Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Toplumsal Gercekçı̇lı̇k Akımı Bağlamında: Gecelerı̇n Ötesı̇ Fı̇lmı̇ (Metin Erksan)

Şadiye Ceylan

Sinemanın genel açıdan bir eğlence aracı olmasının yanı sıra, toplumsal yapıda meydana gelen değişimleri kimi zaman doğrudan kimi zaman da dolaylı olarak yansıtan önemli bir işlevi vardır. Bundan hareketle 1960-70’lı yıllar arası hızlı değişimlerin yaşandığı, kültürel değişimin izlerini yakalanabildiği bir dönem olması sebebiyle sinema ve toplum arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için oldukça uygundur.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında birçok ülke gibi Türkiye de toparlanmaya başlamış, 1965’lere gelindiğinde Türkiye de sanayi atılımlarına başlanmış, 2. kalkınma planıyla liberal bir ekonominin çarkları dondurulmuş, özel sektör teşvikleri bir yandan, Keban Barajı, Boğaz Köprüsü gibi diğer projeler öbür yandan, ülkede refah yayılmaya başlamıştır. Köylere elektrik verilmeye başlanmış, zamanın başbakanının tabiriyle ülke ikiye katlanmıştır. Tabii bu canlılık sosyal yaşama da yansımış, sendikalar, dernekler kurulmuştur. Böylesi bir ilerleme ve sanayileşme ortamında kapitalizmin sömürüsü de ortaya çıkmaya başlamış, buna bağlı olarak çalışan kesim de haklarını aramaya başlamıştır. İşte böyle bir ortamda Türk sineması da toplumsal gerçekleri yansıtan filmler çekmeye başlamış ve ‘Toplumsal Gerçekçilik’ kavramı ya da akımı ortaya çıkmıştır.

Sinema bu yeni kavuştuğu anlatı dili ile alışılagelen Yeşilçam anlatısından bir nebze olsun sıyrılarak, zamanın toplumsal yapısını olabildiğince objektif bir biçimde ele alan, yer yer iktidarı ve düzeni eleştiren, sömürülen işçi sınıfının yaşadığı zorluklara ayna tutan, kadının toplum hayatındaki yerini irdeleyen, göç ve gecekondulaşma konularına değinen filmler ortaya koymaya başlamıştır.

1960 yılında gösterime giren Gecelerin Ötesi filmi, Türk sinemasında o döneme kadar üzerinde durulamamış olan konulara ışık tutması sebebiyle sinemamızdaki ilk Toplumsal Gerçekçi Türk filmi olma özelliğine sahiptir. Gecelerin Ötesi’ Filmi’nin senaryosu ve yönetmeni; Metin Erksan, görüntü yönetmeni; Mengü Yeğin, oynayanlar; Kadir Savun, Erol Taş, Hayati Hamzaoğlu, Suna Selen, Oktar Durukan, Suphi Kaner, Metin Ersoy, Ziya Metin, Yılmaz Guruda, Meri Dolçe olup, yapım yılı; 1960, yapım; Ergenekon Film’e aittir. Filmin

Kazandığı Ödüller: 2. Türk Film Festivali’nde (1961) En iyi senaryo’da; Metin Erksan, En başarılı yardımcı erkek oyuncu olarak da Kadir Savun ödül kazanmıştır.

Genel yapısı içinde çeşitli özellikler taşıyan ve bu nedenle de dönemin en yenilikçi filmi olan Metin Erksan “Gecelerin Ötesi” hem bir ‘gençlik filmi, hem de toplumsal bir eleştiri getiren polisiye deneme olarak dikkati çeker. Jeneriğinde “Bu film yedi gencin hikâyesidir. Konusu hayattan alınmıştır.” Diye yazan film, benzin istasyonlarını soyan bir grup gencin öyküsü üzerine yoğunlaşır. Erksan, gençleri suça itilmeden önce tek tek tanıtır. Aynı dünyalarda yaşayan, aynı idealleri olan yedi arkadaşı böylesine kimlik tanıtımı, belki de o güne dek Türk sinemasında gerçekleştirilen bir ilk denemedir. Gençler için ideallerine kavuşmanın tek çözümü, soygundur. Ne var ki düşledikleri çözüm, suçlu gençleri acı bir düş kırıklığı ile karşı karşıya getirecektir. Çünkü böyle bir çözümü yasalar engelleyecektir.

