Halkevleri Ve Hasta Toplumun Bunamış Devleti

Hasta toplum” ve “bunamış devlet” kavramlarının kökeni yaklaşık “4000 yıl önceleri Gılgameş Destanı”na değin uzanmaktadır.

Söylenceye göre ülkenin düzeni eskiyip köhneleşince, devleti simgeleyen tanrıları da kocayıp bunamaya girmiştir.

Buna bağlı olarak da ülke halkı yabanıl (vahşi) boğalar gibi azgınlaşmış, terör ve anarşi (kargaşa) ortalıkta güven bırakmamıştır. Tanrılar da işin içinden çıkamayınca tümden toplumu yok etmek kararına varmışlardır.

“Tanrısal Devlet” terörünün adıdır bu olgu…

Yalnız sanat ve bilgelik Tanrısı Ea,  terörle insanlığı yok etmek kararını içine sindiremez, insanların kabaran sularda boğulmalarını onaylamaz.

Kutsal kitaplarda “Nuh Tufanı” diye bildirilen bu söylence, eskimişlik ve köhnemişlikten doğan çöküşün ancak bilgelik ve sanatla önleneceğini bildirmektedir.

Çözüm ise akılcılıktır.


Bilime, sanata, çevreye, kadına düşman, kitaplıkları ve kitapları halkına haram eden bir zihniyet ne acı ki Türkiye’yi tehdit ediyor. Laiklik ilkesi yok edilmiş, eğitim imamların eline ve dinci tarikatlara teslim edilmiş, Cumhuriyet düşmanları protokolün en ön sırasına yerleşmiş.

Ama bizim AYDINLANMA KAVGAMIZ devam etmekte ve edecektir de.


Bugün Halkevlerinin kuruluşunun 86. Yılı. KUTLU OLSUN. (19 Şubat 1932)

Türkiye’de halk eğitimi düşüncesi oldukça eskilere dayanır. Örneğin Anadolu’nun henüz Türkleşmeye başladığı 13. yüzyıldan itibaren ortaya çıkan tekkeleri, zaviyeleri ve ahî örgütlerini, kendine has diğer özellikleri yanı sıra, aynı zamanda birer halk eğitimi kurumları gibi görebiliriz.


1911 yılında 190 tıp öğrencisi tarafından kurulan Türk Ocakları 20 yıl boyunca bütün ülkede şubeler açtı. 1910 yılında yayın hayatına başla yan Türk Yurdu adında bir dergisi vardı. Türk Ocakları merkez ve şubelerinde konferanslar, tiyatro gösterileri, konserler, yabancı dil ve muhasebe kursları düzenledi, kitap ve dergiler yayınladı.

Türk Ocakların 20 yıllık tar ihi boyunca yap tığı çalışmalarla Halkevlerinin yaptığı faaliyetler karşılaştırıldığında, Türk Ocaklarının yaptığı çalışmaları Halkevlerinin devam ettirdiği söylenebilir. Ocaklar, Milli Mücadele döneminde de Ankara yön nin yanında yer aldı. Cumhuriyetin ilanından sonra da Cumhuriyet Halk Fırkası’nın desteğini gördü.

Türk Ocakları genel başkanı  Tanrıöver ‘in kimi  konuşma  ve yazılarında, İtalya’daki  Mussolini  faşizmini övmekte olduğunun görülmesi üzerine;

1931 yılı ocak ayında bir akşam Türk Ocakları Genel Başkanı Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Çankaya’ya çağrıldı 10 Nisan 1931 tarihli toplantısında Türk Ocakları CHF’na katılmaya karar verilerek kapatıldı.

19 Şubat 1932 yılında Dr. Reşit Galip öncülüğünde kurulan Halkevleri, Cumhuriyet yönetiminin dünya görüşünü aydınlar ve yerel önderler aracılığı ile halka götürme, yaygınlaştırma, tanıtma ve toplumun kültür yapısını canlandırma denemesidir. Bu amaçla kurulan, yeni çağdaş yurttaşı yetiştirmeye, yurt yüzeyine yayılmış kültür merkezleriydi.

