Gözden Kaçanlar

HAARETZ’İN SEÇİM ANALİZİ: ERDOĞAN’IN KAZANMASI İSRAİL İÇİN EN İYİ SENARYO

20/06/2018

BBC Türkçe’nin haberine göre İsrail büyükelçisini sınırdışı eden Ankara’nın, ikili ticari anlaşmaların iptalineyse yanaşmadığına dikkat çekildi.

ABD 14 Mayıs günü İsrail büyükelçiliği binasını resmi olarak Tel Aviv’den Kudüs’e taşımış, Gazze’de bunu protesto eden Filistinlilere yönelik İsrail askerlerinin silahlı saldırılarında onlarca kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi de yaralanmıştı. Erdoğan İsrail’i ‘Filistin halkına soykırım yapmakla’ suçlamıştı.

HDP’nin İsrail ile Türkiye arasındaki tüm anlaşmalarının iptali yönünde TBMM’ye verdiği önergeyse AKP ve MHP oylarıyla reddedilmişti.

Haaretz’deki yazıda AKP’nin CHP’den farklı olarak seçim manifestosunda İsrail’le anlaşmaları iptal etmekten bahsetmediği ifade edilirken, “Belki de anlaşmayı yapan kendisi olduğu için” dendi.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin “Erdoğan’a, ‘İsrail ile ticareti kes, mallarını boykot et, Mavi Marmara’da aldığın 20 milyonu geri ver’ dedik, ‘Yapamam’ dedi” ifadelerinin kullanıldığı yazıda, İnce’nin Erdoğan’ın Gazze’deki ölümler sonrası Filistin halkına destek için düzenlediği Yenikapı mitingini ‘boş bir siyasi jest’ olarak nitelediği, ayrıca İsrail’le “petrol ürünleri ve tohum ticaretinin” devam etmesini eleştirip Erdoğan’ı Netanyahu hükümetiyle de gizli bir anlaşma yapmakla suçladığını hatırlatıldı.

Yazıya şöyle devam edildi: “Erdoğan’ı muhalefetin dediği gibi şehrin İsrail destekçisi adamı ilan etmek kulağa çelişkili gelebilir. Sonuçta İsrail-Türkiye ilişkilerinin en güçlü çağına son veren siyasetçi de oydu. 2009’da Davos konuşmasında moderatörü “One minute” (Bir dakika) diyerek susturdu ve dönemin Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e Gazze operasyonu sonrası “İsrail’in öldürmeyi çok iyi bildiğini” söyledi. Türkler arasında bir efsaneye dönüştü. Seçimler öncesi onu İsrail’e fazla yumuşak davranmakla suçlamak, Batılı bir diplomatın değişiyle “Kraldan daha kralcı” davranarak oyları toplama çabasıyla açıklanabilir. Ancak seçim kampanyalarını izleyen uzmanlar, Erdoğan’ın İsrail için en iyi seçenek olduğunu söylemeden edemiyor.”

‘FETÖ’ DAVALARI: 204 BİN KİŞİNİN SORUŞTURMASI DEVAM EDİYOR

19/06/2018

Hürriyet’in haberine göre Türkiye genelinde ‘FETÖ’den soruşturması devam eden 203 bin 518 kişiden 5 bin 315’i tutuklu bulunuyor.

Buna göre mahkemelerde yargılaması devam eden 83 bin 722 kişiden ise 16 bin 195’i tutuklanırken, kovuşturma aşamasında “örgüt üyeliği ve yöneticiliği” ile “anayasal düzene karşı işlenen suçlardan” toplamda 34 bin 926 kişi hakkında mahkumiyet kararı verildi. 13 bin 992 kişi ise beraat etti. Mahkumiyet kararı verilen kişilerden 12 bin 617’si tutuklu.

Darbe davaları

Türkiye genelinde toplamda 288 fiili darbe davası bulunurken, bu davaların 56’sı Ankara’da, 53’ü İstanbul’da, kalan 179 dava ise diğer şehirlerde görülüyor.

Reklam

288 fiili darbe davasının 180’i hakkında karar verilirken, 108 dava ise halen derdest durumda bulunuyor. 108 fiili darbe davasında, 5 bin 370 sanık bulunuyor, bunların ise 2 bin 368’i tutuklu, 2 bin 386’ü adli kontrollü, 88’i yakalamalı ve 528’i ise serbest bırakıldı.

180 darbe davasında 4 bin 324 kişi hakkında verilen kararlar şöyle:

* 636 sanığa ağırlaştırılmış müebbet (31 sanık hakkında 4’er kez, 4 sanık hakkında 3’er kez olmak üzere)

* 888 sanığa müebbet

* 653 sanığa 1 yıl 2 ay ile 20 yıl arasında değişen sürelerde süreli hapis cezası

* 1552 sanığa beraat

* 595 sanığa ceza verilmesine yer olmadığı kararı verildi.

Meslek ve rütbeler

Kararların meslek ve rütbelere göre dağılımı şu şekilde:

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası

49 general, 419 subay, 101 astsubay, 31 uzman çavuş, bir uzman erbaş, 16 askeri öğrenci, bir emniyet müdürü, iki polis, dört mühendis, iki öğretmen, 10 sivil ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı.

Müebbet hapis cezası

Dokuz general, 210 subay, 91 astsubay, 120 uzman çavuş, 11 uzman erbaş, 252 askeri öğrenci, 28 kursiyer, 24 subay adayı, 129 er, 11 polis, iki emniyet amiri, bir teknisyen müebbet hapis cezası aldı.

Süreli hapis cezası

Sekiz general, 129 subay, 85 astsubay, 225 uzman çavuş, 14 emniyet amiri, 71 polis, 53 kursiyer, 38 asker öğrenci, 14 er, 13 sivil, bir öğretmen değişen sürelerde hapis cezası aldı.

Beraat

Sekiz general, 211 subay, 178 astsubay, 154 uzman çavuş, 705 er, 73 sözleşmeli er, 61 askeri öğrenci, 51 kursiyer, 38 subay adayı, 52 polis, beş emniyet amiri, beş sivil memur, bir mühendis, bir emekli, dokuz sivil beraat etti. TÜRKİYE SATIN ALMA GÜCÜNDE AVRUPA’DA 29’UNCU

19/06/2018

satın alma gücü paritesi 67, Bulgaristan’ınki 61 seviyesinde.

