EĞİTİM ÜZERİNE
Dijital Ortamlar, Sosyal Medyada Gezinmek
Çocuklarımızı Nasıl Etkiliyor
(7)
Dijitalleşme çok hızlı bir şekilde yaşantımıza girmektedir. Sosyal medya kullanım yaşı düşmekte ve çevrimiçi platformların kullanılması çocukların gündelik yaşamlarının merkezine yerleşmektedir. Bu durumun yeni bir yaşam tarzına uyum bakımından iyi tarafları olmakla birlikte dezavantajlarının çocuklar için büyük riskler oluşturması bütün annebabaları, eğitmenleri, toplumu endişelendirmektedir. Ne yapmalıyız?
Hepimiz otobüs beklerken, evde dinlenirken, yolda yürürken elimizden telefonumuzu bırakmıyoruz, sosyal medyada geziniyoruz. Hatta yetişkinlerde bunun tehlikeli versiyonlarını da yapanlar var, araba kullanırken bir yandan mesaj yollamaya çalışanlar, sosyal medyayı takip edenler…
Ya çocuklar, ergenler… onlar da aynısını yapıyorlar, hatta alışkanlık haline getirip her an telefonlarına sığınıp gerçekte ne yapacaklarını bile unutuyorlar. Ellerinde telefonları yoksa kendilerini eksik hissedenler de az değil.
Çevrimiçi sosyal medya hesaplarında dolaşmak, anında merak ettiğimiz bir bilgiye ulaşmak herkese haz veriyor, müthiş kolaylıklar geliyor yaşamımıza. Anında gideceğimiz adresin yerini bulabiliyoruz, tarifelere ulaşabiliyoruz, acil merak ettiğimiz birşeyi öğreniyoruz, çocuğumuzun nerede olduğunu görebiliyoruz… bu güzelliklerin yanında hoş olmayan durumlar da ortaya çıkıyor.
Bol bol sosyal medyada gezinerek, ona buna bakarak zamanımızın önemli bir bölümünü harcadıktan sonra oradaki bilgilerden aklımızda hiç kalan oluyor mu, tabii ki hayır. Peki bu gezinmenin sonucunda kendimize birşey katmış, birşey başarmış, öğrenmiş oluyor muyuz? Hayır. Zamanın çabucak geçtiğine mi yanalım, boş işler için uğraştığımıza mı yanalım?
Bir de gençlerin bu çevrimiçi girdabının içinde dijital zorbalıklarla, sahteciliklerle başetmeye çalıştıklarını düşünürseniz, iş göründüğünden de mühim.
İşte size bir gazete haberinden örnek “İnternette aşırı zaman geçirme aile içi sorunlara yol açıyor”. (AA) (5) BTK Güvenli Internet Merkezi, Türkiye Genelinde 12 bölgede, 1111 öğrenci ve onları velisi 1111 ebeveyn olmak üzere toplam 2 bin, 222 örneklemle saha çalışması yaparak, “Türkiye’deki Çocukların ve Ebeveynlerinin Bilinçli ve Güvenli İnternet Kullanım Deneyim ve Alışkanlıkları Raporu” hazırladı. Bu rapora göre araştırmaya katılan çocukların yüzde 40,8’I en fazla kendi akıllı telefonlarıyla internete erişim sağladığını belirtirken okuldaki bilgisayarlarla internete girenlerin oranı sadece yüzde 4,4 olarak kaydedildi. Bu yaş kategorisindeki çocuklardan büyük çoğunluğun akıllı telefona sahip olduğu belirtildi. Çocukların internette gerçekleştirdiğıi etkinliklerin, öğrenme ve ödev amaçlı olduğu görünse de eğlenme amaçlı rastgele videolar izleme oranı yüzde 64,4’ü buldu. Bu durumun, çocukların ödev amaçlı girdikleri internette bir süre sonra amaçlarından uzaklaştıklarını gösterdiği kaydedildi.
(7)
Öğrencilerin yüzde 29’u internette geçirdiği aşırı zamanın akademik başarısını olumsuz etkilediğini vurgularken yüzde 29’u internette geçirdiği fazla zaman dolayısıyla ailesiyle tartıştığını dile getirdi. Araştırmaya katılanların yüzde 13’ü ise internette geçirdiği zaman nedeniyle uykusuz kalıp, yemek yemeden okula gittiği dönemler olduğunu bildirdi.
