Yeni Yılla Başımız Dertte mi?

2026 yılına İsrail’in Gazze saldırılarının gölgesinde ve İran-İsrail uzay savaşının henüz tükenmemiş olan heyecanı içinde girdik. Her ikisi de devraldığımız gerginliklerin en önemlileri idi. Önemleri yalnızca bir büyük savaşa neden olabileceklerinden değil, aynı zamanda dikkate değer başka anlamlar taşımalarındandı.

İsrail’in Gazze topraklarını işgali, fiili bir ilhak olarak bütün dünyayı irkiltmişti. Her ne kadar Batı dünyası bu nedensiz, ilkesiz, kuralsız, hukuksuz, dayanaksız, temelsiz, sorumsuz, ciddiyetsiz, cüretkar, pervasız ve ahlaksız saldırıya karşı çıkma konusunda son derece kötü bir sınav vermekte olmasına rağmen, dünya İsrail’e karşı birleşmiş, Filistin halkıyla yan yana durmuştur.

İran-İsrail savaşı ise savaş teknolojisinden dolayı bir yeniliği göstermekteydi. Çok yerde yorumcular savaşların artık uzay boyutunda yeni bir çehre kazandığını belirtti. Bunun önemi ortada, görünmeyen ve korunmaya şans bırakmayan silahlar olarak tüfekler, toplar, mayınlar, çeşitlenen bombalar, denizaltılar, roketler, kıtalararası füzeler nasıl yeniliklere kapı açtı ve sonuçta mertliği bozduysa, bunun da benzer vicdansızca öldürümlere yol açacağını düşünüyor. Ancak kazanacak olan ve kazanan hiçbir zaman kalleşlik olmayacak.

Mirası devralınmış bulunan Ukrayna savaşını unuttuk sanmayın, tavsamış ve önemini kaybetmiştir. Savaşı, Ukrayna’nın NATO’ya alınacağı tehdidi ile çıkaran ABD’nin savaştan bir kazanç umudu kalmadı. Bu yüzden kendisinin neden olduğu savaşı sürdürmekten vazgeçtiğini belli etmişti. Bu Avrupa savaşına başında gönülsüz davranarak müdahil olmayan Avrupa ülkeleri ve Avrupa Birliği (AB), bugün ABD’nin rolünü devralmaya çalışıyor. Müdahil olmayan dedik, boşuna değil bu. Ukraynalılara seve seve kapılarını açan, silah ve mühimmat göndermek yerine giyim-kuşam yardımı yapan, Ruslara yaptırımları gönüllü olarak benimseyen, Rusya’dan Avrupa’ya gelen sanatçı ve milyarderleri ülkelerine kabul etmeyen ve onların bütün imkanlarına ve paralarına el koyan Avrupalılar, başarılı bir şekilde savaşın dışında kaldılar. Asker göndermek dışında her şeyi yaptı Avrupa. Bu, ikiyüzlü bir destek türü. Olan, Amerika’ya ve Avrupa’ya güvenen Ukrayna’ya oldu.

Bu savaş yüzünden ekonomileri sarsılan, enerji sorunu patlayan ve bütün güvenliğini tehdit altına sokan Avrupa, bugün, savaş isteksizliğini sürdürerek savaşçılık yapıyor. “Savaşa evet, ama savaşmaya hayır” tutumuyla bırakalım savaş kazanmayı bir savaş sürdürmenin olanaksızlığı bile Avrupa yönetimleri için aydınlatıcı olamıyor. Neden vazgeçmiyorlar, anlaşılamadı. Uğramadıkları zarar yok. Gelecekte daha da zor durumlar yaşayacaklar.

Avrupa’ya bütünüyle hakim olmamakla birlikte bu “savaşçı” eğilimin anlamı Avrupa’nın intiharından başka bir şey değil. Avrupa çıkarlarını ABD’ye karşı koruyan yeni iktidarların bu çizgiyi değiştireceği muhakkak. Çünkü bu siyaset Avrupa’nın çöküşe sürüklenişini hızlandıracak.

