Gramsci’yi Bugün Okumak III

Gramsci’yi Bugün Okumak başlıklı yazı dizisinin bu son yazısında Gramsci’nin güç ilişkilerinin anlaşılmasına sunduğu en önemli katkılardan birisi olduğunu düşündüğüm tarihsel blok kavramı ve Gramscici mücadele yöntemleri üzerinde duracağım. Gramsci, Hapishane Defterleri’nde pek çok defa George Sorel’e atfettiği tarihsel blok kavramını kısaca, yapıların ve üst yapıların birliği olarak açıklamaktadır. Ancak, yapıların ve üst yapıların birliği anlamında tarihsel blok Gramsci’nin özgün kavramıdır (Gramsci, 2010, 235). Peki yapıların ve üst yapıların birliği ifadesinden ne anlaşılmalıdır? Tarihsel bir blokun varlığı ne anlama gelmektedir?

Belirli bir türdeki üretim biçimi ve ilişkileri ile bunlarla bağlantılı olan siyasal, toplumsal, kültürel, düşünsel vb. yapılar ve ilişkiler arasında tarihsel bir uyum olduğu durumda bir tarihsel blokun varlığından bahsedilebilir. Belirli bir iktidar yapısı, tüm aktörleri, kurumları ve ilişkiler ağıyla birlikte bir tarihsel blok oluşturmaktadır. Bu, aslında bu yazı dizisinin diğer iki yazısında da tartışılan iktidar yapısının çözümlenmesi açısından hayati önemdedir. Bir tarihsel blok, diğer tarihsel yapılar gibi bütünsel bir kavramdır. Kendisini oluşturan herhangi bir bileşene indirgenemeyeceği gibi, o bileşenlerden birisi olmaksızın da bir tarihsel blokun varlığından söz edilemez.

Tarihsel blokun, diğer tarihsel yapılar gibi bütünsel olması, bu bloğun içerisinde konumlanan aktörler arasında eşitliğe dayalı bir ilişki olması zorunluluğuna işaret etmez. Gramsci’nin toplumsal çözümlemelerinde önemli bir yere sahip olan üst (supreme)- ast (subordinate) aktörler arasındaki ilişkiler, tarihsel blok içerisinde de varlığını sürdürmektedir. İkinci yazıda da ele aldığım gibi bir tarihsel blok içerisinde konumlanan üst ve ast aktörler arasındaki ilişkilerde rıza ön plana çıktığında o tarihsel blokun hegemonik; zorlama ön plana çıktığında ise baskın (dominant) yapıda olduğu söylenebilir. Dolayısıyla, bir tarihsel blok tanım gereği hegemonik olmak zorunda değildir. Buna ek olarak, belirli bir toplumsal yapı içerisinde örneğin bir devlet içerisinde tek bir tarihsel yapı olmak zorunda da değildir. Bu bağlamda, siyasetin açık ya da örtük olarak yapılabildiği her alanda, farklı siyasal güç odakları arasındaki ilişkiler birbirinden farklı tarihsel bloklar arasındaki ilişkiler olarak görülebilir.

Belirli bir tarihsel blok içerisinde, o tarihsel bloka karşı olan ve ona alternatif oluşturan bir başka tarihsel blokun nasıl oluşturulacağı Gramsci’nin çözümlediği, geçmişteki olaylardan hareketle geleceğe yönelik çıkarımlarda bulunduğu önemli bir konudur. Yukarıdaki sorunun Gramscici anlamda yanıtlanması çabası, bizi Gramscici mücadele yöntemlerini incelemeye yöneltir. 20. yüzyılın başlarında, sosyalist devrimin Marks’ın beklentilerinin aksine neden Batı Avrupa’da değil de Rusya’da gerçekleştiği Marksist çevrelerde sıklıkla tartışılmaktaydı. Gramsci’nin bu tartışmada ileri sürdüğü düşünce, o dönemde Marksist tartışmalar içerisinde özgün bir konuma sahip olmakla birlikte, günümüzdeki siyasal mücadelelere de ışık tutan niteliktedir.