İşte şimdi bu duruma biraz daha yakından bakalım…biz ve çocuklarımız olarak
Kararsız İnsan ve Uykunun Önemi
Yaşamda her çözüm doğru bir karara bağlıdır. O yüzden karar vermek bizim en önemli etkinliğimizdir. Eğer kararsızlık bizim yaşantımıza damgasını vuruyorsa, o zaman biz zor durumdayız demektir çünkü kararsız insanın hayatı bomboş olur. Şimdi bu nasıl oluyor, onu açıklıyorum.
Beynimiz uykuda çalışır, onarım yapar, düşünür. Beyne iyi bir ortam sağlamazsak, mavi ışıklı telefonumuzu elimizden bırakmayıp geç saatlere kadar sosyal medyada dolaşır, gece yarısı her uyanışımızda, ya da uykumuz hafiflediğinde tekrar elimize alırsak uykumuz sürekli bölünür ve hatta uykuya rahat dalamayız. Bu durum birçok kereler tekrarlandığında artık rahat uykuya dalamaz hale de geliriz. Beynin kimyasal dengeleri bozulur, vücudun doğal uyku hormonu olan melatonin hormonu düşer. Bu hormon beyindeki hipofiz bezinden salgılanır ve özellikle uyku-uyanıklık döngüsünü ya da biyolojik saatimizi düzenler. Ayrıca beyinde salgılanan çok önemli bir kimyasal haberci olan, bizim günlük motivasyonumuzu, işlerimize odaklanmamızı sağlayan dopamin de azalır. Dopamin karar verme ve istek duygusunu yaratır, hareket kontrolünü yani kasların düzgün çalışmasını sağlar, dikkat ve öğrenmede rol oynar, haz ve ödül hissi oluşturur. Görüldüğü gibi bu iki faktörün eksikliği bizim ya da çocuklarımızın günlük yaşantımızı mutlaka etkileyecektir.
Artık bu öğelerin azalmasının etkilerini siz tahmin edebilirsiniz…Sabahları yorgun ve mutsuz bir insan olarak kalkarız. Başımız döner, sabah sersemliği olur, gözümüzü açmakta zorlanırız. Eğer okula ya da işe gidiyorsak, isteksizlik, keyif almama ve odaklanma sorunumuz ortaya çıkar, en kötüsü de bu durum devam ettiğinde psikolojik durumumuz bozulur, depresyon yaşarız.
Okula giden her seviyede çocukta görülen en yaygın durum budur, okula gitme isteksizliği, dersleri izleme zorluğu ve isteksizliği, buna ek olarak dersleri anlamama, evde ödev ve tekrar yapamama, başarısızlık hissi. Başarısız hisseden çocuk kendini ders ortamından dışlanmış hisseder, hırçınlaşır ya da sessizleşir. Dönüp o çocuğun günlük yaşantısında geceleri ve gündüzleri en çok neyle zaman geçirdiğine baktığınızda o gizli düşmanı göreceksiniz: sosyal medya ve çevrimiçi oyunlar.
Tatil günlerimizde ya da özgür olduğumuz saatlere de bakalım, eğer uykusuz ve yorgun kalkmışsak, o gün önümüze çıkan her sorun çözümsüz kalır, neden mi, bizim makine yavaşladı, işlemiyor çünkü… en basitinden o gün “ne yapacağım” sorusunu kendine soruyorsun, önceden yaptığın planlar aklına gelmiyor, üşeniyorsun, beynin tembelleşti, canın hiçbirşey yapmak istemiyor. Tam o sırada bir arkadaşın mesaj atıyor, haydi şunu yapalım diyor, sen de düşünmeden “tamam” diyorsun, aslında ihtiyacın olan şey değil ama kafan işlemiyor, kim nereye çekerse oraya gidiyorsun… Bunun kötü sonuçlarına saplanan çok insan var, en çok da gençler, çocuklar…
Kendi hayatımızı yönetebilmek, pişmanlıklardan kurtulabilmek için doğru kararlar verebilme becerisi elde etmeliyiz. Başkalarının kuyruğu olmamak, ihtiyaçlarımızı farkedebilmek için beynimizin sağlıklı işlemesi gerekir. Bu yüzden dijital etkinlikleri kontrollu kullanmamız, sosyal medyada dolaşmaları en aza indirmemiz en ön şarttır.
(8)
Dijital Yaşamı Engellemeli Miyiz?
