, Narince Kalesi, denizden yapılan bir saldırı önlemek için bir deniz tabyası niteliğinde imiş.

Kale,antik şehrin kalıntılarından kalan eski yapıların parçalarının yanı sıra yerli taşlardan inşa edilmiş. Taş duvarlarının en üst kısmında birçok hanedan arması var.

Kale iç ve dış cephe olmak üzere iki savunma bölgesini içermekte. Bu iki bölge büyük bir kale hendeği ile birbirinden ayrı imiş ve ve bir asma körüyle birleştirilmiş.

Kale, 19.yüzyılda Türk Garnizonu ve komutan evi olarak kullanılmış ve 1816 yılında bir patlama ile tahrip olan kale, İtalyanlar tarafında onarılmaya çalışılmış.

İstanköy Narince-Neratzia Kalesi

Cezayirli Gazi Hasan Paşa (Lonca) Camii

Cezayirli Gazi Hasan Paşa (Lonca) Camii, İstanköy’de bulunduğu bölgeye atfen Lonca Camii olarak da anılmıştır. Cami 1776 yılında Gazi Hasan Paşa tarafından yaptırılmış.

Adanın en büyük camii durumundaki cami iki katlı ve dikdörtgen planlı. Lonca camiinde, servi ağacı işlemelerinin yer aldığı dikkat çekici altı köşeli bir şadırvanı vardı, ancak şadırvan artık günümüzde yok edilmiş . Harap halde olan cami günümüzde ibadete kapalı .

Caminin alt katında vakfa gelir getirmesi amacıyla inşa edilen dükkanların ,günümüzde de adadaki Türk-Müslüman Vakfı’na gelir getirecek şekilde işletildiği ileri sürülmekte ise de tamamıyla Yunan Devleti’nin denetimi altında .

Yapının inşa kitabesi bulunmasa da, bir vakfiyesi varmış. Diğer arşiv belgelerinden, caminin şadırvanı dışında, günümüze ulaşmamış bir medresesi, hamamı ve çeşmesi olduğu bildirilmekte.

Cezayirli Gazi Hasan Paşa (Lonca) Camii

Defterdar Camii

Defterdar İbrahim Paşa Camii, 18. yüzyılda Osmanlı döneminde inşa edilmiş olup adadaki Türk-Müslüman cemaatine hizmet vermekteydi

Cami, 1926,1933 ve 2017 yıllarında İstanköy’ü vuran büyük depremlerde büyük hasar görmüş Minaresi ve şadırvanına da yıkık bir durumda .Yunan Devleri izin verirse restorasyonu bekliyor. Google’da gördüğünüz fotoğraflara inanmayın diyorum.

Türk Köyü Germe:Platani”

Germe Köyü İstanköy şehir merkezinden ve limandan 3 km. mesafede ve İstanköy’de yaşamakta olan 3000’in aşkın Türkün en fazla bulunduğu bir yerleşim birimi.

Köy meydanında “Arabın Yeri “adlı bir Türk Restoranını görebilirsiniz. Burada kebap, meze ve lezzetli Türk yemekleri yiyip Türk rakısı ve Türk Kahvesi içebilirsiniz. Arabın Yeri’nin tam karşısında da ,iki tane Türk tavernası var. Asıl size önereceğim yer ise Arabın Yeri’nin tam karşısında yer alan ufak pastane, Paradosi Pastanesi. Paradosi Pastanesi’nde, ev hanımları tarafından yapılan domates reçelinden ve bademli çikolataların tadına bakmadan Germe’den ayrılmayın derim.

Bu köyde yaşayanların tıpkı Rodos’ta yaşayan Türkler gibi ne televizyon kanalları, ne radyoları, ne gazeteleri, ne dergileri, ne okulları var. Günümüzde de ibadete açık bir cami kalmamış. En fazla sahip oldukları şeylerden biri de şu anda harap olmuş bir mezarları gibi görünüyor.

kişi, şahıs, doğal gıdalar, giyim, işlenmemiş gıda içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Germe Köyü’nde domates reçeli yapımı aşamasından bir görünüş

Hipokrat Meydanı ve Ağacı

İstanköy denilince akla gelen ilk yerlerden biri de Neratzia Kalesi’nin hemen girişinde bulunan Hipokrat Meydanı ve Ağacı. Meydan, ağacı ile özdeşleştirilmiş. Adaya gelen herkes mutlaka ağacı ziyaret ediyor ve şehir efsanesini dinliyor. Şehir efsanesi diyorum, çünkü bu ağacın altında Hipokrat’ın öğrencilerine ders verdiği anlatılıyor, bu tarih 2400 yıl önceye denk geliyor. Ağacın ise 570 yaşında olduğu söyleniyor. Ufak bir mola vermek ve serin serin oturmak için harika bir yer.

Tıbbın babası sayılan Hipokrat burada doğup yaşamış olması adayı ziyaret edenlerin çok ilgisini çekiyor. Bu nedenle Hipokrat temalı çok sayıda hediyelik eşya ve kitap var. Hatta halen dünyanın pek çok farklı yerinden doktorlar adaya gelerek yeminlerini tekrarlıyor, ağacın çevresindeki kahvelerde birbirleri ile tıp sohbetleri yapıyorlarmış . Ada bu nedenle de çok sayıda tıp kongresine de yıl içerisinde ev sahipliği yapıyormuş. Hipokrat’ın söğüt yaprağından elde ettiği salisilin maddesi ile üretilen ilaçlar bugün romatizma ve migren gibi hastalıklara çare olduğu söylüyordu.

Hipokrat Meydanı ve Ağacı

Hipokrat ağacının hemen arkasında bir Osmanlı şadırvanı ve Lonca Camisi bulunuyor. İşte bu noktada üzücü bir manzara ile karşılıyorsunuz. Lonca Camisi çok bakımsız ve harap durumda. Çevresi korunmamış ve adeta terk edilmiş. Aynı şekilde meydanda bulunan Defterdar Camisi’nin altında sonradan eklenmiş pek çok demir kepenkli dükkân ve kafeler var. Keşke olduğu gibi korunsaydı ve pırıl pırıl karşımızda dursaydı dedirtiyor insana.

Tıbbın babasının burada doğup yaşamış olması adayı ziyaret edenlerin çok ilgisini çekiyor. Bu nedenle Hipokrat temalı çok sayıda hediyelik eşya ve kitap var. Hatta halen dünyanın pek çok farklı yerinden doktorlar adaya gelerek yeminlerini tekrarlıyor, ağacın çevresindeki kahvelerde birbirleri ile tıp sohbetleri yapıyorlar. Ada bu nedenle çok sayıda tıp kongresine de yıl içerisinde ev sahipliği yapıyor. Hipokrat’ın söğüt yaprağından elde ettiği salisilin maddesi ile üretilen ilaçların, bugün romatizma ve migren gibi hastalıklara çare oluyormuş.

Zia Köyü Doğa Parkı

Zia Köyü Doğa Parkı, İstanköy Adası’nda Dikeos Dağı’nın Türkiye’ye bakan yamaçlarında konuşlanmış Zia Köyü’nde, geniş bir görüş alanına sahip bir doğal bir park. Park’da geyik, keçi, tavuk ve tavşan gibi her türden hayvanlar doğal yaşam alanlarına sahiptirler. Parkta bölgenin endemik bitkileri de var.

Park, gün batışını izlemek için en uygun bir konuma sahip.

Dikeos Dağı, İstanköy’ün en yüksek dağıdır, denizden yükseltisi 846 m. dolayında. Güney ve kuzey yamaçları,dik,çıplak ve ormanlarla kaplı.

Dikeos Dağı’nın kuzey yamaçlarında Zia Köyü bulunuyor, köy şehir merkezine yaklaşık 15 km. uzaklığında. 100-150 m. tek bir caddesi ve hediyelik eşyacıları(başta çeşitli deniz süngerleri ve kabukluları gibi), çocuk oyun alanı, aş yerleri ve tavernası olan küçük bir çarşıyı da barındırıyor.

Rodos ve İstanköy’de Yemek Kültürü[7]

Adaların mutfağı, aslında Ege Mutfağı. Bir başka deyişle Akdeniz, Anadolu ve Balkan mutfaklarının bir parçası.

Rodos ve İstanköy’de yemek kültürünün Türk Mutfağından, Yunanistan kara adasında olduğu üzere son derecede etkilendiği de gözlemlenmekte. Bu son derece doğal bir durum ve iki etnik kültür neredeyse 400 yıl birlikte yaşamış.

Yunan Mutfağında pişirilen yemeklerin birçoğu, teknik açıdan olduğu kadar ad olarak aynı ya da benzer. Kimilerinde ise Türkçe yemek adlarına “des” ya da “kia” eklenmiş.Örneğin; ”Dolma” kalın ise “Dolmades”, sarma ince ise “Dolmakia”, “Yalancı Dolma” yerine “Yalancidolmades”, “Cacik” yerine “Cacikis”, “Baklava” yine “Baklava”, ”İmam Bayıldı” yerine “İmambayildi”, ”Karnı-yarık” yerine “Karniyarik” ,”Musakka” yerine “Moussakas”, “Köfte” yerine “Köftedes”, ”Helva” yerine “Helvadopides”, “Telkadayıf” yerine “Telkadayifi”, “Lokum” yerine “Loukoiti”, ”Lokma Tatlısı” yerine “Loukomades” bunların kimileridir.

Diğer yandan balık ve deniz ürünlerinde ise Yunan etkisi söz konusu. Türkçedeki balık adlarının neredeyse çoğu Yunancadan alınmadır. Örneğin “Barbuni” yerine “Barbunya”, ”Palamati” yerine “Palamut”, “Kalamari” yerine “Kalamar”, “Lavraki” ya da “Levrek”yerine “Kefal” bunlara örnek olarak veriliyor.Bu nedenlerle Rodos ve İstanköy’e turist olarak gelenler yemek açısından bir yabancılık geçmiyorlar.

Tatlılar

Galaktoboureko, kourabiedes ve helva Yunanistan’ın en sevilen tatlıları arasında. Pek çok tatlı, Türkiye ve Orta Doğu’da bulunan şerbetli ikramlık tatlılarla benzerlik gösteriyor, kimilerin de tarihi antik Yunan veya Roma dönemine kadar uzanmakta.

Benim hoşuma giden başlıca Rodos ve İstanköy’deki Yunan tatlıları şunlar olmuştu:

Galaktoboureko

“Sütlü börek” olarak Türkçe’ye çevirebileceğimiz galaktoboureko, şerbetle kaplı bir muhallebi keki. da Galaktoboureko için kullanılan yufkanın Türkiye’den Yunanistan’a geldiği, ancak tarifin tamamının Yunanistan’da oluşmuş olduğu anlatılıyor.

Melomakarona

Yunanistan’ın tipik olarak bilinen malzemelerine (yağ, bal, portakal ve fındık) dayanan melomakarona tipik bir Yunan tatlısı olarak kabul ediliyor.

Kourabiedes

Tıpkı melomakarona gibi, şeker serpilmiş tereyağlı kurabiyeler. Özgün kourabiedeslerin tarifi, 20. yüzyılın başlarında Kapadokya’dan gelen mültecilerin kuzey Yunan şehri Kavala’ya göç etmesiyle Yunanistan’a gelmiş. Kavala kurabiyesi olarak ta biliniyor.