Dünya’nın haberine göre, Avrupa Birliği İstatistik Ofisi (Eurostat) tarafından 2017 sonu verileri baz alınarak yapılan karşılaştırmaya 28 AB üyesi ülke, üç Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA) ülkesi (İsviçre, İzlanda ve Norveç), beş aday ülke (Türkiye, Makedonya, Karadağ, Sırbistan ve Arnavutluk) ve bir potansiyel aday ülke (Bosna-Hersek) dahil edildi.

Karşılaştırmalarda yer alan 37 ülke arasında satınalma gücü paritesine göre kişi başına düşen milli gelir endeksi en yüksek ülke 253 ile Lüksemburg, en düşük ülke ise 29 ile Arnavutluk oldu.

Satın alma gücü paritesinde, ayrıntılı şekilde oluşturulan belli bir mal ve hizmet sepeti için farklı ülkelerdeki fiyatlar belirleniyor. Bu şekilde farklı para birimlerinin satın alma güçlerini eşitleyen bir değişim oranı tespit ediliyor. Bu değişim oranı kullanılarak ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farklılıkları gideriliyor. Böylece uluslararası anlamda gerçek fiyat ve hacim karşılaştırmaları yapılabiliyor.

69 MİLYON KİŞİ ZORLA YERİNDEN EDİLDİ: TÜRKİYE EN ÇOK SIĞINMACI ALAN ÜLKELERDEN

19/06/2018

DW Türkçe’nin haberine göre Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) bu rakamın bir önceki yıla göre 2 milyon 900 bin daha fazla olduğunu, bu veride İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en üst seviyeye ulaşıldığını kaydetti.

Yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalan insanların büyük çoğunluğu vatandaşı oldukları ülkelerde kalıyor. BM verilerine göre savaş nedeniyle yaşadığı bölgeyi terk ederek ülkesinin bir başka kesimine göç etmek zorunda olanların sayısı 40 milyonu buldu. Yaklaşık 25 milyon ise başka ülkelere sığındı. İltica başvurusunda bulunanların sayısı 3 milyonu geçiyor.

En çok sığınmacı veren ülkeler Suriye, Afganistan, Güney Sudan, Myanmar ve Somali. En çok sığınmacı alan ülkeler ise Türkiye, Pakistan, Uganda, Lübnan ve İran.

Almanya en çok sığınmacı alan 10 ülke arasındaki tek Avrupa ülkesi. 2017 yılı sonu itibariyle Almanya’da yaklaşık bir milyon sığınmacı bulunuyor.

Kolombiya, Suriye, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Irak ve Somali, ülke içinde yerinden olan insanların en çok olduğu ülkeler.

UZMANLAR: İKTİDAR KİM OLURSA OLSUN, TÜRKİYE IMF’NİN KAPISINI YENİDEN ÇALACAK

19/06/2018

DW Türkçe’den Aram Ekin Duran’ın haberine göre, uzmanlar Türkiye ekonomisinin 2018’in ikinci yarısından itibaren durgunluğa girme ihtimalini yüksek görüyor.

İnşaat sektörü öncülüğündeki büyümenin sonuna gelindiğine işaret eden ekonomistler, seçim sonuçlarından bağımsız olarak Türkiye’nin yakın geleceğinde IMF ile yeni bir anlaşmanın olduğunu vurguladı.

Türkiye, 2017’deki yüzde 7.4’lük büyüme ile OECD ülkeleri arasında İrlanda’dan sonra ikinci olsa da son iki yılda Türk Lirası, ABD Doları karşısında yaklaşık yüzde 50 değer kaybederken, enflasyon yüzde 8.8’den yüzde 12’nin üzerine çıktı. Cari açık ise yıllık 28.9 milyar dolardan 55.3 milyar dolar seviyesine geldi.

‘Arjantin gibi’

Ekonomist Mustafa Sönmez, “Türkiye’nin kendi özel şartları bir yana, artık uluslararası sermaye gelişmekte olan ülkelerden çekiliyor. Yani para bulmak giderek zorlaşıyor. Cari açık giderek büyüyor. Maalesef Türkiye yakın gelecekte Arjantin gibi kredi bulmak için yeniden IMF’nin kapısını çalabilir diye düşünüyorum. 24 Haziran’da iktidar değişse de değişmese de ekonomi ciddi bir problem alanı olamaya devam edecek” diye konuştu.

‘Durgunluk yavaş yavaş kendini belli edecek’

Türkiye’nin yakın gelecekte cari açık, yüksek enflasyon ve TL’deki değer kaybının bedelini ödemek zorunda olduğunu savunan Bilkent Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erinç Yeldan ise, “2018’in ikinci yarısından itibaren ekonomide ciddi bir durgunluk artık yavaş yavaş kendini belli edecek” dedi. Kamu maliyesindeki bozulmayla Türkiye’nin yaklaşık yüzde 20 faizle işleyen bir ekonomi olacağını belirten Yeldan, Türkiye’nin tekrar IMF’nin kapısını çalacağını düşünüyor: “24 Haziran’dan sonra iktidarda kim olursa olsun, ekonomide durgunluk ve büyük olasılıkla IMF ile yeni bir stand by programı imzalamak zorunda kalacak. Bunu Erdoğan da olsa, başkası da olsa imzalayacak. Türkiye, bu sağlıksız büyümenin bedelini ödemek zorunda kalacak.”

TEMİZ TOPLUM DERNEĞİ: ‘UYUŞTURUCUYA BULAŞAN’ 500 BİN, AMATEM’DE YATAK YOK

18/06/2018

Temiz Toplum Derneği’nin başkanlığını da yürüten Saadet Partisi İstanbul milletvekili adayı Bilal Ay, Türkiye’de uyuşturucuya bulaşmış kişi sayısının 500 bin olduğunu belirtirken, “AMATEM’lerin yatak kapasitesi ülke genelinde 600-650. En az iki, üç ay sonrasına randevu veriyorlar” dedi.

Sputnik’ten Elif Sudagezer’e konuşan Ay, Türkiye’de uyuşturucu kullanım yaşının sekize indiğini, piyasada tek kullanımda bağımlılık yapan ve ilk kullanımdan itibaren beyinde geri dönüşü neredeyse imkansız hasarlar yaratan sentetik uyuşturucuların hüküm sürdüğünü söyledi.

