Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Suriye Savaşı Bizim İçin Bitti

Nihat Genç

Bir

Dünyamız baş edilemeyen büyük hastalıkların felaketleriyle savaştı, Veba, Çiçek, Frengi, Kolera, Sıtma, Verem, Kanser, AIDS vs.

Bu hastalıklardan birçoğunu tarihten sildi, birçoğunun aşısını buldu, birçoğunu sınırladı, azalttı, birçoğuyla savaşını sürdürüyor

Ancak ‘savaş’ insanlığın ‘aşısı’ bulunamayan, sınırlamayan, çare üretilemeyen en büyük felaketi.

Kürt Koridoru tabir edilen Amerikan-PKK projesinin önünü kesmek için Türk Ordusu El-Bab denilen bölgede ‘savaş’ veriyor.

Allah milletimizi ve askerlerimizi korusun, siyasilerimize akıl versin.

Bir dizi yanlışlar beklenmedik sonuçlara ve zorunlu olarak bir savaşa sürüklendik.

Bir dizi yanlışlar üzerine içimizdeki öfke burnumuzdan soluyor kabına sığmıyor, artık ne çare, dua etmekten ve ‘hayırlısıyla’ deyip beklemekten başka şansımız kalmadı.

Temenniden ve duadan başka hiçbir şey kalmadı elimizde.

Sarıkamış gibi karın kışın soğuğun Allah korusun yıldönümü bugünlerde savaşa girmek inşallah aklı başında siyaset ve kurmayların aklıdır.

Allah, siyasilerimiz ve kurmaylarımıza, gelişen ve gereken koşullarda, yanlışta ısrar etmemek, felaket boyutlarını fark etmek ve kibre ve kahramanlık gösterilerine ihtiyaç duymadan, nerde durabileceklerini bilecek kadar ‘zekâ’ vermiştir inşallah.

İki

Halk arasında İkinci Karlofça denilen önceki gün Moskova’da hazırlanan Türkiye, Rusya, İran ve Suriye arasındaki antlaşma imzalandı, Suriye’nin toprak bütünlüğü diye gidiyor

Halep ve Şam’da çatışmalar kesildiğine göre ülkemize gelmiş milyonlarca mültecinin geri dönüşü üzerine bir şeyler yazıldı çizildi konuşuldu mu?

Bu antlaşmada savaşı yüz kat bin kat hissetmiş ailelerini yakınlarını kaybetmiş ve evsiz barksız kalmış milyonların huzur ve güvenle geri dönüşü en ince detaylarına kadar yazılıp-konuşulmayıp-imzalanmadıysa, bu neyin antlaşmasıdır?

Antlaşmanın Sputnik’te yayınlanan sekiz maddesi de silahlı grupların tahliyesi üzerine, savaşın en büyük sonucu ve maliyeti olan milyonlarca göçmenden söz eden tek cümle yok.

O halde?

Bu antlaşma bir ‘mağlubiyetin’ resmî belgesi

Metinde mağlup taraf Türkiye ‘Silahlı grupların’ geri çekilmesini onaylıyor ve bir daha burnunu sokmayacağını taahhüt ediyor

Antlaşmayla savaş durduğu için herkes hepimiz seviniyoruz, ayrı, ancak, Ey Türkiye, bu antlaşmanın ne antlaşması olduğunu bu sütundan başka söyleyecek kimse yok mu?

Ya da Suriye savaşı bizim için bittiğine göre, Dışişleri Bakanlığımız topraklarımızdaki milyonlarca göçmenin bundan sonra ne olacağını, bilahare ikili antlaşmalara kapı açılıp açılmadığını, (metinde yok) kamuoyuna bildirsin de öğrenelim.

Üç

Cumhuriyet Gazetesi’nin Musa Kart, Güray Öz vs. onlarca yazarının ve Hüsnü Mahalli’nin ne için hala içerde tutulduğunu bilen var mı?

Hukuki bir gerekçe olmadan hapse koyulmak ‘rehin’ almaktır.

Cumhuriyet yazarlarının durduk yere ve sebepsiz içeri alınmalarını, 1952 yılının meşhur komünist tevkifatını hatırlattı, o dönem Türkiye anti-komünist ve NATO ve Batı cephesine hazırlanıyordu, Beyoğlu’nda kanlı baskından sonra, hiç alakasız solcular sebepsiz yere tutuklandı.