Büyük Fransız romancı ve Kültür Bakanı Andre Malraux’nun, Charles de Gaulle döneminde kurduğu Kültür Evlerinin öncüsü ve esin kaynağı olduğu söylenebilir.

Halkevleri, halkla sıcak iletişim kuracak, halk değerlerinden de kaynaklanacak kültür merkezleri olarak düşünülmüştü. Her yurttaşın ilgi alanına göre katılımını sağlamak başlıca hedefti.

Buraya bir nokta koyarak birkaç örnekleme yapacağım.


Halkevleri deyince aklıma ilk olarak M. Kemal Atatürk tarafından 86 yıl önce açılan, aydınlanma devriminin Anadolu coğrafyasına yerleşmesi için milyonlara okuma yazma, sanat, spor vb. alanlarında eğitim veren kurumu gelir.


Yaşar Kemal, Muzaffer İzgü, İlhan-Turhan Selçuk, Muammer Karaca, Münir Özkul, Adnan Binyazar, Necat Uygur ve daha yüzlerce, binlerce aydınlık savaşçıları gibi birçok ünlü yazarımız ve sanatçımız bu eğitim kurumlarında yetişmiştir.


Halkevlerinden yetişen yazar Muzaffer İzgü bir söyleşisinde kitapla nasıl tanıştığını söyle anlatıyor:

Halkevleri’nin bu konudaki payı çok büyük. Çok soğuk bir gün, evde ısınacak hiçbir şey yok, sırtım başım ıslak. Böyle yağmurlu, ıslak günlerde bir arkadaşıma giderdim ben. Şubatta odun kömür hemen biterdi zaten, bir odası olan gecekonduda büyüdüm ben. Yatak odası, yemek odası, oturma odası, mutfak, banyo… Annem beni leğende yıkardı, bardak gibi dizilirdik yere, bir oda. Baba, anne ve kardeşler boy sırasına göre yerde yatardık. Şubatta da odun kömür biterdi. Zaten mangal kömürü var, onu yakardık. O da biterdi. Nedim; “arkadaşım” dedi “Bugün seni götüremeyeceğim, ablamın nişanı var. Ama sana bir yer tarif edeyim sen oraya git. Orada soba var.” Arkadaşımın bana önerdiği Adana Halkevi Kütüphanesi’ymiş. Sekiz yaşındayım o zaman. Ondan sonraki yıllar boyunca hep kütüphanedeydim ben ve Halkevi’ndeydim hayatım boyunca. İlk izlediğim oyun da yine Halkevi’ndedir. 24 oyun yazdım, arkasında bu gerçek var. Muzaffer İzgü’nün halkevi’nde ilk okuduğu kitap çocuk kalsiği “Define Adası”dır.

Benzer bir tanışma da Adnan Binyazar’ın başından geçer.

Güneydoğu kırsalından yoksul ve eğitimsiz bir ailenin oğlu olan genç Adnan, devam ettiği Köy Enstitüsü’nün kütüphanesinde, gene aynı diziden, Shakespeare’nin ünlü eseri “Romeo ve Jülyet”’le karşılaşır. Adnan edebiyata aşık olmuştur.


1964 – 1966 yılları arasında Denizli Halkevi Başkanlığı yaptım. Bu onurlu görevim boyunca Halkevlerinin çalışma alanlarından olan Başta Köycülük olmak üzere: Temsil, halk Dershaneleri ve Kurslar Turizm, Güzel Sanatlar kollarında çok olumlu çalışmalar yaptık. Özellikle Üniversite ve yüksek okullarda okuyan otuza yakın genç arkadaşlarımla birlikte öğrencilere kurslar açtık başarı oranımız %80’leri buluyordu. Hiçbir öğrenciden ücret alınmıyordu. Kurs veren arkadaşlarımıza da hiçbir ücret ödenmiyordu. Kurs sonunda Halkevlerine genele bütçeden yapılan maddi yardımla otobüs kiralanarak haftalık eğe ve Akdeniz bölgesine geziler yapıyorduk.

