Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Türk Milliyetçiliğinin Babası: Mehmet Ziya Gökalp

Leyla Kösem

(23 Mart 1875 Diyarbakır -25 Ekim 1924 İstanbul)

Gökalp, 23 Mart 1984 yılında, tarihte pek çok milli çekişmeye sahne olmuş, türlü egemenlikler altında kalmış olan Diyarbakır’da bir memur ailesine mensup olarak dünyaya gelmiştir. Kültür çatışmaları yaşayan bir şehrin içinden çıkmış olması, O’nun kimliğinin şekillenmesine şüphesiz etkili olmuştur.

Eserleri, kimliği, düşünceleri, savundukları Gökalp’a milliyetçi kimliğini veriyordu. Bir yazar, şair olmasından öte O, bir toplumbilimci ve Meclis-i Mebusan’a ve TBMM’ye milletvekilliği yapmış bir siyasetçidir.

Diyarbakır’da eğitimine başlayan Gökalp; "Sosyolojik çalışmalarımdan öğrendim ki milliyet, eğitime dayalıdır".[2], diyen bir babanın oğlu olarak, milletin her şey demek olduğu görüşünü savunmuştur. Kendini yetiştiren biriydi. Liseyi bitirmesinin ardından Arapça, Farsça ve Fransızca dersleri alan Gökalp aynı zamanda Tasavvuf ile de ilgilenmiştir. Maddi imkansızlıklardan ötürü üniversite eğitimi için şehir dışına çıkamamış olması ve türlü aile baskıları nedeniyle intihara kalkışmış, morfinsiz olarak geçirdiği ameliyat sonrasında daha da büyük bir cesaretle özgürlük üzerine pek çok eser yazmıştır. Jön Türklerden etkilenerek İttihat ve Terakki Cemiyetine katılmış ve muhalif kimliği nedeniyle bir yıl hapiste kalmıştır. Hapisten çıkmasıyla bir türlü kopamadığı şehir olan Diyarbakır’a sürgüne gönderilmiş ve sekiz yıl boyunca türlü memurluklarda görev yapmıştır.

İbrahim Paşa’nın halka karşı zalim tutumunu Diyarbakır Gazetesi’nde şiir ve yazıları ile yayımlayarak dile getirmiştir.

2. Meşrutiyetin ilanı ile birlikte isteklerini yaşama geçirme fırsatı bulan Gökalp, İttihat ve Terakki’nin bir şubesinin de Diyarbakır’da kurulmasını sağlamış, kültürel hareketlerin anlaşılabilmesi için lise eğitimine, sosyal bilimler dersini ekletmiş ve aynı zamanda öğrencilere toplumbilim ve felsefe dersleri vermiştir.

’’Türkbirlikçilik’’ düşüncesi temelinde tüm Türkleri bir çatı altında toplayarak güçlü bir devlet kurulmasını hedefleyen Gökalp, konu ile ilgili somutlaştırdığı görüş ve düşüncelerini Altun Destanı’nda, Genç Kalemler Dergisi çatısı altına yayınlatmıştır. Akademisyen kimliği ve edebiyat kimliğini bir arada yürüten sanatçı, Türk Yurdu dergisinin sayılarına bir yazı bir de şiir vererek bütünlüğünü bozmamıştır.

Türkleri birleştirme ülküsünün simgesi olan ’’Kızıl Elma’’, kimlik ve din anlayışı altında çağdaşlaşmayı ifade eden ’’Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak’’ ve ’’Yeni Hayat’’ isimli eserleri O’nun en çok tanınan ve de etkileyici olan eserleridir.

1. Dünya Savaşı sonrasında tutuklanma, yargılanma ve sürgünler ile geçen yaşamı kültürel ve düşünsel çalışmalarına hiç ara vermeksizin devam etti sanatçı. 1924 yılında bütçesinin imkan vermemesi yüzünden üniversite eğitimine gidemediği, «...fikirlerimin babası Ziya Gökalp’tir[1], diyen Atatürk’ün de sanatçısı, İstanbul’da 25 Ekim 1924 yılında vefat etmiştir.