Diples

İnce dilimler halinde rulo yapılan için hamur, kızgın yağda kızartılır ve üzeri şerbet ve ceviz ile kapatılıyor. Bu geleneksel Yunan tatlısı, Peloponisos bölgesinden gelmekte imiş., ancak şimdi

Bougatsa (börek)

Çıtır yufkası, kadifemsi kreması, tatlı tadı ve tarçın aromasıyla bougatsa en popüler Yunan tatlılarından biri. Bougatsanın tatlı ve tuzlu olmak üzere iki çeşidi var. Muhallebi kremasıyla doldurulan yufkayla yapılan bu tatlı özellikle Selanik’te ve kuzey Yunanistan’da tanınmış. Bougatsa’nın Türkiye’de ortaya çıktığı ve tarifin, Küçük Asya’da yaşayan Rumların 1923’te Yunanistan ile Türkiye arasındaki nüfus mübadelesi sırasında tanıtmasıyla Yunanistan’da popüler hale geldiği yaygın olarak kabul ediliyor.

Portokalopita

Bu şerbetli kekin tadı portakalın ve tarçının uyumundan gelmekte. Genellikle dondurma ya da yoğurtla servis ediliyor.

Loukoumades

Derin yağda kızartılmış küçük yuvarlak lokmaların tarihi 13. yüzyıla kadar uzanıyor. Yunanistan’da bal, şeker veya çikolata ile servis ediliyor. Olasılıkla loukoumades’in öncüsü olan benzer bir tatlı, MÖ. 2. yüzyılda Roma toplumuna ait olarak kaydedilmiş.

Tiropita

Tereyağlı yufka katmanları ile yapılan ve peynir-yumurta karışımı ile doldurulmuş bir Yunan böreği.

unlu mamuller, yemek, gıda, tabak, levha, tatlı içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Galaktoboureko

Rodos ve İstanköy’den Ne alınır?

Rodos ve İstanköy’de büyük alışveriş merkezlerini beklemek biraz hayal olacaktır. Adada çoğunlukla butik küçük dükkanlar hizmet vermekte. Bu dükkanlarda pek çok hediyelik bulmanız olası.

Rodos’ta özellikle deriden yapılmış ürünler, Rodos şemsiyeleri, uzo, Rodos temalı tablolar ve biblolar bölgenin en çok tercih edilen alışveriş nesneleri arasında bulunmakta.

Ancak Rodos Türkleri arasında Elma Yağı (Adaçayı Yağı)[8] olarak bilinen bir yağ da vardır. Bu yağ da hediyelik ürün olarak tanınır.

Rodos ve İstanköy’ Türklerin Günümüzdeki Durumu ve Turist Olarak Gideceklere Öneriler

Rodos ve İstanköy’ Türklerin Günümüzdeki Durumu

Günümüzde,Onikiadada, çoğunlukla Rodos ve İstanköy’de bulunan 9.000’den daha fazla Türk azınlık vardır. Yunan yetkilileri, Rodos ve İstanköy’deki Türk grubun azınlık haklarını, 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması’nda adaların İtalyan yönetiminde bulunduğu gerekçesiyle tanımamakta ve Türk azınlığa “Yunan Müslümanları” adını vererek etnik kimliklerini inkar etmekte.

Rodos ve İstanköy Türklerinin sorunları şöyle sıralanabilir:

• Rodos ve İstanköy Türklerinin kültürel asimilasyonu, daha doğrusu kültürel soykırımı adaların Yunanlara verilmesiyle hız kazanmış durumda. Yunan makamları, Rodos ve İstanköy’deki Türklerin “Müslüman” nüfus olarak tanımla-makta ve “Türk” ya da “Azınlık” nitelendirmesini içeren dernekleri tescil etmemekte.

• Rodos ve İstanköy Türk azınlığının ana dillerini öğrenme hakları, adalardaki çift dilde eğitim veren okulların 1972 yılında kapatılması ile ellerinden alınmıştır. Yunan devlet okullarında eğitim gören Türk çocukları, bugün Türkçeyi çok az derecede konuşabiliyorlar. Bu bağlamda adalarda Türklerin kültürlerini ifade etme aracı olan “Türk dili” ve buna bağlı eğitim, din gibi kültürel aktarım araçlarının, Yunanistan’ın uyguladığı kültürel arınma politikası karşısında büyük tehlikelerle karşı karşıya olduğu gözlemlenmekte

• Rodos ve İstanköy’de Türkçe’nin öğretim ve eğitim dilinden dışlanmasında göze çarpan bir diğer sonuç, Türklerin giderek eğitim düzeylerinin gerilemesi olmuştur. Türkler, ortaokul ve liselerden sınırlı şekilde yararlanabilmekte ve eğitim açısından, Yunanistan genelinin oldukça altında kalmaktadırlar. Eğitim düzeyinin gerilemesi, Türklerin entelektüel düzeyini gerilettiği gibi üst mesleklere ulaşmasını da olumsuz olarak etkilemiş.

• Günümüzde, Yunanistan Devlet okullarına gidebilmekte olan Rodos ve İstanköy Türkleri, din derslerinden muaf tutulmalarına karşın, dini eğitim haklarını da kullanamamaktadırlar. Rodos ve İstanköy Türklerinin Müslümanlıklarını yaşayabilme özgürlükleri kısıtlıdır ve dini liderlerini seçme haklarının ellerinden alınmıştır.

• 1967 yılından itibaren cemaat ve vakıf idaresini denetlemek amacıyla, Yunan makamlarınca ilgili örgütlere hükümet murahhası atanmaya başlanmıştır. Ayrıca, hukuki olarak vakıf mallarının satılmasının yasak olmasına karşın, birçok vakıf malı Yunan makamlarınca atanan vakıf idarecileri tarafından bağışlanmış ya da değerlerinden daha düşük bir fiyata satılmıştır. Bu bağlamda Rodos ve İstanköy Türklerinin vakıf mallarının satılması konusunda açılan ihalelere katılmaları yasaklanmıştır. Diğer yandan Yunan hükümetleri, Vakıf Dairesi’ne sürekli masraflar yaptırarak elindeki arazileri ve malları haraç-mezat sattırmakta, Vakıf Dairesi güçsüzleştirilmektedir.

• Rodos ve İstanköy’deki Osmanlı Mimarisinin korunması ve kuruluş amacına göre kulla-nılması söz konusu değildir. Mimari eserlerin çoğu yıkım aşamasındadır Cami ve diğer eserlerin restorasyonu için yapılan etkinlikler ise tam bir göz boyamadır.

• İslam Mezarlıklarının durumu da içler acısıdır. Rodos’taki Gani Ahmet mezarlığın dışında diğer mezarlıkların taşları kırılmakta, sonra ortadan kaldırılmaktadır.

• Rodos ve İstanköy’de yaşamakta olan Türklerin vatandaşlıkları, günümüzde kaldırılan Yunan Vatandaşlık Kanunu 19. Maddesi uyarınca ellerinden alınmıştır.

• Rodos ve İstanköy’de bulunan Türk azınlığı zaman zaman nefret söylemlerine maruz kalmakta ve kültürlerini ve kimliklerini koruma girişiminde bulunduklarında yetkililerce artan bir baskıya tabi tutulmaktadırlar. Türklere karşı gerilimli günlerde nefret ve baskı ortamı fazlalaşmaktadır. Bugün için nefret ve baskı ortamı azaltılmış gibi görünmekle birlikte özellikle fanatik unsurlarda bu doğrultuda eylemler sürdürülmektedir.

Sonuç olarak gerekli düzenlemeler yapılmadığı taktirde 21.yüzyılda Rodos ve İstanköy Türk kimliği yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır ve bu Avrupa’nın göbeğinde işlenen bir insanlık suçudur.

Rodos ve İstanköy’e Turist Olarak Gideceklere Öneriler

Günümüzde gezmek ve eğlenmek diğer temel haklar gibi insanlık haklarından biri olarak kabul edilmekte.

Bu kapsamda Rodos ve İstanköy gibi Türkiye’ye yakın adalar oldukça turist çekmekte. Benim adalara gidecek Türk turistler için kimi önermelerim var.

• Alış-verişlerini Türklere ait dükkanlarla yapsınlar.

• Ada Türkleriyle ilişki kursunlar. Olası ise adalardaki Müslüman olarak tanımlanan dernekleri ziyaret etsinler. Ancak onlarla ilişiklerinde üzerlerindeki baskılar nedeniyle temkinli olsunlar. Çünkü adalı Türklerin büyük bir kısmı Türk olduklarını ifade etmekten kaçınıyor ve korkuyorlar.

• Dini bayramlarda Türklerin Rodos’taki Hafız Ahmet Paşa Kütüphanesi’nde yaptıkları bayramlaşmaya katılsınlar.

• Osmanlı Türklerinde kalan mimari eserleri mutlaka görsünler. Gördükleri yıkımları Yunanistan Devleti’ne verdikleri dilekçeler ile anlatsınlar. Dilekçelerinin bir örneğini de T.C.Dışişleri Bakanlığı’na yansıtsınlar.

• Olası ise söz konusu dilekçeleri Avrupa Parlamentosu Azınlıklar Komisyonu’na da göndersinler.

Sonuç olarak şunları söyleyebilirim. Her kültürel kimliği korumak bir insanlık borcudur. Üstelik Rodos ve İstanköy’deki Türklerin kültürel soykırımı, bir anlamda Yunanların kendilerine göre hala geçerli olan Megali İdea’nın Türkiye’ye karşı ilerlemesinden başka bir anlam ifade etmemektedir.

peynir dışında özel biblolar da almıştım.

  1. Katamaran, birbirine bağlanmış iki tekneden oluşan ve gezi denizciliğinde kullanılan deniz taşıtı. ↑
  2. Mehmet Özal Özbilgin,CengizAydın,Abdurrahim Karademir,Muhammet Aykut Mis, Rodos ve İstanköy Türklerinde Dans Geleneği. (İç)Kaymakçı, Mustafa, Cihan Özgün (Ed.,) 2014. Rodos ve İstanköy Türklüğü. Birinci Baskı, Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Yayınları. Karşıyaka-İzmir

    İngilizce Baskısının Adı: Mehmet Özal Özbilgin,CengizAydın,Abdurrahim Karademir,Muhammet Aykut Mis, Tradition of Dance Among Rhodes and Kos Turks (In.) Kaymakçı, Mustafa , Cihan Özgün (Ed.,) 2014. Turkish Idenity In Rhodes And Kos. Rhodes, Kos and The Dodecanese Islands Turks Culture and Solidarity Association Publications ↑

  3. Kaymakçı, Mustafa, Cihan Özgün, 2015. Rodos ve İstanköy Türklerinin Yakın Tarihi “Ege Denizi’nde Yükselen Sessiz Çığlık”. Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Yayınları. Karşıyaka-İzmir

    İngilizce Baskısının Adı: Kaymakçı, Mustafa, Cihan Özgün, 2015. The Recent History Of The Rhodes and Kos Turks, 2015 “The Silent Cry Rising In The Aegean Sea”. Rhodes, Kos and The Dodecanese Islands Turks Culture And Solidarity Association Publications ↑

  4. Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği çalışmalarına merkezimizde; “Şanser Karakaya,Mustafa Karakaya,Ahmet Kırevliyası,Macit Külür, Zehra Bastiyalı,Sibel Karaveli,İbrahim Sabuncu,Raşit Tavşancı,Ali Hüsemoğlu,Yıldız Ertamay,Zehra Bastiyalı, Nilgün Hacımenni,Hasan Hacımenni,Mehmet Tokmakoğu,Mehmet İ.Pamuk,Servet Oyal Kovacıoğlu,Halil Salakozlu, Perihan Kalaycıoğlu ve Aslı Başaran”,İstanbul şubemizde;”Rafet Faralyalı, Alpaslan Aksoy, Özcan Hüdür, Rıfat Hamit Masazade,Mert Hüdür, Münevver Turanlı ve Mehmet Nazmi Kocayiğit”,Antalya Şubemizde; “Nafize Keyik, Beyza Bursalı ,Çetin Balyos, Şükran Topaloğlu, Emel Balyoz, Hidayet Ülken ve Erol Halepli” ve Ankara Temsilcimiz “Turgut Tokuş” emek vermişler ve vermeye devam etmektedirler.

