Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Tayyip Erdoğan Korkmasın! ABD Ondan İyisini Bulamaz!

Suat Çağlayan


Arap Baharı’nın baş döndüren ılık rüzgarında, Arap dünyası yeniden şekillenirken Başbakan Tayyip Erdoğan pembe düşler görmeye başlamıştı. Bir yandan ABD’nin talimatını yerine getiriyor, diğer yandan da ‘bir koyup beş alma’ peşinde koşuyordu. Ancak son zamanlarda bir hüzün var Başbakanın yüzünde. Üzüntü, korku ve kızgınlık karışımı bir şey... Çünkü onu Suriye’deki bataklığın sorumlusu yapan ABD ondan uzak durmaya başladı. Destek verir gibi görünen Avrupa ülkeleri ise zaten, kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyorlar AKP hükümetiyle...
Oysa Başbakanımız bunları hiç hak etmedi!
Çünkü o bugüne kadar ABD tarafından planlanan Büyük Ortadoğu Projesi’nin uygulayıcısı olmakla övünmüş ve kendisine verilen bu görev doğrultusunda Suriye’de iç savaş çıkarmak için büyük bir emek harcamıştı.
Allahı var! Emekleri de boşa gitmedi! Suriye bir kan gölüne dönüverdi.
O, sadakatini göstermek için Müslümanlığını bile bir yana bırakarak Hıristiyan ABD’nin Suriye’deki taşeronluğunu üstlendi. Onun gayretleri ve ABD’nin desteği sayesinde Müslüman Suriyeliler´in on binlercesi canından, yüz binlercesi de yerinden yurdundan oldu.
Daha ne olsun?
Tayyip Erdoğan Başbakanımız, «Bu ABD de başka ne istiyor?” diye sorsa haksız mı yani?
Katliamsa katliam, sürgünse sürgün...
Ama işte ABD bu; günü gününe uymaz. Kullandığı kadar kullanır, işine gelmediği yerde de strateji değiştirir. Hatta isterse tuvaletin suyunu çekerek insanı atıverir istenmeyen çukurlara...
ABD yine bunun benzerini yapıyor; Başbakanımız onun her dediğini yerine getirmişken, o tutuyor Suriye ve İran yönetimleri ile yakınlaşmaya ve anlaşmalar yapmaya çalışıyor.
Başbakanımız üzülmesin de ne etsin?
Sırf Obama istedi diye, İran’la düşman olma pahasına Malatya’ya -İsrail’i İran’dan koruyacak- bir ‘füze kalkanı’ kurduğuna mı yansın...
Yoksa, Esad’la can ciğer kuzu sarması iken, ABD’den aldığı bir telefonla Esad’ın en büyük düşmanı olmasına mı...
«Dost most anlamam! Yarından tezi yok Esad senin düşmanındır!” diye eline yol haritası veren Obama değil miydi?
Erdoğan’ın bir gecede kendisine düşman olması üzerine Esad’ın; «Her şeyi beklerdim de, Erdoğan’ın bir gecede beni satacağını beklemezdim,” dediği yer aldı basında...
Bu Esad biraz saf galiba...
İstediğinde ülkeleri bölen, liderleri alaşağı eden, istediği ülkeye istediği yönetimi getiren, gözünü kırpmadan milyonların ölümüne yol açabilen bir gücün, Erdoğan’a her istediğini yaptırabileceğini nasıl olur da düşünmez?
ABD’nin emrindeki bir ülke, onun sevmediği bir ülkeyle dost olabilir mi hiç?
****
Tayyip Bey ABD’ye yüksek sadakatle bağlı bir dost! Suriye konusundaObama’dan aldığı talimata öylesine sarıldı ki, Esad muhaliflerine o dakika Türkiye’den destek yağdırmaya başladı. Bu sadakat elbette ABD’nin çok hoşuna gitti başlangıçta.
Ama zaman ilerledikçe gördüler ki, Erdoğan vur deyince öldürüyor ve kendi hesabına bazı düşler görüyor...
İşte o an Obama, Erdoğan’a mesafeli durmaya başladı.