Bu görsel anlatım ve ardından gelen konuşmalarla ilk iki kahraman Fehmi ve Tahsin’i tanırız. Fehmi, yıllarca şoförlük yapmış hayatın kendisini harcadığını söylemektedir. Tek amacı kız kardeşi Sema’nın mutluluğudur. Fehmi’nin kardeşi Sema, Tahsin’le evlenecektir. Tahsin’in tek amacı ise ehliyet almak ve herhangi bir işte çalışabilmektir. Fehmi Tahsin’in kendi arabasında çalışmasını ister ve bunun için beraber mücadele edebileceklerini söyler. Buradaki kolektif hareket kişilerin yaşamlarını daha da olumlu yönde olacaktır. Daha sonra yönetmenin bize tanıttığı karakterler ise Şenol ve Yüksel’dir. Eski bir köşkün içine cesaretle estetik bir hareketle giren kamera, gitar çalan iki gencin söylediği rock and roll müziğe takılır. Duvarları süsleyen Elvis Presley posterleri ise dönemin popülaritesi en yüksek olan müzisyenidir. Söylenen yabancı müzik ve aşağı inen kamera Yüksel’in yaşlı anne ve babasına yönelir. Onlar çocuklarının bu durumundan yakınırken onun bu duruma gelmesinde parasız olmanın sıkıntısına vurgu yaparlar.

Aynı şekilde iki genç de hayallerinin gerçekleşmesini engelleyen tek unsurun parasızlık olduğunu söylerler. Onların hayallerinde ise Amerika vardır

Filmin bir başka karakteri ise Cevat’tır. Cevat tiyatroyla uğraşmaktadır. Cevat sahnede ciddi işlere imza atmak istemektedir. Ancak bunu gerçekleştirmesi için birçok engeli aşması gerekmektedir. Bu engellerin başında ise parasızlık gelmektedir. Cevat’ın tiyatrodan arkadaşı Hakkı ise ciddi oyunları daha zengin kişilerin oynayacağını söyler. Cevat’ta olduğu gibi diğer arkadaşları Şenol ve Yüksel karakterlerinde sınıf ayrımını belirgin bir şekilde görmekteyiz. Bu iki karakterin yani Şenol ve Yüksel’in ‘bizim ondan eksiğimiz ne?’ sorusunu sormaları ve

Cevat’ın arkadaşı Hakkı’nın oyunları daha zengin kişilerin oynayabileceğini söylemesiyle yapılan karşılaştırmalar sınıf farklılıklarını ortaya koymaktadır.

Yapılan ayırımın en belirgin örneğini ise Ayhan karakterinde görürüz. Ayhan’ın hayatında ki kadın onun ilham kaynağıdır. Onu tanımaya başladığımız ilk sekansta da yönetmen bunu bizi görüntülerin diliyle sade bir şekilde verir. Ayhan bir yandan bu hayalleri kurarken bir yandan da iş aramaktadır. Bu durum Onu ezik bir kişilik haline getirmiştir. Ayhan karakterinin filmin sonraki sahnelerinde sınıf atlaması ve kolektif hareketten bireyselliğe dönüşü ise onun için hiçte hoş olmayan bir durum oluşturacaktır. Yönetmenin daha sonra perdeye taşıdığı diğer bir karakter ise Ekrem’dir. Yönetmen Kamerasını Makinelere doğru yöneltir, ağır sanayinin işleyen kolları ve bu ortamda çalışan binlerce işçinin arasında yer alan Ekrem’i bize tanıtır.

Fabrikada çalışan çocuk işçi durumu ise dönemin koşullarını açık bir dille sergiler. Çocuklarla ilgili diğer bir sahne ise yönetmenin diğer bir filmi olan ‘Yılanların Öncü’nde görürüz. Dere boyunca sıralanmış çocuklar bize işçileri anımsatır. Ekrem yedi yaşından beri çalışarak ailesine bakmış ve bu süreçte yaptığı fedakârlıklar onun hayata olumsuz bakışına neden olmuştur. Ekrem’in yüzündeki derin çizgileri göstererek annesine sorduğu; ‘Beni bu hale kim getirdi?’ sorusuna annesini boyun eğmiştir. Annenin veremediği cevaba sistemin cevabı sert bir şekilde evet olacaktır. Bunu fabrikada çalışan diğer işçi çocuklardan anlayabiliyoruz. Ekrem kendisini Fehmi gibi makinenin bir parçası olarak görmektedir. Bakmışlık, fedakârlık ve sonuçta mutsuz hayatla r. Ekrem’in odasının duvarlarında gördüğümüz deniz ve palmiye ağaçlarıyla üslü fotoğraflar onun hayalini anlatmaktadır. Ekrem’in çocukluğunu yaşayamaması ve fabrikada geçirdiği uzun yılların onda yarattığı psikolojik gerilimi ve yıkımı, deniz kenarında oturduğu sahnede beynini zorlayan makine seslerine karışan çocuk seslerinde görmek mümkündür.