Artık dünyadaki gelişmelerin bu evresinde bu imkansızdır. Dijital yaşam, yapay zeka yaşamın her dalında tıpta, sporda, bilimde, arabalarda, savaşta, eğitimde ve bunun gibi her alanda kullanılmaktadır. Herşeyde olduğu gibi bu durumda da avantajlar ve dezavantajlar vardır. Dezavantajları düşünerek, bu olumsuzlukları en aza indirmek gerekir. O halde dijitalleşmeyi gözden geçirmeliyiz.
(8)
Çocuklarımızı, gençlerimizi engellemek yerine dijital ortamları doğru kullanmak için destekleyici becerileri kazanmalarına yardımcı olmalıyız. Medya okur yazarlığı, güvenli internet kullanımı, sınır koyma, gerektiğinde yardım isteme becerileri kazanmaları gerekir. Zaman hayatımızdaki en değerli öğedir. Bu becerilerle birlikte zaman faktörünü de katarak planlı bir şekilde dijital ortamları kullanmalarını sağlamak daha doğru olur. Böylelikle kendilerine gerekli zamanı da ortaya çıkararak, ihtiyaçlarını karşılamaları olanaklı hale gelir.
Gençlerimizle, çocuklarımızla birlikte karar vererek bu planlamayı yapmak faydalı olur. Örneğin, Geceleri sağlıklı iyi bir uyku istiyorsak, sosyal medyada gezinmeyi hangi saatlerde yapacağız? Her gün mü, sadece hafta sonu mu, ya da günün hangi bölümünde ve ne kadar süreli… gibi. Uykudan hemen önce telefon ve benzeri dijital aletlerimizi yatağımızdan uzakta bir alana koyarsak, sessizlik ortamında ve manyetik alanların da dışında tutarsak, hangi olumsuzluklardan kurtuluruz ve sağlığımız nasıl olur?
İş yerinde ya da hangi seviyede olursa olsun okulda özellikle çalışma ya da ders saatlerinde telefon ya da benzeri aletlerimizi kapatmak akıllıca bir tutumdur. Artık dünyanın birçok ülkesinde okullarda gençlerin artan öğrenme bozuklukları yüzünden telefon ve benzeri aletlerin, yapay zekanın kullanılması 16 yaşına kadar yasaklanmaktadır. Ancak yasaklamak yeterli bir çözüm olamamaktadır.
Çeşitli işyerlerinde mesajlaşma üzerine kurulan müşteri ilişkilerinde, çalışanların günün her saatinde, her an gelen mesajları okuyup bunlara yanıt vermesi, çalışanların enerjisini düşürmekte, konsantrasyonu azaltmaktadır. Bu yüzden günün belirli saatlerinde veya belirlenmiş aralıklarla mesajlara bakma ve yanıtlama kararı alınmıştır.
Diyelim ki, yaşamımızı planladık, sadece sosyal medyaya, internete günde veya haftada belirli bir zaman aralığında keyif için bakıyoruz. Zamanımız var artık, günlük yaşamımızda dijital olmayan alanlar yarattık… “Nelerle vakit geçireceğiz” sorusu akla geliyor hemen. Bizlerin, çocuklarımızın, gençlerimizin mutlu olabilecekleri, üretebilecekleri, kendilerini faydalı bir birey hissedebilecekleri etkinlikleri olmalı. Boş zamanlarımızda istediğimiz birşeyi öğrenmeye çalışmak, kendimizi farketmek, sessizlik içinde bir müzik parçasını dinlemek, bir kitap okuyarak özümsemek ve üstüne düşünmek, sorular sormak, yemek yapmak, spor yapmak, doğayı izlemek, tamir yapmak, el becerilerimizi geliştirecek işler yapmak gibi etkinliklere fırsat verirsek, faydalı bir iş yaptığımız için kendimizle gurur duyarız, yaşamımızda daha uyumlu kararlar alabiliriz. Bizim tavrımız da çocuklarımıza örnek olacaktır.
(8)
Yasaklamak Yerine Ne Yapmalı?
Çocukların dijital ortamdan tamamen uzaklaştırılması kısa vadede faydalı olsa ve hatta zorbalığa uğrama ihtimalini ortadan kaldırsa bile, uzun vadede bakıldığında onların dijital dünyaya dair bağışıklık ve beceri geliştirmesini de engelleyebilir. Ergenlerde de yukarıda bahsettiğim gibi yasaklar kontrol edilme hissini artırarak gizli kullanım davranışlarına yol açabilir. Bu nedenle tamamen karşı olmak yerine doğru davranışları destekleyici bir kontrol mekanizması olarak görmek yerinde olur.