Ve hemen eline beyzbol sopasını alıp, Tayyip Erdoğan’la telefon konuşması yaparken fotoğraf çektirdi...
«Benim dediğimi aynen uygulamazsan bu sopa senin canını yakabilir!” mesajını verdi...
****
Başbakan, geçen Kasım ayından beri Obama’dan randevu bekliyor. Kuşkunuz olmasın bu randevu isteğinin amacı, Beyzbol sopasından kurtulmak...
Ve ona kendini anlatmaya çalışarak; ‘Ben aslında...’ diye başlayan mazeret cümleleriyle özür dilemek için.
Ancak Obama, Erdoğan’a randevu vermek bir yana ona başka bir darbe daha vuruyor.
Bu darbe, ikinci kez başkan seçildikten sonra ilk gezisini İsrail’e yapıyor olması...
Hem dört aydır Tayyip Beye randevu vermeyeceksin, hem de yanından geçip doğru İsrail’e gideceksin...
Yenir yutulur gibi değil...
Tayyip Bey şimdi Obama’yı karşısına alsa da, «Sen ne yapıyorsun patron? Randevu vermedin, bari yanımdan geçip İsrail’e gitme,” dese...
Ardından da herkesin duyacağı şekilde «Van minits... van minits...” diye sinirli sinirli bağırsa, haksız mı?
****
İsrail’e gidecek olan Obama, oradan göndereceği «İsrail’le Türkiye barışsın!” mesajı ile yine de Tayyip Beye bir iyilik yapabilir...
Bu çağrı Obama’nın Tayyip Erdoğan’a sunacağı bir ‘şikedir’ ve Tayyip Bey’in İsrail’e sert bir ültimatom vermesini -hem de Obama’ya rağmen- sağlayacaktır...
Obama, Tayyip Erdoğan’ın alttan alta İsrail’le kuzu sarması olduğunu çok iyi biliyor elbette. Obama biliyor ama Türkiye’de bunu hala anlamamış olanlar çok...
İşte Erdoğan, Obama’nın ‘barışın!’ çağrısı üzerine İsrail’e -ve elbetteObama’ya- sert yanıt verirse, İsrail- Erdoğan ilişkilerini anlamayan dindar kesim, «Vay bee!” diyecektir. «Şu Başbakanımız ne mübarek adam. Hem İsrail’e haddini bildiriyor ve hem de ABD’ye kafa tutuyor...”
Böyle bir çağrıdan hem Obama ve hem de Erdoğan kazançlı çıkar.
Tayyip Bey, İsrail’e (ve Obama’ya) efelenerek, İsrail’le olan yakınlığını kendisine oy verenlerden saklamış olur...
Obama da, randevu bile vermeyerek -ve de Suriye olayı nedeniyle dışlayarak- yüreğini kırdığı Erdoğan’ın gönlünü almış olur...
****
İşin trajikomik özelliği bir yana, Erdoğan’ın üç aydan uzun süredir ABD Başkanından randevu alamaması önemlidir. Bu olay ile ABD’nin başka tavırları bir arada düşünülürse, Obama, Tayyip Erdoğan’a şunları söylüyor olabilir;
«Bak Tayyip: Sen benim dostumsun ama, Suriye’de ABD adına iş yaparken fazla ileri gittin. Ben vur dedim, sen öldürdün...
Türkiye içinde de aynı şeyi yaptın. Ben sana ‘sadece ABD karşıtı olan generalleri zindana at!’ dedim, sen tuttun dışarıda general bırakmadın. Suriye ile köprüleri öylesine attın, oradaki katliamların öylesine içine girdin ki, artık geri adım atman olası değil. Oysa, ABD’nin menfaatleri için benim her zaman politika değiştirebildiğimi unuttun. Nitekim şimdi de Suriye ve İran politikalarını değiştiriyorum ve onlarla uzlaşma yoluna gidiyorum...
Dur gözlerin dolmasın hemen... Seni tamamen terk ettiğimi sanma. Seninle bugüne kadar çok iyi çalışmalar yaptık. Daha dün Irak’ta 1.5 milyon Müslüman’ı öldürürken senin bana yardımlarını unutmuş değilim. Sen benim her zaman dostum ve taşeronumsun. Bundan sonra yeni bir taşeronluk gerekirse hemen sana haber vereceğim.”
****