Ay, sözlerine şöyle devam etti: “Bize gelenler ‘Ne yapabiliriz?’ diye soruyorlar. Öncelikle yapılması gereken bağımlının tedavi olmayı kabul etmesini sağlamak. Eğer bağımlı tedaviyi kabul ederse AMATEM’de tedavi görmesi gerek. Ancak bu noktada bir sürü sorun var. Birincisi, AMATEM’lerin yatak kapasitesi ülke genelinde 600-650. Özel kliniklerde 40-50 bin liradan aşağı tedavi imkanı yok. Ancak AMATEM’lerdeki kapasite sorunu ciddi. Arayın ‘Benim evladım uyuşturucuya bulaştı’ deyin. Size verecekleri randevu en az 2-3 ay sonrasına olacaktır. Bu da başka bir zorluk yaratıyor. Zaten ikna edilmesi zor bir bağımlı, o 2-3 ay içinde yeniden kayboluyor. İkna edilmişken hemen tedavi edilememesi de çözümsüzlük getiriyor. İkinci bir boyuta da, bir bağımlı AMATEM’e yatırılsa bile bunu çözüm olmayabileceği. Zira bağımlılar, AMATEM’e uyuşturucu girdiğini ve oralara uyuşturucu sokmanın yollarını detaylıca bize anlatıyorlar. İnternette de buna ilişkin bilgiler mevcut. İçeri (uyuşturucu) sokanlar, bunu nasıl yaptıklarını anlatmışlar. Bu tabloya göre, çocuğunuz bir üst maddeye bulaşmış olarak çıkabiliyor.”

AGİT’TEN SEÇİM RAPORU: ERDOĞAN ADAYLARI TERÖRİZMLE SUÇLUYOR; MEDYA SINIRLANIYOR

16/06/2018 Diken.com.tr

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) heyeti, Türkiye’deki seçim sürecine ilişkin bir ara rapor hazırladı. Raporda, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın diğer adaylar ve partileri sıklıkla terörizm destekçisi olarak suçladığı belirtilirken, terörle mücadele kanununa dikkat çekilerek “Çok sayıda medya kuruluşu kapatıldı, gazeteciyse tutuklandı” dendi.

Amerika’nın Sesi’nin aktardığına göre cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler sürecini izlemekle yükümlü AGİT heyeti, 24 Mayıs’ta resmi olarak görevine başladı. Büyükelçi Audrey Glover başkanlığındaki heyet, seçim sürecine dair hazırladığı İngilizce ara raporunu dün internet sitesi aracılığıyla kamuoyuyla paylaştı.

AGİT heyeti, daha önceki yıllarda yapılan referandum ve seçim raporlarına ilişkin basını bilgilendirmeyi tercih ederken, bu kez ne bir açıklama yaptı ne de Türkçe rapor hazırladı.

AGİT heyetinin Türkiye’deki seçim sürecine ilişkin hazırladığı 11 sayfalık ara raporda, öncelikle seçim mevzuatına ilişkin yapılan yasal değişiklikler hakkında bilgi verildi. Ana muhalefet partisi CHP’nin, mühürsüz oy pusulası ve zarf gibi düzenlemelerden bazılarını iptal ettirmek üzere Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurduğu ancak ret yanıtı aldığı hatırlatıldı. Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) ise seçim sürecine ilişkin yegâne karar verici organ olduğu ve siyasi partiler veya seçmenler tarafından YSK kararları aleyhine yargıya başvurulamadığı vurgulandı.

Raporda, “Cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasındaki çatışmacı atmosfer, genel kutuplaşmayı yansıtıyor. Adayların tümü birbirine karşı sert ve birbirini lekeleyici üslup kullanıyor. Mevcut cumhurbaşkanı sıklıkla diğer adaylar ve partileri terörizm destekleyicisi olarak suçluyor” dendi.

Ayrıca, 28 Mayıs’ta Erdoğan’ın, bir seçim konuşması sırasında sarf ettiği sözler nedeniyle CHP adayı Muharrem İnce aleyhinde dava açtığı da belirtildi.

Cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasındaki anahtar konu başlıklarıysa, ‘parlamenter sistemde değişiklik yapılması’, ‘OHAL’, ‘döviz kurundaki artışla birlikte ekonomik durum’, ‘genç ve eğitimli işsiz rakamları’ olarak sıralandı.

‘Medya kuruluşları kapatıldı, gazeteciler tutuklandı’

AGİT heyetinin ara raporunda, medya kuruluşlarına dair sorunların yanısıra sosyal medya kullanıcılarına da yer verildi. Raporda, İçişleri Bakanlığı’nın verileri ışığında 28 Mayıs ile 11 Haziran tarihleri arasında 1199 sosyal medya kullanıcısının terör propagandası, nefret söylemi, devletin bütünlüğü ve toplumsal bütünlüğünü tehlikeye atmakla suçlandığı, bu kişilerden 643’üne ceza verildiği bilgisi de aktarıldı.

Türkiye’de medyanın durumuyla ilgili bölümdeyse “Hükümetle bağlantılı veya kamu ihalelerine bağımlı sahipleri olan kuruluşlar egemen” denirken, medyanın kutuplaştığı ve çok sayıda medya kuruluşunun kapatılarak gazetecilerin tutuklandığı belirtildi.

Raporda uluslararası örgütlerin, OHAL’in seçim sürecini tehlikeye atacağı yönündeki endişelerine de yer verildi ve BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin 9 Mayıs tarihli “OHAL’i derhal kaldırın” çağrısı hatırlatıldı. Raporun devamında şöyle dendi: “Anayasa’nın ifade özgürlüğü hakkı genel anlamda koruma altında ancak medya üzerinde Terörle Mücadele Kanunu ve internet ortamına ilişkin yasal düzenlemelerle sınırlamalar bulunmakta. Oysa seçim mevzuatı uyarınca medya, seçim kampanyalarını eşit bir şekilde yansıtmak zorunda.”

Dışişleri, ‘Demokratik standartlara uygun’ dedi

Dışişleri Bakanlığı, AGİT’in hazırladığı ara raporla ilgili bir açıklama yaptı.

Açıklamada “AGİT Seçim Gözlem Misyonu’nun 15 Haziran 2018 tarihinde yayınladığı ara rapor incelenmiştir. Ülkemizde seçimler çoğulcu ve rekabetçi ortamda demokratik standartlara uygun olarak gerçekleştirilmektedir. Bununla birlikte, anılan belgede, mevcut seçim süreci hakkında sahadaki gerçeklerle örtüşmeyen hatta siyasi nitelikli bazı yorumlara yer verildiği görülmüştür” dendi.