Filmde bireysel kaygılardan yola çıkılarak soyguna karar verildiği söylense de filmde bu konuda karşılaştırmalar vardır. Fehmi’nin kardeşinin mutluluğunu düşünerek kendisini feda etmesi, bununla birlikte Ekrem’in yedi yaşından beri ailesi için çalışması, Ekrem’in polisi arkadaşı Fehmi için oyalayarak kaçmasına izin vermesi bencillikten uzak davranışlardır. Yönetmen bu samimi davranışların aynında bireysel davranışları da ön plana çıkarmış hatta çetenin sonunu bu davranışlar getirmiştir. Ayhan’ın bireysel hareket edişi buna örnektir. Daldal, toplumsal başkaldırının siyasi bir tavırla gerçekleşmediğini ifade ederken diğer

taraftan toplumun kendisini ifade edişinin yalnızca siyasi olmayacağı bununla birlikte filmin kaynağı olan ‘her mahallede bir milyoner’ sözüne karşılık film ortaya çıkması bu söyleme cevap şeklindedir.

Erksan, filmin karakterlerini mahalle kahvesinde bir araya getirir ve bir sonraki yer ise meyhanedir. Hayata karşı yenik durumdaki bu kişiler filmin karakterlerinden Fehmi’nin Ekrem’e söylediği şu sözlerle destek bulur: “Bizim mahalleden bir adam çıkmadı. Topumuz beş para etmeyiz. Sezai ve Yüksel, Amerika’ya kaçma hayali olan iki serseri, Cevat; işsiz, ukala bir aktör. Ayhan; önüne gelen kadına âşık olan bir acayip 82 adam. Sen (Ekrem); can sıkıntıları içinde bunalmış kavruk bir adam. Ben ise; ömrünü direksiyon başında çürütmüş zavallı bir adam. Biz harcanmış insanlarız. Bak içki bile bizi neşelendirmiyor. Bu topluluğa bir şeyler yaptırtmak lazım. Yoksa mahvolur gideriz” der. Burada Fehmi karakterinin söylediği sözler filmin özeti gibidir. Bu sözlerin ardından gidilen mekân Fehmi’nin belki de daha fazla cesaret toplayıp gerçekleştirmek istediği plan için önemli bir adım olur. Fehmi’nin arkadaşlarının yüzünde gördüğü ifade onları kendisince kurtarmanın bir yolu olarak çizdiği soygunun da başlangıcıdır. Gecenin karanlığında ilerleyen araba bir benzincinin önünde durur ve soygun Fehmi tarafından gerçekleştirilir. Fehmi’nin elindeki para ve diğer arkadaşlarının para karşısındaki şaşkınlığı bununla birlikte devam eden soygunlar dizisi. Fehmi, düşülen çıkmazların tek çaresi olarak ise parayı gösterir ve hayallerine bu parayla ulaşacaklarını söyler. Bu ilk soygunun ardından artık olaylar polisiye bir hal alır. Soygunların başlayacağı sinyalini ise ilk olarak Fehmi ve Tahsin’in benzinci de durduğu zaman anlarız. Fehmi’nin benzin ibresinin dönüşü ve paraların akışı bu fikrin olacağını hissettirir. Diğer bir haberci ise; Cevat’ ın okuyor olduğu Gogol’un ‘Müfettiş’ adlı kitabıdır. Bu kitapta işlenen bir konu da dolandırıcılıkla ilgilidir. İkinci soygun da Ekrem yapar. Her geçen soygun öncekine göre zor olur. Bu sefer silahlar konuşur. Bunun ardından gerçekleştirilen soygun ise hiçte düşündükleri gibi olmaz. Bu sefer sorun büyüktür ortada öldürülen bir adam vardır. Bu olay soygunların durması için gençlerin birbiriyle anlaşmasıyla sonuçlanır. Fehmi ve Ekrem bu olayın ardından Anadolu’ya kamyonla yük taşımaya giderler. Yüksel ve Sezai Amerika rüyası için girişimlere başlarlar. Cevat kendisine bir tiyatro satın alır. Ayhan ise hoşlandığı kadınla birlikte kendisine lüks bir 83 ev tutmuştur. Polis ise olayı aydınlatmaya çalışmaktadır. Gençlerin birlikte verdikleri karar Ayhan’ın bir kadın için yaptığı soygunla bozulur. Soygun Ayhan’ın polis tarafından öldürülmesiyle sonuçlanır. Felaketler bu olayla art arda gelir. Amerikan rüyasıyla kaçak olarak bindikleri gemide yakalanan Yüksel ve Sezai kaçmaya çalışır ve bu kaçış Yüksel’