Yeni yılla birlikte ABD Başkanı Donald Trump’ın uçuk söylem ve eylemleri bütün dünyaya önce sakız oldu. Sonrası merakla beklenen gelişmelerin Trump’ı dünya imparatoru yapacağı korkusu sardı! Buna karşılık Venezuela ve bütün Latin Amerika nedense Bolivarcı kesildi.

Venezuela Başkanı Maduro ve eşinin bir gece yarısı evinden bir helikopterle alınarak New York’a kaçırılması çok takdir edildi. Ancak bu “başarılı” operasyon her şeyden önce Trump’ın başkanı olduğu ülkede ciddiye alınıyor ve sonuçları itibarıyla Amerika’ya çok zararı dokunacağı tekrarlanıyor. Bunun dışında alay konusu.

Venezuela’yı “yönetmeye başlayan” ABD’ye Trump’ın verdiği yeni görev, Grönland’ın ilhakı. Kendilerinin hiç savaşmak istemediği Ukrayna savaşında “yalnız bırakılan” ve bu yüzden ABD’ye çok sinirlenen “Avrupalılar”, bu sefer Avrupa toprağına göz diken ABD’ye ‘nasıl karşı çıkabiliriz’i düşünmeye başladılar. Kendilerini koruyan güç sapıtmıştı, şimdi ona kızmaya başladılar. Ama bir çareleri yok gibi görünüyor.

Korumaya çalışılan Avrupa toprağı her ülkenin göndereceği üç-beş askerle korunabilir mi? (Kısa bir süre önce kendi toprağı olan Grönland’a asker sevkiyatı yaptığını açıklayan Danimarka’nın kaç asker gönderdiği bilinmiyor, ancak diğer asker gönderen ülkeler şöyle; İngiltere 1, Hollanda 1, Norveç 2, Finlandiya 2, Almanya 13, Fransa 15.)

Arada ezilip büzülen ne yapacağını bilmez durumdaki NATO örgütü ne olacak? İstikbali pek parlak gözükmüyor. Konuşma yeteneğini kaybetmiş NATO başkanı ve sözcüleri tatile gitmek için yer arıyorlarmış.

Venezuela’nın petrolü, Grönland’ın değerli metal zenginliği ve stratejik konumu Trump’ın aklını başından almış görünüyor. Dünyanın psikiyatrist sayısı bakımından rekorlar kırarak açık ara şampiyon durumundaki Amerikalı psikanalizcilere bugünlerde çok iş düşüyor.

Çin’e, Asya’ya, dünyaya karşı yürütmek istediği savaş hem enerji kaynaklarıyla, hem değerli elementlerle ve hem de kuzeydeki yollara hakim olmakla kazanılabilir diye bir hesap var kafasında. Ama bu hesap tamamen yanlış. Üstelik bunun düzeltilecek bir yanı yok. ABD, bunlar kendisine verilse ve kuzey yollarına hakim olması sağlansa bile gene önümüzdeki hiçbir savaşı kazanamaz. Artık gücü de, donanması da yetersiz.

Bu arada Suriye yönetimi toprak bütünlüğünü korumak peşinde hayırlı bir maceraya girdi. 2025 sonuna kadar işgal altında tuttukları yerlerde kendilerine süre tanınan terörist grupları lamı cimi yok resmen tepeledi. Defalarca yinelenen şartları boşuna belirlemediği ve tekrarlamadığı acıklı bir şekilde ortaya çıkmış oldu. Şartlar esas olarak devletin toprak bütünlüğü ve silahlı kuvvetlerin tekliği üzerineydi.

Tahliller nasıl yapıldı ve yapılıyor ayrıntılı bilmiyoruz ama bilinenleriyle bakalım; ABD, silahla, paraca, örgütlenmece ve eğitimsel olarak desteklediği terörist grupları Suriye’ye ezdirmezdi, ezdirmeyecekti.

Böyle olacağını sananlar yanıldılar.

Türkiye onları ezmişti ve eziyordu ama şimdilik başkası da ezemezdi, Suriye merkezi devletinin bunu yapabileceği düşünülemedi.