     

    ↑

  5. Rodos Heykeli’nin ,sanıldığı gibi Yunan olmayan ve Argos’tan gelen denizci bir kavim olan Dorlar tarafından yapıldığı bilinmekte. Bu nedenle kurucusu olduğum Rodos, İstanbul ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği’nin amblemi, adanın uluslararası simgesi olması nedeniyle “Rodos Heykeli” olmuştu. Bu, aynı zamanda bir zamanlar bir Türk Yurdu olan Rodos’u geçmişiyle de sahiplenmek anlamına gelmekte. ↑
  6. M.Sadi Nasuhoğlu,Rodos: anılar, öyküler. Muğla Üniversitesi Basımevi, 2004 ; M.Sadi Nasuhoğlu. Güller Adası Rodos,2020. Rodos ve İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Yayını;

    Mehmet İ.Pamuk, Rodos’da Sosyal Yaşam, 2024. Rodos ve İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Yayını ↑

  7. Mustafa,Kaymakçı,2017.Rodos ve İstanköy Türklüğü Ansiklopedisi.Rodos,İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Yayınları,s.106-107 ↑
  8. Elma Yağı, adaçayı bitkisinin tepesinde bulunan elma şeklindeki böcek galine (yuvasına)den elde edilirmiş. Bu nedenle de ortaya çıkan ürüne adaçayı yağından daha ziyade “elma yağı” adı verilirmiş. Geleneksel şifacılıkta özellikle küçük bebeklerin gazını, karın ağrısını gidermek için kullanılırmış. Adaçayı yapraklarından elde edilen elma yağının, yetişkinlerin de karın ağrısına iyi geldiği söylenmekte. Elma Yağı, geleneksel olarak küçük kesiklerin tedavisinde de kullanılan bir aromatik yağmış. ↑

DOĞDUĞUM RODOS’A NOSTALJİK GEZİLERDEN BİR DEMET

Prof.Dr.Mustafa Kaymakçı

Ben Rodoslu göçmen bir ailenin oğluyum. Babam, Rodos’ta çiftçilik yapardı. Doğanın düzenleyicisi bir meslek olan ziraat mühendisliğini seçmemde, ilk çocukluk yıllarımdaki çiftlik yaşamımız etkili olmuştu.

Rodos’tan İzmir’e göç edişimizden yıllar geçmişti. Doğduğum Rodos’a sürekli olarak gitmek isteğindeydim. Bu nedenle,2000 yılından başlayarak 2008,2013,2014 ve son olacakta 2016 yıllarında akrabalarımı görmek, çocukluk anılarımı canlandırmak, adalarda Türk Halk Dansları’nın yansımasıyla ilgili bir araştırma yapmak, “Rodos ve İstanköy Türklerinin Yakın Tarihi” üzerine incelemelerde bulunmak ve de kaleme almak istediğim “Rodos ve İstanköy Türklüğü Ansiklopedisi” için Rodos ve İstanköy’e gittim.

Rodos’a ilk gezim, 2000 yılının Eylül ayı başında olmuştu.

İzmir’den eşim Şenay ve küçük kızım Nisan Ege ile Marmaris’e gelmiş, oradan da bir katamaranla[1] Rodos’a vasıl olmuştuk. Arkadaşlarım Tayfun ve Zühal Özkaya da bize eşlik yapmışlardı. Mandraki limanına girerken uzaktan görünen ve hala Türk kalmış Rodos’un silüetine gördüğüm zaman heyecanlanmış ve hüzünlenmiştim. Çünkü benim olmasa bile ailemin nerdeyse geçmişinin büyük bir kısmı oradaydı.

Ailemle birlikte Rodos’taki yaşamım ve göç edişimiz bir sinema şeridi gibi gözünün önüne gelmişti. Çocukluğumu yaşadığım Rodos’taki anılarımı ve göç edişimizin nedenlerin şöyle anımsıyorum: “Rodos’taki çiftliğimizin belleğimde kalan dekoru, evin önündeki geniş bir bahçe ile babamın sabahtan akşama değin yapmakta olduğu turfanda sebzeciliğin ağır bastığı rençberliği olmuştu. Bahçenin ortasında büyük bir havuz vardı. Sularına, mis kokusuyla bahar aylarının başlangıcının müjdesini veren mor salkımlarla menekşe güllerinin saçları dökülürdü. Üstünü bir kubbe gibi örten ulu ağaçlarla, çevresini saran saksı saksı dizilen karanfil, sardunya, küpe çiçeklerinin koyu ve titreşen gölgeleri, suların aynasına vurur, beni hayallere sevk ederdi.

Çocukluğumda Anadolu dağlarından kopup gelen kuzey rüzgarlarının yarattığı haşin dalgaların Rodos ”Kumburnu”nu dövdüğü soğuk kış günlerinde, çiftliğimizin hemen yakınındaki sahil şeridinde dolaşırken, ailemin neden Rodos’u terk etmek zorunda kalacaklarını yeterince bilemeyecektim.

Geçimimizin iyi olmasına karşın, Rodos’tan 6 yaşına geldiğimde, göç edecektik. Başlangıçta göç nedeninin ayırdına varamamıştım. Yıllar sonra nedenini babama sorduğumda şunu söylemişti: “Gelmeseydik Türklüğümüzü, kimliğimizi kaybedecek, yok olacaktık.”demişti. Rodos’un 1947 yılında Yunanistan egemenliğin geçmesinden sonra, giderek kültürel soykırım uygulamaya başladığını babam farkına varmıştı. Ada Türklerinin geleceğini iyi görmemişti.

Göç hazırlıkları sırasında bir ara gözlerim, babam Abdurrahman’a kaymıştı. Koskoca adam ağlıyordu. Gözlerinde tarifsiz korkunç bir hüzün vardı. Bunu o gün çok iyi değerlendirememiştim. Yıllar sonra bu durumu daha iyi anlayacaktım. Babam, bir yandan geçmişini ve bütün sevdiklerini bırakarak gitmesine, bir yandan da beş çocukla geleceğin belirsizliğine ağlıyordu.

En sonunda göç hazırlıkları bitmiş ve 1951’in Eylül ayında Marmaris’e giden bir gemiye Kaymakçı ailesi binmişler. Önce Marmaris’e, oradan da yine bir gemiyle İzmir’e gelmiştik.”

Rodos’a ilk gidişim

Değindiğim üzere ilk Rodos’a gidişimiz 2000 yılını Eylül başında olmuştu. Gümrük işlemlerinde sonra bizi Rodos eşrafından Sadi Nasuhoğlu’nun Rodos Kalesi içinde ayırmış olduğu bir pansiyona yerleştik. O’nun yol göstericiliğinde Rodos’u gezmek ve tanımak olanağına sahip olmuştuk. Gitmeden önce de büyük teyzem Dilber’in çocukları olan Ziynet Karakedi, Ahmet ve Alp Kocacıoğlu ile Mehmet amcamın oğlu ve Rodos’un son öğretmenlerinde Kemal Kaymakçı’yı aramıştım.

Yıllarca görmediğim akrabalarım konukseverlik gösterdiler.

Burada en ilginç bir anımı Kemal Kaymakçı’nın işlettiği butik otelde yaşadım. Anım şöyle: Babamın çiftliğinde iki köpeğimiz vardı. Çiftlik yaşamında arkadaşım hemen hiç yoktu. En yakın arkadaşlarım, adları Cici ve Fethi olan köpeklerdi. Cici ufak boylu, beyaz renkli ve çok duyarlı bir köpekti. Fethi ise iri ve kahve renkli idi. Çiftliğe bir yabancı girdiği zaman Cici hemen gelip Fethi’ye haber verirdi. Fethi ise yabancıyı kuşatırdı. Ben küçük kızım Nisan Ege’ye köpeklerimizin bu durumunu bir öykü tadında anlatmıştım. Kemal ağabeyimin otelinin avlusunda Fethi’ye benzeyen bir köpeği gören kızım,”Baba, Fethi bu mu?”demişti.

Rodos’a İkinci Gidişim

Rodos’a ikinci gidişim, 2008 yılında Ege Üniversitesi Konservatuar Merkezi öğretim elemanlarından M. Öcal Özbilgin, Cengiz Aydın, Abdurrahim Karademir, M. Aykut Mis’den oluşan araştırma grubuna rehberlik etmek amacıyla olmuştu. Araştırmanın amacı, Rodos ve İstanköy adasında geleneksel dans ve müzik kültürüne yönelik bir alan araştırması idi[2].Oradan da İstanköy ve Midilli’ye gitmiştik.

Çalışmada benim gözlemlerime ilişkin tespitlerim şunlar olmuştu: “Geleneksel eğlencelerde en yaygın oynanan “Sepetçioğlu” oyunu çok eskiden beri oynanan bir oyun. Bölge halkının bu oyuna “karşılama” dediğini belirtilmektedir. Karşılamaya Yunanlılarda yaptıkları düğün ve eğlencelerde “Türkiko” diye geçmekte.Türkler ise karşılamaya “naynaynom” diyorlar.

Bir başkası,Sepetçioğlu müziğinin, Bodrumda oynanan “Kıvrak Kerimoğlu Oyunu” türküsü ile aynı olduğu idi. Oyunlardan bir tanesi de Abdal Havası olarak karşımıza çıkmakta. Aynı oyuna Rumlar “Abdalikos” demekte. Zeybekiko oyunu da erkekler tarafından solo şeklinde oynanan çok eski bir kültürel dans.Sonuç olarak Anadolu Halk oyunları ve adetlerinin Yunan Halk oyunlarını da yüksek düzeyde etkilediğini söylemek olası.”

Rodos’a Üçüncü Gidişim

Üçüncü Gidişim, Ege Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyelerinde Cihan Özgün ile “Rodos, İstanköy ve Onikiada Türklüğünün Yakın Tarihi Üzerine Sözlü Tarih Projesi Çalışması ”nedeniyle olmuştu[3]. Bu çalışmada, sözlü görüşmelerden yola çıkarak, İtalyan ve Alman işgali ile adaların Yunanistan’a verilmesiyle bugüne kadar geçen süreç içinde Rodos,İstanköy ve Onikiada Türklerinin eğitimi, ekonomik yaşamı, başlıca kimlik sorunları, vakıf sorunları ve Yunanistan Hükümetleri ve Yunanlıların Türklere Bakışları gibi konularını araştırmıştık.