ACEMOĞLU EKONOMİ İÇİN KARAMSAR: MUCİZE ÇIKIŞ YOK, ŞİRKETLER BATACAK, İŞSİZLİK ARTACAK

15/06/2018

ABD merkezli Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) Prof. Daron Acemoğlu, Türkiye ekonomisi için “Mucize şekilde bir çıkış mümkün değil” dedi. Medyascope.tv’ye konuşan Acemoğlu, “Şu anda ekonominin negatife girmesi engellenemez boyutta. Mucize şekilde bir çıkış mümkün değil. Eğitim düzeyinin yeniden yüksek kaliteye gelmesi kolay olmayacaktır. Umarım sistemik krizi görmeyiz. Ama bazı şirketlerin batması, işsizliğin artmasının önünü kapatamayacağız” dedi.

Acemoğlu’nun değerlendirmelerinden bazı satır başları şöyle:

* Şu anda yaşadığımız problemler daha önceden birikmiş olan dengesizliklerin bir sonucu.

Reklam

Üretkenliğe bağlı olmayan büyümenin sonucu

* Kaliteli büyüme yok. Büyüme odakları yanlış taraflarda. Türkiye’nin son 10 yıldaki büyümesi üretkenliğe dayalı olmadı. Özellikle inşaat sektörü ve tüketim üzerinden gelen bir büyüme. Böyle büyümeler genellikle dengesizlikler yaratıyor.

* Bu dengesizlikleri göz önünde bulundurmadan sorunları son günlerin ya da yabancı yatırımcının gelmemesine bağlamak doğru değil. 10 yıllık para politikalarının kötü sonucunu görüyoruz.

Ne yapılmalı?

* TL’nin değer kaybını durdurmak lazım. Enflasyon kontrol altında tutulmalı. Türk ekonomisinin yapısını çok kapsamlı düşünerek doğru yatırımı nasıl arttıracağımızı düşünmek lazım.

* Türkiye demokrasisi 15 Temmuz döneminde önemli bir sınav geçti. Ama arkasından gelen OHAL, demokrasisinin derinliğini kaybetmesine neden oldu. Korku, kutuplaşma, özgürlüklerin azalması politikacıların üzerinde olan denetlemenin etkisini kaybetmesi… OHAL tüm gücü tek elde topluyor.

HSK BAŞKAN VEKİLİ: 12 EYLÜL’DE BİLE DİRENEN HAKİMLER VARDI, BUGÜN BU DURUMDA DEĞİLİZ

15/06/2018

Hakim ve Savcılar Kurulu (HSK) Başkan Vekili Mehmet Yılmaz, “12 Eylül’de bile generallere direnen, tavrını koyan ve adalet dağıtan yargımız vardı. Bugün ne yazık ki bu durumda değiliz” dedi.

Yargıya karşı haklı bir güvensizliğin oluştuğunu belirten Yılmaz, en önemli meselelerinin güvensizliği gidermek olduğunu, ancak bunun bugünden yarına olabilecek bir şey olmadığını söyledi.

Habertürk yazarı Fatih Altaylı bugünkü yazısında, Mehmet Yılmaz’la telefonda yaptıkları sohbeti aktardı. Yılmaz’la “dertleştiklerini” dile getiren Fatih Altaylı sohbeti özetle şöyle aktardı:

“12 Eylül öncesi hukuk fakültesinde öğrenciydim ve Türkiye’nin o en karanlık günlerinde bile adalete güvenimiz tamdı. Türk yargısı da bu güveni boşa çıkarmazdı. 12 Eylül’de bile generallere direnen, tavrını koyan ve adalet dağıtan yargımız vardı.

Bugün ne yazık ki bu durumda değiliz. Son 15 yıl içinde peş peşe gelen hukuksuzluklar ve adaletsizlikler her kesimde yargıya karşı büyük bir güvensizlik yarattı.

Öncelikle yargının nasıl bir çöküntü içinde olduğunu, toplumun tüm kesimleri kendi payına düşen haksızlık ve komplolarla anladı. Önce Ergenekon, sonra Balyoz, ardından 17-25 Aralık. Kimse ‘Ben yargıdaki çürümeye tanık olmadım’ diyemez.”

‘Yargıya karşı haklı güvensizlik’

Bugün en önemli meselenin her kesimin ‘yargıya karşı haklı nedenlerle oluşan güvensizliği’ ortadan kaldırmak olduğunu belirten Yılmaz şöyle devam etti: “Bu, bugünden yarına olacak bir şey değil. Büyük darbe aldık. 4000’den fazla yargı mensubu görevden uzaklaştırıldı, kimi hapiste, kimi kaçak. Genç yargı mensuplarımız ise örnek bir yargı göremediler. Şimdi onları yetiştirmek zorundayız.

Hukuk devleti; var olan hukuku tanıyan, başarılı olarak uygulayan, olması gereken hukuku araştıran, hukuk bilimi gereklerine göre mesleğini yerine getiren, sorunlara çözüm bulmak için hukuk kurallarını ve imkânlarını kullanmasını bilen, genel kültürle donanmış, mesleki formasyona sahip, hukuk ve adalete inançla bağlı, ahlaklı, erdemli, bilgili, kültürlü, geniş ufuklu, hoşgörülü, insan sevgisiyle dolu, insan haklarına saygılı, hukuk ve hukuk devletini bireylerin hizmetine sunan, sorumluluk duygusu gelişmiş, küçük hesapların peşinden gitmeyen, mesleki ve şahsi saygınlık ve onuruna düşkün, iş sahiplerine ve meslektaşlarına karşı davranışlarında asgari nezaket kurallarını unutmayan, tarafsız, daima hakkı ve haklıyı, adaleti ve huzuru savunan, yargının bağımsızlığını koruyan, hâkim, savcı, avukat, noter, öğretim görevlisi ve yöneticiler sayesinde yaşama geçecek.”

PKK’NIN ELİNDEKİ ASKER VE POLİSLERİN AİLELERİ: DEVLET, YOKMUŞ GİBİ DAVRANIYOR

14/06/2018

PKK’nın 2015 yılından bu yana alıkoyduğu 12 asker ve polisin aileleri, ‘cumhurbaşkanı, başbakan ve içişleri bakanının kendileriyle görüşmediğini, devlet yetkililerinin çocuklar yokmuş gibi davrandığını’ söyledi. Aileler İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır şubesinde bir basın açıklaması yaptı.

