Sessizlik

Uzun süredir bir kıskacın içinde yaşıyoruz. Her anlamda bize dayatılan kurallarla ve giderek zorlaştırılan ekonomik koşullar içinde akıl sağlığımızı yitirmeden yaşamaya çalışıyoruz. Aslında bu duruma göz göre göre getirildik. Meşhur kurbağa hikayesi vardır ya; kurbağa soğuk suyun içine atılır ve su yavaş yavaş ısıtılır. Kaynamaya başlayan suyun içinde kurbağa can verir. Kurbağa misali devletin bütün kurumları önce yavaş yavaş ısıtıldı. Artık kaynama noktasına gelen bu suyun içinde yok edilen adalet, eğitim, ekonomi kurumlarını seyrediyoruz.

Ekonomi, hukuk, eğitim başta olmak üzere devletin bütün kurumlarında liyakat yok edildi. Verilen kararlarda toplumun çıkarlarından çok kişilerin cepleri söz konusu. Birçok ülke küresel çapta oluşmaya başlayan enflasyon ile mücadele için faiz artırımına giderken, bizde tam tersi kararlar alınıyor.

Geçmişte devletin çeşitli makamlarıyla yediği içtiği ayrı gitmeyen, gerektiğinde devreye girip sorun çözen mafya liderinin kanıtları ile birlikte sunduğu iddialar aklı başında her vatandaşın kanını donduruyor. Fakat acı olan bu iddialarla ilgili hiçbir şey yapılmaması. Twitter hesabından yazılanlar retweet veya like almaktan öteye gitmiyor. Ama fikirleriyle ve sahne kostümleri ile ön plana çıkan ve namusu bacak arasında arayan zihniyetler tarafından hedef gösterilen bir sanatçı üç ay önce söylediklerinden dolayı hapse atılabiliyor. Kadınlara, çocuklara, hayvanlara eziyet edenler ise sokakta başıboş geziyor. Ta ki birinin daha canını yakana kadar. Eğitim sistemindeki çürüme, sınavlardaki şaibeli sorular, öğrencilerin yaşayacağı barınma krizi bunların hiçbiri konuşulmuyor.

Kokuşmuşluğun, çürümenin hangi birini yazalım. Çıkarına göre hareket eden devlet adamları, hukuku topluma değil de makama hizmet etmek için kullanan hakim ve savcılar, ekonomideki matematiği alt üst eden sözde ekonomistler… Hepsi bu topluma bir gelecek borçlular. Bir kuşağın kabusu olan bu hükümetin de suyu fokur fokur kaynıyor. Ama ne yazık ki harekete geçmesi gerekenler koca bir sessizlik içindeler.

Bir taraftan ekmeği, yağı daha ucuza alıp ayın sonunu getirmek için halk ekmek büfelerinde, marketlerde kuyruğa giren insanlar. Öte taraftan milyon lira rüşvet çarkı kuran ne danışıldığı belli olmayan başdanışmanlar, milletvekilleri. Aklı olan her vatandaşı delirtecek skandallar, paralar, rezillikler havada uçuşuyor. Ama sen gel bunu biat eden zihniyetlere anlat. Sadece senin hakkını değil gelecek nesillerin hakkın çalanların bu ülkede yatacak yeri yok. Biat eden zihniyetin temel aldığı şey ise maalesef hiçbir zaman hak, hukuk adalet olmadı. Ama anlaması gereken havada uçuşan milyonlar ile her bir vatandaşın hakkı yeniyor. Sadece kendine sıra geldiğinde adaletin peşine düşenler, ben değil de toplum adına hareket edip biz olabildiğinde ancak bir şeyler değişebilir…

“Lozan’da doktora yaptıktan sonra Atatürk tarafından “Hukuk Reformu yapmakla”  görevlendirilen Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, savcılar için “Cumhuriyet Savcısı”  unvanının isim babasıdır.

Ata’nın huzurunda “Hukuk Reformu” için fikir fırtınası yapılırken, Bozkurt’un tepesinde şimşekler çaktırılır:

Ata’nın huzurunda “Hukuk Reformu” için fikir fırtınası yapılırken, Bozkurt’un tepesinde şimşekler çaktırılır:

Neden sadece savcılara Cumhuriyet Savcısı denilir? Cumhuriyet Başbakanı, Cumhuriyet Bakanı, Cumhuriyet Müsteşarı, Cumhuriyet Valisi, Cumhuriyet Büyükelçisi olmuyor da, neden Cumhuriyet Savcısı? Savcılara neden bu imtiyaz? 

Atatürk, Bozkurt’a, “Ne diyorsun?” diye sorar. Bozkurt’un cevabı çok net olur:

Çünkü, öyle zaman olur ki, cumhuriyeti korumak için başbakandan, bakandan, müsteşardan, validen, büyükelçiden bile hesap sormak gerekebilir. İşte o Cumhuriyet Savcısı’dır.” 

Atatürk, gülümseyerek hoşnut kaldığını belli eder.

Devam et Bozkurt” der….

Bunları da sevebilirsiniz