“Yasak” kelimesi yasaklanan şeyi daha çekici hale getireceğinden hiç kullanılmaması gereken bir kelimedir. O yüzden gençleri yada etrafımızdaki yakınlarımızı olumlu cümlelerle ikaz etmek, öneride bulunmak en doğru yoldur. Hatta birlikte düşünmek ve karar vermek, birlikte hareket etmek, paylaşmak doğal olarak karşılıklı güveni getirecektir.
(8)
Olumlu Nasihat
Olumlu nasihat her zaman işbirliğine yol açar. Birbirine saygı ve güven duygusunu çoğaltır.
-“Sen akıllısın, yapmazsın!”
-“Böyle yapmak aptallık olur!”
-“Akıllısın sen, zaten yapmazsın biliyorum, sana güveniyorum!” gibi….(1)
İyi Örnek Olmak!
Kısa bir filmde yapılan bir deney gözüme çarptı, bir ana okulunda öğretmenler çocukları serbest bırakıyorlar, hepsi ne yapacağını bilmez halde koşturup duruyor. Sonra öğretmenler yere oturarak ellerine bir kitap alıp sessizce okumaya başlıyorlar, öğrenciyle hiç ilgilenmiyorlar. Çocuklar biraz şaşkın, dur koşma, onu yapma, bunu yapma diyen yok, karışan yok. Bağrışıp çağrışıp etrafta gürültülü bir şekilde koşuşturmaya başlıyorlar. Bir süre daha birşeylerle oyalanıp, koşturuyorlar, daha sonra öğretmenlerin ne yaptıkları dikkatlerini çekmeye başlıyor. Bir kısmı öğretmenlerini izliyor, onların etrafında koşuşturmaya başlıyor, kimi durup izliyor. Daha da sonra bir bakıyorsunuz birkaç çocuk sınıftaki kitaplıktan hikaye kitapları almış, onların etrafına oturmuşlar onlar da sessizce kitaplarını okuyorlar.
İşte görüyorsunuz, “Öğretmen sınıfta, annebaba ise evde örnek alınan etik yöneticidir.” (2) Bunu unutmayalım. Çocuklar daima iyi gözlemcidir, kötü alışkanlıkları kaydettikleri gibi, iyi alışkanlıkları da kaydederler. Ailelerinde, okullarında ve çevrelerinde ne kadar olumlu, iyi davranışlarla karşılaşırlarsa o kadar çabuk bunları öğrenir ve benimserler.
Çok sevdiğim bir yazarın sesinden, “Sessiz nasihatler bir zaman sonra iç sesiniz olur. Vicdanınız olur, duruşunuz olur. Etrafta bir Allah’ın kulu yokken bile davranışınız olur. “(3)
Sessiz, Sakin Bir Dinlenme Ortamı
Okullarda ve işyerlerinde sessiz, sakin bir dinlenme ortamı da yaratmak önemlidir. Bu ortam uzun olmayabilir. Asya ülkelerinde olduğu gibi iş yerlerinde kısa süreli ara verme ve dinlenme ortamı yaratılabilir. Ben Shanghai’da bir devlet lisesinde öğretmenlik yaparken, her öğlen öğretmenler odasında öğretmenlerin çoğu sessizlik içinde kısa bir süre uyuyordu.
Öğrenciler sabah ve öğleden sonra ders aralarında kantine gidip yemek ya da dolaşmak yerine, oldukları yerde sınıfta kalıyorlar, ortak hoparlörden son derece hafif bir müzik eşliğinde tatlı bir kadın sesiyle yüz jimnastiği yapıyorlardı. İlk önce gözlerini kapıyorlar, yüzdeki sinir merkezlerine el parmaklarıyla hafifçe baskı yaparak hafif bir yüz jimnastiği yapıyorlardı. Sonrasında, başlarını sıranın üstünde yastık yaptıkları kollarına dayayarak bir süre uyuyorlardı. Yeni derse dinlenmiş olarak devam ediyorlardı. Bu ilk zamanlar çok komiğime gitmişti, bana garip gelmişti ama sonra ben de onlarla birlikte yaptıkça bunun ne kadar faydalı olduğunu kendimde gördüm. Günde yedi, sekiz saat derse giren öğrenci, öğretmenleri düşünürseniz bu çok yaratıcı bir çözüm.
Sessizlik, dinlenme digital etkinliklerin zorladığı beynimizin sakinleşmesini sağlar.