BBC Türkçe’den Hatice Kamer’in haberine göre aileler, Fırat Haber Ajansı’nın 7 Haziran tarihli haberinde, kaçırılanlardan astsubay Semih Özbey, polis Sedat Yabalak, erler Sedat Yorgun, Müslüm Altuntaş, Adil Kavaklı, Süleyman Sungur, uzman çavuşlar Hüseyin Sarı, Ümit Gıcır ve Mevlüt Kahveci’nin sesli ve görüntülü mesajlarının yayınlandığını aktararak çocuklarının derhal serbest bırakılmasını istedi.

Haberde Tunceli-Pülümür karayolunda alıkonulan er Müslüm Altuntaş’ın annesi Songül Altuntaş’ın şu sözlerine yer verildi: “Bu çocuklar kaç yıldır PKK’nın elinde? Sanki bizim devlete hiç faydamız yok. Devlet niye bir adım atmıyor? Savaş bitsin. Çocuklarımız kurtarılmaya değmez mi? Başbakan, cumhurbaşkanı herkese sesleniyorum, yarın bayram ama bu ailelerin yüzünde bir bayram eseri var mı?”

‘Kürt halkını savunduğunuzu söylüyorsanız ama ciğerimi yakıyorsunuz’

Altuntaş, PKK’ya da şu sözlerle seslendi: “Bizi de duysunlar, çocuklarımızı bıraksınlar. Bizim çocuklar mecburi askerlik yapıyor. Gitmek zorunda. Ben de Kürdüm, Kürt halkını savunduğunuzu söylüyorsanız ama ciğerimi yakıyorsunuz. Eğer ciğerimi yakarak savunacaksanız, savunmayın.”

İHD Başkanı Öztürk Türkdoğan, alıkonulan asker ve polislerle ilgili ailelerle birlikte Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’da randevu istediklerini, ancak olumlu yanıt almadıklarını söyledi.

‘İnfaz mı ettiniz’

18 Eylül 2015’de Tunceli-Erzincan yolunda alıkonulan astsubay Semih Özbey’in babası Yüksel Özbey de devletin, vatandaşlarının can ve mal güvenliğini koruma zorunluluğu olduğunu hatırlattı.

Üç yıldır evlerinde ne gülmek ne de sevinmek olduğunu söyleyen baba şöyle konuştu: “Hayalet gibiyiz. Yayınlanan videoda çocuklar Türkiye vatandaşı olduklarını, zorla götürüldüklerini söylediler. Anayasa diyor ki, insanların mal ve can güvenliğini korumak devletin görevi. Çocukların sağ salim teslim edilmesini örgütten istiyoruz.

Cumhurbaşkanı ‘Dayanın’ demeyi bıraksın. Ben çocuklarımı istiyorum. CHP başkanı adalet için yürüyor. Bizim için de yürüyün. Diğer tüm partiler de sesimizi duysun.”

Eylül 2016’da kaçırılan uzman Çavuş Musa Güzel’in babasıysa PKK’ya, “Kaçırdınız, amacınıza ulaştınız ama yalvarırım çektiğimiz acıları görün, çocuklarımızı sağ salim bırakın” diye seslendi.

12 Aralık 2015’te Şırnak merkezde kaçırılan uzman Çavuş Sedat Vardar’ın abisi Suat Vardar da kardeşiyle ilgili bilgi alamamaktan yakındı: “26 aydan beri elinizde. Görüntüsünü yayınlamadınız. İnfaz mı ettiniz? Eğer öyleyse cenazemizi verin. Bizim bayramımız onların gelmesiyle olacak. Eğer kardeşim infaz edildiyse onun cenazesine kavuştuğumuz gün bizim için bayram olacak.”

Aileler, Erdoğan’ın yanısıra cumhurbaşkanı adaylarından Muharrem İnce, Meral Akşener ve Temel Karamollaoğlu’ndan da çocuklarının serbest bırakılması için yardımcı olmalarını istedi.

AKP’Lİ VEKİL ‘DÖKÜLDÜ’: ’17-25’E KADAR HER ŞEY ‘FETÖ’YLE OLUYORDU, HESABI BİZ VERMELİYİZ

13/06/2018

AKP Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can, ’17-25 Aralık’a kadar, siyaset, ticaret ve bürokraside yükselmenin ‘FETÖ’yle işbirliğinden geçtiğini söyledi ve ekledi: “Arkadaşlar ben Amerika’ya gittim. Ziyaret ettik. Hesabını biz vermeliyiz. İnsanları suçlamak durumunda değiliz.”

Can, 24 Haziran seçimlerinde bir kez daha Kırıkkale 1’inci sıradan aday.

Odatv’nin haberine göre, Can partisinin toplantısında konuştu.

AKP’li vekil şöyle dedi: “Arkadaşlar ben Amerika’ya gittim. Ziyaret ettik. Şimdi Allah aşkına derler ya ‘Suçsuz olan ilk taşı atsın’ diye. 17-25 Aralık hadisesinden önce gerek ticarette gerek siyasette, gerekse bürokrasi yükselme o yolla oluyordu. O nedenle, eğer burada bunun hesabını verecek olanlar varsa başta biz siyasetçiler olarak bizler vermek durumundayız. İnsanları suçlamak durumunda değiliz.”

Can, geçen yılın mayıs ayında da, “Buradan şunu söylemek istiyorum. Evet, 17-25 Aralık’tan önce AK Parti bu yapıyla belki bazı uygulamaları beraber götürmüş olabilir” demişti.

1 MAYIS’TAN BUGÜNE YAZILI BASIN: ERDOĞAN’A 46 BİN, DİĞER ADAYLARA TOPLAM 35 BİN HABER

12/06/2018 Diken.com.tr

1 Mayıs-12 Haziran tarihlerinde yazılı basında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın konu olduğu 46 bin 462 haber çıkarken, diğer adayların konu olduğu toplam 35 bin 497 haber yapıldı.

24 Haziran’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Muharrem İnce, Meral Akşener, Recep Tayyip Erdoğan, Selahattin Demirtaş, Temel Karamollaoğlu ve Doğu Perinçek yarışacak.

Milletvekili seçimlerindeyse AKP ile MHP ‘cumhur ittifakı’, CHP-İYİ Parti ve Saadet Partisi’yse ‘millet ittifakı’ altında katılacak. HDP, HÜDA-PAR ve Vatan Partisi’yse herhangi bir ittifaka dahil olmadan seçimlere katılacak.