Çalışmada İzmir, İstanbul, Marmaris, Bodrum, Fethiye, Antalya dışında İstanköy ve Rodos’ta belirlenen kişilerle, Ağustos 2013’te başlayarak Ekim 2013’e değin yüz yüze görüşmeler yapılmıştı.

Rodos’a Dördüncü Gidişim

Rodos’a dördüncü gidişim 2014 yılında tamamıyla turistik amaçla olmuştu. Bu geziye eşim Şenay, büyük kızım Aslı ve küçük kızım Nisan Ege eşlik etmişlerdi .Tavernalarda eğlenmiş ve Rodos yemeklerini tatma olanağına sahip olmuş ve bol bol Mikse kıyılarında denize girmiştik .

Bu gezide hoş bir olay da yaşamıştık. Kale içinde dolaşırken büyük kızım Aslı’yı , İtalyan oyuncu ve eski model olan Monica Bellucci’ye benzetenler ve imza isteyenler olmuştu. Bilindiği üzere Bellucci, Bram Stoker’s Drucula’da rol aldığından beri pek çok filmde oynamıştı. Ancak güzelliği oyunculuğundan daha fazla değerlendirme konusu olmuştu.

Rodos’a Beşinci Gidişim

“Rodos ve İstanköy Türklerinin Güncel Sorunları ve Çözüm Yolları” konusunda ulusal ve uluslararası düzeyde farkındalık yaratmak amacıyla, özellikle Rodos Göçmenlerinin ağırlıklı olarak yaşamakta olduğu Karşıyaka (İzmir)’da 1996 yılında “Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği’”ni özverili arkadaşlarım ile kurmuştum[4].

Dernek olarak; Yunanistan’ın Rodos ve İstanköy’de yaşamakta olan Türklerin kültürel kimliğini kabul etmediğini; ibadetlerini özgür olarak yapmalarının engellediğini ve Osmanlı Türklerinden kalan kültürel ve mimari eserlerin bakımı ve korunmasına özen göstermekten uzak bir uygulama içinde olduğunu konularında çalışmalarda bulunuyorduk.

Çalışmalarımız kapsamında “Rodos ve İstanköy Türklüğü Ansiklopedisi” için arşivlere dayanarak bilgi toplamak için 26 Ağustos 2016 yılında şimdilerde sonsuza uğurladığımız Ahmet Kırevliyası ile önce Rodos’a gitmiştik. Rodos gümrüğünde hiçbir sorun olmaksızın adaya giriş yaptım. Sadi Nasuhoğlu’nun kitaplığı ile Nuri Alayalı’nın arşivinde ilgili belgeleri topladım ve oradan da sonra 30 Ağustos 2016 günü İstanköy adasına geçtik.

Otelimize yerleştikten sonra İstanköy’ün bilgesi olarak kabul edilen Mehmet İzmirlioğlu’na gittik. Burada geç vakitlere değin İstanköy Türk kimliği yanı sıra adanın coğrafi ve tarihi özelikleri konusunda bilgi almıştım. Daha sonra izin alarak ayrılmak istedik. Ancak İzmirlioğlu bize Germe köyündeki lokantasına davet ederek ağırlamak istedi. Mutfağa girerek mezeleri seçtiğim sırada beni daha öncede izlemiş olan sivil giysili iki Yunan polisi, İstanköy Polis karakoluna gitmemiz gerektiğini söyledi. Tutuklamaya iki arabayla gelmişlerdi.

Geç vakitlere değin tutuklama işlemleri sürmüştü. Beni Yunanistan’ın birlik ve bütünlüğüne aykırı eylemler yaptığım gerekçesiyle tutuklayacaklarını söylediler. Olay şöyle gelişti: “Pantolon kemerimi ve ayakkabı bağcıklarımı alarak 30 m²’lik alanda 21 kişinin bulunduğu çok kötü ortama sahip tutukevine soktular. Tutukevinde avluya bakan iki penceresi vardı. Hava çok sıcak olduğu için, insanlar yarı çıplaktı ve pencerelerin önüne birikmişti. Ben önce herkesi, İngilizce ve Türkçe olarak selamladım. İçlerinden birisi fırladı ve Türk olduğunu söyledi. Kendisinin Türkiye cezaevinden kaçarak İstanköy’e sığındığını anlattı. Üç aydan beri tutukluymuş. Bu sürede pratik Yunancayı da öğrenmiş. Güçlü bir kişiliği olduğu için tutukevinin ağası olduğunu belirtti. Benim profesör olduğumu da öğrenince pencere önündeki sandalyede oturanları kaldırdı ve beni oturttu. Kendisiyle geç vakitlere değin konuştuk. Uykumun geldiğini görünce tutukevinin koridoruna bir yatak getirtti. Yatak son derece kirli idi. Kolumu yastık yaparak uyumaya çalıştım. Ertesi sabah, parmak izlerim alındı. Gece Rodos’ta bulunan Türkiye Başkonsolosluğu ile irtibat kuramamıştım. Ertesi sabah bağlantı kurulunca serbest bırakılacağımı öğrendim. Beni polis eşliğinde Bodrum’a gidecek feribot iskelesine götürdüler ve pasaportumu da gidecek geminin kaptanına teslim ettiler. Bodrum’a gelince kaptan pasaportumu Türk polisine verdi. Kurtulmuştum. Polis karakolunda tutuklama ve sınır dışı gerekçem soruldu. Ben de Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği başkanı olarak Rodos ve İstanköy Türk kimliğinin korunması konusunda çalışmalar yaptığım için tutuklandığımı söylemiştim.”

Dernek başkanı olarak Rodos ve İstanköy Türklerinin Güncel Sorunlarını özellikle uluslararası kamuoyuna taşımam, Yunanistan Devletini rahatsız etmişti. Aslında İstanköy’de tutuklanmam ve sınır dışı edilmem, Yunan makamlarının benim kişiliğimde, Rodos, İstanköy ve Onikiada’da yaşayan Türk toplumuna olduğu üzere Batı Trakya Türklerine de yönelik doğrudan bir sindirme girişiminden başka bir şey değildi.

Anılarımdan Rodos’u ve İstanköy’ü Tanıtmaya Dönüş

Dilerseniz önce Rodos’u biraz tanıyayım.

Rodos, kimilerine göre tepelerinin eteklerinde açan ünlü gülleri ile “Güller Adası“, kimilerine göre de “Şövalyeler Adası” olarak anılıyor. Başlıca uluslararası simgelerinin ise “Rodos Heykeli ”, “Rodos Kalesi” ve “Geyik Heykelleri” olduğu biliniyor

Rodos Heykeli[5]

“Rodos Heykeli” ya da “Colossus”, Antik Dünya’nın yedi harikasından biri olarak kabul edilmiş. Rodos Heykeli’nin öyküsü şöyle imiş: Rodos’un ilk sakinleri olan Dor’lar, Argos’tan gelen denizci bir kavimmiş ve güneş ilahı olan Helios’a taparlarmış. Söylenceye göre; Heykeltıraş Lindoslu Khares’in yaptığı “Güneş Tanrısı Helios’’u simgeleyen heykel 32 m. yüksekliğinde ve tunçtan yapılmış. Rodos Heykeli’nin, Rodos Limanı’na giriş yerinde inşa edildiği kabul ediliyormuş. Heykelin bacaklarının arasından gemilerin geçtiği, başının çevresinde ışınlar ve elinde de bir meşale olduğu belirtiliyordu. Rodos Heykeli ancak 50 yıl ayakta kalabilmiş ve M.Ö. 225 ya da 226’daki bir depremde yıkılmış, birkaç asır yan yatmış halde kalmışmış. Rodoslular bu heykelin kendilerini ve adayı koruduğuna inanırlarmış. New York’ta bulunan “Özgürlük Heykeli”’nin, Rodos Heykeli’nden esinlenerek yapmış olduğu belirtilmekte. Bununla birlikte o zamanların yapım teknikleri ve malzemeleriyle böyle bir heykelin yapılmasının olası olmadığı da düşünülmekte imiş.

Rodos Heykeli

Rodos Kalesi

Eski şehir ve yeni şehir olarak iki yarıdan oluşan Rodos’un ziyaretçilerin en çok ilgisini çeken ve eski şehir olarak adlandırılan kısım, Rodos Kalesi’nin içinde. Altı kapısı olan bu kısım, içerisine girildiğinde adeta başka bir diyara girilmiş hissi vermekte. Taş kaldırımlarında yürürken; şövalyelerin binaları, surların içine çevrilmiş siperler, kiliseler, camiler, saraylar ile oldukça ilgi çekici bir kasaba. Burada farklı kültürlerin yansımalarını fark etmemek olası değil. Ayrıca Kale, bir zamanlar “Eski Pazar” olarak adlandırılan birçok hediyelik eşya dükkanı, mağaza ve kuyumcuya ev sahipliği yapmakta.

Rodos Kalesi, yuvarlak kuleleri olan yaklaşık 6.000 metrekarelik dikdörtgen bir yapı. Batı tarafındaki burçta halen sergilenen toplar bulunmakta. Güney cephedeki geniş kemerli bir kapıdan girildiğinde ziyaretçiler ilk olarak geniş avluyu görmekte. Başka bir bölme de ise İtalyanlar tarafından eklenen bir Şapel bulunmakta. Kalenin bir bölmesinde mücevherler, silahlar, kitaplar ve sanat koleksiyonu bulunmakta. Orta çağ kostümleri, güzel oyma mobilyalar ve el dokuması tekstiller de sergide yer almakta.

Rodos Kalesi, “Rodos Şövalyeleri Büyük Efendi Sarayı” olarak da biliniyor. Yunanistan’daki pek az Gotik mimari örneklerinden biri. Kale ilk olarak 7.yüzyılda Bizanslılar devrinde bir hisar olarak inşa edilmiş . 1309’da Hospitaller Şövalyeleri Rodos adasını ve diğer birkaç adayı istila ettikten sonra, kaleyi bir karargaha ve Büyük Efendileri için bir saraya çevirmişler. 14. yüzyılın ilk çeyreğinde, sarayı tamir edip birkaç ana tadilat yapmışlar. 158 odanın bulunduğu sarayda, günümüzde ziyarete açık 24 oda bulunmakta. Kuzey tarafında depo olarak kullanılan yer altı odası da var. Olasılıkla düşman saldırıları sırasında sığınak olarak kullanılmışlar.

Zemin katta, kare bir avlu çevresinde sıralanmış büyük ve küçük tonozlu odalar bulunuyor. İç bahçesi Roma ve Yunan dönemine ait heykellerle süslenmiş. Salonların ve odaların zeminleri Roma ve Bizans dönemi mozaik sanatlarını aksettirecek biçimde düzenlenmiş. Zemin katta bekleme odası, büyük kabul salonu ve müzik odası gibi yan odalar bulunmakta.

Mermer merdivenle çıkılan birinci katta Grand Master çalışma ve dinlenme odası, Büyük Konsey Salonu ve yemek salonu gibi resmi odalar var. Geç Helenistik, Roma ve Erken Hıristiyanlık dönemine ait taban mozaikleri bu katta. Antika mobilyalar, heykeller, halı ve sanat eserleri önemli bir koleksiyon oluşturmuş.