Aradan altmış küsur sene geçti, şimdi, Türkiye batıdan uzaklaşıyor ve bu sefer liberal (batıcı) yazarları sebepsiz yere içeri atıyor Yetmedi, HDP ve FETÖ’ye yumuşak bakan ve batının dayatmacı mecralarıyla iyi geçinen ne kadar liberal var hepsini kovuşturuyor, gözaltına alıyor.

Bu da şunu gösteriyor, yine ‘geri dönülmez bir yoldayız’

Dört

‘Olmak ya da olmamak’ Hamlet’in ünlü sözüdür

Makbet adlı eserinde Makbet’in ünlü sözü ise şudur: ‘Kral olmak değil, bütün mesele güvende olmak’

Makbet’in diğer ünlü tiradı şudur: ‘Talih beni kral yapacaksa, aynı talih, ben (kan dökmeden de) kımıldamadan da bana taç giydirebilirdi’

Makbet: ‘O kadar kan döktüm ki geri dönmek nafile artık.’

Makbet oyununda Makbet’i delirten kabus şu cümleyle anlatılır: ‘gözün görüp elin tutmadığı düşmanlar’

Beş

Batı’nın PKK ve FETÖ inadı Türkiye’nin yolunu ‘tarihsel’ anlamda keskin şekilde dönüştürmeye başladı.

Ancak, bu süreci şekillendiren Türkiye’nin Batı’ya postasıydı: PKK ve FETÖ desteğini çekmeden yeniden konuşmak yok

Ancak ABD tarihinde ilk kez PKK ve FETÖ konusunda bir dirençle karşılaşıyor Pentagon ‘saplantıların’ yeridir Pentagon’da ‘uygulama’ düşünceden önce gelir. Pentogan sayılarla iş görür, şu kadar silahlı adamımız var şu kadar liberal bizden yazarımız var diye

Ve Türkiye’de iktidar olma pahasına İslamcı iktidar Pentagon’un bu isteklerine ve adamlarına hep sıcak baktı ve ortaklaştı, şimdi?

Şimdi İslamcı iktidar ABD’yi çok rahatsız eden karşı bir irade göstermeye başladı!

Şu anda, gümbürtüyü seyrediyoruz.

Altı

Başkanlık için psikolojik-sosyolojik davranışçı bir test yapalım. Şöyle.

Kafese kapatılmış ve vücut ağırlıklarının yarısını açlıktan kaybetmiş farelerin önüne

Bir ‘buton’ koyalım

Fareler butona basınca, önce, bir buğday tanesi düşecek Ve fareler buğdaya saldırınca hemen üstlerine beş yüz kilo ağırlığında balyoz inecek

Soru, sizce fareler yine de ‘butona’ basar mı?

Cevap: Basar

Çünkü, bir, buğdayı gören aç farelerin biraz sonrasını akıl edecek kadar güçleri yoktur İki, daha önce yapılan birçok seçimde de şahit olduk ki bir buğday uğruna başlarına inecek balyozu düşünen çıkmadı Bugün dört tarafımızla savaş halinde olmamızın sebebi buğdayla intiharın aynı şey olduğunu halkımıza anlatamayışımız

Yedi

‘Ödüllerle Cezalandırmak’ müthiş bir kitap, aileden eğitim sistemine yerleşmiş ödüllerle teşvik edip öğretmenin karşısına çıkıyor

Kitabı okurken, Mehmet Altanlar Cengiz Çandarlar şimdi içeri düşmüş ya da kaçmış sahte liberal tayfa geldi aklıma.

Bu sahte liberalleri medyamız otuz yıl baş tacı yaptı.

AKP’nin iktidara geldiği ilk günleri hatırlayın, AB’ye giriyoruz, vesayetten kurtuluyoruz, din inanç özgürlüğü, hukuk, reformlar...

Yüzlerce sahte liberali kullanmak hem siyasi iktidarın hem medyanın işine geldi.

Sahte liberallere ödül verip hepsini kontrol altında tuttular.

Davranışçılığın kurucusu Skinner’in özlü sözü: ‘canlı bir organizmayı kontrol altına almak, ne müthiş bir şey?’

Sahte liberaller AB’yle ve PKK’yla açılım süreçlerinde kendilerinin deneylerde kullanılan fare ve güvercinler gibi davranılmasından çok memnun oldular.

Hatta sarhoş oldular.

Çünkü ödüllerle yaşıyorlardı.

Maaş, şöhret, ekran, ağızlarına şeker gibi verildi. Şekeri alanlar kontrol altında tutuldu.

