Yeni Türkiye Düzeni

2014’e merhaba derken, geçen bir yıllık sürece baktığımızda ciltlik kitaplara sığacak bir almanak çıkarmak mümkündür. Fakat bunlardan en yoğun olanları öne çıkaracak olursak sanırım yıl ortasında meydana gelen Gezi direnişleri ve yılın sonunda patlak veren yolsuzluk operasyonları diğer yaşananlardan daha ön planda olacaktır. Bunlardan birincisi yapılan haksızlıklara, elden alınan haklara verilen tepkiydi ve adeta bir halkın uyanışıydı. İkincisi ise iktidar ve cemaatin güç hesaplaşması olarak nitelendirilen bir olaydı(1). Nasıl nitelendirilirse nitelendirilsin kirli çamaşırlar ortaya saçılmıştı ve bu çamaşırlar ayakkabı kutusuna sığacak durumda değildi.

Belli olan bir şey vardı ki operasyonlardan sonra misilleme yapılır gibi emniyet müdürlerinin görevden alınması daire başkanlarının yerlerinin değiştirilmesi, birilerinin güç paylaşımında anlaşmazlığa düştüğünün göstergesiydi. Öte taraftan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) büyükelçisinin söylediğini iddia ettiği cümleler tıpkı 12 Eylül sonrası Paul Henze’nin dönemin ABD başkanı Jimmy Carter’e söylediği «our boys did it (bizim çocuklar yaptı)” cümlesinin yansıttığı ruh halinin hala aramızda dolaştığını hissettirmektedir.

Türkiye dış politikasında her zaman bir Batı etkisi, özellikle ABD etkisi hissedilmiştir ve hala bu etki kendini göstermektedir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan komünizm korkusu ABD‘yi Ortadoğu coğrafyasında etkin olmaya itmiştir. Aslında Ortadoğu’yu şanslı kılabilecek enerji ve petrol kaynakları, yaşanan çatışmalara ve tanık olunan ölümlere bakıldığında sanki bu coğrafyayı lanetlemek için verilmişti. Bu kaynaklar özellikle Sovyet Sosyalist Cumhuriyet Birliği’nin dağılmasından sonra kendini dünyanın jandarması olarak gören ABD’yi bu topraklarda söz sahibi olmaya itmiştir. Çeşitli bahaneler sunarak NATO aracılığıyla Afganistan ve Irak’ı işgal etmekte hiçbir beis görmemiş ve insansız hava uçakları ile operasyonları hala sürdürmeye devam etmektedir. Türkiye ise bu izlenen politikada yakın müttefik söylemleri ile hep kontrol altında tutulmak istenmiş ve adeta ABD’nin belirlediği çizginin dışına çıkarılmamaya çalışılmıştır. Bu çizgiden kaymalar olduğunda ise gerekli müdahaleler yapılmış ve hizaya getirilmiştir.

Türkiye, Demokratik Parti döneminde ve sonrasındaki askeri darbe ve koalisyon dönemlerinde politikasını, dış merkezde bulunan ABD’ye göre şekillendirmiştir. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) döneminde ise Ahmet Davutoğlu’nun sıfır sorun politikası ile başlayan hariciye politikası Ortadoğu’daki dengelerin aslında dengesizliklerden ibaret olduğunu ve bu politikanın nasıl fiyasko ile sonuçlandığını açıkça göstermiştir. Özellikle Arap Baharı olarak adlandırılan olayların adeta kışa dönüşmesi ve sonrasında bu ülkelerde yaşanan istikrarsızlıklar Ortadoğu’da yürütebilecek politikaların pekte sağlam temelli olamayacağının alamet-i farikasını oluşturmaktadır.

Mısır‘da yaşanan darbeden sonra takınılan tavır, Suriye’deki Esad rejimine gösterilen tepki, Irak’taki Kürt yönetimi ile yapılan enerji anlaşmaları ve sonrasında ABD’nin koyduğu ambargolara sessiz kalarak fakat yasa dışı yollarla kurulan ilişkilerin son günlerde yaşanan operasyonların açığa çıkardıklarına baktığımızda İran ile kurulan ilişkiler, Türkiye’nin Ortadoğu politikasında ABD’yi ve bölge ülkelerini kızdırabilecek politikalar izlendiğini gösterrmektedir. Çin ile yapılan anlaşma ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Şanghay İşbirliği Örgütü’ne girme isteği ise ABD dışı politika izlemenin diğer göstergeleri.

Tüm bunlar izlenen dış politikanın karmaşıklığını ve ne kadar girift bir hal aldığını bize göstermektedir. Fakat aslolan şu ki Türk dış politikası geçmişte de günümüzde de muhtemelen gelecekte de ABD etkisinden kurtulamayacaktır. AKP ‘nin izlediği politika ABD tarafından artık cazip görülmemekte ve son yaşananlar AKP için sonun başlangıcını göstermektedir. Ancak öte taraftan AKP alternatifi olarak biçimlendirilmeye çalışılan Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) ciddi çalkantılar meydana gelmektedir. AKP ve cemaatin karşı karşıya gelmesi CHP’yi alternatif olarak ön plana çıkarmıştır. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ABD ziyareti ve Huffington Post’tan Joe Lauria’yla yaptığı görüşmeden yansıyanlar CHP’nin de AKP türevi bir hal alacağının sinyallerini vermektedir(2). Kafaları karıştıran soruysa Türkiye’de ve dünyada çok güçlü bir yapılanmaya sahip olan ve liderinin ABD ‘de on dönümlük arazi içinde yaklaşık on milyon dolar değerinde bir villada ikamet ettiği Gülen cemaatinin gücünün arkasındaki sır ???(3)
(1) http://www.rusencakir.com/Cemaat-hukumet-savasi-Hasar-tespit-raporu-1/2340
(2) Birgün Fikir-22 Aralık 213 Deniz E. Doğru
(3) http://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/gulenin-hayalet-evi-h40434.html

Tüm bunlar izlenen dış politikanın karmaşıklığını ve ne kadar girift bir hal aldığını bize göstermektedir. Fakat aslolan şu ki Türk dış politikası geçmişte de günümüzde de muhtemelen gelecekte de ABD etkisinden kurtulamayacaktır. AKP ‘nin izlediği politika ABD tarafından artık cazip görülmemekte ve son yaşananlar AKP için sonun başlangıcını göstermektedir. Ancak öte taraftan AKP alternatifi olarak biçimlendirilmeye çalışılan Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) ciddi çalkantılar meydana gelmektedir. AKP ve cemaatin karşı karşıya gelmesi CHP’yi alternatif olarak ön plana çıkarmıştır. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ABD ziyareti ve Huffington Post’tan Joe Lauria’yla yaptığı görüşmeden yansıyanlar CHP’nin de AKP türevi bir hal alacağının sinyallerini vermektedir(2). Kafaları karıştıran soruysa Türkiye’de ve dünyada çok güçlü bir yapılanmaya sahip olan ve liderinin ABD ‘de on dönümlük arazi içinde yaklaşık on milyon dolar değerinde bir villada ikamet ettiği Gülen cemaatinin gücünün arkasındaki sır ???(3)

(1) http://www.rusencakir.com/Cemaat-hukumet-savasi-Hasar-tespit-raporu-1/2340

(2) Birgün Fikir-22 Aralık 213 Deniz E. Doğru

(3) http://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/gulenin-hayalet-evi-h40434.html

Bunları da sevebilirsiniz