Ada 1522’de Osmanlı İmparatorluğu tarafından altı aylık ciddi bir kuşatma sonucunda ele geçirilince, saray bir karargah ve kale olarak kullanılmış. 1856’da gerçekleşen bir mühimmat patlamasında sarayın alt kısmı büyük hasar görmüş. Bunun neticesinde birinci kattaki birçok oda hasarlanmış.

Bugün müze olarak halka açık olan kale, UNESCO Dünya Mirası listesine ekli.

dış mekan, kale, gökyüzü, bina içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Rodos Kalesi

Geyik Heykelleri

“Geyik Heykelleri ”ise, Rodos Limanının girişinde sağlı sollu iki sütun üzerinde biri erkek biri dişi, iki geyik heykelinden oluşuyor. Adanın ormanlarında yaşamakta olan geyikleri simgeliyor. Bu tür Avrupa’da ender rastlanan geyik türlerinden biri imiş . Tüyleri yaz süresince beyaz benekli kestane renginde, kış aylarında ise hava koşullarına uymak amacıyla koyulaşırmış.

Geyiğin adaya yerleşmesinde çeşitli söylenceler var. Bu söylencelerden birine göre; geyikler Haçlılar döneminde adanın hayvan çeşitliliğini(fauna) artırmak için getirilmişler. Diğer bir söylenceye göre ise; Rodos çok eskiden yılanlarla dolu yer olarak anılır, bu nedenle Haçlılar ordularını yılanlardan korumak için bu geyikleri adaya getirmişler. Geyiklerin boynuzlarından salgılanan bir kokunun yılanları rahatsız ederek çevreden uzaklaştırdığına inanılırmış. Bu geyiklerden kimileri kamplardan kaçıp ormanlarda zamanla çoğalmışlar. Bir başka söylencede de geyikleri Venediklilerin getirdiği anlatılıyor. Bütün bu söylencelere karşın,M.Ö. 6000 yılına ait kimi arkeolojik buluntular, bu hayvanların o dönemlerde adada yaşadıklarını göstermekte. Bu nedenle geyiklerin varlığını, Haçlılara ve Venediklilere bağlamanın doğru olmadığı belirtilmekte.

Rodos Geyik Heykelleri

Lindos Şehiri ve Kalesi

Bizi Lindos’a Sadi Nasuhoğlu arabasıyla götürmüştü. Rodos merkezinden güneye 50 km kadar inince Lindos’a ulaşmıştık. Lindos, Rodos merkezi kadar büyük olmasa da uzun plaj şeridi, kalesi, bembeyaz küçük evleri ve daracık sokaklarıyla ile konaklamak isteyenler için çok güzel bir seçenek. Lindos kalesinin yakınına kadar eşeklere binerek çıkmak olası .Dar sokaklarında gayet eğlenceli barları varmış. Ancak biz gece kalamamıştık.

Lindos Şehiri ve Kalesi

Lindos’da Eşek İstasyonu

Kelebekler Vadisi

Kelebekler Vadisi, şehir merkezinden 25 km.,havaalanından ise 10 km. uzaklıkta olan Theologos köyünde. Vadi, karaçamlarla kaplı, içinden Pelekanos Çayı geçiyor.Su birikintileri ve küçük şelaleleri de barındırıyor.

Rehberin anlattığına göre; Kelebekler Vadisi’ndeki kelebekler, temmuz ortasından eylül sonuna kadar kendilerini gösterirlermiş. Gri kelebekler ağaç kütüklerinin gölge taraflarında ya da köklerinin çevresinde uyurlarmış. Kelebekler uyandığında bir bulut oluştururlar ve bu tüylerinin turuncu rengini ortaya çıkardığından oldukça etkileyici bir görünüm alırlarmış.

Yaz mevsimi yaşayabilen kelebekler, dört biyolojik evreye sahiplermiş. Haziran ayından itibaren vadide görünmeye başlarlar, Ağustos’ta çiftleşirler, erkek kelebekler bir süre sonra, dişiler ise Eylül’de yumurtalarını ağaçların alt dallarına bırakır ve ölürlermiş.

Yumurtalar, 15-20 gün sonra açılır ve küçük kurtçuk olurlarmış. Kurtçuklar ilkbahar aylarından itibaren ağaçların yapraklarını yerler ve Mayıs ayında kelebek durumuna alırmış. Kelebeklerin boyu 3 mm. ve renkleri koyu kahverengi imiş. Kelebeklerin baş rengi kırmızımsıdır ve rengi daha sonra sarıya yakın bir renge dönüşürmüş.

Kelebekler Vadisi’nde bir de müze var. 1957 yılında ziyarete açılmış.

Kelebekler Vadisi

Rodos Akropolisi

Rodos Akropolisi şehrin en yüksek yerinde, doğuya doğru inşa edilmiş. Diğer antik akropolislerden farkı etrafında hiç bir sur tahkimatının bulunmaması. Günümüzde de 1250 hektarlık bir alanda kazılar sürdürülmekte.

Anıtları, stadyumu ,kutsal mihrapları, devlet binaları, büyük tapınakları ve yeraltı ibadet alanları ile var.

Stadyumun yanı başında ise, eskiden olduğu gibi günümüzde de çeşitli sanat gösterilerine ev sahipliği yapan mermerden küçük bir tiyatro bulunmakta.

Tepenin en yüksek yerinde, şehrin koruyucusu sıfatını almış olan “Pythion Apollon Tapınağı” çevreye egemen. Restorasyon çalışmaları devam etmekte.

Rodos Akropolisi

Rodos İşi Bezeme

Rodos İşi Bezeme; Girit Usulü, Podima, Çakıl Kakma, Çakıl Mozaik, Çakıl Süsleme, Karfato, Çivileme, kimilerinde “koine” ya da “krokalia:timsah sırtı” olarak da adlandırılmakta. Rodos bezeme işi, Akdeniz Bölgesi’nin iklimsel özelliklerinden dolayı, avlu ve bahçelerde konutun bir parçası olarak düşünülmüş

Bezeme kullanılan çakıl taşları, derenin deniz kenarına getirdiği taşların, denizin gel gitmesi sonucu eliptik forma dönüştürmesiyle oluşurmuş. Çakıllar elle toplanır, seçilip ıslatılarak bir renk ayırımı yapılır ve boyut bakımından bir örneklik sağlanırmış.

Daha sonra tasarlanan proje desenine göre; çakıllar yüksek dozlu çimento kumla karıştırılır ve boş zemin doldurulup üzerine kalıplar yerleştirilerek dizime geçilirmiş. Dizim uygulaması sonunda çakıl yüzeyi mastarlanıp suyla sertleşme sürecine bırakılır ve sonra da özel bir kilitleme macunu verilerek çakıl mozaik alan kullanıma açılırmış. Kullanıma açık tüm alanlar siyah-beyaz; kimi bölgelerde de farklı renklerde çakıl taşları bazen düz, bazen de geometriksek ya da bitkisel motifler yapılarak döşenirmiş.

Rodos Bezemesi’nden Bir Örnek

 

Rodos Türklerin Ayak İzlerinden Gördüklerim

Mandraki Limanı’na girerken yuvarlak kubbeler ve zarif minareler size hiç de yabancı olmadığınız bir yere, bir zamanlar Türk Yurdu olan Rodos’a geldiğinizi görüyorsunuz.

Rodos üzerine kaleme alınan anı ve gözlemleri içeren yayınlara göre[6]; yakın zamanlara değin Rodos toprakların çoğuna Türkler sahipmiş. Adanın gıda ihtiyacını Türkler karşılarmış.

Esnaflık, Türkler arasında daha sonraları gelişmiş. Esnaflar; demircilik, boyacılık, garsonluk, duvarcılık, semercilik, ayakkabı tamirciliği, yoğurtçuluk, fırıncılık, sütçülük ve seyyar satıcılık gibi işlerde yoğunlaşıyorlarmış. Türkler arasında nalbantlık yapanlar da bulunuyormuş.

Rodos kale içinde Türk esnafı egemenmiş. Dükkanların çoğu 1970 yıllarına kadar Türklere aitmiş. Süleymaniye’den aşağı doğru inen yolun üzerindeki esnafın yüzde doksan beşi Türk’müş. Diğer sokaklarda bile Türk esnafının ağırlığı varmış.

Adada yaşamakta olan Türklerin bir kesimi de İtalyan işgaline değin ticaretle uğraşmışlar. Osmanlı döneminde Anadolu’nun Rodos adasına yakın bulunan Marmaris, Fethiye, Bodrum, Datça ve Antalya gibi Akdeniz kıyılarındaki kentlerle ticaret yapılırmış. Osmanlı döneminde Rodos doğu batı yönünde transit ticaretin merkezi durumundaydı. Ondokuzuncu yüzyılın sonlarından itibaren Rodos’un Yunanistan, Mısır ve Avrupa ülkeleriyle bağlantısı da çoğalmışmış.

Bu kapsamda Rodos’un 1522’den bu yana bütün yıkımlara karşın hala Osmanlı Türklerinin derin izlerini taşıdığını gözlemlemek olası. Şehrin camileri, medreseleri ve sokak çeşmeleriyle tarihten gelen birikimi var.

Rodos’ta Türklerin ayak izlerini taşıyan mimari eserleri, bütün yıkımlara karşın hala ayakta kalabilmiş. Çoğu da kale içinde bulunmakta. Türkler arasında “Musluk Kapısı” denilen kapıdan girdikten sonra sola dönün ve Hipokrat Meydanı’na ulaşın. Oradan kuzeye doğu çok eğimli olmayan yamaca tırmanınca solda, önce Ağa Camisi’ni görürsünüz. Biraz daha yürürseniz, İmarethaneden sonra “Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi” ve onun hemen karşısında “Rodos Süleymaniye Camisi”ile karşılaşırsınız. Daha sonra sağa dönün ve ilerleyin. Karşınıza yolun solunda “Fethi Paşa Saat Kulesi” ile sağında “Rodos Süleymaniye Medresesi” çıkacak. “Murat Reis Külliyesi” kale dışında. “Girit Evleri”ise Mikse Köyü’nden önce deniz kenarında.

Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi

Rodos Kalesi içinde, Orologiou Meydanı’nda ve Süleymaniye Camii’nin karşısında. Hafız Ahmed Ağa Kütüphanesi’nin kurucusu Hafız Ahmed Ağa. Ancak oğlu Ahmet Fethi Paşa’nın kütüphanede yaptığı kimi düzenlemelerden dolayı Ahmet Fethi Paşa Kütüphanesi adıyla da biliniyor.

Kütüphane, avlu içerisinde yer almakta. Kütüphane binası, dikdörtgen planlı ve iki odası bulunmakta. Odaların üzerleri yarım küre biçiminde iki kubbe ile örtülü. Yapıya beş basamaklı bir merdivenle çıkılmakta. Girişteki mekan okuma salonu, diğer bölüm ise kitap deposundan oluşuyor.

Avlusunda Kur’an’ı Kerim okumak için inşa edilmiş olan iki bina ve Hafız Ahmed Ağa’nın babası Hasan Ağa tarafından 1797’de yaptırılan bir çeşme ve bir kuyu var. Ayrıca, Rodos’ta Osmanlı döneminde inşa edilmiş ve günümüze ulaşmayan çok sayıdaki yapının kitabeleri sergilenmekte. Adada yaşayan Müslüman Türkler, geçmişte olduğu üzere günümüzde de bayram namazlarından çıkar çıkmaz Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi’nde toplanarak bayramlaşma geleneğini sürdürmekte.

