Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Ukrayna Krizi

Işıkgün Akfırat

Ukrayna krizi Rusya-İran-Çin bağlarını güçlendirebilir

Kaynak: http://www.al-monitor.com/pulse/originals/2014/03/russia-iran-relation-ukraine-china-ties-strategic.html

Yazar: Seyed Hossein Mousavian (Al-Monitor)

Makalenin Özgün Başlığı: Ukraine crisis could strengthen Russia-Iran-China ties

Çeviren: Işıkgün Akfırat - Boğaziçi Çeviri Merkezi

Rusya ve Batı arasındaki gerilim, Rusya yanlısı Ukrayna Cumhurbaşkanı Viktor Yanukovic’in 21 Şubat’ta devrilmesiyle tırmanmaya başladı. Kriz, nüfusun %60’ının etnik kökenini Rus olarak tanımlandığı Kırım Yarımadası’nda, yerel hükümetin Yarımada’nın Ukrayna’dan ayrılması için referandum çağrısı yapmasıyla doruğa ulaştı. Gözlemciler Ukrayna’nın mevcut açmazını Batı ile Rusya arasındaki Soğuk Savaş sonrası ilişkilerin en ciddi meselesi olarak görüyor. Bu sırada İran’ın nükleer krizindeki kördüğüm de İran-Batı ilişkileri açısından en zorlu sınav olarak değerlendiriliyor.

İran bu anlaşmazlıkta, Ukrayna’daki kriz Batı’nın İran’daki nükleer krize yaklaşımını değiştirecek gelişmelerle sonuçlanacak olsa bile tarafsızlığını koruyacaktır. Bir İran üst düzey yetkilisi «İran, [Ukrayna üzerindeki] bu anlaşmazlığın dışında kalacaktır” demişti. Buna rağmen, Ukrayna’daki krizin İran-Rusya ilişkilerine bazı etkileri olabilir.

Ukrayna’ya yapılacak bir Rus askeri müdahalesi, NATO kuvvetlerinin Ukrayna’nın batı sınırına daha da yaklaşmasıyla sonuçlanabilir. Ancak Rusya, Kırım’dan çekildikleri takdirde Batı’nın askeri kuvvetlerini Rusya sınırına doğru adım adım ilerleteceğinden kaygılanıyor. Güvenliği riske atmalarının ve stratejik derinlikten ödün vermelerinin nedeni bu. Geçen yirmi yılda Rusya ve İran, ABD’nin ve NATO’nun doğuya doğru etki alanlarını genişletmesini dikkatle izlediler. Bu genişleme, iki ülkenin sınırlarının dibine, Moskova ve Tahran’ın meşru güvenlik çıkarlarını gözetmeksizin dikilen askeri üsler aracılığıyla gerçekleşti. Son yıllarda, İran’ın Büyük Lideri Ayetullah Humeyni ve Rus Cumhurbaşkanı Vladimir Putin yönetimleri altında her iki ülke, zedelenen onur ve itibarlarını onarmak, uluslararası saygınlık ve nüfuzlarını geri kazanmak için Batı hegemonyasına direndiler. 2005’te Putin, Sovyetler Birliği’nin çöküşünün 20. Yüzyılın «en büyük jeopolitik felaketi” olduğunu söylemişti. Şimdi Ukrayna’dan vazgeçmek ve Rusya ekseninden kayıp gitmesine izin vermek, Putin’in Rusya’nın uluslararası arenadaki konumunu eski haline getirme çabasına vurulmuş ölümcül bir darbe olacaktır.

ABD 2006’dan beri başarılı bir şekilde dünya güçlerini İran’ın nükleer programına karşı birleştirdi. Birleşmiş Milletler’in bu konuda yaptırım uygulanmasını sağladı ki bunu daha sonra tek taraflı ABD ve AB yaptırımları takip etti. Şimdiyse, sürüp gidecek bir Ukrayna krizi akla çeşitli senaryolar getiriyor.

İran ve P5+1 (BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi artı Almanya) arasındaki son nükleer anlaşma müzakereleri sırasında İran’ın nükleer programını mümkün olduğunca bastırmak ABD açısından oldukça kritikti. Ancak Kırım üzerindeki kriz sürüyorken, geleceğe ilişkin öngörülebilir yansımaları da hesaba katılırsa, ABD’nin Kasım 2013’te geçici anlaşmada olduğu gibi Rus desteğini kazanması kolay görünmüyor. Bu durum ABD ve AB’nin, İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nın dışına çıkan nükleer programını sınırlandırma hedefini zayıflatacak gibi duruyor. Hem Amerikalılar hem de Avrupalılar Rusya’yı yaptırım uygulamaya kadar gidecek bir diplomatik baskıya başvurmakla tehdit ettiğinden beri, mantığımız bizi Rusya’nın, ABD ve Avrupa’nın Ukrayna’daki tutumlarını etkilemeyi umarak onlara karşı İran’ın nükleer kartına oynayacağı sonucuna götürüyor.

