Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Tangerines Film İncelemesi

Anıl Kıral
Filmin künyesi

Filmin adı : ​Tangerines

Yönetmen : Zaza Urushadze

Senaryo : Zaza Urushadze

Ülke : Estonya, Gürcistan

Tür : Dram, Savaş​

Vizyon Tarihi : 17 Ekim 2013

Süre : 87 dakika​

Dil : Estonca, Gürcüce, Rusça

Oyuncular :

Lembit Ulfsak

Giorgi Nakashidze

Elmo Nüganen

Misha Meskhi

Raivo Trass

Zura Begalishvili

Giorgi Tsaava

Ann-Heliin Saadoja

Filmin incelemesi

Kafkasya’da artık savaş kapıdan içeri girmiştir. Çatışmanın kendileri üzerinde oluşturacak tahribatın farkında olan halk; canlarını güvenlik altında alabilmek için Estonya’ya göç etmeye başlamıştır. Yaşadıkları yeri tek edemeyen iki yaşlı insan; savaşın tam kalbinin attığı yerde kalmış ve yavaş yavaş da maddi sıkıntılar yaşamaya başlamışlardır. Bu iki yaşlı adamın, göç edememe sebebi de bu maddi sıkıntılardır. Biri marangozluk yaparak diğeri de bahçesindeki mandalinleri toplayarak bu parayı temin edip göç etmeyi planlamaktadır. Fakat ne yazık ki her ikisi de bulundukları toprakları terk etmek için geç kalmıştır ve iki yaşlı adam tam savaşın ortasında kalır. Bir Gürcü bir de Çeçen askerini evlerine alıp tedavi eden bu insanlar, bu sayede savaşın taraflarında biri olmaksızın ayakta kalmaya çalışırlar.

Film dramatik bir sahne ile başlamaktadır. İlk sahnede yaşlı bir el görünmekte ve bu el marangozhane olduğunu izlenimi yaratan bir yerde tezgâh testeresi ile bir odun kesmektedir. Kesilen odundan çıkan tozlar İvo’nun üstünde kirli bir görüntüye neden olmaktadır. Kamera bu esnada yavaş hareketlerle yukarı doğru bir yol izler. Testereden başlayan kameranın hareketi İvo’nun yüzüne doğru devam eder. Yüzünü net olarak görmeye başladığımızda, aslında o kadar yaşlı olmadığını hala dinç bir görüntüye sahip olduğu fark edilmektedir. Dinç bir görüntüye sahiptir. Bu sahnede kameranın hareketlerine uyumlu olan etnik bir melodi çalmaktadır. Odun kesme işi devam ederken yani henüz birinci sahnede iken beklenmedik bir şekilde marangozhaneye bir kişi girer. İvo bu giren kişiyi tanımamaktadır ve kim olduğunu sorar. Sahneye giren ikinci kişinin elinde silah ve mühimmat bulunmaktadır. Gelen ikinci kişi İvo’yu hiçbir şey olamamış gibi dışarıya çağırır. Kapıya yöneldiğinde ağzından çıkan buhar dikkatleri çekmektedir. Bu durum filmsel zamanın kış ayları olduğunu göstermektedir. İvo dışarı çıktığında kapıda bir cip ve asker üniformalı bir kişi daha görür. Kendisini çağıran kişiye tekrar kim olduğunu sorar o da isminin Ahmed olduğunu söyler. Bu sefer Ahmed marangozhanenin sahibine kim olduğunu ve yalnız mı yaşadığını sorar. İvo, Ahmed’e marangozhanede yalnız yaşadığını söyler. Ardından Ahmed, İvo’ya “Rus musun” diye farklı bir soru yöneltir. İvo, Rus olmadığını Estonyalı olduğunu söyler. Ahmed bir Estonyalının burada ne işi olduğunu sorar ve bu esnada çevresine bakar. Marangozhanenin çevresinde çok sayıda kasa bulunmaktadır. Ahmed kasaların içinde patlayıcı olup olmadığını sorar, İvo patlayıcı olmadığını mandalinalar için olduğunu söyler. Bu süreçte, başta iç mekânda başlayan olay örgüsü aynı mekânın dışında devam etmektedir. Ahmed, İvo’ya yiyecek bir şeylerin olup olmadığını ve kendilerinin aç olduğunu söyler. İvo bunun üzerine onları kendi evine davet eder ve birlikte yemek için eve giderler.

