Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Türkiye’ye Uzaktan Bakmak...

Zeynep Oral

Türkiye’ye uzaktan bakamamak” olmalıydı bu yazının başlığı... Türkiye’ye “bakmamak” üzere bir haftalık Londra yolculuğuna çıkmıştım. Sadece 7 torunumdan üniversiteli olanlarla ve sanatsal etkinliklerle ilgilenmekti niyetim...

Gelin görün ki, ruhunuza işlemiş Türkiye peşinizi bırakmıyor. Bavulunuzda ve omuzlarınızda “öğrenmek için girdiğiniz, hizmet etmek için çıktığınız okulların” etkisi, teninize işlemiş tüm haksızlıklara karşı çıkma dürtüsü; “Bağır herkes duysun” öfkesi, değil Londra’ya, dünyanın öteki ucuna gitseniz de sizi terk etmiyor... (İçimde biriktirdiğim Londra etkinlikleri bekleyebilir. Türkiye sakilliklerinin ise beklemeye tahammülü yok.)

Yalanlara inanmayın!

Her depremden sonra söylenen yalanlar yine tekrarlandı. Ve bir kez daha “Yalanlara inanmayın” diyenler vatan haini ilan edildi.

Hırsızlık” diyemedikleri için, “yolsuzluk” diyemedikleri için, “para hırsı, çıkar hırsı, rant hırsı” diyemedikleri için “Doğal afet... Taksirat... Kader.. Fıtrat” diyorlar. Oysa bunlar yalan! Yalan! Yalan!

İmar rantına sevdalı politikacıların insana yaptığı kötülüğü, doğa yapmıyor. Doğanın yasakladığı yerleri imara açanlar yapıyor. Üç kuruş fazla kazanmak için toprağını, ormanını, madenlerini satan yöneticiler yapıyor. Malzemeden çalan, hırsızlığa ve rüşvete doymayanlar yapıyor. İştahını ve işkembesini bir türlü doyuramayan açgözlüler yapıyor.

Ama bu kez kanımı donduran sosyal medyada Elazığ depremiyle ilgili, deprem vergisiyle ilgili mesaj atanlar hakkında soruşturma açılması oldu. Oha! Vatandaşlık bilinci olan herkes ama herkes sorgulamalı deprem vergisini! 

Peki, 12 yaşında enkaz altında yaşam savaşı veren ama kaybeden Miraç’ın ve kırkı aşkın insanın ölümüne yol açan müteahhitlere, malzemeden çalmalarına göz yuman denetçilere; onlara izin veren yetkililere soruşturma açıldı mı? Güldürmeyin beni!

O çocuklar ki...

Miraç’ın öyküsünü okuyunca yine onu anımsadım: Adana depreminde enkaz altında kalan çocuğun, yardıma gelen görevlilere “Beni kurtarırsanız size gazoz ısmarlarım” demesini... 

Hayatın karşılığında, yaşamanın karşılığında gazoz... 

Ah benim güzel gözlü çocuğum... Bilmez misin ki gazoz doyurmaz açgözlü yöneticileri, doymak bilmez işkembeleri...

Bizim ülkemizde çocuğun, yağmanın, talanın, hırsızlığın, rüşvetin, yozluğun, yolsuzluğun, cehaletin, bilgisizliğin, denetimsizliğin, sorumsuzluğun karşılığı, çıkar ilişkilerinin, oy depolarının, kabaran banka cüzdanlarının, vergiden muaf kalma yollarının, yurtdışına kaçırılan paraların labirentlerinde ödeniyor... 

Ölen çocuklar hesap soramaz... Ama yaşayan çocuklar, onlar bir gün mutlak soracaklar...

Kanal İstanbul ve Montrö duyurusu

Cehaletin prim yaptığı ülkemizde Kanal İstanbul’a ilişkin sayısız bilimsel rapor konuldu önümüze bugüne dek. Bunca rapora, uzmanların çığlığına, kamuoyunun direnişine karşın iktidar bunları yok saymakta kararlı... 

Tek adam yönetimi ve “dediğim dedik” inadı karşısında nicedir aklımdaki sorular şöyleydi: Acaba kimlere ne sözler verildi? Koltuğu kaybetmemek için daha neler satılacaktı? Hangi egemenlikler? Hangi topraklar? Hangi gelecek? 