Tiyatro ve Temsil kolumuz Cahit Atay’ın PUSUDA ve KARALARIM MEHMETİ sahneye koymuş Denizli Sümerbank Fabrikası’nın temsil salonunda sahnelenmiş ve komşu il ve Denizli’nin ilçelerinde oyun defalarca oynanmıştır. Yine Cevat Fehmi Başkurt’un Buzlar Çözülmeden eseri sahnelenmiş defalarca gösterime sunulmuştu. (CUMHURİYET DÖNEMİNDE YAPILAN BÜTÜN FABRİKALARDA TİYATRO SALONU, SİNEMA SALONLARI VE OKUMA ODALARI OLDUĞU BİLİNMEKTEDİR)

Köycülük kolumuz köylerde halk odaları açarak toplanılan kitapları köydeki Halk odalarına götürmekle görevliydi.

Yine bir nokta koyarak; Soner Yalçın’ın belgesel niteliğinde yazdığı “SAKLI SEÇİLMİŞLER” kitabından bir alıntı yapacağım. Sayfa 209

Hatırlayınız: Ahmet Altan, Asaf Savaş Akat, Seyfettin Gürsel, Eser Karaka ş gibi (eski solcu, yeni liberal) libo ş ekonomistler gazetelerde yazd ı r ı ld ı ; ekranlara çı kar ı ld ı.

Ne diyorlard ı :

“Köylü milletin efendisi değil, yüküdür” diyorlardı…

“Köylülüğün ortadan kaldırılması ilericiliktir, uygarlıktır” diyorlardı.

“Acilen tarımsal Kamu iktisadi Teşebbüsleri (KIT’ler) özeleştirilmelidir” diyorlardı…


Yine Halkevimiz sergiler açıyor haftalarca sergi geziliyor. Bunlardan biri de ATATÜRK’ÜN BURSA NUTKU SERGİSİ İDİ.

Dönemin Denizli Valisi Nezihi Okuş, Belediye Başkanı, Ordu Komutanı bütün protokol sergiyi gezmiş sergi defterine çok güzel yazılar yazmışlardı.

Hemen her ay bir halk türküleri konseri veriliyordu.

Halkevlerini anlatmak, yazmak, incelemek için ciltler dolusu kitap, dergi ve belgeselleri irdelemek gerekir. Kısaca Halkevlerini anlatmaya çalıştım.

Şimdi gelelim Halkevlerinin kapatılmasına;

Ne acı ki; Halkevlerinin başkanlığı yapmış, daha sonra siyasete atılmış olan Adnan Menderes tarafından kapatılmıştır.


11 Ağustos 1951 yılında resmen kapatılan Halkevlerinin 1950 yılına göre durum şöyle idi.

Londra Halkevi dahil 478 Halkevi ve 4332 Halk Odası kurulmuştu.

1941 yılı faaliyet raporuna göre 4533 konferansı 1.181.824 , 897 konseri 263.532 , 1628 sinema filmini 768.559 , 1979 temsili 895.141 kişi izlemiştir.

Resim ve fotoğraf, yerli malları ve diğer sergiler olmak üzere 267 sergi açılmış ve bu sergileri 1.069.276 kişi gezmiştir.

Türkçe, Yabancı Dil, Resim ve Fotoğraf, Musiki, Biçki Dikiş, Çiçekçilik, Şapkacılık, Muhasebe, Daktilo-Steno, Motorculuk-Şoförlük, Hastabakıcılık, Elektrikçilik, Temsil, Marangozluk, Zeytincilik, Atçılık, Köy Kâtiplerini Yetiştirme, Aile Bilgisi, Zehirli Gazlardan Korunma Kursu gibi 627 kurs düzenlenmiş ve kurslarda 37.331 kişi yetiştirilmiştir.

Her ne kadar 1960 Devriminden sonra Halkevleri yeniden açılmışsa da, eski konumuna bir türlü gelememiştir.

Sonuç olarak; Halkevleri Köy Enstitülerinin ayrılmaz ikizidir. Bazı arkadaşlarımız Köy Enstitüleri ile Halkevlerini ayrı ayrı değerlendirseler de. Yanıldıklarının farkına varacaklardır. Zira: Köy Enstitülerinin kuruluş aşaması daha 1924 yıllarında Vasıf Çınar ve Mustafa Necati’ye kadar uzanır.

Bunları da sevebilirsiniz