Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Vatan yorgunu

Zeynep Oral

Murathan Mungan, benim sevinçliyken okuduğum, üzgünken okuduğum, umutlu ya da umutsuzken okuduğum, öfkeliyken ya da en uyumlu, en sakin günlerimde okuduğum; en şaşkın ya da en bilgiç, en ukala günlerimde okuduğum, hep okuduğum bir yazar...
Son günlerde ya da nicedir tüm duygularıma “tercüman olan” bir bölüm geldi beni bir kez daha canevimden yakaladı. Yıllar önce Metis Yayınevi’nden çıkan “Yüksek Topuklar” adlı kitabından birkaç satır. (Bana o satırları anımsatan arkadaşım Begüm’e teşekkürlerimle...) Sizlerle paylaşıyorum:

Murathan Mungan’dan
“Yorgunluk benim genel halim. Bana, ‘Nasılsın?’ diye soranlara, en sık verdiğim yanıtın ‘Yorgunum’ demek olduğunu keşfettiğim günden beri, daha bilinçli olarak ‘Yorgunum’. Şu memlekette yaşayıp da yorgun olmamak mümkün mü?”
Bu soruyu sorduktan sonra, şöyle sürdürüyor Murathan Mungan:
“Beden yorgunluğu dediğinde ne olacak, iki-üç dinlenmeyle geçer, ama ben aslında vatan yorgunuyum!
Ruh yorgunuyum, gönül yorgunuyum, hayat yorgunuyum; öğrenmek, bilmek, anlamak, anlamamış gibi yapmak, düşünmek, hissetmek, tanımak, tanık olmak, katlanmak, anlayış göstermek, görmezden gelmek, üzerinde durmamak, idare etmek, üzülmemiş görünmek, alışmak, alışamamak, sabretmek, katlanmak, beklemek yorgunuyum.
Tam da artık bu memlekette hiçbir şey şaşırtamaz beni sanırken, her seferinde yeniden şaşırmak yorgunuyum.”
Şaşıra şaşıra yaşamaya devam edeceğiz Sevgili Murathan Mungan.
Başka türlüsünü bilmediğimizden, başka türlüsü elimizden gelmediğinden, ilkelerimize, doğru bildiklerimize sımsıkı tutunarak ve de çalışarak, görerek, anlayarak, yazarak, okuyarak, şiire, edebiyata, tüm sanatlara sığınarak yaşayacağız...
Yazdığın her satır için sonsuz teşekkürlerimle...

Ne ekersek...
Bugün Pazar... Bir gülümseme lütfen:
Son zamanlarda beni en çok gülümseten saptama ya da durum açıklaması bir otomobilin arka camına yazılmıştı... Camın altındaki bagaj kapağını boydan boya örten kocaman bir Türk bayrağı vardı. Üstündeki camda da şu yazı:
“Pijamayla tank kovalayan/ Helikoptere ıslık çalıp/ Gel lan gel aşağı gel diyen/ Bir millete bulaşmayacaktınız...”
Eyyy bu millete bulaşan her kim ise haddinizi bilin! Bu millete bulaşmaya gelmez, bumerangdır atacağınız her adım.
Bu milletin yaşadığı topraklar öyle verimlidir ki, ne ekersen onun bin mislini sana geri verir. İrtica, dinci sömürü ekene karanlık; ışık ekene aydınlık bir gelecek... Kin, nefret, öfke, kavga ekene, bin kat elem... Sevgi, umut, dayanışma, şiir, aşk ekene, bin kat mutluluk...



01/08/2016



Yazarın diğer yazıları

Biz ona Cumhuriyet diyoruz (01/11/2017)
Bu ülkeden Azra Erhat geçti (01/10/2017)
Birlik... Beraberlik... (01/09/2017)
Karsu: Bir içim su (01/07/2017)
Önümüzde nice 19 Mayıs’lar var! (01/06/2017)
Geleceği değiştirmek elimizde! (01/05/2017)
Kadınlar susmayın! (01/04/2017)
Sanat, edebiyat neye yarar? (01/03/2017)
Otorite ne derse... Öyle mi? (01/02/2017)
Hapisteki yazarlara yılbaşı armağanı... (01/01/2017)
Güneş topladık, daha güzel günler için... (01/12/2016)
‘Biz insan mıyız’ diye sormak (01/11/2016)
Dünyaya Türkiye’yi anlatmanın dayanılmaz ağırlığı... (01/10/2016)
Atatürk Sesleniyor (01/09/2016)
Aydınlık ve karanlık (30/06/2016)
Aydınlık ekenlere şükranla... (01/06/2016)
Ülkemin sis çanları (01/05/2016)
Umut insanları (01/04/2016)
“Türklerin en Kürt’ü; Kürtlerin en Türk’ü” gideli... (01/03/2016)
Bir rüya... Ya da: Bunun adı faşizmdir (01/02/2016)
Yıldız Savaşları değil, ülkemdeki savaş... (01/01/2016)
BU OYUNU BOZACAĞIZ (01/11/2015)
Özgürlük Hapsedilemez (01/10/2015)
Vampirler, Kan Emiciler İşbaşında... (01/09/2015)
Lafı bırakın, önlem alın! (01/08/2015)