Gökalp’ı kısaca özetlemek adına, Prof. Dr. Yılmaz Özakpınar’ın şu sözlerine yer açmak istiyorum; " Ziya Gökalp büyük bir düşünce adamıdır. Büyük düşünce adamları, toplumu etkiler. Fakat yeni ve karmaşık bir düşünce ürettikleri için de daima yanlış anlaşılma ve basmakalıp bir değerlendirme ile basite indirgenme tehlikesine maruz kalırlar. Toplum, büyük düşünce adamlarına ihtiyaç duyduğu dönemde onların ruhundan, tutkusundan ve kişisel özelliklerinden etkilenir. Ama sonradan gelenler o ruhu anlama ihtiyacını yeteri kadar duymadan, tasavvur dünyasında o tutkuyu kendileri de yaşamadan ve fikirlerin ayrıntılarına yeteri kadar dikkat etmeden o büyük düşünce adamına yaklaşırsa, basmakalıp övgüler, anlamsız saldırılar ortalığı kaplar ya da o büyük düşünce adamı görmezden gelinir. Düşüncenin verimliliği onun kişisel bir çeşni olmaktan kurtulmasıyla ve başka zihinlerle eleştirel işbirliği kurmasıyla mümkündür. Düşünceleri kendi köşelerinde kalmaktan kurtaracak bir düşünce geleneğine, eleştirel işbirliğine ihtiyaç vardır. Ziya Gökalp, kendi zamanında bunu yapmıştır. Bizim de onun fikirlerini birer müze eseri gibi saklamak yerine, o fikirlerle düşünmemiz ve gerektiğinde yeni fikirlere doğru ilerlememiz gerekiyor".[3]

Türk Milliyetçiliğin Baba’sını saygıyla anıyoruz.

Eserleri

Limni ve Malta Mektupları

Kızıl Elma (1914)

Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak (1929)

Yeni Hayat (1930)

Altın Işık (1927)

Türk Töresi (1923)

Doğru Yol (1923)[7]

Türkçülüğün Esasları (1923)

Türk Medeniyet Tarihi (1926, ölümünden sonra)

Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler (ölümünden sonra)

Altın Destan

Üç Cereyan


Kaynaklar

[1]Vikipedi, http://tr.wikipedia.org/wiki/Ziya_G%C3%B6kalp

[2]Vikipedi, http://tr.wikipedia.org/wiki/Ziya_G%C3%B6kalp

[3] Kitap Adresi, http://www.kitapadresi.com/KitapListesi.aspx?orderby=yazar&id=Ziya%20G%C3%B6kalp



25/10/2011



Yazarın diğer yazıları

Mahkumiyet (16/05/2015)
SPIGEL: ‘’Zwickaur Neo-Nazi hücre cinayetleri hakkında hangi duygu ve düşünceye sahipsiniz?’’ (01/04/2012)
Zoraki bir Diplomat : Yakup Kadri Karaosmanoğlu (13/12/2011)
Aşkın ve Ayrılığın Eşsiz Yorumcusu, Bir Deniz Tutkunu: Münir Fikret Kızılok (01/09/2011)
Bir Kum Tanesinin Kırılganlığı (01/09/2011)
Geçiş Dönemi’nin Halk Şairi, Hecenin Beş İsminden Biri: Orhan Seyfi Orhon (01/08/2011)
Avni’nin Babası, Uzun Bacaklı- İnce Bıyıklı Huysuz bir İhtiyar: Oğuz Aral (26/07/2011)
Sürgünlerde geçen bir yaşam, akıl almaz ve iflah olmaz bir muhalif: Refik Halid Karay (08/07/2011)
Milli Kültür, Özlük, kimlik, asıllık, farklılık... (01/07/2011)