Vatan yazarı Kürşad Zorlu’nun Twitter’dan paylaştığı Ajans Press Medya Takip Merkezi verilerine göre, yazılı basında CHP adayı İnce 17 bin 204, İYİ Parti’nin adayı Akşener’in 10 bin 266, SP’nin adayı Karamollaoğlu’nun 4 bin 504, HDP’nin tutuklu adayı Demirtaş’ın 3 bin 523 yazılı habere konu olduğu belirlendi

İttifak haberleştirilme oranlarıysa şu şekilde: ‘Cumhur ittifakı’ 11 bin 894, ‘millet ittifakı’ 4 bin 287 haber. Vatan yazarı Zorlu, paylaştığı tweeti bir süre sonra sildi.

KAVALA, UZUN TUTUKLULUK GEREKÇESİYLE AİHM’E BAŞVURDU: İNSANIN AĞIRINA GİDİYOR

12/06/2018 Diken.com.tr

Tutuklu işadamı Osman Kavala, uzun tutukluluk gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. Silivri Cezaevi’nden bir mektup kaleme alan Kavala, mayıs sonu itibariyle hapisteki yedinci ayını tamamladığını, iddianameyi beklediğini ifade etti.

Tahliye taleplerinin reddedildiğini dile getiren işadamı, kendisine emniyet sorgusunda gösterilenlerin somut delil mahiyetinde olmadığını kaydetti.

Kavala, “Açıklama yapabilmek için, eğer varsa, dosyamda bulunan benimle ilgili delilleri görmek istemiştim. Bu talebe de cevap alamadık” diye yazdı.

AİHM’e başvuru

İşadamı, şu bilgileri verdi: “Anayasa Mahkemesi’nden sonra, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurduk. Avrupa Konseyi’nin bu organı, kapsadığı ülkeler ve bu ülkelerde yaşayanların hayatları üzerindeki etkisi bakımından sanırım Avrupa’nın en işlevsel kurumu. AİHM’in ulusal mahkemelere kıyasla, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne daha vakıf olduğu, ulusal mahkemelerin kararlarını bu normlara göre değerlendirdiği ülkelerin vatandaşları gibi, hükümetleri tarafından da kabul ediliyor.”

‘İnsanın ağrına gidiyor…’

Başvurunun kendi durumunda olan birçok başvuru gibi haksız bulunan bir mahkeme kararına değil uzun tutukluluğa yönelik olduğunu aktaran Kavala, şöyle devam etti: “Bu durum masumiyet karinesinin tanınmamasıyla ve her şeyden önce insan özgürlüğüne verilen değerle ilgili. AİHM’e başvurmak güven veren bir hak olsa da, vatandaşı olduğunuz devletin özgürlüğünüze değer vermediğini beyan etmiş olmak insanın ağırına gidiyor…”

‘Darbecilik’ suçlaması

İstanbul’da 19 Ekim 2017’de gözaltına alınan Kavala’nın, tutuklu ABD İstanbul başkonsolosluğu görevlisi Metin Topuz’la aynı soruşturma dosyasına dahil edildiği ortaya çıkmıştı.

AKP genel başkanı ve cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise beş gün sonraki Meclis grubu konuşmasında Kavala için “Türkiye’nin Soros’u dedikleri kişinin bağlantıları çıkıyor ortaya. Gereken hesabı soracağız” demişti. Kavala, 1 Kasım 2017’de ‘hükümet ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçlamasıyla tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderilmişti.

BİR YILDA YÜZDE 72 ARTTI: YILLIK CARİ AÇIK 57 MİLYAR DOLAR

11/06/2018 Diken.com.tr

Cari açık (ihracat-ithalat farkı) nisanda 5 milyar 426 milyon dolara, nisan sonunda 12 aylık bazda 57 milyar 73 milyon dolara yükseldi.

2017’nin nisan ayında cari açık aylık olarak 3 milyar 615 milyon dolar, 12 aylıkta 33 milyar 227 milyon dolardı. Cari açıkta geçen nisanda, 2017 Nisan’a göre yüzde 50’lik artış var. Son bir yılllık cari açık birikimindeki artış ise yüzde 72.

Cari açık geçen mart ayında da 4 milyar 810 milyon dolar olarak hesaplanmıştı.

Merkez Bankası’na göre açığın nedenleri

Merkez Bankası’ndan yapılan açıklamada şu değerlendirme ve tespitler yapıldı:

– Söz konusu gelişmede, hizmetler dengesinden kaynaklanan net girişlerin bir önceki yılın aynı ayına göre 375 milyon dolar artışla 1 milyar 474 milyon dolar olarak gerçekleşmesine rağmen, ödemeler dengesi tablosundaki dış ticaret açığının 1 milyar 817 milyon dolar artışla 5 milyar 462 milyon dolara ve birincil gelir dengesi açığının 279 milyon dolar artışla 1 milyar 489 milyon dolara yükselmesi etkili oldu.”

– Hizmetler dengesi altında seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler, bir önceki yılın aynı ayına göre 366 milyon dolar artışla 1 milyar 122 milyon dolara yükseldi.”

– Birincil gelir dengesi kalemi altında yatırım geliri kaleminden kaynaklanan net çıkışlar, bir önceki yılın aynı ayına göre 269 milyon dolar artışla 1 milyar 423 milyon dolar oldu.*

– Doğrudan yatırımlardan kaynaklanan net girişler, bir önceki yılın aynı ayına göre 138 milyon dolar artışla 703 milyon dolara yükseldi. Bu gelişmede net varlık ediniminin 243 milyon dolar düşüşle 160 milyon dolara ve net yükümlülük oluşumunun da 105 milyon dolar düşüşle 863 milyon dolara gerilemesi etkili oldu.

– Portföy yatırımları 502 milyon dolar tutarında net çıkış kaydetti.

– Alt kalemler itibarıyla incelendiğinde, yurtdışı yerleşiklerin hisse senedi piyasasında 414 milyon dolar net satış ve devlet iç borçlanma senetleri piyasasında 456 milyon dolar net alış yaptığı görülmekte.

– Ayrıca, yurtdışındaki tahvil ihraçlarıyla ilgili olarak, bankalar, Genel Hükümet ve diğer sektörler sırasıyla 339 milyon dolar, 250 milyon dolar ve 716 milyon dolar net geri ödeme gerçekleştirdi.

