Kim Satıyor, Kim Alıyor, Kim Ödüyor? : Silah Ticareti Kılavuzu

Geçtiğimiz günlerde Antalya’da döner bıçakları, sopalar ve tornavidalarla bir grup genç bir okula girip öğrencilere saldırdı. Aynı günlerde tekerlekli sandalye basketbol maçında kavga çıktı, sahaya da sıçrayan olaylarda engelli oyuncuların sandalyeleri kırıldı. Toplumsal olaylarda biber gazı kullanılması artık alışılmış bir olay haline geldi.

Şiddet, Türkiye’nin önemli güncel sorunlarından biri. Polis şiddeti, devlet şiddeti, erkek şiddeti; kadına şiddet, çocuğa şiddet artık birkaç yıl öncesinden çok daha fazla karşımıza çıkan tartışma konuları. Açıkoturumlar, konferanslar sıklıkla bu konu üzerine düzenleniyor. Bu durumun iki nedeni olabilir. Ya artık şiddet olayları önceki yıllardan daha fazladır ya da şiddet medyanın gündemine daha fazla geliyordur. Her ikisi de olabilir.

Bianette yer alan bir habere göre bireysel silahsızlanma üzerine çalışan Umut Vakfı, Ağustos’ta bireysel silahlanma kaynaklı olayların bir yıllık bilançosunu yayınlamış ve Temmuz 2011- Haziran 2012 arasında medyada yer alan olaylardan hareketle son bir yıllık dönemde bireysel silahlanmadan kaynaklanan 1.221 olayın meydana geldiğini ve 1.944 mağdurun bulunduğunu tespit etmiş. Vakfın raporuna göre şiddet olaylarının daha çok sayıda tespit edilebilmesinin nedeni medyaya daha çok yansıması.

Öyle ya da böyle tüm bunlar, (serseri kurşunları saymazsak-ki bu da aslında azımsanmayacak sayıda) konuşarak sorunlara çözüm aramak ve hukuki yollarla adalet aramaktan vazgeçmenin bir ürünü. Bu vazgeçişlerin ise pek çok nedeni var: adaletin zamanında ve inanılan şekilde gerçekleşeceğine olan inancın kaybolması; kendi adaletini kendi verenlerin toplumda kabul görmesi ve şiddetin cezasız kalması gibi.

Türkiye: Şiddet unsurları içerir

Şiddet ve silah temeline oturmuş filmler-diziler çok uzun zamandır eleştiriliyor. Seyirciler için genel izleyici, 13 yaş üstü, 18 yaş üstü, ‘şiddet unsurları içerir’ gibi uyarılar olması çocuk ve gençlerin şiddete daha az tanık olmasına yardımcı olmuyor; çünkü aslında pekçok gerçek, televizyon dizilerinden öğrenilmiyor.

Trafikte, evde şiddet unsurlarını görmek mümkün. Evde babasının annesini dövdüğünü gören çocuk, dışarıda arkadaşlarını dövmek istiyor. Henüz ilköğrenimdeki öğrenciler ceplerinde çakılarla, kasaturalarla ve hatta kurusıkı tabancalarla dolaşıyorlar. Bunları nereden temin ettiklerini tahmin etmek ise zor değil. Bireysel silahlanma hızla artıyor.

Bireysel silahlanmanın yaşam hakkının teminatı olduğunu söyleyen gruplar var, internette. Gerçi bu gruplar şiddeti önlemeye çalışmaktan bahsedip silah ruhsatı alma yaşını düşüren siyasilerden daha samimi. En azından niyetlerini ortaya koyuyorlar. Silahlanmazsan senden önce silahlanan birileri sana zarar verebilir, demeye getiriyorlar. Güvenlik ikilemi denen şey tam da bu değil mi zaten? Sürekli olarak tehdit algısı ve güvenlik zafiyetini ön plana çıkararak silahlanmanın artması; silahlanma arttıkça ise güvensizlik duygusunun daha çok hissedilmesi.

Dünya: Şiddet unsurları içerir

Bu noktada son dönemde okuduğum bir kitaptan bahsetmekte fayda var: Silah Ticareti Kılavuzu. Kitap, Metis Yayınları ve Z Yayınları’nın işbirliği ile hazırlanan Antikapitalist Hareket İçin Kılavuzlar dizisinin bir kitabı; hem az önce söz ettiğimiz güvenlik ikilemine değinirken hem de silahlanma karşıtı mücadeleler için neler yapılabileceğine dair ipuçları sunuyor. Bu ipuçlarını sunarken ise küresel silah ticaretinden, bunun çatışmalara insan haklarına olan etkisinden söz ediyor ve son bölümde, bu ticareti kısıtlamak veya yasaklamak tartışması yapıyor. Yalnızca ağır silahlar değil, hafif silahlar, kara mayınları ve baskı aracı olarak kullanılabilecek diğer araçlardan da söz ediliyor.

Diğer yandan kitapta aktivistlerin savunduğu noktalara yer verilirken, ‘(aktivistlerin) insan hakları ihlalcisi ülkelere silah satışlarının derhal engellenmesi için yıllardır mücadele [ettiğine]’ ifadesinin kullanılması ise eleştirilmeye değer. Bu silahları kullananlar kadar satıcıların da sonuçlardan sorumlu olması ve aslında topyekün silahsızlanmaya yönelik bir anlayış, bana silah satın alan ‘bazı’ ülkelerin sonuçlardan sorumlu olmasından daha doğru görünüyor. Zira günümüzde insan hakları ihlallerinin hangi noktada başladığı; bu ihlallere son verilirken, insan hakları ihlalcisi olmadığı söylenen devletlerin uyguladığı yöntemler sıklıkla tartışılıyor. Bu ise malesef şuan için gerçekleşmesi olması zor görünen bir durum. Yine de kitapta vurgulanan sözlere inanıyorum: ‘Başka bir dünya mümkün!’

Huzurlu, barışın geldiği bir yıl dileğiyle…

Silah Ticareti Kılavuzu

Gideon Burrows

Metis Yayınları,

Mayıs 2003,

142s.

Bunları da sevebilirsiniz