Yanıtları dün yayımlanan 126 emekli diplomatın Kanal İstanbul uyarısında buldum. “Montrö Duyurusu” başlığını taşıyan açıklama “Atatürk Türkiyesi’nin, Lozan Antlaşması’ndan sonra en büyük diplomasi başarısı olan Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması Türkiye’nin mutlak egemenliğinin kaybedilmesine yol açar” görüşünü ortaya koyuyor. Tümünü okuyun. Çok önemli!

İktidar, belediyeleri devre dışı bırakacak tasarılar üzerine çalışacağına, “Monşer” diye alay etmeyi sevdikleri diplomatlardan öğrenmeye çalışsalar keşke!  

İşte sevgili okurlar, bir haftalık Londra tatili bu düşünce ve duygularla geçti!

 



01/03/2020



Yazarın diğer yazıları

Söz Veriyoruz Yıldız Kenter: Lafta Kalmayacak! (01/12/2019)
Milas’ta Turhan Selçuk’la... (01/10/2019)
Doğa Sizi Affetmeyecek (01/09/2019)
Brengenz Festivali’nde Güncel bir Don Kişot: Şövalye ya da Süperman (01/08/2019)
AIMA’nın Albert Long Hall konseri ve ‘Taraftar olmak’ etkinliği... (01/07/2019)
Göbeklitepe’de İlk Konser (01/05/2019)
Hayatı Şiire Taşımak (01/04/2019)
Nâzım Hikmet ve Kadınlar (01/03/2019)
Güneş Karabuda: Yeryüzü Tanığı (01/10/2018)
Salzburg Festivali: Yaşamın Toplu Anlatımı... (01/09/2018)
Derin Devlet - Derin Aile (01/08/2018)
Ben ki Fenerbahçeli Değilim... (01/07/2018)
Kadını Yok Saymanın Rezilliği (01/06/2018)
Deniz Demek Özgürlük Demektir... (01/05/2018)
Mücadeleye devam: Bir gün mutlaka... (01/04/2018)
Günler Yürümeye Başlayınca... (01/03/2018)
‘The Post’ filmini görmeyen kalmasın! (01/02/2018)
Güz bitti, ‘Güz Şarkıları’ devam ediyor.. (01/01/2018)
Füreya: Sanatla yaşamın bütünlüğü... (01/12/2017)
Biz ona Cumhuriyet diyoruz (01/11/2017)
Bu ülkeden Azra Erhat geçti (01/10/2017)
Birlik... Beraberlik... (01/09/2017)
Karsu: Bir içim su (01/07/2017)
Önümüzde nice 19 Mayıs’lar var! (01/06/2017)
Geleceği değiştirmek elimizde! (01/05/2017)
Kadınlar susmayın! (01/04/2017)
Sanat, edebiyat neye yarar? (01/03/2017)
Otorite ne derse... Öyle mi? (01/02/2017)
Hapisteki yazarlara yılbaşı armağanı... (01/01/2017)
Güneş topladık, daha güzel günler için... (01/12/2016)
‘Biz insan mıyız’ diye sormak (01/11/2016)
Dünyaya Türkiye’yi anlatmanın dayanılmaz ağırlığı... (01/10/2016)
Atatürk Sesleniyor (01/09/2016)
Vatan yorgunu (01/08/2016)
Aydınlık ve karanlık (30/06/2016)
Aydınlık ekenlere şükranla... (01/06/2016)
Ülkemin sis çanları (01/05/2016)
Umut insanları (01/04/2016)
“Türklerin en Kürt’ü; Kürtlerin en Türk’ü” gideli... (01/03/2016)
Bir rüya... Ya da: Bunun adı faşizmdir (01/02/2016)
Yıldız Savaşları değil, ülkemdeki savaş... (01/01/2016)
BU OYUNU BOZACAĞIZ (01/11/2015)
Özgürlük Hapsedilemez (01/10/2015)
Vampirler, Kan Emiciler İşbaşında... (01/09/2015)
Lafı bırakın, önlem alın! (01/08/2015)