Yani anlayacağınız, Başbakanımız, ‘ABD beni terk ediyor!’ diye üzülmesin...
Obama kendisini kolay kolay bırakmaz.
Çünkü ABD, Türkiye’nin başında, her zaman kullanabileceği bir başbakanın bulunmasını ister...


Arap Baharı’nın baş döndüren ılık rüzgarında, Arap dünyası yeniden şekillenirken Başbakan Tayyip Erdoğan pembe düşler görmeye başlamıştı. Bir yandan ABD’nin talimatını yerine getiriyor, diğer yandan da ‘bir koyup beş alma’ peşinde koşuyordu. Ancak son zamanlarda bir hüzün var Başbakanın yüzünde. Üzüntü, korku ve kızgınlık karışımı bir şey... Çünkü onu Suriye’deki bataklığın sorumlusu yapan ABD ondan uzak durmaya başladı. Destek verir gibi görünen Avrupa ülkeleri ise zaten, kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyorlar AKP hükümetiyle...


Oysa Başbakanımız bunları hiç hak etmedi!


Çünkü o bugüne kadar ABD tarafından planlanan Büyük Ortadoğu Projesi’nin uygulayıcısı olmakla övünmüş ve kendisine verilen bu görev doğrultusunda Suriye’de iç savaş çıkarmak için büyük bir emek harcamıştı.


Allahı var! Emekleri de boşa gitmedi! Suriye bir kan gölüne dönüverdi.


O, sadakatini göstermek için Müslümanlığını bile bir yana bırakarak Hıristiyan ABD’nin Suriye’deki taşeronluğunu üstlendi. Onun gayretleri ve ABD’nin desteği sayesinde Müslüman Suriyeliler´in on binlercesi canından, yüz binlercesi de yerinden yurdundan oldu.


Daha ne olsun?


Tayyip Erdoğan Başbakanımız, «Bu ABD de başka ne istiyor?” diye sorsa haksız mı yani?


Katliamsa katliam, sürgünse sürgün...


Ama işte ABD bu; günü gününe uymaz. Kullandığı kadar kullanır, işine gelmediği yerde de strateji değiştirir. Hatta isterse tuvaletin suyunu çekerek insanı atıverir istenmeyen çukurlara...


ABD yine bunun benzerini yapıyor; Başbakanımız onun her dediğini yerine getirmişken, o tutuyor Suriye ve İran yönetimleri ile yakınlaşmaya ve anlaşmalar yapmaya çalışıyor.


Başbakanımız üzülmesin de ne etsin?


Sırf Obama istedi diye, İran’la düşman olma pahasına Malatya’ya -İsrail’i İran’dan koruyacak- bir ‘füze kalkanı’ kurduğuna mı yansın...


Yoksa, Esad’la can ciğer kuzu sarması iken, ABD’den aldığı bir telefonla Esad’ın en büyük düşmanı olmasına mı...


«Dost most anlamam! Yarından tezi yok Esad senin düşmanındır!” diye eline yol haritası veren Obama değil miydi?


Erdoğan’ın bir gecede kendisine düşman olması üzerine Esad’ın; «Her şeyi beklerdim de, Erdoğan’ın bir gecede beni satacağını beklemezdim,” dediği yer aldı basında...


Bu Esad biraz saf galiba...


İstediğinde ülkeleri bölen, liderleri alaşağı eden, istediği ülkeye istediği yönetimi getiren, gözünü kırpmadan milyonların ölümüne yol açabilen bir gücün, Erdoğan’a her istediğini yaptırabileceğini nasıl olur da düşünmez?


ABD’nin emrindeki bir ülke, onun sevmediği bir ülkeyle dost olabilir mi hiç?




****


Tayyip Bey ABD’ye yüksek sadakatle bağlı bir dost! Suriye konusundaObama’dan aldığı talimata öylesine sarıldı ki, Esad muhaliflerine o dakika Türkiye’den destek yağdırmaya başladı. Bu sadakat elbette ABD’nin çok hoşuna gitti başlangıçta.


Ama zaman ilerledikçe gördüler ki, Erdoğan vur deyince öldürüyor ve kendi hesabına bazı düşler görüyor...


İşte o an Obama, Erdoğan’a mesafeli durmaya başladı.


Ve hemen eline beyzbol sopasını alıp, Tayyip Erdoğan’la telefon konuşması yaparken fotoğraf çektirdi...


«Benim dediğimi aynen uygulamazsan bu sopa senin canını yakabilir!” mesajını verdi...