Aslında film bundan sonra yeni başlamaktadır. Yol boyunca konuşmalar devam eder. İvo evde kimse olmadığını ve yalnız yaşadığını Ahmed’e söyler. Eve geldiklerin de ikinci asker evi gezerken bir kızın çerçevede bulunan fotoğrafı alır ve Ahmed’e gösterir. Kızın güzel olduğunu dile getirir. Bunun üzerine Ahmed ailesinin nerede olduğunu sorar. İvo savaş başladıktan sonra ailesinin Estonya’ya gittiğini söyler. Bu esnada Ahmed’in yanında bulunan ikinci kişinin adının İbrahim olduğunu öğrenmekteyiz. Ahmed ve İbrahim yiyeceklerini aldıktan sonra evi terk edecekleri esnada, İvo’ya Estonya’ya dönmesi gerektiğini tavsiye eder. Şiddetli bir savaşın başladığını ve bunu onu etkileyeceğinin dile getirir. Ahmed, İvo’yu cesur ve iyi bir adam olarak görmektedir. Ahmed evden çıktığı esnada çevresinde bulunan evlerde birinin yaşayıp yaşamadığını sorar. İvo kimsenin yaşamadığını sadece bir kişinin olduğunu onun da mandalina yetiştirdiğini ve kendisinin ona yardım ettiğini söyler. Ahmed mandalinalarla ilgilenmediğini söyler ve arabasına biner. İvo yalnız kalmıştır. Daha sonra evden çıkar, kamera bu esnada genel plan devam eder. Uzun bir yol yürüdükten sonra Margus’un evine gelir. Margus civarda kalan ve mandalina yetiştiren ikinci kişidir. Margus’un evi mandalina bahçesi içerisinde oldukça huzurlu bir yerdedir. İvo, Margus’u göremeyince mandalina bahçesine doğru yönelir bu esnada sürekli Margus’u çağırmaktadır. Margus mandalina bahçesinde mandalina toplamaktadır. Margus gelen Kafkasların kim olduğunu sorar. İvo kendisini ziyarete gelmediklerini sadece yiyecek istediklerini söyler. Margus ordudan asker istemiştir. Ordu ise buna karşılık beş gün içerisinde 200 kasa toplamaları gerekmektedir. Savaş başlamadan önce bütün mandalinalar toplanmalıdır. Bunun için ordu kendilerine sadece bir günlük 20 asker vereceğine dair beyanattan vermiştir. İvo, Margus’un yanından ayrıldıktan sonra atölyeye döner ve kasa yapmaya devam eder. Yemek yemeye başlayacağı esnada silah sesleri duyar ve dışarı çıkar ve havanın yağmurlu olduğunu görür. Silah seslerinin olduğu yöne doğru gitmeye başlar. Gittikçe silah sesleri da çok artmaya başlar ve silah seslerinin artış hızına göre İvo’un da adımları hızlanır. Son bir patlama yakınına mermi düşer bunu görecek mesafededir ve koşarak merminin düştüğü yere gider. Daha çok yaklaştığında iki araba görür bu arabalardan bir tanesi sabah gördüğü arabadır. Arabada İbrahim cansız olarak direksiyona kafasını dayamıştır. Silahlı çatışmada İbrahim’in öldüğünü farkeder. Olay Margus’un evi önünde gerçekleşmiştir. İvo, Margus’la konuştuğu esnada mandalina bahçesinde yaralı birinin iniltilerini duyar ve etrafına baktığında Ahmed’i yerde yaralı bir şekilde görür, Ahmed’e doğru gider ve bu esnada Margus etrafa bakar ve herkesin öldüğünü söyler. Ahmed, İvo’nun evine götürülür tedavi edilmek için bu esnada söylediği bir söz oldukça dikkat çekicidir: “Cesur Gürcüler neredesiniz?” der. Ahmed’in yaraları sarıldıktan sonra Margus ve diğer İvo çevreye bakmak için dışarı çıkacakları esnada Ahmed makineli tüfeğini ister, İvo ise reddeder. Ahmed, Gürcülerin onu takip etme ihtimalinden söz eder fakat İvo inatla bulunduğu yerde böyle bir şey olmayacağını söyler. Aslında bu durum İvo’nun hala bir umudunun olduğunu ve savaşı kabul etmeme durumunu göstermektedir. Margus ve İvo’nun ölen kişileri topladığı zaman gecedir. Kullanılan ışık kasvetli havayı ve ölümü simgeleyen grinin en karanlık tonudur. Ölüler toplandıktan sonra evden uzak bir yere götürülüp gömülür. Margus ölenlerin kimliklerini kontrol eder akrabalarının gelmesi durumunda onları mezarlarına getirmek için. Ölen Gürcülerin hepsi çocuk yaştadır. Aslında savaşın en acımasız yüzünü biz bu toplu mezarda görmekteyiz. Ne için öldüklerini dahi tam olarak kavrayamadan, ne için savaştıklarını bilmeden ölen yüzlerce çocuk birkaç çocukla temsil edilmiştir. Mezar kapanacağı esnada Gürcü çocuk askerlerden birisinin yaşadığını fark ederler. Bunu öğrenen ilk kahramanımız şakın bir ifade ile mezara atlar. Aslında yüzünde şaşkınlıkla karışık sevinç izlerini görmekte mümkündür. Yaşayan Gürcü asker çocuk tedavi edilmek üzere tekrar eve geri getirilir. Artık evde iki yaralı vardır. Birbirini öldürmek isterken yaralayan iki kişi, savaşın iki tarafı. İkisi de kan kaybetmekte, güç kaybetmekte. Aslında iki yaralı savaşan iki topluluğu temsil etmeye başlamaktadır. Bu iki tarafı iyileştirmeye çalışan Estonyalılar tabi. Üç farklı etnik topluluk artık bir evin içindedir. Ahmed gelen yaralın ilk etapta İbrahim olduğunu düşünür fakat daha sonra aslında kendisini öldürmek isteyen Gürcülerden biri olduğunu öğrenecektir. Ahmed, Gürcüyü öğrendikten sonra onu öldüreceğini söyler. Margus doktor çağırmıştır. Doktor, Ahmed’in bir hafta içerisinde iyileşeceğini fakat Gürcü çocuğun durumunun belli olmadığını söyler.