Ahmet Fethi Paşa Kütüphanesi’nin İç Görüntüsü

Fethi Paşa Saat Kulesi

Fethi Paşa Saat Kulesi, kale içinde ve limana egemen bir tepede, Süleymaniye Camisi’nin kuzeyinde yer almakta. Fethi Paşa Saat Kulesi inşasına, 1850 yılında Rodos adasına Sultan Abdülaziz ile Sultan Murad’ın gelişi vesilesiyle başlandığı bildirilmekte. Yapımında giriş kapısı üzerinde yer alan kitabesi, günümüzde avlu kapısı üzerine konulmuş durumda. Kitabesinde, saat kulesinin 1851-1852’de hizmete girdiği yazılı.

Kule, yerli ustalar tarafından yapılmış. Kare planlı. Üç katlı olan kule, kesme taştan inşa edilmiş. Kulenin köşeleri, dıştan silmelerle çevrelenmiş. Kulenin üst kısmına ahşap merdivenlerle çıkılıyor ve yarım kubbe ile örtülü.

Kulenin birinci katında, cephelerin her iki köşesinde kaideler üzerinde yükselen ikişer sütun bulunuyor. Kulenin tüm cepheleri pencerelerle hareketlendirilmiş.

Fethi Paşa Saat Kulesi’nde saatin mekanizmaları, avlusunda bulunan kahve bahçesinde sergilenmekte.

Günümüzde Fethi Paşa Vakfı tarafından kiraya verilen kule, seyir kulesi olarak işletilmekte.

Fethi Paşa Saat Kulesi

Murat Reis Külliyesi

Murat Reis Külliyesi, Rodos Kalesi’nin dışında bugünkü Milli Tiyatro binası ile Vilayet Konağı’nın karşı tarafındaki geniş bir arazi içinde kurulmuş.

Külliye içerisinde Murat Reis adına yapılan cami, türbe, şadırvan, çeşme, Kadirî Tarikatı’na ait tekke ile içerisinde birçok kişiye ait hazire bulunmakta imiş.

1622 yılında inşa edilen Camii, günümüzde yıkım aşamasında.

Türbe, yaşıt olduğu tahmin edilen bir çınar gölgesinde. Türbenin önündeki çakıl süslemeler üzerinde Murat Reis’in denizciliğini temsilen bir pusulayla çapalar yer almakta.

Murat Reis Hazinesi’nde ise, Rodos’un fethinden başlamak üzere adaya sürülen ya da adada görev yapan önemli kişilere ait mezar ve türbe yer almakta imiş . Ancak günümüzde haziredeki taşların yarısı kırılmış ve de türbeler yerle bir edilmiş.

Murat Reis Külliyesi’ne, şehrin haritasında yer verilmemiş. Turizm rehberleri burayı göstermekten uzak bir tur yaptırmakta.

Murat Reis Külliyesi’nin Günümüzdeki Durumu

Rodos Süleymaniye Camii

Rodos Süleymaniye Camii, Rodos’ta Eski Şehir’de Sokrates Caddesi’nin sonunda. Camii, Maktul İbrahim Paşa tarafından 1540 yılında inşa ettirmiştir. Söylentiye göre yerinde St. Jean Kilisesi bulunmaktaymış.

Cami, bir büyük kubbe ile yanlarında iki küçük kubbeden oluşmuş ve sekizgen planlı şadırvanı var. Mihrap ve minberi altın yaldızlı.

1988 yılında Yunan Kültür Bakanlığı’nca başlatılan restorasyon 2005’te sona ermiş. Restorasyon tarihine kadar ibadete açık olan caminin, günümüzde dini bayram namazları dışında kullanılmasına izin verilmemekte.

Rodos Süleymaniye Camii

Rodos Süleymaniye Medresesi

Kale içinde, Panetiu Sokağı üzerinde ve Fethi Paşa Saat Kulesi’ne yakın. Rodos Süleymaniye Medresesi Rodos’un Osmanlı Türklerinden günümüze değin varlığını sürdüren simgesel mimari eserlerinden biri idi. Medreseye gelir sağlamak için de Türk Vakıf Yönetimi’ne ait 24 adet dükkan da inşa edilmişmiş.

Süleymaniye Medresesi, 1947 yılından 1972 yılına değin, çift dillilik temelinde sadece Türk çocuklarının öğrenim gördüğü bir ilkokul olarak öğrenimini sürdürmüş. Süleymaniye Medresesi’nin adı, 1972 yılında Rodos 13. Şehir İlkokulu olarak değiştirilmiş ve o tarihten itibaren ise Türkçe öğrenme tamamen yasaklanmış.

Yakın tarihlerde ise, Süleymaniye Medresesi, Eski Eserler İdaresi’nce temelinde St. Jean Kilisesi olduğu gerekçesi bahane edilerek yıkılmak istenmişti. Bu girişim, Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği’nin de ulusal ve uluslararası tepkisiyle durdurulmuştu.

Süleymaniye Medresesi’nin Günümüzdeki Durumu

Girit Mahallesi

Girit Mahallesi’nin öyküsü şöyle idi; 19.yüzyılının sonlarına doğru Yunan İsyanı ile Mora’da Müslüman Türklere karşı gerçekleştirilen soykırımın Girit’te de yaşanabileceğini düşünen çok sayıdaki Giritli Türk, Anadolu’ya göç ettirilmiş. Bunların bir kısmı da Rodos Adası’na getirilmiş. Göç edenlerin önce Rodos’taki Türkler arasına yerleştirildiği söyleniyor. Ancak daha sonra anadillerinin farklı olması nedeniyle Giritli göçmenlere İkinci Abdülhamit Dönemi’nde adanın batı kısmında bulunan Bursalı dönemecinden Mikse’ye kadar uzanan kıyı şeridinde bitişik düzen tek katlı 103 adet ev yaptırılmış. Ayrıca mahallenin gereksinmesini karşılamak üzere bir okul, çeşme, mezarlık ve bir cami de inşa edilmiş. Yunanların Rodos’u almasından sonra ilk başlangıçta bu evlerin onarımına izin vermediği biliniyor. Günümüzde bu evlerin bir kesimi Yunanlar tarafından kullanılıyor. Cami ise ibadete kapalı ve bakımsız, okulun yerinde yeller esiyor.

Bu mahallenin benim ailem için özel bir önemi vardı. Mikse köyündeki çiftliğimiz mahalleye yakın olduğu için babam Abdurrahman Kaymakçı’nın ,ağabeyim Ahmet Nejat’ı bisikletle oraya alışveriş için gönderdiğini anımsıyorum.

Girit Mahallesi’den Günümüzdeki Bir Görünüşü

İstanköy’de Gördüklerim

İstanköy’de gördüklerimi anlatmadan önce bisiklet sevenler için bir tespit yapalım. Adayı gezmenin en keyifli, en sorunsuz ve en ucuz yolu bisiklet. Bisiklete özel yollar adanın her yerinde var. Hatta öncelik de bisikletlerde. Yaya olarak kaldırımda yürürken dikkatli olmak gerekiyor, farkında olmadan bisiklet yolundan yürüyebilirsiniz.

İstanköy Akslepionu

“Akslepion”sözcüğü, Antik Yunan Mitoloji’nde Tıp Tanrısı Akslepion adına yapılmış tapınak anlamında. Dik zeminden dolayı Asklepion,dört bağlantı kademesinden oluşmakta.

Bunların ilki M.Ö. 1. yüzyıldaki Roma yapılarının kalıntıları. Tıp okulunun bulunduğu ikinci kademe ise kemerleri ve heykelleri ile ünlü. Kaplıcalar burada imiş. Üçüncü kademe ise Akslepion Tapınağı’nın olduğu yer. Burada yapılan kazılar, paha biçilemez bir hazineyi ve yarı dairesel bir platformu ve Neron’a ait olan küçük bir Roma tapınağını ziyaretçiler için gün ışığına çıkarmış. Dördüncü kademe ise hasta odalarının yanı sıra Dorik tarzı büyük bir tapınağı da içermekte.

İstanköy Akslepionu

İstanköy Narince-Neratzia Kalesi

Neratzia Kalesi ya da İstanköy Şövalyeler Kalesi,İstanköy limanının girişinde bulunmakta. Sözcük anlamı, Turunç Ağacı Kalesi. Kale, Osmanlı kaynaklarında “Narince”olarak geçmekte.

Rodos Kalesi, şehri bütünüyle koruyan bir kale olmasına karşılık, Narince Kalesi, denizden yapılan bir saldırı önlemek için bir deniz tabyası niteliğinde imiş.

Kale,antik şehrin kalıntılarından kalan eski yapıların parçalarının yanı sıra yerli taşlardan inşa edilmiş. Taş duvarlarının en üst kısmında birçok hanedan arması var.

Kale iç ve dış cephe olmak üzere iki savunma bölgesini içermekte. Bu iki bölge büyük bir kale hendeği ile birbirinden ayrı imiş ve ve bir asma körüyle birleştirilmiş.

Kale, 19.yüzyılda Türk Garnizonu ve komutan evi olarak kullanılmış ve 1816 yılında bir patlama ile tahrip olan kale, İtalyanlar tarafında onarılmaya çalışılmış.

İstanköy Narince-Neratzia Kalesi

Cezayirli Gazi Hasan Paşa (Lonca) Camii

Cezayirli Gazi Hasan Paşa (Lonca) Camii, İstanköy’de bulunduğu bölgeye atfen Lonca Camii olarak da anılmıştır. Cami 1776 yılında Gazi Hasan Paşa tarafından yaptırılmış.

Adanın en büyük camii durumundaki cami iki katlı ve dikdörtgen planlı. Lonca camiinde, servi ağacı işlemelerinin yer aldığı dikkat çekici altı köşeli bir şadırvanı vardı, ancak şadırvan artık günümüzde yok edilmiş . Harap halde olan cami günümüzde ibadete kapalı .

Caminin alt katında vakfa gelir getirmesi amacıyla inşa edilen dükkanların ,günümüzde de adadaki Türk-Müslüman Vakfı’na gelir getirecek şekilde işletildiği ileri sürülmekte ise de tamamıyla Yunan Devleti’nin denetimi altında .

Yapının inşa kitabesi bulunmasa da, bir vakfiyesi varmış. Diğer arşiv belgelerinden, caminin şadırvanı dışında, günümüze ulaşmamış bir medresesi, hamamı ve çeşmesi olduğu bildirilmekte.

Cezayirli Gazi Hasan Paşa (Lonca) Camii

Defterdar Camii

Defterdar İbrahim Paşa Camii, 18. yüzyılda Osmanlı döneminde inşa edilmiş olup adadaki Türk-Müslüman cemaatine hizmet vermekteydi

Cami, 1926,1933 ve 2017 yıllarında İstanköy’ü vuran büyük depremlerde büyük hasar görmüş Minaresi ve şadırvanına da yıkık bir durumda .Yunan Devleri izin verirse restorasyonu bekliyor. Google’da gördüğünüz fotoğraflara inanmayın diyorum.

Türk Köyü Germe:Platani”

Germe Köyü İstanköy şehir merkezinden ve limandan 3 km. mesafede ve İstanköy’de yaşamakta olan 3000’in aşkın Türkün en fazla bulunduğu bir yerleşim birimi.