Gramsci, Batı Avrupa’da sosyalist bir devrimin olmamasını, Batı Avrupa’da siyasal toplumun gelişkin olmasına dayandırarak açıklamaktadır (Gramsci, 2010, 281). Oysa Rus Çarlığı’nda devlet (siyasal topum), yani siyasal baskı araçları çok sert olduğundan çok daha kırılgandı. Bu koşullarda Lenin önderliğindeki manevra savaşı yani doğrudan devlete saldırmak (Gramsci, 2010, 281) sert ama kırılgan Rus Çarlığı’nın yıkılmasında etkili olabilmişti. Sivil toplumun güçlü olduğu Batı Avrupa’da ise manevra savaşı etkili bir yöntem olarak görülemezdi çünkü sivil toplum (iktidarın rıza sağlama araçları) modern savaşların siper sistemleri (Gramsci, 2010, 271) gibi bir işleve sahipti. Bu koşullarda, manevra savaşı değil, sivil toplumun mevzilerinin saptanması ve bir mevzi savaşı sürdürülmesi gerekli hala gelmekteydi.

Yukarıda da görüldüğü gibi, Gramsci, farklı siyasal ve toplumsal yapılar içerisinde farklı siyasal mücadeleler sürdürülmesi gerektiğini iddia etmiş ve buradaki farklılığı tarihsel bloklar içerisindeki rıza araçlarının güçlü ya da zayıf olması üzerinden okumuştur. Gramsci, mevzi savaşı/manevra savaşı ayrımını o dönemki savaşma yöntemleri üzerinden somutlaştırmıştı. Özellikle Birinci Dünya Savaşı sırasında manevra ve mevzi savaşı, başvurulan savaş yöntemleriydi. Manevra savaşı, cepheden yapılan saldırılarla sürdürülen hızlı bir hareket savaşı olduğu halde mevzi savaşı, cephe gerisinde savaş malzemeleri ve insan gücü tarafından desteklenen bir siper savaşı niteliğindeydi (Forgacs, 2010, 509).

Gramsci’nin çıkarımlarını besleyen tarihsel deneyimlere dayanarak, rıza mekanizmalarının güçlü olduğu bir tarihsel bloka karşı, doğrudan saldırıyı hedefleyen ve salt yıkıcı güce odaklanan bir siyasal mücadelenin tek başına yeterli olmayacağını söylemek olanaklıdır. Bu türden bir tarihsel bloka karşı etkili siyasal mücadele mutlaka bir mevzi savaşını içermeli yani o tarihsel blok içerisindeki rıza elde etme düzeneklerini hedef almalıdır. Bu, mücadelenin kurucu biçimde sürdürülmesi gerektiği anlamına gelir. Kurucu nitelikteki mücadele, henüz iktidarı ele geçirmekten uzak olunsa bile belirli bir tarihsel blok içerisindeki ast ögeler arasında bağlar kurmaya odaklanarak, düşünsel ve kültürel kaynaklar yaratıp bunları yaygınlaştırıp, benimsenir hale getirerek ve alternatif kurumlar oluşturarak olanaklı olur.

Gramsci elbette, mevzi savaşı fikrini, akıllara ilk gelen anlamıyla, devrimci bir mücadelenin alternatifi olarak geliştirmemiş ya da reformcu bir öneri getirmemiştir. Aksine bunu, bir devrimci mücadele biçimi olarak ortaya koymuştur. Burada amaç, iktidardaki aktörlerin dayandığı ittifak zeminini sarsmak, iktidara rıza gösteren ancak çıkarları aslında iktidardaki aktörlerle çelişen ast toplumsal grupların rızalarını sorgulamalarını sağlamak, iktidarın düşünsel kaynaklarının güvenilirliğini sarsmak ve her şeyden de önemlisi eleştiren konumdan çıkıp, üreten konuma geçmektir. Bu, aslında iktidarın, içersininde güvenle hareket ettiği alanı, dayandığı mevzileri daraltmak ve iktidarın zayıflamasına neden olmaktır. İktidar zayıfladıkça dayandığı ittifak zemini dağılacak, bu zemin dağıldıkça iktidar giderek daha fazla baskılamaya başvuracak ve böylelikle daha geniş bir kitle iktidar odağından uzaklaşacaktır.