****


Başbakan, geçen Kasım ayından beri Obama’dan randevu bekliyor. Kuşkunuz olmasın bu randevu isteğinin amacı, Beyzbol sopasından kurtulmak...


Ve ona kendini anlatmaya çalışarak; ‘Ben aslında...’ diye başlayan mazeret cümleleriyle özür dilemek için.


Ancak Obama, Erdoğan’a randevu vermek bir yana ona başka bir darbe daha vuruyor.


Bu darbe, ikinci kez başkan seçildikten sonra ilk gezisini İsrail’e yapıyor olması...


Hem dört aydır Tayyip Beye randevu vermeyeceksin, hem de yanından geçip doğru İsrail’e gideceksin...


Yenir yutulur gibi değil...


Tayyip Bey şimdi Obama’yı karşısına alsa da, «Sen ne yapıyorsun patron? Randevu vermedin, bari yanımdan geçip İsrail’e gitme,” dese...


Ardından da herkesin duyacağı şekilde «Van minits... van minits...” diye sinirli sinirli bağırsa, haksız mı?


****


İsrail’e gidecek olan Obama, oradan göndereceği «İsrail’le Türkiye barışsın!” mesajı ile yine de Tayyip Beye bir iyilik yapabilir...


Bu çağrı Obama’nın Tayyip Erdoğan’a sunacağı bir ‘şikedir’ ve Tayyip Bey’in İsrail’e sert bir ültimatom vermesini -hem de Obama’ya rağmen- sağlayacaktır...


Obama, Tayyip Erdoğan’ın alttan alta İsrail’le kuzu sarması olduğunu çok iyi biliyor elbette. Obama biliyor ama Türkiye’de bunu hala anlamamış olanlar çok...


İşte Erdoğan, Obama’nın ‘barışın!’ çağrısı üzerine İsrail’e -ve elbetteObama’ya- sert yanıt verirse, İsrail- Erdoğan ilişkilerini anlamayan dindar kesim, «Vay bee!” diyecektir. «Şu Başbakanımız ne mübarek adam. Hem İsrail’e haddini bildiriyor ve hem de ABD’ye kafa tutuyor...”


Böyle bir çağrıdan hem Obama ve hem de Erdoğan kazançlı çıkar.


Tayyip Bey, İsrail’e (ve Obama’ya) efelenerek, İsrail’le olan yakınlığını kendisine oy verenlerden saklamış olur...


Obama da, randevu bile vermeyerek -ve de Suriye olayı nedeniyle dışlayarak- yüreğini kırdığı Erdoğan’ın gönlünü almış olur...


****


İşin trajikomik özelliği bir yana, Erdoğan’ın üç aydan uzun süredir ABD Başkanından randevu alamaması önemlidir. Bu olay ile ABD’nin başka tavırları bir arada düşünülürse, Obama, Tayyip Erdoğan’a şunları söylüyor olabilir;


«Bak Tayyip: Sen benim dostumsun ama, Suriye’de ABD adına iş yaparken fazla ileri gittin. Ben vur dedim, sen öldürdün...


Türkiye içinde de aynı şeyi yaptın. Ben sana ‘sadece ABD karşıtı olan generalleri zindana at!’ dedim, sen tuttun dışarıda general bırakmadın. Suriye ile köprüleri öylesine attın, oradaki katliamların öylesine içine girdin ki, artık geri adım atman olası değil. Oysa, ABD’nin menfaatleri için benim her zaman politika değiştirebildiğimi unuttun. Nitekim şimdi de Suriye ve İran politikalarını değiştiriyorum ve onlarla uzlaşma yoluna gidiyorum...


Dur gözlerin dolmasın hemen... Seni tamamen terk ettiğimi sanma. Seninle bugüne kadar çok iyi çalışmalar yaptık. Daha dün Irak’ta 1.5 milyon Müslüman’ı öldürürken senin bana yardımlarını unutmuş değilim. Sen benim her zaman dostum ve taşeronumsun. Bundan sonra yeni bir taşeronluk gerekirse hemen sana haber vereceğim.”


****



Yani anlayacağınız, Başbakanımız, ‘ABD beni terk ediyor!’ diye üzülmesin...


Obama kendisini kolay kolay bırakmaz.


Çünkü ABD, Türkiye’nin başında, her zaman kullanabileceği bir başbakanın bulunmasını ister...