Buraya kadar her şeyin normal ilerlediğini düşünebiliriz aslında savaş ortamından çok da farklı şeylerden beklemiyorduk. Fakat bu iki yaşlı adam aslında savaşın kendi dünyalarından ne kadar uzak olduğunu göstermektedir. Mandalina bahçesi dışında her yer kasvet halinde iken kamera mandalina bahçesine çevrildiğinde bir anda huzur veren bir ışık gözümüze çarpmaktadır. Margus ve İvo kapıda bulunan eski otobüsü yok etmeye çalışmaktadırlar. Bütün bunlar yine grinin en karanlık en tatsız ışığında yapılmaktadır. Burada sadece kahramanların yüzünde ilahi bir ışık görmek mümkündür. Ahmed yavaş yavaş gücünü toplarken Gürcü çocuk hala ağır hastadır ve ateşi hep yüksektir, uykusunda sürekli sayıklamaktadır. Bu durum iki yaşlı kahramanımızı oldukça fazla üzmektedir. Zaman ilerledikçe iki yaşlı dostumuz savaşı kabul etmeye başlayacaklardır. Ruhlarındaki karamsarlık sahnelerin ışıklarına kullanılan dekorlara da yansımaya başlamıştır. Bu esnada Ahmed hızla iyileşmeye devam etmektedir. Sahnelerin arasında etnik müziklere yer verilmesi aslında orada bulunan üç farklı etnik topluluğunda bir çatı altında birleşimlerinin nedenlerinin olduğunu göstermektedir. En azından yönetmen bu küçük nüansı kullanarak savaşın ne kadar gereksiz olduğunu göstermeye çalışmıştır. Ahmed tamamen iyileşirken, Gürcü savaşçı çocuk da kendini toplamaya başlamıştır. Fakat Ahmed ondan nefret etmektedir. Saki savaşı çıkaran o küçük savaşçı çocukmuş gibi aslında tüm Gürcüleri onun karakterinde toplamaya kendini inandırmıştır. Aslında onlar artık savaşın ortasında bir araya gelen savaş mağdurlarıdır. Zorunluluk halinde olan bu durum onları bir çatı altında aile haline getirmeye başlamıştır. İşte tam olarak yönetmen burada izleyicinin bam teline dokunmayı başarmıştır. Mandalina bahçeleri tüm kainatı simgelerken o küçük ev dünyayı simgelemektedir ve o evde yaşayan insanlar aslında tüm dünyayı kapsamaktadır. Savaş olmadan barış içinde aynı çatı altında yaşayabilmenin mümkün olduğunu söylememekte, resmen bunu bağırmaktadır.