SİBER ZORBALIK
Siber zorbalık denince neyi anlıyoruz?
(7)
“Siber zorbalık dijital ortamlar kullanılarak bir kişiye yönelik kasıtlı, tekrarlayıcı ve zarar verici davranışlarda bulunmaktır. Sosyal medya, mesajlaşma uygulamaları, çevrimici oyunlar ya da e-posta gibi araçlar üzerinden hakaret edilmesi, tehditte bulunulması, küçük düşürücü içerikler paylaşılması, veya bir kişinin dışlanması gibi birçok biçimde ortaya çıkan söylem ve davranışları içerir.
Siber zorbalık dijital ortamların sürekli erişilebilir olması nedeniyle zorbalığın mekan ve zaman sınırlarının ortadan kalkmasına, yani her yerde ve her an yaşanabilmesine yol açar. Bu durum mağdurun kendini güvende hissedebileceği alanları daraltırken, çevrimiçi ortamda paylaşılan içeriklerin hızla yayılabilmmesi de mağdur üzerindeki psikolojik baskıyı çok daha yoğun hale getirir ve dolayısıyla psikolojik açıdan değerlendirildiğinde siber zorbalık, çocuk ve ergenlerin özsaygılarını, sosyal ilişkilerini ve ruhsal iyilik hallerini doğrudan zedeleyen ciddi bir risk faktörüdür. “ (4)
Dijital ortamlarda dolaşmanın, çevrimiçi oyunlar oynamanın zararlarından biri de siber zorbalığa maruz kalmaktır. Bütün dünyada ne yazıktır ki, çocuklar ve gençler arasındaki siber zorbalık artmaktadır.
Türkiye’de Siber Zorbalık (Cyber Bullying)
Ülkemizdeki siber zorbalık ile ilgili mevcut istatistikler ve araştırma sonuçlarını şöyle özetleyebiliriz:
-
Çocuklar ve Ergenler Arasında Siber Zorbalık
BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ) tarafından yapılan bir araştırmaya göre 15-16 yaş grubundaki çocukların yüzde 23’ü internette genel ahlaka aykırı ve müstehcen mesajlar aldığını beyan etmiştir. Yüzde 52,2’si internette siber zorbalığa şahit olduğunu söylemiştir. (5)
-
Okul Çağı Araştırma Bulguları
Çeşitli akademik çalışmalarda Türkiye’de ergenler arasında siber zorbalık oranları şu şekilde raporlanmıştır:
Bir çalışmada yüzde 65,3 lise öğrencisi siber zorbalığa kalma bildirmiştir. (DergiPark) (6)
Başka bir araştırmada gençler arasında siber zorbalığa katılım oranı olarak yüzde 23,8 (zorba), yüzde 35,3 (mağdur) ve yüzde 51,2 (tanık) görülmüştür. (Pubmed) (6)
Tarihsel ve Literatür Bilgileri
Geçmiş yıllarda yapılan araştırmalar da siber zorbalıkla ilgili çeşitli oranlar göstermektedir. 2007’de yapılan bir çalışmada ergenler arasında yüzde 28 siber zorba ve %30 mağdur bulunmuştur. (MEB Special Ed Services).
İstanbul’da yapılan başka bir çalışmada ise öğrencilerin yüzde 35,7’si siber zorba davranışı sergilemiş, yüzde 5,9’u mağdur olmuştur. (MEB Special Ed Services)
Ilköğretim öğrencilerinde siber zorbalık davranışı yüzde 11,6, mağduriyet yüzde 18,6 ve şahitlik yüzde 37,5 olarak raporlanmıştır. (MEB Special Ed Services)
Türkiye ve Dünya Karşılaştırması
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Avrupa saha verilerine göre genel olarak her 6 ergenden 1’i civarında siber zorbalığa maruz kaldığı görülmektedir. Bu, Türkiye’deki gençlik verileri ile benzer eğilimler göstermektedir. (Euro News)
Uluslararası raporlarda Türkiye’deki ebeveynlerin yaklaşık yüzde 20’si çoçuklarının siber zorbalığa maruz kaldığını belirtmiştir. (Habertürk)
Bu sonuçlara bakarak,
-
Türkiye’de siber zorbalık yaygın bir sorun olarak kabul edilmektedir, özellikle ergen nüfusta hem mağduriyet hem de şahit olma oranları yüksek çıkmaktadır
-
Bulgular araştırma yöntemine, yaş grubuna ve çalışmanın yapıldığı yıla bağlı olarak değişse de, çok sayıda genç internet kullanıcılarının siber zorbalıkla karşılaştığı veya buna tanık olduğu görülmektedir
Gençleri bu tehlikelerden uzak tutabilmek için öğretmenlerin ve öğrencilerin dijital güvenlik eğitimi almaları zorunludur. Örneğin, benim bu yıl çalıştığım okulda bütün öğretmenler THE NATIONAL COLLEGE tarafından önerilen sertifikaları zorunlu olarak aldılar, ben en son “Annual Certificate in Online Safety for Teaching Staff in International Schools” sertifikası aldım. Bu konuda çalışmak, dünyada olan bitenlerden haberdar olmamı, siber zorbalığın dünyadaki örneklerini görmemi ve verilen istatistiklerle risklerin boyutlarını anlamamı sağlayarak mesleğimde çok yararlı oldu. Ayrıca destekleyici rehberlik çalışmalarının yanı sıra, risk durumlarında problem çözmeye yarayacak mekanizmaların okul yaşamı içinde hızlı bir şekilde devreye girmesi ve etkin olması da işimizi kolaylaştırdı.