Aynı şekilde şartlanmış terörist gruplar (elbette bunların en önemlisi Suriye’deki PKK), ‘Amerika bizi bırakmaz herhalde’ demişlerdi. Suriye’nin zaten gücü buna yetmezdi, ve ayrıca Suriye de Amerika’ya karşı buna cesaret edemezdi, ama gücü yetecek olsa ve ezmeye cesaret etse bile ‘Amerika buna izin vermez’di.

Geçtiğimiz günlerde bazı haber ajanslarına PKK’li “özgürlük kahramanları”nın dövmek için Amerikalı aradıkları haberleri gelmiş. Lakin bu haberler pek önemli değilmiş ki kullanıma sokmamışlar. İşin aslı ise şöyleymiş: Her ay düzenli olarak YPG sabit kadrolarına maaş dağıtan ABD, ilk anlardan başlayarak hemencecik dağılan kendisine bağlı PKK “ordu”suna kızmış. Beklenti, onların biraz dirençli olmaları, kendilerini ve yerlerini korumalarıymış. Suriye düzenli ordusunun önünden kaçan YPG-PKK kadroları hapislerdeki DEAŞ tutuklularını serbest bırakınca (ki bu olay 20 Ocakta öğrenildi ve bunu gazeteler yazdı), Amerika bu sefer çok çok kızmış. Bu kızgınlıkla “ABD ordusu PKK/YPG’ye gözdağı vermek için [siz cezalandırmak anlayın] Hol Kampı çevresini bombardıman uçağı A-10 ile” vurmuş.

Bakalım araları düzelecek mi?

İran’da Amerikan-İsrail kışkırtmasıyla ayaklanma düzenlenmesi, yeni yılın beklenen olaylarından biriydi. Ne yazık ki, bu da oldu. İran devleti ve halkı Amerikan-İsrail kışkrtmalarının ve desteğinin hiçbir işe yaramayacağını bir kez daha gösterdi.

Trump’ın en son şaşırtma bombası İsrail’in yarattığı sorunlar için özel bir barış örgütlenmesine girişmesi. Onlarca ülkeye bu “barış” çabasına katılması için davet göndermiş. Hem para vereceklermiş, hem de Trump’ın şakşakçısı olacaklarmış. Katılmayı reddedenlerden biri de Fransa.

Çatlak büyüyecek.

Alt alta sıraladık.

ABD ve İsrail siyasetlerinin hiçbir geleceği yok.

Her şeyden önce ele aldığımız bu siyasetler ve yaşanan pratikler sürdürülülebilir nitelikte değil. Bu denli belirgin saçmalıklar üzerine inşa edilmiş ve halen de yaşayan bir şey var mı dünyada?

Ayrıca Amerikan emperyalizminin son kullanılma tarihi geride kaldı. Bunu Amerikan yönetiminin kendisinden başka bütün dünya anlamış bulunuyor.

Her şeyden önce donanması bunlar için yeterli özelliklerde değil.

Peki, ne mi olacak? Yenilenlerin nasıl yenildiklerini seyredeceğiz. Gene de ABD’nin bir şansı var. Amerikan kamuoyu durumu değerlendiriyor, savaş istemiyor, hukuksuzluk istemiyor, çılgınlık istemiyor. Trump kafasıyla, Neocon’ların siyasetleriyle devam edilemeyeceğini düşünüyor. Artık bu gidişi önlemek ne şekilde gerçekleşir, bunu da Amerikan gelenekleri ve devletlerinin yöntemlerinin nasıl işlediğiyle ilgili olarak göreceğiz.

Bir bakarsınız her şeyin faturası Trump’a kesilir; ve böylece bir rahatlama yolu aranır.

Bu canlı ve hareketli dünyada kimin zor durumda olduğu, kimlerin kendilerine çıkış aradığı apaçık değil mi?

Neyse soruyu başlıkta sorduk; artık yanıtını da verelim: başımız dertte falan değil! Yaşananlar sadece gülünç, dünya ise güven verici!

Bunları da sevebilirsiniz