Ahmed’in silah arkadaşları bir sabah evi ziyaret etmektedirler ve içerde Gürcü çocuk da vardır. Ahmed tuhaf bir şekilde Gürcü çocuğu korur ve onu ölen arkadaşı İbrahim olarak tanıtır. Yaralandıktan sonra dilinin tutulduğunu ve henüz iyileşemediğini söyler. Ahmet arkadaşlarını uğurlarken onlara iyileşip tekrar aralarına katılacağını söyler ve tabi bu oyuna Gürcü çocuğu da ekler. Aslında Ahmed, Gürcü’yü sevmeye başlamıştır.

Farklı bir Çeçen grup daha eve gelmiştir ve Ahmet’in Gürcü olabileceğini düşünerek öldürecekleri sırada Gürcü Çeçenlere ateş açmış İvo, Ahmed ve Margus’u korumaya çalışmıştır. Bu esnada Margus ölmüştür. Gürcü Nika ve Çeçen Ahmed sırt sırta verip birbirlerini korumuşlardır. Bu Gürcü Niko ve Çeçen Ahmet’in olayı değildir aslında iki farklı toplumun iki farklı etnik grubun artık bir araya gelme zamanının geldiğini göstermektedir. Bu olayın sonunda Niko ölmüştür.

Savaş; din ayırmaz, dil ayırmaz, bayrak ayırmaz, savaş, insan ayırmaz. Savaş sadece kan ister, ölüm ister, acı ister. Savaş dostluğu yok eder, insanlığı yok eder. Savaş, çocukluk bilmez, bebeklik bilmez, insanoğlunun hiçbir yaşından haberi yoktur.

Yönetmen savaşa karşı olan düşüncesini oldukça yalın bir dil kullanarak anlatmıştır. Sahnelerin fazla uzamaması, rahatsız edici efektlerin kullanılmaması, başarılı kamera hareketleri ile muazzam bir film ortaya çıkmıştır.



01/09/2018



Önceki yazılar

İstanbul Fotoğrafçısı (01/11/2018)
75. Venedik Film Festivali (01/10/2018)
“Üç Renk: Mavi” Filminin Göstergebilimsel İncelemesi (01/07/2018)
71. Cannes Film Festivali (01/06/2018)
37. İstanbul Film Festivali (01/05/2018)
Film yapımı nedir? (01/04/2018)
Berlin Uluslararası Film Festivali (01/03/2018)
Türk Sinemasında 1970’li Yıllar (01/02/2018)
1960 Darbesi Ve Toplumsal Gerçekçilik (01/01/2018)
5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali (01/12/2017)
54. Uluslararası Antalya Film Festivali (01/11/2017)
74. Venedik Film Festivali (01/10/2017)
Türk Sinemasında 1950’li Yıllar (01/09/2017)
Dışavurumcu Alman Sineması (01/08/2017)
Türk Sinemasının İlk Yılları (01/07/2017)
Cannes Film Festivali (01/06/2017)
Sinema Ve Toplum (01/05/2017)