01/03/2013



Yazarın diğer yazıları

Ecevit'e Dil Uzatmanın Hafifliği (01/11/2017)
İYİ Parti'nin kuruluşuna neden katıldım (01/11/2017)
Neden Meral Akşener Hareketi (01/10/2017)
Popülizm Yapanlar Hastaları Vuruyor! (01/09/2017)
İbretlik Bir Öykü (01/08/2017)
Biraz da Futbol (01/07/2017)
Zeytinlikler (01/06/2017)
Referandum Sonrası Bir Analiz (01/05/2017)
Fethullah’ın Kadim Dostları Şimdi Düşman mı? (01/04/2017)
Burhan Özfatura’ya Kulak Verelim! (01/03/2017)
Charlie Chaplin’in “Büyük Diktatör” Filmi ve Bizdeki Versiyonu (01/02/2017)
Paşam, Keşke İşgal Edilen 16 Adadan Birine Çıkabilseydiniz! (01/02/2017)
Diktatörlerin Ruh Sağlığı (01/01/2017)
Yılmaz Büyükerşen’e De Bu Yapılırsa! (01/12/2016)
Gıda Emperyalizmine Karşı Bir Savaşçı: Osman Nuri Koçtürk (01/11/2016)
Durum Ciddi; Sokaklar Kadınlara Zindan Edilecek (01/10/2016)
At İzinin İt İzine Karıştığı Bir Ülkede… (01/09/2016)
Bir Darbe Analizi (01/08/2016)
APTAL PUMA SENDROMU/ PUMA KADIN (30/06/2016)
Herkes MHP'deki umut veren muhalefeti konuşuyor… Peki ya CHP! (01/06/2016)
SANATA TÜKÜRENLERİN YÖNETTİĞİ BİR ÜLKE (01/05/2016)
DOKTORLARIN KRİTİK SEÇİMİ NİSAN’DA (01/04/2016)
 ÖFKE NEREYE GÖTÜRÜR? (01/03/2016)
HP ve TSK Güven Vermek Zorundadır! (01/02/2016)
Biri Nobel’ini Atatürk’e Sunuyor, Diğeri İse… (01/01/2016)
Kurultay Her Zaman Sürpriz Yapabilir! (01/12/2015)
Bu Siyasetçiler Hemen Ayrılmalı ...
Hitler Örneği Akıldan Çıkarılmamalı...
(01/11/2015)
Potamya Kalıntıları İş Başında… (01/10/2015)
Keşke Bu Kadar AKP’ci Olmasaydım! Diyormudur Acaba (01/09/2015)
PKK ile Tahtarevalli Oyunu (01/08/2015)
Koalisyon Denince Akla Önce Saygı Gelmelidir! (01/07/2015)
Seçimlerle İlgili Bir Analiz (01/06/2015)
Ermeni Soykırımı Yalanı Karşısında (Yeni) CHP’yi Yönetenler Neden Tavırsız? (01/05/2015)
“Kozmik” Bilgileri Taşırmanın Günahı Kimlerde? (01/04/2015)
CHP’li Belediyenin Farklı Bir “Gemicik” Öyküsü (01/03/2015)
Gözyaşı Fışkırır, Yağ Yerine Zeytin İçinden (01/02/2015)
CHP’de Tavan, Tabanı Ürkütüyor (01/01/2015)
Emine Ülker Tarhan’ın İstifasının Anlamı (01/12/2014)
CHP Umut Olmalı! (01/11/2014)
CHP’de Umutsuzluk (01/10/2014)
CHP Bu Duruma Nasıl Düşürüldü? (01/09/2014)
Bu “Yaş” ta, Gözyaşı mı? (02/08/2014)
Zeytinliklere ve Zeytinciye Yazık Olacak (01/07/2014)
SOMA’da, 19 Yaşında Ölmenin Sakıncası Yok! (01/06/2014)
Sanatın ve Sanatçının Ölüm Fermanı:TÜSAK (01/05/2014)
Despot, Çöküntüyle Keskinleşir (01/04/2014)
Sadece Hırsızlık mı,Kleptomani mi? (05/03/2014)
Gerçek Kütüphaneci Olabilmek Zor İştir! (01/03/2014)
Grip Aşısı Sömürüsü (01/02/2014)
“Terörizme Destek Veren Ülke” Olmaya Doğru… (01/01/2014)