Bununla birlikte İran geçici anlaşmaya uymasına ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’yla işbirliği yapmasına rağmen Batı tarafından ölçüsüz taleplerle zorlanmaya devam ederse, Rusya, Batı’nın diplomatik ve ekonomik baskılarına karşılık İran’la ittifak yapmayı deneyebilir ve hatta Batı yaptırımlarını çiğneyebilir.

Büyük ekonomik kazanımlar da ayrıca Rusya’nın İran’la kurduğu yakın ilişkinin ilerlemesini sağlayabilir. İran’ın, son nükleer anlaşmaya bağlı olarak nükleer santral inşasını 20 santrale ulaşana kadar sürdürmesi -elbette uluslararası gözetim altında- oldukça muhtemel. İran bunlardan dördünü Rusya ile birlikte inşa etmeyi şimdiden planladı. Yirmi nükleer santrallik dev proje onlarca milyar dolarlık bir yatırım anlamına geliyor.

Avrupalı ve Amerikalıların İran’ın nükleer santralleri kurma talebine tepki göstermesi pek olası değil, hele ki İran ve P5+1 ülkeleri arasında gayet tatminkâr bir nükleer anlaşma imzalanmışken. Bu durum Ruslara, İran’la kendi stratejik düşünceleri doğrultusunda bağları sıkılaştırırken durumu lehlerine çevirmek ve dev projenin ihalesini kazanmak için bir başka fırsat sunuyor.

İran ve Rusya’nın Suriye Cumhurbaşkanı Beşer Esad’a desteği, ABD ve Batı’nın Esad’ın görevi bırakmasını hedefleyen siyasetleriyle karşı karşıya gelmeleri, her iki ülkenin de etkili aktörler olarak bölgedeki stratejik derinliklerini güçlendirme niyetinde olduklarını gösteriyor. Rusya ve İran tarafından paylaşılan stratejik güvenlik hedefleri ve jeopolitik güvenlik çıkarlarını birlikte ele alırsak, Rusya’nın İran’dan daha iyi bir müttefik bulamayacağı görülecektir.

Bu coğrafi konumun bir sonucu olarak, İran ve Rusya ana stratejik çıkarlarda buluşuyorlar. Taliban’ın Afganistan’da yeniden ortaya çıkması ülkede El-Kaide’nin canlanmasını da beraberinde getirir. Bu, her iki devlet için doğrudan bir güvenlik tehdidi oluşması demektir. İran ve Rusya için bir diğer güvenlik tehdidi ise istikrarsızlık ve ABD askeri üslerinin Orta Asya’da, Hazar Denizi Bölgesi’nde ve İran Körfezi’nde genişlemesi. Bu jeopolitik hassasiyetler İran ve Rusya arasındaki işbirliğinin doğal temelini oluşturuyor.

Birçok gözlemci, eğer 16 Mart Kırım Referandumu Yarımada’nın Ukrayna’dan ayrılıp Rusya’ya katılmasıyla sonuçlanırsa, Batı’yla Rusya arasındaki çekişmenin kızışacağına inanıyor. Rusya üzerindeki artan baskı, stratejik kaygılarıyla da birleşince İran’ın hem stratejik hedeflerini gerçekleştirmeleri hem de Batı’yı karşılarına alabilmeleri açısından en iyi seçenek olduğu sonucuna varılabilir. Bu nedenle eğer Ukrayna krizi devam ederse, İran ölçüsüz taleplerle ve nükleer müzakereler süresince Batı baskısıyla yüz yüze gelirse, Rusya İran’a daha da yaklaşabilir ve iki devlet bölgede bir çekim merkezi oluşturabilirler. Ayrıca Pekin’in Rusya’yla güvenlik bağlarını güçlendirmek gibi kayda değer bir niyeti de var. Bu Moskova, Pekin ve Tahran hattı için bölgede ve Asya’da daha geniş bir işbirliğini düşünmek için teşvik edici bir adım olabilir.



01/04/2014



Yazarın diğer yazıları

“Terörle Mücadele” Terörizmdir: (01/10/2014)
Irkçı Baskının Alet Çantası: Gazze’den Ferguson’a (01/09/2014)
IŞİD, Petrol ve Savaş (01/08/2014)
Latin Amerika 1 Mayıs’ı Törenler ve Emek Reformlarıyla Karşılıyor (01/05/2014)
Chavez’in Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna Hitaben Konuşması (01/03/2014)
Mandela’dan Alıntı Yapmayı Bırakın (01/01/2014)
NATO, Amerikan Hegemonyası için Afrika’ya Truva Atı Sokuyor (01/12/2013)