– Diğer yatırımlarda 7 milyar 726 milyon dolar tutarında net giriş gerçekleşti.

– Diğer yatırımlar altında, yurtiçi bankaların yurtdışı muhabirlerindeki efektif ve mevduat varlıkları 1 milyar 893 milyon dolar net azalış, yurtdışı bankaların yurtiçindeki mevduatları ise 2 milyar 17 milyon dolar net artış kaydetti.

– Yurtdışından sağlanan kredilerle ilgili olarak, bankalar ve diğer sektörler sırasıyla 1 milyar 668 milyon dolar ve 864 milyon dolar net kullanım, Genel Hükümet ise 165 milyon dolar net geri ödeme gerçekleştirdi.

– Resmi rezervlerde bu ayda 2 milyar 761 milyon dolar rezerv artışı gözlendi.”

BU NASIL TESADÜF: 750 BİN NÜFUSLU İLÇEDE TÜM SANDIK BAŞKANLARI AKP’Lİ SENDİKADAN

08/06/2018

İstanbul’un Bağcılar ilçesinde 24 Haziran seçimleri için oluşturulan sandık kurullarının başkanlarının tamamının AKP çizgisindeki Eğitim Bir-Sen’e üye öğretmenlerden oluştuğu belirlendi. Benzer durumun başka illerde de gözlendiği öne sürülüyor.

Cumhuriyet’ten Seyhan Avşar’ın haberine göre 750 bin nüfuslu Bağcılar’da Eğitim-Sen üyesi öğretmenler 24 Haziran seçimlerinde görev almak için okul müdürlüklerine başvuru yaptı. İlçe milli eğitim da hazırladığı listeleri seçim kuruluna gönderdi.

5 Haziran’da açıklanan ilçe seçim kurulu sandık başkanları listesi şaşırtıcı bir sonuç gösterdi. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı 113 birimde hiçbir Eğitim-Sen üyesi öğretmenin sandık başkanı olarak görevlendirilmemişti. Öte yandan ilçe seçim kurulunun listesinde ‘doğum izninde olan, askerde olan, başka bir kente tayini çıkan ve hatta meslekten uzaklaştırılan öğretmenler’ sandık başkanı olarak görevlendirilmişti.

Haberde 113 sandık başkanının tamamının Eğitim Bir-Sen’li öğretmenlerden oluştuğu vurgulandı.

CHP durumu ilçe seçim kuruluna taşıyarak ‘sandık kurulları’nın yeniden belirlenmesini talep etti.

26 yıldır aynı yerde çalıştığını söyleyen Eğitim- Sen İstanbul 1 No’lu Şube Örgütlenme Sekreteri İsmail Demir şunları söyledi: “Adil olması gereken okul müdürlüklerinin Bağcılar İlçe Seçim Kurulu’na gönderdiği listenin uygulanmasıydı. Eğitim-Sen üyesi öğretmenler makaslanarak, yerlerine Eğitim- Bir-Sen üyeleri görevlendirildi. Sanki sandıkları birilerinden kaçırıyormuş gibi bir yaklaşım tarzı var.”

Benzer durumun Ankara ve Diyarbakır başta olmak üzere birçok kentte de gözlendiği öne sürüldü.

Ankara 1 No’lu Şube Örgütlenme Sekreteri Levent Abbas Varol, “Okullarımıza yakın yerde oturmayan, uzak bölgelerden başka öğretmenler görevlendiriliyor” dedi.

BAKANLIK ÇOCUK İŞÇİLERİ GÖRMEDİ

20.06.2018

BURCU CANSU burcucansu@birgun.net @burcu_cansu

CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, çocuk işçilere ilişkin Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER) aracılığıyla sorduğu sorulara Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı yanıt verdi. 2 milyon çocuk işçinin çalıştığı ve çalışan her 10 çocuktan 8’inin kayıt dışı olduğu bilinirken Bakanlık verileri şaşkınlık yarattı. Yanıta göre teftişler kapsamında, son beş yılda çocukları yasa ve yönetmeliğe aykırı şekilde çalıştırdığı gerekçesiyle sadece 279 işyerine para cezası uygulandı. Yanıtta, 2013’te 49, 2014’te 52, 2015’te 33, 2016’da 95, 2017’de 27, 2018’in ilk 5 ayında 23 işyerine para cezası uygulandığını belirtildi.

Bakanlık soruları yanıtlamadı. Çocuk işçi konusuna dikkati çeken Emir, BİMER’e yaptığı başvuruda, “Türkiye’de eğitim çağında olup okula gidemeyen çocuk sayısı kaçtır? Son 5 yılda Türkiye genelinde kaç işletmede çocuk işçi çalıştırıldığı tespit edilmiştir? Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre çocuk işçi çalıştırmanın cezası nedir? Son 5 yılda Türkiye genelinde çocuk işçi çalıştırdığı gerekçesiyle kaç işletme ya da şahsa ceza kesilmiştir? Ceza kesilen işletmeler ya da şahısların yıllara ve illere göre dağılımı nasıldır?” sorularının yanıtlanmasını istedi. Çalışma Bakanlığı okula gidemeyen çocuk sayısı, son beş yılda kaç çocuk işçinin çalıştığının tespit edilip edilmediği gibi kritik soruları yanıtlamadı.

Çocuk işçiler görülmedi!

Bakanlık, çocuk ve genç işçilerin çalışma koşullarının 4857 sayılı İş Kanunu’nun “Çalıştırma yaşı ve çocukları çalıştırma yasağı” maddesi ile bu maddeye dayanarak çıkarılan “Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” hükümlerinde detaylı şekilde düzenlendiğini belirtti.

Kanuna aykırı hareket eden işverenler hakkında idari para cezası uygulandığını bildiren Bakanlık, yürütülen teftişler kapsamında mevzuat hükümlerine muhalefet eden işverenlere verdiği idari para cezalarını paylaştı. Bakanlık verilerine göre, 2013 yılında 49 işyerine 59 bin 22 TL, 2014 yılında 52 işyerine 69 bin 286 TL, 2015 yılında 33 işyerine 47 bin 273 TL, 2016 yılında 95 işyerine 146 bin 626 TL, 2017 yılında 27 işyerine 44 bin 601 TL, 2018 yılının Haziran ayına kadar 23 işyerine 39 bin 343 TL idari para cezası verildi.

YANGIN BAHANE RANT ŞAHANE!