in ölümüyle sonuçlanır. Cevat da Anadolu’ya düzenlediği turnede polis tarafından yakalanır. Fehmi ve Ekrem de Anadolu’dan dönüşleri sırasında polisle çatışmaya girerler ve her ikisi de ölür. Filmin diğer genci olan Tahsin Sema’yla evlenmiş ve dileklerine kavuşmuştur. Ama yaşanılan mutluluk yine kaybeden insanların profilini sergiler Fehmi’nin ölümüyle. Fehmi’nin hastanede Sema’ya söylediği son sözleri de onlar içindir zaten; “Ne yaptımsa senin için yaptım. Beni affet.” der ve ölür. Film öyküsü içinde kaybeden insanları anlatmış. Seçtikleri yolla mutluluk elde etmek isteyen gençleri kötü bir son karşılamıştır. Ölüm ve hapisle sonuçlanan filmin sonunda karakterlerin bu duruma düşmelerinde etkili olan ‘düzene karşılık’ çok açık olmasa da belli bir tepki içine girmiştir.

Kamyon şoförü Fehmi’nin muavini Tahsin’in trikotaj fabrikasında çalışan Ekrem’in dramı her mahallede bir milyoner yaratmaya imrenen bir düzende yarını garanti edemeyen emekçilerin dramıdır. Diğer taraftan Amerika’ya kaçıp meşhur olmak isteyen Sezai ile Yüksel’ in dengesizliği kuşak çatışmasından çok çocuksu ve ilkel bir 84 batılılaşma özentisidir. Toplumlarından kopan kişilerin dengesizliği, olumsuzluğudur; oyuncu Cevat, inandığı değerleri muhafaza etmek için çabalaması sanatçı duruşu sergilemektedir. Ayhan’ın şarkıcı kıza karşı tutkusu ise cinsiyet davasını henüz özgür bir şekilde ele almayan bir ortamda çıkan kişinin tutkusudur.

Metin Erksan’ın Gecelerin Ötesi filminde dikkat çeken bir diğer konu ise karakterlerin yaşamış olduğu psikoloji ve iç hesaplaşmalardır. Karakterlerden Yüksel’in ilk soygunda yaptıklarının doğru olup olmadığını sorması iyi ve kötü arasındaki sorgulamayı ortaya koyar. Ayrıca Cevat’ın soygun sonrası gördüğü kâbuslar ve soydukları benzin istasyonu görevlisinin yaptıklarının doğru olmadığını ifade edişi bunlara örnektir. Cevat’ın Anadolu turnesinde sergilediği Suç ve Ceza adlı oyun ise gerçeğin sahnelenmesidir. Cevat bu oyunda polisler tarafından yakalanacak ve oyunun 85 sonunda olduğu gibi suçunu itiraf edecektir. Cevat eşi Aysel’e, “Kötü işleri iyi işler yapabilmek için yaptım. Beni affet. ”der. Fehmi’nin hastanede olduğu sahnede de aynı durumla karşılaşırız. Fehmi’de tüm yaptıklarını kardeşinin mutluluğu için yaptığını söyler.

Filmde işlenen diğer bir konu ise yerellik ve karşıtlık konusudur. Fehmi’nin kamyonla İstanbul’a gelişinde radyodan çalan müziğin yabancı olması, kahvede kullanılan ‘makine rosto’ gibi kelimeler, yine kahvede konuşulan ‘yerli malı’ ve ‘ecnebi malı’ söylemleri bunlar arasındadır. Yüksel ve Sezai’nin rock and roll müzik söylemeleri. Yüksel’in yalnızca fotoğraf

ve filmlerden gördüğü İstanbul’u New York’a benzetmesi ülkenin değişen yüzünü de bizlere veriyor. Ayrıca gemide yakalanan iki arkadaşa gemi kaptanının; ‘Siz memleketinizden kaçmaya utanmıyor musunuz?’ sözleri ise işin yargılama süreci gibidir.

KAYNAKÇA
http://www.otekisinema.com/gecelerin-otesindeki-turkiye/ http://www.beyazperde.com/filmler/film-206442/ https://www.evrensel.net/yazi/73800/gecelerin-ve-duvarlarin-otesi http://www.hayalperdesi.net/sinefil/24-gecelerin-otesi--gecelerin-otesine-bir-bakis.aspx BİRYILDIZ, Esra, Sinemada Akımlar, Beta Basım Yayım, İstanbul, 2016.




01/08/2017



Önceki yazılar

Vsevolod Pudovkin (01/12/2017)
Sergei Mikhaylovich Eisenstein (01/11/2017)
Milli Sinema (Beyaz Sinema) (01/10/2017)
Anadolu’dan Bı̇r Elı̇a Kazan Geçtı̇ (01/09/2017)
Bir Yönetmen ve Kuramcı: Jean Mitry (01/07/2017)
Sinema ve Propaganda (01/06/2017)