Sınıf öğretmenliği görevimizi yerine getirirken yıllık müfredatlarımıza “Siber Zorbalık” konusunu da dahil ederek, öğrencilerimizle birebir sınıflarda ve evde internet kullanım alışkanlıklarının nasıl olması gerektiğini, internette tanımadıkları kişilerle iletişime geçmelerinin olası zararlarını işledik, tartıştık, uyardık. Cocukların çevrimiçi riskleri tanımasını ve güvenli davranışlar geliştirmesini sağlamaya çalıştık. Öğrencilerimizde empati, çatışma, zorluklarla başetme becerileri, öfke kontrolu konularında önemli bir farkındalık yarattık. Bilgisayar derslerinde ise öğrencilerin dijital ortamları nasıl kullanabilecekleri konusunda bilgilendirdik, medya okur yazarlığı, güvenli internet kullanımı, sınır koyma konularında eğittik. Bunlara ek olarak, nasıl yardım isteyebilecekleri konusunda da yol gösterdik.
Ebeveynlerle ilgili çalışmalarımızda da birçoğunun internet güvenliği bilgi düzeylerinin çok düşük olduğunu gördük. Birçok veli çocuğunun odasında çevrimiçi oyun oynadığını ancak kimlerle mesajlaşıp oyunlar oynadığını, ne tür videolar seyrettiğini bilmediğini ve kontrol etmediğini anladık. Öğrenci ve velilerle farkındalik seminerleri düzenledik. Annebabaları bekleyen görevlerden biri de şüphesiz çocuklarının internet kullanımı ve çevrimiçi yaşamlarıyla ilgilenmek, çocuğun bilinçli bir kullanıcı olmasını sağlamaktır. Aile içinde açık bir iletişim ağının olması bunu kolaylaştırır. Aile eğer dijital ortamın kullanılması konusunda tutarlı bir sınır koyma tavrına sahipse bu tutum olumlu yönde çocuğun tavırlarını da etkiler. Okul ve aile işbirliği her zaman yararlı sonuçlar vermiştir.
Kaynakça
Illustrasyonlar AI
-
Bige Güven Kızılay, Ankara Diye İnsanlar Vardır, TEAS Yayıncılık Sayfa 31
-
Dr Berna Bridge, Etik-5, Avrupa Aydınlık, 30 Kasım 2025
-
Bige Güven Kızılay, Ankara Diye İnsanlar Vardır, Hep Kitap Yayıncılık, Sayfa 32
-
Meral Akkaya, Siber Zorbalığı Durdurma Anahtarı, Avrupa Aydınlık, 14 Aralık 2025
-
AA, Anadolu Ajansı, Ayşe Böcüoğlu Bodur, 04.11.2022 “ BTK’nin araştırması çocuklara yönelik siber zorbalığın röntgenini çekti” haberi.
-
Evaluation of Cyberbullying and Multidimentional Perceived Social Support Levels in High Sschool Students of Turkey, 2021, Research Article, Seval Çalışkan Pala, Volume 84Pubmed , Journal of Istanbul Faculty of Medicine, ‘Dergipark.org.tr
-
Illüstrasyonlar AI,
-
Karikatür Sergisi, 24.Bilim ve Ütopya Karaburun Toplantısı, 2018