Para ve ödüle göre davranışlarını değiştirdiler, davranışları artık kendi ahlaklarının sonucu değil, ağızdaki şekerin itici gücüydü.

Ödül aldıkça PKK ödül aldıkça AB dediler.

Ve bu ödül furyasında, sahte liberallerin aldığı ödüllere sulanan yepyeni yine sahte bir genç liberal furya oluştu.

Aynı lafları söyleyip biz de ödüllerden nasibimizi alıp ekranlara çıkalım boş kafayla büyük gazetelere yazar olalım, diye.

Medya ve siyasi iktidar, ödül sistemiyle sahte liberallerin ‘iradelerini’ önce kontrol altında tuttu.

Sonra olaylar geliştikçe ödüle doymayan sahte liberaller ‘yalan söylemeye’ başladılar.

Ödül aldılar uydurdu salladılar.

Ağızlarına şeker verdiler, patronlarının ve şeyhlerinin ve liderlerinin hırsızlıklarını otuz uzun yıl görmezden geldiler.

Dikkat edin, ödül mekanizması, yenilebilir, yani, maddidir

Oysa bir insanı insan yapan değerler elle tutulamaz, onur gibi saygınlık gibi

Bir insan evladı ödül almadan da ülkesini sevebilir, ödül almadan da hukuka saygı gösterebilir, ödül almadan da insanlık değerlerini savunur

Sekiz

Üstelik medyanın ve siyasi iktidarın ödülleriyle konuşanlar, ülkemizin ve insanlığın sorunlarını, çok ama çok kolaylaştırıyorlardı.

Bu kolaylaştırıcılık üzerine tutsun tutmasın bir tarih felsefesi yapmak istiyorum

Bir çırpıda özgürlükler geliyordu, bir çırpıda, ülkemiz düze çıkıyordu, bir yetmez ama evet anayasasına oy vererek, mutluluktan uçuyor zincirlerimizden kurtuluyorduk.

Esersiz öngörüsüz insanlar otuz uzun yıl ekranlarda öyle basit cümlelerle konuştular ki, AB’ye girdik işte, uffff gelsin dolarlar, gelsin özgürlükler…

Ve sonra çok geçmeden PKK ve İŞİD ve Suriye’yle büyük ve amansız ve içinden çıkılmaz bir savaşın içine düştük

Esersiz öngörüsüz bu cahil sahte liberallerin laflarıyla AB’ye girerken Osmanlı hayalleri ve savaşların içinde kaybolduk

Aklıma ne geldi?

Osmanlı ilk yüzyıllarında Orta-Anadolu’nun Alevilerini yeniçeri (asker) olarak kullandı. Aleviliğin sert İslamın ibadetlerini yumuşatması yani dini hafifletmesi Osmanlı’nın Balkanlar’da yayılmasının önünü açtı.

Ve birkaç yüzyıl sonra, Osmanlı yeni ülkeler fethetti Bosna gibi Trabzon gibi ve iktidarını birden sert Sünniliğe dönüştürdü ve Orta Anadolu’nun bir daha yüzüne bakmadı.

Tıpkı bugünkü İslamcı iktidarın önceleri sahte liberallerin yumuşak laflarını kullanıp iktidarını sağlamlaştırdıktan sonra sert Sünniliğe dönmesi gibi...

Dokuz

Sahilde çakıl taşları

Dalgalar dalgalar dalgalar, iradesiz taşları, dalgalar istediği yere sürükler

Tasasız iradesiz çakıl taşlarının duruşlarına bir daha bakın.

Bir dalga gelsin de yerlerinden kımıldasınlar

Bir dalga İslamcılık bir dalga cemaat bir dalga sahte liberaller…

Dalgalar otuz yıl esti gürledi, çakıl taşları, direnmeyi unuttu, çakıl taşları kaderine razı olmayı öğrendi, çakıl taşları sessizliği öğrendi

Çakıl taşları ‘kolaylığı’ öğrendi.

Nasılsa bir dalga gelir?

Ve şimdi çakıl taşları, orada, dalgaların sürüklediği yerde duruyorlar.

Bekliyorlar ki bir dalga gelsin bizi yeniden sahile denize sürüklesin

Ya da yeni siyasi yerimize yerleştirsin

Hayır, o gelen dalgalar, yalan, sahte siyasetlerin medyanın dalgalarıydı

İçinde ahlak içinde direniş içinde bilgi içinde irade içinde bir ‘halk’ yoktu

Ve arkasında AB, arkasında ABD, arkasında şeyh, arkasında İslamcı iktidarın gücü olan dalgalar, gün geldi bitti

Deniz tükendi.