Köy meydanında “Arabın Yeri “adlı bir Türk Restoranını görebilirsiniz. Burada kebap, meze ve lezzetli Türk yemekleri yiyip Türk rakısı ve Türk Kahvesi içebilirsiniz. Arabın Yeri’nin tam karşısında da ,iki tane Türk tavernası var. Asıl size önereceğim yer ise Arabın Yeri’nin tam karşısında yer alan ufak pastane, Paradosi Pastanesi. Paradosi Pastanesi’nde, ev hanımları tarafından yapılan domates reçelinden ve bademli çikolataların tadına bakmadan Germe’den ayrılmayın derim.

Bu köyde yaşayanların tıpkı Rodos’ta yaşayan Türkler gibi ne televizyon kanalları, ne radyoları, ne gazeteleri, ne dergileri, ne okulları var. Günümüzde de ibadete açık bir cami kalmamış. En fazla sahip oldukları şeylerden biri de şu anda harap olmuş bir mezarları gibi görünüyor.

kişi, şahıs, doğal gıdalar, giyim, işlenmemiş gıda içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Germe Köyü’nde domates reçeli yapımı aşamasından bir görünüş

Hipokrat Meydanı ve Ağacı

İstanköy denilince akla gelen ilk yerlerden biri de Neratzia Kalesi’nin hemen girişinde bulunan Hipokrat Meydanı ve Ağacı. Meydan, ağacı ile özdeşleştirilmiş. Adaya gelen herkes mutlaka ağacı ziyaret ediyor ve şehir efsanesini dinliyor. Şehir efsanesi diyorum, çünkü bu ağacın altında Hipokrat’ın öğrencilerine ders verdiği anlatılıyor, bu tarih 2400 yıl önceye denk geliyor. Ağacın ise 570 yaşında olduğu söyleniyor. Ufak bir mola vermek ve serin serin oturmak için harika bir yer.

Tıbbın babası sayılan Hipokrat burada doğup yaşamış olması adayı ziyaret edenlerin çok ilgisini çekiyor. Bu nedenle Hipokrat temalı çok sayıda hediyelik eşya ve kitap var. Hatta halen dünyanın pek çok farklı yerinden doktorlar adaya gelerek yeminlerini tekrarlıyor, ağacın çevresindeki kahvelerde birbirleri ile tıp sohbetleri yapıyorlarmış . Ada bu nedenle de çok sayıda tıp kongresine de yıl içerisinde ev sahipliği yapıyormuş. Hipokrat’ın söğüt yaprağından elde ettiği salisilin maddesi ile üretilen ilaçlar bugün romatizma ve migren gibi hastalıklara çare olduğu söylüyordu.

Hipokrat Meydanı ve Ağacı

Hipokrat ağacının hemen arkasında bir Osmanlı şadırvanı ve Lonca Camisi bulunuyor. İşte bu noktada üzücü bir manzara ile karşılıyorsunuz. Lonca Camisi çok bakımsız ve harap durumda. Çevresi korunmamış ve adeta terk edilmiş. Aynı şekilde meydanda bulunan Defterdar Camisi’nin altında sonradan eklenmiş pek çok demir kepenkli dükkân ve kafeler var. Keşke olduğu gibi korunsaydı ve pırıl pırıl karşımızda dursaydı dedirtiyor insana.

Tıbbın babasının burada doğup yaşamış olması adayı ziyaret edenlerin çok ilgisini çekiyor. Bu nedenle Hipokrat temalı çok sayıda hediyelik eşya ve kitap var. Hatta halen dünyanın pek çok farklı yerinden doktorlar adaya gelerek yeminlerini tekrarlıyor, ağacın çevresindeki kahvelerde birbirleri ile tıp sohbetleri yapıyorlar. Ada bu nedenle çok sayıda tıp kongresine de yıl içerisinde ev sahipliği yapıyor. Hipokrat’ın söğüt yaprağından elde ettiği salisilin maddesi ile üretilen ilaçların, bugün romatizma ve migren gibi hastalıklara çare oluyormuş.

Zia Köyü Doğa Parkı

Zia Köyü Doğa Parkı, İstanköy Adası’nda Dikeos Dağı’nın Türkiye’ye bakan yamaçlarında konuşlanmış Zia Köyü’nde, geniş bir görüş alanına sahip bir doğal bir park. Park’da geyik, keçi, tavuk ve tavşan gibi her türden hayvanlar doğal yaşam alanlarına sahiptirler. Parkta bölgenin endemik bitkileri de var.

Park, gün batışını izlemek için en uygun bir konuma sahip.

Dikeos Dağı, İstanköy’ün en yüksek dağıdır, denizden yükseltisi 846 m. dolayında. Güney ve kuzey yamaçları,dik,çıplak ve ormanlarla kaplı.

Dikeos Dağı’nın kuzey yamaçlarında Zia Köyü bulunuyor, köy şehir merkezine yaklaşık 15 km. uzaklığında. 100-150 m. tek bir caddesi ve hediyelik eşyacıları(başta çeşitli deniz süngerleri ve kabukluları gibi), çocuk oyun alanı, aş yerleri ve tavernası olan küçük bir çarşıyı da barındırıyor.

Rodos ve İstanköy’de Yemek Kültürü[7]

Adaların mutfağı, aslında Ege Mutfağı. Bir başka deyişle Akdeniz, Anadolu ve Balkan mutfaklarının bir parçası.

Rodos ve İstanköy’de yemek kültürünün Türk Mutfağından, Yunanistan kara adasında olduğu üzere son derecede etkilendiği de gözlemlenmekte. Bu son derece doğal bir durum ve iki etnik kültür neredeyse 400 yıl birlikte yaşamış.

Yunan Mutfağında pişirilen yemeklerin birçoğu, teknik açıdan olduğu kadar ad olarak aynı ya da benzer. Kimilerinde ise Türkçe yemek adlarına “des” ya da “kia” eklenmiş.Örneğin; ”Dolma” kalın ise “Dolmades”, sarma ince ise “Dolmakia”, “Yalancı Dolma” yerine “Yalancidolmades”, “Cacik” yerine “Cacikis”, “Baklava” yine “Baklava”, ”İmam Bayıldı” yerine “İmambayildi”, ”Karnı-yarık” yerine “Karniyarik” ,”Musakka” yerine “Moussakas”, “Köfte” yerine “Köftedes”, ”Helva” yerine “Helvadopides”, “Telkadayıf” yerine “Telkadayifi”, “Lokum” yerine “Loukoiti”, ”Lokma Tatlısı” yerine “Loukomades” bunların kimileridir.

Diğer yandan balık ve deniz ürünlerinde ise Yunan etkisi söz konusu. Türkçedeki balık adlarının neredeyse çoğu Yunancadan alınmadır. Örneğin “Barbuni” yerine “Barbunya”, ”Palamati” yerine “Palamut”, “Kalamari” yerine “Kalamar”, “Lavraki” ya da “Levrek”yerine “Kefal” bunlara örnek olarak veriliyor.Bu nedenlerle Rodos ve İstanköy’e turist olarak gelenler yemek açısından bir yabancılık geçmiyorlar.

Tatlılar

Galaktoboureko, kourabiedes ve helva Yunanistan’ın en sevilen tatlıları arasında. Pek çok tatlı, Türkiye ve Orta Doğu’da bulunan şerbetli ikramlık tatlılarla benzerlik gösteriyor, kimilerin de tarihi antik Yunan veya Roma dönemine kadar uzanmakta.

Benim hoşuma giden başlıca Rodos ve İstanköy’deki Yunan tatlıları şunlar olmuştu:

Galaktoboureko

“Sütlü börek” olarak Türkçe’ye çevirebileceğimiz galaktoboureko, şerbetle kaplı bir muhallebi keki. da Galaktoboureko için kullanılan yufkanın Türkiye’den Yunanistan’a geldiği, ancak tarifin tamamının Yunanistan’da oluşmuş olduğu anlatılıyor.

Melomakarona

Yunanistan’ın tipik olarak bilinen malzemelerine (yağ, bal, portakal ve fındık) dayanan melomakarona tipik bir Yunan tatlısı olarak kabul ediliyor.

Kourabiedes

Tıpkı melomakarona gibi, şeker serpilmiş tereyağlı kurabiyeler. Özgün kourabiedeslerin tarifi, 20. yüzyılın başlarında Kapadokya’dan gelen mültecilerin kuzey Yunan şehri Kavala’ya göç etmesiyle Yunanistan’a gelmiş. Kavala kurabiyesi olarak ta biliniyor.

Diples

İnce dilimler halinde rulo yapılan için hamur, kızgın yağda kızartılır ve üzeri şerbet ve ceviz ile kapatılıyor. Bu geleneksel Yunan tatlısı, Peloponisos bölgesinden gelmekte imiş., ancak şimdi

Bougatsa (börek)

Çıtır yufkası, kadifemsi kreması, tatlı tadı ve tarçın aromasıyla bougatsa en popüler Yunan tatlılarından biri. Bougatsanın tatlı ve tuzlu olmak üzere iki çeşidi var. Muhallebi kremasıyla doldurulan yufkayla yapılan bu tatlı özellikle Selanik’te ve kuzey Yunanistan’da tanınmış. Bougatsa’nın Türkiye’de ortaya çıktığı ve tarifin, Küçük Asya’da yaşayan Rumların 1923’te Yunanistan ile Türkiye arasındaki nüfus mübadelesi sırasında tanıtmasıyla Yunanistan’da popüler hale geldiği yaygın olarak kabul ediliyor.

Portokalopita

Bu şerbetli kekin tadı portakalın ve tarçının uyumundan gelmekte. Genellikle dondurma ya da yoğurtla servis ediliyor.

Loukoumades

Derin yağda kızartılmış küçük yuvarlak lokmaların tarihi 13. yüzyıla kadar uzanıyor. Yunanistan’da bal, şeker veya çikolata ile servis ediliyor. Olasılıkla loukoumades’in öncüsü olan benzer bir tatlı, MÖ. 2. yüzyılda Roma toplumuna ait olarak kaydedilmiş.

Tiropita

Tereyağlı yufka katmanları ile yapılan ve peynir-yumurta karışımı ile doldurulmuş bir Yunan böreği.

unlu mamuller, yemek, gıda, tabak, levha, tatlı içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Galaktoboureko

Rodos ve İstanköy’den Ne alınır?

Rodos ve İstanköy’de büyük alışveriş merkezlerini beklemek biraz hayal olacaktır. Adada çoğunlukla butik küçük dükkanlar hizmet vermekte. Bu dükkanlarda pek çok hediyelik bulmanız olası.

Rodos’ta özellikle deriden yapılmış ürünler, Rodos şemsiyeleri, uzo, Rodos temalı tablolar ve biblolar bölgenin en çok tercih edilen alışveriş nesneleri arasında bulunmakta.

Ancak Rodos Türkleri arasında Elma Yağı (Adaçayı Yağı)[8] olarak bilinen bir yağ da vardır. Bu yağ da hediyelik ürün olarak tanınır.

