“Birleşik Krallık” Birleşik Mi Kalacak?

“İngilizler Fransızlarla kavga etmeyince Gallilere, İskoçlara ve İrlandalılara sataşırlardı. Keltlilerle boğuşmayınca da tahtın denetimi için birbirleriyle kapışırlardı.” N. FERGUSON[1]

Avrupa’da toplumların tek tek tarihi yazıldığında o tarihlerin hep Avrupa tarihi olduğu yolunda bir izlenim edinilir. Bunu, bir akademisyen dostumun yayımlanmadan önce okuduğu Almanların Tarihi için söylediğinde anlamıştım. Metnin Almanların değil Avrupa’nın tarihi olduğunu saptamıştı. Bir bakıma doğru görünüyordu. Ancak çalışmanın esas öznesi gene de Almanlardı.

Avrupa ülkelerinin tarihleri Avrupa tarihi gibi oluyor.

Elbette bu durumun birtakım nedenleri var. İlk akla gelenleri sıralayalım.

Birincisi, Avrupa sıkışık bir kıta, eğer kıta sayıyorsak. Neredeyse kimsenin ayrı kendine özel ve ayrı bir tarihi olamıyor. Avrupa sıkışık ama toprakları da pek verimli değilmiş. Dağlık bölgeler, ormanlık alanlar ve bataklıklar birçok yerde hayatı ve tarımı zorlaştırıcı özellikler olarak antik çağlardan beri güçlük ve memnuniyetsizlik kaynağı. Herkesin gözü kendine yetersiz gelen kendi tarım arazisi dışındaki alanlarda. Haliyle bu, itişip kakışmayı kolaylaştırıyor ve halklarla ülkelerin tarihlerinin Kıtanın tarihi çerçevesinde ele alınmalarını neredeyse gerekli hale getiriyor.

İkincisi, Kıta zamanın gerisindeydi, hatta yüzyıllar ve binyıllar boyunca zamanının hep gerisindeydi. Ve bu neredeyse her bakımdandı. Üretimdeki durumu karşılaştırmalı olarak değerlendirilecek olursa Avrupa’nın verimsiz bir çalışma içinde bulunduğu çarpıcı bir şekilde görülecektir. Avrupa, sanılanın aksine, 19. yüzyıla kadar dünyanın gelişmemiş toplumları arasında sayılacak durumdadır.[2] “Avrupa, erken değil geç gelişen bir toplumdu, ‘ekonomik geri kalmışlığının avantajları’ndan yararlanıyordu.”[3]

Üçüncüsü, Avrupa başka hiçbir yerde olmadığı kadar savaşçı-şiddetçi-acımasız Kıtada son iki binyılda tek bir yüzyılın savaşsız geçtiği yazılamamış. Avrupa’da savaşçılığın bir özelliği olduğu düşünülüyor. Kolayca başvuruluyor, güçlükle sonlandırılıyor. Savaş bir ülkenin komşusuyla en sıkı ve en kolay ilişkiye girdiği durumun adı. Anlaşmazlıklar ve bunların sonucu savaşlar Kıtanın bir özelliği haline gelmiş. Savaşların süresi uzunlarına da çokça rastlanıyor; Yedi Yıl Savaşı, Otuz Yıl Savaşı, Yüz Yıl Savaşı, Haçlı Seferleri (neredeyse 300 yıl).

Savaşlar da birbirine coğrafi yakınlıkta olan toplumların tarihlerini ortaklaştırır.

Yukarıda değindiğimiz yetersizlikler ve olumsuzluklar Kıtanın savaş-şiddet-acımasızlık geleneğini güçlendirmiş. Böylece Avrupa’da ülkelerin ve Avrupalıların tarihleri, başka yerlerde olduğundan daha fazla kesişiyor. Bir ülkenin ya da bir Avrupalı toplumun tarihi yazıldığında o tarih Avrupa tarihi gibi oluyor.

Avrupa’ya özgü bir başka özellik: Keşiflerle başlayan ve yolu açılan Avrupa’nın ilk küreselleşmesi Avrupa’dan çıkarak küresel imparatorluklar doğurmuştur.

İngiltere Nereden?