Çakıl taşları, hala orda, sürüklendikleri sessizlik içinde hepsi asker düzeni dizilmişler.

Onları denize kim taşıyacak, bilmiyorlar!

Onları dalgalara sürükleyecek iradeyi hiç bilmiyorlar!

Çakıl taşlarına, sıfırdan, teee baştan, yepyeni bir hikaye anlatmalıyız.

İçinde kendi iradesi kendi ahlakı kendi direnişi olan

Sahte liberallerin sahte siyasetlerin bozamadığı, bir insanlık hikayesi

Kendi denizine kendi sahiline, yabancı olmayan bir hikaye

Bilmem yaza yaza çize çize çakıl taşlarının üstünde minicik gözler açabilir miyiz?

Sahici dalgaları görebilsin

Kendini sürüklenmekten hizaya çekilmekten kurtarabilsin!



01/01/2017



Yazarın diğer yazıları

İYİ Parti'deki milliyetçileri büyük bir iç kavga bekliyor (01/11/2017)
Bu ne Kerkük sevdası (01/10/2017)
Tüm Amerika dua etmeye başlasın (01/09/2017)
Dünya batıyor bir yenisi de ufukta görülmüyor (01/07/2017)
Üçüncü gladyo hareketi tetikte (01/06/2017)
Sizler Tayyip'ten ben Allah'tan korkuyorum (01/05/2017)
Türkmen Kadınları (01/04/2017)
Anadolu hümanizmi (01/03/2017)
Topçular her topa girilmeyeceğini iyi bilir (01/02/2017)
Bu Kahkaha Yeni CHP'nin İflasının Kahkahası (01/11/2016)
Müslümanların çoğu Allah’tan çok ‘cemaatlerine’ inanıyor (01/10/2016)
“FETÖ FETÖ” Demekten Kurtulun Artık (01/09/2016)
Cemaat Darbesi Kimleri “Sahne Dışına” İtti (01/08/2016)
Akıl hastalarının iç savaş provaları (30/06/2016)
*"BIYIK BIRAKIN” DİYEN SARAY “KUYRUK DA BIRAKIN” DERSE...* (01/06/2016)
Cemaat şaibesi Meral Akşener’in yakasını hiç bırakmayacak (01/05/2016)
Piston düştü Ankaralılar’ı Kızılay’da bombanın patladığı yere davet ediyorum, bir bayrak, bir karanfil, bir-iki dakikalık saygı duruşu. (01/04/2016)
Tayyip Erdoğan başkanlığı aslında neden istiyor ? (01/03/2016)
Türkiye'nin en büyük muhalefet partisi Kamer genç öldü (01/02/2016)
Epikür’ün haz bahçesi: Filistin (01/01/2016)
Türk ordusuna kayyum ne zaman atanacak (01/12/2015)
Ankara katliamında kaybettiğim anarşist arkadaşım (01/11/2015)
Kaç Çeşit Barış Vardır Barış Kaça Ayrılır Barış ve Çeşitleri (01/10/2015)
Kitap Özetleyerek Seks Yapan Sahte Tarihçiler (01/09/2015)
Dünyanın En Pahalı Alkışları (01/08/2015)
Cenaze mi Bayram mı (01/07/2015)
Dünyanın En Güzel Arapları (01/06/2015)
´Mahrem´ Islık Çalınca (01/05/2015)
En Moda Günlerdeyiz (01/04/2015)
Kumpas Üstüne Kumpas (01/03/2015)
İslamcı İlim Adamları Oyunu Ne Zaman Keşfedecek (01/02/2015)
Bir Zamanlar Giresun (01/01/2015)
Tanrı Kral (01/12/2014)
Harampare (01/11/2014)
Hacı Muratlar’ın Ölümü (01/10/2014)
Bu Yazıyı Kendime Yazdım (01/09/2014)
MHP’nin İntiharı (01/08/2014)
Sağolasın Çölaşan (01/07/2014)
Yalelli (01/06/2014)
Ey Siz Her Dönemin Vizyon Sahipleri… (03/05/2014)
İshak Efendi Bu Ne Cehalet (01/04/2014)
Bildiri (01/03/2014)
Hoş Geldin Bedevi (01/02/2014)
Erdoğan Osmanlı’yı Neden Kuramadı (01/01/2014)