Kanımca, yukarıda kabaca özetlenen mevzi savaşı, günümüzde mevcut bir iktidar yapısına karşı etkili bir mücadele aracı olarak kullanılmalıdır. Bu mücadelenin, özellikle de barışçıl bir değişim peşinde koşan siyasal muhalefet açısından büyük bir ciddiyetle ele alınması gerekmektedir. Barışçıl bir siyasal değişim için ve özellikle de bu değişimin kalıcı olmasını sağlamak için siyasal muhalefet, cephe gerisine siperler hazırlamalı ve iktidarın mevzilerini daraltarak kendi mevzilerini genişletmelidir.

Türkiye’nin yakıcı sorunlarından örnekler vererek mevzi mücadelesini somutlaştırmak olanaklıdır. Örneğin, öğrenciler için devlet yurtlarının yetersizliğinden şikayetçi olan muhaliflerin, kooperatifleşerek, bir partinin siyasal olanaklarından yararlanarak ya da benzeri şekillerde yurt sorununu kendileri çözmeyi hedeflemeleri bir mevzi genişletme aracı olarak görülebilir. Benzer şekilde üniversite eğitimlerinin kalitesizliğinden ya da üniversitelerin baskıcı ortamından şikayetçi olan muhalif akademisyenlerin, işsiz akademisyenlerin, aydınların alternatif ve kitlesel eğitim yöntemleri geliştirmeleri, denklik sorunlarını gerekirse yurt dışındaki bağımsız kurumlarla işbirliği üzerinden çözmeye yönelmeleri, bu amaçlar için görece ucuz teknolojik olanaklardan yararlanmaları, eğitimde bir alternatifin olanaklı olduğunu göstermeleri açıkça siyasal mevziinin genişletilmesidir. Hükümetin tarım politikalarından rahatsız olan çiftçilerin hatta başka mesleklerden insanların, kooperatifleşerek, yeni ve doğayla uyumlu üretim modellerini uygulamaya koyması, alternatif pazarlar kurması, bu uygulamaların sosyal medya üzerinden kitleselleşmesi de muhalif mevziinin genişlemesine hizmet edecektir. Ya da senelerdir asgari ücretin düşüklüğünü eleştiren CHP’nin kendi belediyelerinde asgari ücret uygulamasını değiştirmesi, çarpıcı bir mevzi mücadelesi örneğidir. Özetle, muhalefet, iktidarı ele geçirmek için, iktidar olmadan iktidarmış gibi davranmalı, bunun sorumluluğuyla hareket etmelidir.

Yukarıda sayılan örnekleri çoğaltmak olanaklıdır. Bu örneklerin her birisinin muhalefetin mevziisini genişleteceği de kuşkusuzdur. Ancak bu çabaların her birisinin bir iktidar hedefine yönelmiş olmasının ve örneğin bağımsızlık ve çağdaşlaşma gibi kapsayıcı bir düşünsel zeminde kurgulanmasının bu mevzi mücadelesinin başarıya ulaşması için şart olduğu unutulmamalıdır. Elbette bu mücadelenin yöneldiği iktidar odakları, muhaliflerin mevziisini genişletmelerine engel olmaya çalışacak amiyane tabirle elleri armut toplamayacaktır. İşte bu durumda öncü muhaliflerin yaygınlaştırmayı hedeflediği ilkeler yılgınlığın önüne geçecek ve harekete dinamizm aşılayacaktır. Muhalefetin ilkeleri ‘filozof olmayanların felsefesi haline gelince’ (Gramsci, 1992, 419.) başarı kaçınılmaz olacaktır.

Kaynaklar

1. Gramsci, Antonio (2010), Gramsci Kitabı Seçme Yazılar 1916-1935, David Forgacs (hzl.), İbrahim Yıldız (çev.), Ankara: Dipnot Yayınları.

2. Antonio Gramsci, Selections from Prison Notebooks of Antonio Gramsci, Quintin Hoare (Ed.), Geoffrey Nowell Smith (çev.), 2. Basım, New York: International Publishers, 1992.

Bunları da sevebilirsiniz