Rodos ve İstanköy’ Türklerin Günümüzdeki Durumu ve Turist Olarak Gideceklere Öneriler

Rodos ve İstanköy’ Türklerin Günümüzdeki Durumu

Günümüzde,Onikiadada, çoğunlukla Rodos ve İstanköy’de bulunan 9.000’den daha fazla Türk azınlık vardır. Yunan yetkilileri, Rodos ve İstanköy’deki Türk grubun azınlık haklarını, 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması’nda adaların İtalyan yönetiminde bulunduğu gerekçesiyle tanımamakta ve Türk azınlığa “Yunan Müslümanları” adını vererek etnik kimliklerini inkar etmekte.

Rodos ve İstanköy Türklerinin sorunları şöyle sıralanabilir:

• Rodos ve İstanköy Türklerinin kültürel asimilasyonu, daha doğrusu kültürel soykırımı adaların Yunanlara verilmesiyle hız kazanmış durumda. Yunan makamları, Rodos ve İstanköy’deki Türklerin “Müslüman” nüfus olarak tanımla-makta ve “Türk” ya da “Azınlık” nitelendirmesini içeren dernekleri tescil etmemekte.

• Rodos ve İstanköy Türk azınlığının ana dillerini öğrenme hakları, adalardaki çift dilde eğitim veren okulların 1972 yılında kapatılması ile ellerinden alınmıştır. Yunan devlet okullarında eğitim gören Türk çocukları, bugün Türkçeyi çok az derecede konuşabiliyorlar. Bu bağlamda adalarda Türklerin kültürlerini ifade etme aracı olan “Türk dili” ve buna bağlı eğitim, din gibi kültürel aktarım araçlarının, Yunanistan’ın uyguladığı kültürel arınma politikası karşısında büyük tehlikelerle karşı karşıya olduğu gözlemlenmekte

• Rodos ve İstanköy’de Türkçe’nin öğretim ve eğitim dilinden dışlanmasında göze çarpan bir diğer sonuç, Türklerin giderek eğitim düzeylerinin gerilemesi olmuştur. Türkler, ortaokul ve liselerden sınırlı şekilde yararlanabilmekte ve eğitim açısından, Yunanistan genelinin oldukça altında kalmaktadırlar. Eğitim düzeyinin gerilemesi, Türklerin entelektüel düzeyini gerilettiği gibi üst mesleklere ulaşmasını da olumsuz olarak etkilemiş.

• Günümüzde, Yunanistan Devlet okullarına gidebilmekte olan Rodos ve İstanköy Türkleri, din derslerinden muaf tutulmalarına karşın, dini eğitim haklarını da kullanamamaktadırlar. Rodos ve İstanköy Türklerinin Müslümanlıklarını yaşayabilme özgürlükleri kısıtlıdır ve dini liderlerini seçme haklarının ellerinden alınmıştır.

• 1967 yılından itibaren cemaat ve vakıf idaresini denetlemek amacıyla, Yunan makamlarınca ilgili örgütlere hükümet murahhası atanmaya başlanmıştır. Ayrıca, hukuki olarak vakıf mallarının satılmasının yasak olmasına karşın, birçok vakıf malı Yunan makamlarınca atanan vakıf idarecileri tarafından bağışlanmış ya da değerlerinden daha düşük bir fiyata satılmıştır. Bu bağlamda Rodos ve İstanköy Türklerinin vakıf mallarının satılması konusunda açılan ihalelere katılmaları yasaklanmıştır. Diğer yandan Yunan hükümetleri, Vakıf Dairesi’ne sürekli masraflar yaptırarak elindeki arazileri ve malları haraç-mezat sattırmakta, Vakıf Dairesi güçsüzleştirilmektedir.

• Rodos ve İstanköy’deki Osmanlı Mimarisinin korunması ve kuruluş amacına göre kulla-nılması söz konusu değildir. Mimari eserlerin çoğu yıkım aşamasındadır Cami ve diğer eserlerin restorasyonu için yapılan etkinlikler ise tam bir göz boyamadır.

• İslam Mezarlıklarının durumu da içler acısıdır. Rodos’taki Gani Ahmet mezarlığın dışında diğer mezarlıkların taşları kırılmakta, sonra ortadan kaldırılmaktadır.

• Rodos ve İstanköy’de yaşamakta olan Türklerin vatandaşlıkları, günümüzde kaldırılan Yunan Vatandaşlık Kanunu 19. Maddesi uyarınca ellerinden alınmıştır.

• Rodos ve İstanköy’de bulunan Türk azınlığı zaman zaman nefret söylemlerine maruz kalmakta ve kültürlerini ve kimliklerini koruma girişiminde bulunduklarında yetkililerce artan bir baskıya tabi tutulmaktadırlar. Türklere karşı gerilimli günlerde nefret ve baskı ortamı fazlalaşmaktadır. Bugün için nefret ve baskı ortamı azaltılmış gibi görünmekle birlikte özellikle fanatik unsurlarda bu doğrultuda eylemler sürdürülmektedir.

Sonuç olarak gerekli düzenlemeler yapılmadığı taktirde 21.yüzyılda Rodos ve İstanköy Türk kimliği yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır ve bu Avrupa’nın göbeğinde işlenen bir insanlık suçudur.

Rodos ve İstanköy’e Turist Olarak Gideceklere Öneriler

Günümüzde gezmek ve eğlenmek diğer temel haklar gibi insanlık haklarından biri olarak kabul edilmekte.

Bu kapsamda Rodos ve İstanköy gibi Türkiye’ye yakın adalar oldukça turist çekmekte. Benim adalara gidecek Türk turistler için kimi önermelerim var.

• Alış-verişlerini Türklere ait dükkanlarla yapsınlar.

• Ada Türkleriyle ilişki kursunlar. Olası ise adalardaki Müslüman olarak tanımlanan dernekleri ziyaret etsinler. Ancak onlarla ilişiklerinde üzerlerindeki baskılar nedeniyle temkinli olsunlar. Çünkü adalı Türklerin büyük bir kısmı Türk olduklarını ifade etmekten kaçınıyor ve korkuyorlar.

• Dini bayramlarda Türklerin Rodos’taki Hafız Ahmet Paşa Kütüphanesi’nde yaptıkları bayramlaşmaya katılsınlar.

• Osmanlı Türklerinde kalan mimari eserleri mutlaka görsünler. Gördükleri yıkımları Yunanistan Devleti’ne verdikleri dilekçeler ile anlatsınlar. Dilekçelerinin bir örneğini de T.C.Dışişleri Bakanlığı’na yansıtsınlar.

• Olası ise söz konusu dilekçeleri Avrupa Parlamentosu Azınlıklar Komisyonu’na da göndersinler.

Sonuç olarak şunları söyleyebilirim. Her kültürel kimliği korumak bir insanlık borcudur. Üstelik Rodos ve İstanköy’deki Türklerin kültürel soykırımı, bir anlamda Yunanların kendilerine göre hala geçerli olan Megali İdea’nın Türkiye’ye karşı ilerlemesinden başka bir anlam ifade etmemektedir.

peynir dışında özel biblolar da almıştım.

  1. Katamaran, birbirine bağlanmış iki tekneden oluşan ve gezi denizciliğinde kullanılan deniz taşıtı. ↑
  2. Mehmet Özal Özbilgin,CengizAydın,Abdurrahim Karademir,Muhammet Aykut Mis, Rodos ve İstanköy Türklerinde Dans Geleneği. (İç)Kaymakçı, Mustafa, Cihan Özgün (Ed.,) 2014. Rodos ve İstanköy Türklüğü. Birinci Baskı, Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Yayınları. Karşıyaka-İzmir

    İngilizce Baskısının Adı: Mehmet Özal Özbilgin,CengizAydın,Abdurrahim Karademir,Muhammet Aykut Mis, Tradition of Dance Among Rhodes and Kos Turks (In.) Kaymakçı, Mustafa , Cihan Özgün (Ed.,) 2014. Turkish Idenity In Rhodes And Kos. Rhodes, Kos and The Dodecanese Islands Turks Culture and Solidarity Association Publications ↑

  3. Kaymakçı, Mustafa, Cihan Özgün, 2015. Rodos ve İstanköy Türklerinin Yakın Tarihi “Ege Denizi’nde Yükselen Sessiz Çığlık”. Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Yayınları. Karşıyaka-İzmir

    İngilizce Baskısının Adı: Kaymakçı, Mustafa, Cihan Özgün, 2015. The Recent History Of The Rhodes and Kos Turks, 2015 “The Silent Cry Rising In The Aegean Sea”. Rhodes, Kos and The Dodecanese Islands Turks Culture And Solidarity Association Publications ↑

  4. Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği çalışmalarına merkezimizde; “Şanser Karakaya,Mustafa Karakaya,Ahmet Kırevliyası,Macit Külür, Zehra Bastiyalı,Sibel Karaveli,İbrahim Sabuncu,Raşit Tavşancı,Ali Hüsemoğlu,Yıldız Ertamay,Zehra Bastiyalı, Nilgün Hacımenni,Hasan Hacımenni,Mehmet Tokmakoğu,Mehmet İ.Pamuk,Servet Oyal Kovacıoğlu,Halil Salakozlu, Perihan Kalaycıoğlu ve Aslı Başaran”,İstanbul şubemizde;”Rafet Faralyalı, Alpaslan Aksoy, Özcan Hüdür, Rıfat Hamit Masazade,Mert Hüdür, Münevver Turanlı ve Mehmet Nazmi Kocayiğit”,Antalya Şubemizde; “Nafize Keyik, Beyza Bursalı ,Çetin Balyos, Şükran Topaloğlu, Emel Balyoz, Hidayet Ülken ve Erol Halepli” ve Ankara Temsilcimiz “Turgut Tokuş” emek vermişler ve vermeye devam etmektedirler.

     

    ↑

  5. Rodos Heykeli’nin ,sanıldığı gibi Yunan olmayan ve Argos’tan gelen denizci bir kavim olan Dorlar tarafından yapıldığı bilinmekte. Bu nedenle kurucusu olduğum Rodos, İstanbul ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği’nin amblemi, adanın uluslararası simgesi olması nedeniyle “Rodos Heykeli” olmuştu. Bu, aynı zamanda bir zamanlar bir Türk Yurdu olan Rodos’u geçmişiyle de sahiplenmek anlamına gelmekte. ↑
  6. M.Sadi Nasuhoğlu,Rodos: anılar, öyküler. Muğla Üniversitesi Basımevi, 2004 ; M.Sadi Nasuhoğlu. Güller Adası Rodos,2020. Rodos ve İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Yayını;

    Mehmet İ.Pamuk, Rodos’da Sosyal Yaşam, 2024. Rodos ve İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Yayını ↑

  7. Mustafa,Kaymakçı,2017.Rodos ve İstanköy Türklüğü Ansiklopedisi.Rodos,İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Yayınları,s.106-107 ↑
  8. Elma Yağı, adaçayı bitkisinin tepesinde bulunan elma şeklindeki böcek galine (yuvasına)den elde edilirmiş. Bu nedenle de ortaya çıkan ürüne adaçayı yağından daha ziyade “elma yağı” adı verilirmiş. Geleneksel şifacılıkta özellikle küçük bebeklerin gazını, karın ağrısını gidermek için kullanılırmış. Adaçayı yapraklarından elde edilen elma yağının, yetişkinlerin de karın ağrısına iyi geldiği söylenmekte. Elma Yağı, geleneksel olarak küçük kesiklerin tedavisinde de kullanılan bir aromatik yağmış. ↑

 

Bunları da sevebilirsiniz