Zeytinyağı’na Suriye Darbesi (01/01/2014)
Gavat Açılımı (01/12/2013)
AKP ve Çocuk Felci! (01/12/2013)
“Onur ve Arkadaşlık” İstifaları (01/11/2013)
CHP’nin Mazlum/Mağdur Sıkıntısı (01/10/2013)
Şizofren Dış Politika (01/09/2013)
Emine Ülker Tarhan ve Gezi Gençliği (01/08/2013)
Görsel Bir Şölendir Ayvalık (12/07/2013)
Mustafa Kemal Rahat Uyuyabilir: (01/07/2013)
PKK’nın Çekilmesi İyi Analiz Edilmeli… (01/06/2013)
Müze/Kilise Ayasofya’yı (Trabzon) Camiye Çevirmenin Dayanılmaz Yanlışlığı (01/05/2013)
Suriye´deki Dinci Teröristlerin “Muta Nikahlı” Tecavüzleri (01/04/2013)
Büyükerşen’e Bile Bu Yapılırsa (01/02/2013)
E.Ü. İçine Güzel Sanatlar Fakültesi ve Beklentiler (01/02/2013)
Yargıya Güvenin Olmadığı Yerde Osman Özgüven Neden Kalsın Ki? (01/01/2013)
Bir Meslek Örgütü Kendi Ülkesine Karşı Olabilir mi? (01/12/2012)
Cumhuriyet Ne Kadar Tehlikede (01/11/2012)
Türkiye´yi Bölme Görevi (01/10/2012)
Öldürdüler Almina’yı (03/09/2012)
İçerde: Din Sömürüsü ve Kin... Dışarda: Emir Kulu... (01/08/2012)
Kürtaj Yasağı En Çok Yoksul Kadını Vuracak (01/07/2012)
Artık ‘İçimiz’ değil ‘dışımız’ Yansın Belki Uyanırız! (01/06/2012)
Semah’ın Gücü... İzmir’in Kırılganlığı… (01/05/2012)
Afganistan’daki Helikopter Kazası (01/04/2012)
ABD Kafkasya’yı da Karıştırır mı? (01/03/2012)
Sıkıyönetim Mahkemeleri Daha mı İyiydi? (01/02/2012)
Rauf Denktaş´ın Arkasından Sahte Gözyaşları... (17/01/2012)
Cumhuriyet mi, Yoksa Demokrasi mi? (01/01/2012)
İzmir Belediye Baskını ya da Arturo Ui´nin Önlenebilir Yükselişi (01/12/2011)
Pkk’yı Siyasi Yollarla Yok Edemezsin! (01/11/2011)
İki Farklı ‘KALE’, İki Farklı Duyarlılık (01/10/2011)
Terör Örgütünün İki Kolu: PKK ve PKK Holdingi (01/09/2011)
“İnsan Hakları” Bu Ülkelerin Ağzına Yakışmıyor (01/08/2011)
Hukuk Mu Dedin? Hadi Canım Sen De! (01/07/2011)
Üç ‘F’ (Fado, Fatıma, Futbol) ve AKP (01/06/2011)
Onların Demokrasisi Bizi ‘Götürür’ Abi! (01/05/2011)
“Kırk Katır Mı, Kırk Satır Mı?” (01/04/2011)
Ecevit’i Ergenekon İçin Kullanmaya Çalışmasınlar! (01/03/2011)
Tükürün Bu ‘Ucube’ Heykellere! (01/02/2011)
Kılıçdaroğlu Artık Çok Rahat (01/01/2011)
Füze Kalkanı ve Türkiye (03/12/2010)
Rektör Olma Hayali Var, Mantık Yok... (01/11/2010)
Hanefi Avcı´nın Kitabı (01/10/2010)
“Bir Buçuk Cumhuriyetçiler” ve Referandum (01/09/2010)
Yaşasın! Tanzanya ile Vize Kalktı (01/08/2010)
Sevgili Hamas´a Sitemimizdir... (01/07/2010)
Güçlenen CHP Siyaseti Altüst Ediyor (01/06/2010)
Mayıs: Hüzünle Mutluluğun Kol Kola Gezdiği Ay (02/05/2010)
İki İsim, İki Öykü (01/04/2010)
Bakan Yanında ‘Ezik’ Vali (01/03/2010)
Özgürlük mü Dediniz(!) (01/02/2010)