Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Travmalar Coğrafyasında Kadın Olmak

Merve Ulcay

Ülkemizi travmalar coğrafyası olarak tanımlayabilirim. Bu coğrafya, insanlık tarihine ışık tuttuğu gibi; insanlığın acılarını, kayıplarını, yıkımlarını da içinde barındırıyor. Göçler, savaşlar, cinayetler, kayıplar, yaslar…Travmalar coğrafyasında nasıl yaşamaya devam edebiliyoruz, bu kadar travmayla ne yapıyoruz., nasıl baş ediyor ve hayatta kalıyoruz?

Travmatik yaşantılar, gerçek bir ölümün veya yaşam tehdidinin bulunduğu, ağır yaralanma veya fiziksel sağlığa yönelik bir tehdit oluşturan ve kişinin kendisinin yaşadığı ya da şahit olduğu olaylar olarak tanımlanır. (1).

Yaşadığımız toplumsal travmalar saymakla bitmez. Birçok travma çeşidi vardır. Ama en acısı ve baş edilmesi en zor olanı insan eliyle bilerek yapılan travmalardır. Bir sel felaketi ya da deprem gibi doğadan gelen travmayla baş etmek ile insan elinden yapılan travmayla baş etmek aynı değil. Çok daha ağır ve atlatması zor. İnsan elinden yapılan travmalara; patlatılan bombalar, cinayetler, yaralanmalar ve daha nicesi eklenebilir. Kadına yönelik aile içi şiddet de bunlardan bir tanesidir.

Kadına yönelik aile içi şiddetin diğer travmalardan en önemli farklarından bir tanesi, travmanın eşinden, sevgilinden, çocuğunun babasından gibi en yakınından gelmiş olmasıdır. Bu travmayla baş etmeyi zorlaştıran bir unsur da ataerkil toplum yapısında “dişi kuş yuvayı kurar.” inancının kadının şiddete sessiz kalmasına ya da kendini suçlamasına neden olmaktadır. Aile içinde olması nedeniyle sürekliliği olan bu travma, kadında düşük benlik saygısı, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), anksiyete bozuklukları gibi kendini göstermektedir.

Büyük ölçüde kadınlar ve etnik azınlık mensuplarının travmaya daha fazla maruz kalması nedeniyle kadın olmak veya etnik azınlık mensubu olmak travmatik stres açıısndan bir risk faktörüdür.(2). Kadınlarda TSSB(travma sonrası stres bozukluğu) daha fazla olduğu görülmüştür. Ancak doğal afet gibi olaylarda TSSB olasılığının kadın ve erkek için aynı olduğu öne sürülmektedir.(2). Yani kadınlar “hassas” oldukları için değil, erkeklere kıyasla daha fazla travmaya maruz kaldıkları için kadınlarda TSSB oranı daha yüksektir.

Travma stresini etkileyen faktörlerden bir tanesi de toplumun travma yaşantısını nasıl karşıladığıdır. Doğal afetteki kurbanlara bakılan gözle insan elinden yapılan kurbanlara bakılan göz ne yazık ki aynı olmuyor. Doğal afetten zarar gören kurbanlara toplum olarak daha kapsayıcı ve kucaklayıcı olurken, insan elinden zarar gören kurbanlara aynı gözle bakamıyoruz. İnsanın yapılan haksızlıklara ve adaletsizliklere karşı bir anlam arayışı vardır. Çoğunlukla hayvanlar kendi cinslerinden olanları avlamazlar. Fakat insanda olan bu davranış dünyanın güvensiz bir yer olduğunu düşündürmeye neden olmaktadır.

Adil dünya inancı kuramına göre insanlar eylemleri ve başlarına gelenler arasında bir tutarlılık olduğuna inanmaya ihtiyaç duyarlar.(3). Fakat yaşantılar arasında tutarlılık kurma çabası, olumsuz olayların kurbanı olan kişilerin, yaptıkları ya da yapmadıkları yüzünden suçlanmalarına yol açar. Kurama göre, insanlar adil dünya inançlarını zedeleyecek kötü bir olaya denk geldiklerinde, o olayın kurbanını suçlama eğiliminde olurlar.(4). En yakın zamandan örnek verecek olursak Emine Bulut olayında toplumun bazı kesimlerinin ‘kim bilir ne yaptı da eski kocası onu öldürdü.’ söylemlerini adil dünya inancıyla bağdaştırabiliriz. Adil dünya inancıyla kişinin kendi ruhsal sağlığını koruduğunu ama adalet yanılgısına düştüğünü ve toplumsal boyutta kaosa neden olduğunu söyleyebiliriz.

Bu coğrafyada yaşayan bizler için koşullar çok sert ve zorlayıcı. Her gün yeni bir travma ile karşılaşıyoruz ve bir öncekinin acısını yaşamadan unutuyoruz. Sözsüz bir kural gibi bahsedilmiyor yaşanılan acılardan… Acılardan bahsedilmediğinde bilinç düzeyinde unutuluyor olsa da yaşantıların duygusu kalıyor. Hatırlatıcı bir başka olayda çok daha yoğun travmatize olunuyor. Böylece acı paradoksu diye adlandırılan bir durum ortaya çıkıyor. Acıdan ne kadar kaçarsak kaçalım peşimizi asla bırakmaz. Acıyı yaşamayı, duyumsamayı acıdan kurtulmanın bir yolu olarak görebiliriz. Toplumsal travmaların bu kadar yoğun yaşandığı cografyada birbirimizle daha çok temasa geçmek, birbirimizi kollamak ve acılarımızı paylaşmak, paylaşımlarda bulunmak çözüm olabilir. Şiddetin devam etmesini sağlayan etmenleri irdelemek ve bu konuda önlem alarak toplumun farkındalığının artmasını sağlamak bu coğrafyada kadın olmayı kolaylaştırabilir.


Kaynakça:

1. APA (2013) Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, 5th ed. Washington, DC, American Psychiatric Association

2. Briere,J. N. ve Scott, C.(2016).Travma Terapisinin İlkeleri Belirtiler, Değerlendirme ve Tedavi için Bir Kılavuz. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

3. Goffman, E. S. (1963). Notes on the Management of Spoiled Identity Englewood Cliffs.


4. Lerner, M. J. (1980). The belief in a just world: A fundamental delusion. New York: Plenum Press



01/10/2019



Önceki yazılar

Ölmek İstemiyorum! (01/09/2019)
Önce İnsan Olmak (01/07/2019)
Ötekiyi Anlama Yolunda Psikodrama (01/04/2019)