19. yüzyılda milliyetçilikler imparatorluk topraklarını kemirmekteydi. Geniş alanların sahibi büyük monarşiler, ayrılıkçılıkların tehdidi altındaydı. Bu sürecin sonunda Almanya, Avusturya-Macaristan, Rusya ve Osmanlı imparatorlukları yeni kurulan devletçiklere yem oldu. Ve Avrupa’da imparatorluk kalmadı. Ancak İngiltere adası Kıtanın kaderinden farklı bir durumu yaşadı. 20. yüzyılda imparatorlukların hepsi tarihe gömülürken İngiltere’nin hem adalardaki bütünlüğü ve hem de küresel imparatorluğu yapısını neredeyse en yüksek düzeyde koruyarak bugünlere kadar geldi.

Bunun yanı sıra, İngiltere’nin anavatanı da aynı durumda. Yerel ve merkez İngiltere birliğini hep koruyabildi. 19. yüzyıl boyunca yaşanan “İrlanda sorunu” dışında tutulacak olursa bir ayrılık tartışması da yaşamadı.

“Milletler çağı”nda Avrupa, en fazla İngiliz siyasetinin oyun alanı gibiydi.

İngiltere’nin milli ölçeği, doğal olarak adayla (ve sadece adalarla[4]) sınırlanmış olduğundan İngilizlere bir kolaylık ve rahatlık sağlamıştır. Üstelik adıyla sanıyla krallık olarak. İngiltere’nin kendisi için kullandığı ad, “Birleşik Krallık”tır.

İmparatorluklar dağıldı dedik, ama bir şeyi eksik söyledik. İmparatorlukların son kullanım tarihi gelmişti, evet, nasıl olsa dağılacaklardı, sürgit devam edemezlerdi. Ancak bir dağıtan da, dağılmaları planlayan da vardı, hatta uygulayan da olduğunu belirtmek yanlış olmaz; İngiltere.

Bu yüzden bütün imparatorluklar onun dokunuşundan geçti. Sanki İngiltere lanetli bir eldi ve dokunduğu yeri tuzbuz ediyordu.

İngiliz adaları, İngiltere, İskoçya, Galler ve İrlanda’yı barındırıyor. Bu bölümlenmenin altında herkes için belirgin etnik ayrılıklar yatıyor.

İngiltere merkezi, Kuzey Avrupalı toplumlar olan Cermen kökenli Angıllara, Saksonlara ve Jütlere dayanıyor. Adaya bir Kuzey Avrupa kavmi olan Danlar da gelmişler.

Galler, adını karşı sahilde anakarada bulunan Galya’dan gelenlerden almış, bugünkü adı Wales (Welsh). Galyalılar aynı zamanda Kelt kökenliler oluyor (Celtic).

İskoçya, Roma döneminin barbarları olarak yerli İskoçlardan gelme.

Kuzey İrlanda ise, herkesin bildiği gibi, ayrı olmakla birlikte komşu bir adanın yerlileri.

İrlanda Sorunu

İngiltere’nin bu dört bileşeni içinde geçmişte hep sorun olmuş ve gelecekte de sorun olmaya aday en önemli toplum Kuzey İrlandalılar. Anlaşmazlığın tarihsel kökleri Reformasyona kadar gidiyor. 16. yüzyıldan sonra İngiltere’nin Papalıkla çatışması, İrlanda’da da bölünmeye yol açmış. Bunun sonucunda Protestanlığa geçen adanın kuzey bölümünü merkezi İngiltere Krallığı benimseyince, Katolik İrlanda İngiltere’ye direnmiş. 19. yüzyılda ‘sömürgeler sorunu’ndan geçen Kuzey İrlanda büyük Savaş sonunda 1921’de İngiltere’ye bağlanmış. Bölünmüş ülke sorununa böylece mezhep ayrılığı ve mezhep çatışmaları eklenmiş.

20. yüzyılın ortalarında bir Avrupa sorununa dönüşen bağımsızlık hareketi, yüzyılın sonunda yatıştırılmış ve terörün de sona erdirildiği bir anlaşma-uzlaşmayla bugüne gelmiş.

İngiltere Nereye?

Bunca girişten sonra güncel bir gelişmeye odaklanalım. 2026 yılı, İngiltere devletinin üç ayrı kolunun bağımsızlık-ayrılık talebiyle ortaya çıkma yılıdır.

14 Eylül günü üç “ülkenin” başbakanları Cardiff’te bir araya gelerek anayasa temelinde ayrılma haklarını kullanma talebiyle açıklama yaptılar. 2022 yılında yapılan son seçimde işbaşına gelen Kuzey İrlanda başbakanı ile 2026’nın Mayıs ayında yapılan seçimlerle koltuklarına oturan diğer ülkelerin başbakanları bağımsızlık yanlıları olarak “uluslarının kendi kaderlerini tayin hakkı”nı kullanacaklarını belirttiler.

İngiltere için çok sarsıcı bir haber.

19. yüzyılın milliyetçi hayaletleri hortladı. Kolay bilinecek bir şey değil ama şu anda İngiltere belki de parçalanmanın eşiğinde. Bunun Avrupa’da birçok ülkede ortaya çıkan “milliyetçiler”le bir bağıntısı olup olmaması önem ve anlam taşıyor ama üzerinde pek durulmuyor. Çünkü gerek Galler, gerek İskoçya ve hatta gerek Kuzey İrlanda ayrılıkçılık görüntüsüne rağmen bu milliyetçiliklerin kulvarında yer almıyor. İngiltere, kendini nasıl Avrupa’dan ayırdıysa, bunlar da aynı şekilde Avrupa’dan ve Avrupa sorunlarından kendilerini epey ayrı tutuyorlar. Almanya ve Fransa’nın hassasiyetleri ve psikolojik yapıları bunlarda yok.

Avrupalıların güncel sorunu, siyasal olarak ABD’nin ülkelerindeki ağırlığı, askeri olarak da NATO’nun onları rahatsız eden taraflarıdır. Her geçen gün daha da şekillenen sorunlar Amerika ile onları karşı karşıya getiriyor. Almanya’da gelişen AfD ile Fransa’daki Le Pen hareketi, hem Amerika sorununun, hem yaptırımların, hem ekonomilerinin ve hem de askerileşmelerinin sözünü her geçen gün daha çok ediyor.

Dünyadaki sınırları kendi çıkarları uğruna belirleme alışkanlığındaki emperyalizm bugüne kadar çevrenin ve ezilenlerin parçalanmasını istemişti. “Böl parçala” bir dönemin unutulmaz siyasetiydi, sloganıydı. Avrupa Birliği (AB) için ‘merkez birleşti çevre dağıldı’ demiştik. ‘Büyükler güçleniyor, ufak tefek olanlar perişanları oynuyor’ demiştik. Şimdi acaba bu denklem tersine mi dönmeye başlıyor diye düşünmeliyiz? Sıra merkezlerin dağılmasında mı acaba? ABD’nin dağılma zamanının geldiğine işaret eden birçok yorum son zamanlarda arttı. Ama oldukça çok arttı.

Savaş olasılığının sözünün de edilmesi, böyle tartışmaların varlığı içine yavaşça girdiğimiz bir durumu gösteriyor olmasın!

  1. NOTLAR

    Niall Ferguson, Uygarlık / Batı ve Ötekiler, YKY, İstanbul 2012, s. 49. ↑

  2. 500-1800 yılları arasında Doğu’nun Avrupa’ya göre her bakımdan ileri olduğu tartışılmaz bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bu tarihsel dönem, belirgin olarak Doğu’nun, “Oryantal küreselleşme kanalı”yla dünyayı keşfedip ona öncülük ettiği dönemdir. Bkz. John M. Hobson, Batı Medeniyetinin Doğulu Kökenleri, YKY, İstanbul 2007, s. 41 vd.

    Üretim verimsizliği bakımınından karşılaştırmalar için bkz. Ferguson, Uygarlık, s. 90 vd. ↑

  3. Andre Gunder Frank, ReOrient / Global Economy in the Asian Age, University of California Press, Berkeley 1998, s. 318-19, 334; akt. Hobson, Batı Medeniyetinin Doğulu Kökenleri, s. 170. ↑
  4. Kastedilen, iki büyük adadır; İngiltere ve İrlanda adaları. ↑

 

Bunları da sevebilirsiniz