19.06.2018

16 yıl boyunca rant ve talan odaklı bir çevre politikası güden AKP, birçok yıkıma sebep oldu. Yasalarla da desteklediği rant politikaları büyük inşaat şirketlerinin işini kolaylaştırdı. Şaibeli orman yangınları da yasalar haricinde şirketlerin işini kolaylaştıran olaylardan oldu. Özellikle Bodrum’un Güvercinlik koyundaki oteller bunun en büyük kanıtından biri niteliğinde ama tek örnek değil.

Lüks oteller Güvercinlik’te

Güvercinlik’te 11 yıl önce yanarak küle dönen 150 hektar ormanlık alanla ilgili olarak, dönemin Muğla Orman Bölge Müdürü ve şimdilerde AKP Antalya Milletvekili olan İbrahim Aydın, alanın kesinlikle imara açılmayacağını yanan yerlerin tekrar yeşillendirileceğini söylemişti. Ancak bugün ormanlık alanda 4 dev otel var. Titanic Deluxe Bodrum, Amara Hotel otellerden 2’si. Begonia Tatil Köyü ise ormanlık alanın içinde kalıyor.

Katarlıların ilgisini çekmişti

Bir başka örnek ise Trabzon’un Sürmene İlçesi Çamburnu mevkiindeki villalar. 2017 Ocak’ında meydana gelen yangın 15-20 hektarlık alanı yakmıştı. Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, bölgenin imara açılacağı iddialarını yalanlamış, “Başka bir maksatla kullandırılması söz konusu olamaz. En kısa sürede ağaçlandırma için hazırlayacağız ve buralarda fidanlar toprakla buluşacak” demişti. Ancak bölgede 15 villa yapıldı.

CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş yangının olduğu gün arazinin Katarlılara satıldığını söyleyerek “Arazinin imara kurban edildiğini görüyoruz. Bu talana en başta Trabzon halkı tepki göstermelidir ve o villaların sahiplerinin kim olduğu derhal açıklanmalıdır” diye konuşmuştu.

Türkbeleni Ormanı’na kent tesisi

Antalya’nın Manavgat ilçesinde bulunan Türkbeleni Ormanı’nda da yine benzer bir talan söz konusu. 26 Temmuz 2013 tarihinde çıkan yangında yaklaşık 100 dekarlık ormanlık alan yandı. İlçe merkezinde yer alan ve yangın riskiyle karşı karşıya bulunan Türkbeleni Ormanının korunması için CHP’li Manavgat Belediyesi, 19 Ağustos 2009 ve 23 Aralık 2011 tarihlerinde Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na başvurarak iki kez alanın tahsisini istedi. Ancak Manavgat Belediyesi’nin bu talebi kabul edilmedi. 2013 yılında çıkan yangından yaklaşık üçte birlik kısmı yanan Türkbeleni Ormanı, yangının ardından AKP’li Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne tahsis edildi. Kasım 2016’da ise Büyükşehir Belediyesi tarafından Türkbeleni Ormanı’nda yanan alanın büyük bölümünü yapılaşmaya açacak projenin ihalesi yapıldı. Türkbeleni yangınından kurtulan ağaçların da proje kapsamında alandan sökülmesi ise tepki çekti. Yapılan tesisin bugünlerde açılması bekleniyor.

OECD’DEN TÜRKİYE’NİN EĞİTİM KARNESİ: EĞİTİMDE KALİTE DÜŞÜK DÜZEYDE

18.06.2018

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ‘Eğitim Politikaları Raporu 2018’i yayımladı. Açıklanan rapora göre Türkiye’de verilen eğitimde eşitlik ve kalite en büyük sorun

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ‘Eğitim Politikaları Raporu 2018’i yayınladı. 35 OECD ülkesinin eğitim politikalarının değerlendirildiği raporda, Türkiye’nin 2008-2017 arasında eğitimde önemli gelişmeler elde etmesine rağmen birçok OECD ülkesinin hâlâ gerisinde kaldığı belirtildi. Özellikle iktidarın eğitim politikalarındaki çarpık uygulamaları son zamanlarda kamuoyunun birçok kesimi açısından eleştirilirken buna ilişkin bir adım atılmaması ise dikkat çekiyor.

Hürriyet’te yer alan habere göre Raporda, Türkiye için eğitimde eşitlik ile kalitenin önemli bir sorun olmaya devam ettiğinin de altını çizildi. OECD’nin Türkiye’deki eğitimle ilgili değerlendirmelerinden öne çıkan çarpıcı bölümler şöyle:

Eşitlik düzeyi

Eğitimde eşitlik ve kalite hâlâ bir sorun. Türkiye, bunun için bazı alanlarda anahtar önceliklerini belirledi. Örneğin, lise düzeyinde katılımı arttırmak için harekete geçti. Dezavantajlı öğrencilerin ihtiyaçlarına yönelik düzenlemeler yaptı. Bölgeler arasında eğitimde eşitliğin sağlanması için çalıştı. Ayrıca Suriyeli öğrencilere eğitim sağladı. Mesleki eğitim ile yükseköğretime katılımın artırılmasını da temel önceliklerinden biri olarak görüyor.

Düşük beceri düzeyi

Öğrencilerini geleceğe hazırlama konusunda yüksek düzeyde bir beceri uyuşmazlığı var. Çok az sayıda girişimci ve çalışan, temel becerileri kazanmaya ihtiyaç duyuyor. Çalışanlardaki düşük beceri düzeyi üretim ve gelir artışını engelliyor.

Okul öncesi eğitim düzeyi

Üç yaş düzeyinde okul öncesi eğitime katılım 2015 verilerine göre, OECD ortalamalarının altında. Bu oran OECD’de yüzde 77.8 iken, Türkiye’de yüzde 11.74.

***

Başarı bursunun kapsamı genişledi

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) başarı burslarının kapsamı genişletildi. Veterinerlik dahil 5 program daha burs kapsamına alındı. YÖK Başkanı Yekta Saraç yaptığı yazılı açıklamada 2016-2017 eğitim öğretim yılında 23 lisans programı için başlatılan YÖK başarı bursu sayısını 31 programa çıkardıklarını söyledi. Veterinerlik, astronomi ve uzay bilimleri, uzay bilimleri ve teknoloji, hidroloji mühendisliği ile tohum bilimi ve teknolojisi bölümleri başarı bursu kapsamına alındı. Burs almaya hak kazanan öğrencilere 12 ay boyunca aylık 700 lira verilecek.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın