Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Sırça Köşkün Sırça Tavanı

Pelin Zenginobuz

Gündem yaklaşan Haziran seçimi üzerine olunca kadın temsili üzerine düşmek gerekliydi. Ancak içten içe «Bu mesele abesle iştigal etmek mi olur? « diye sormadan edemiyorum. Çünkü ortaya koyacağım rakamlar göz boyasa da; Türkiye seçim tarihi için eşit temsil hakkına yaklaşan bir değişimin olmadığı görülecektir. Kısa bir tarihi analize gidecek olursak, ilk tablo şu şekildedir:

1935 parlamentosunda 395 sandalyeden 18’ini alan kadın milletvekillerinin oranı yüzde 4.6 idi. 1939’da 400 milletvekilinden 15’i, 1943’te 435 milletvekilinden 16’sı, 1946’da 455 milletvekilinden 9’u kadındı. 1950’de 487 sandalyeden sadece 3’üne kadınlar seçildi. 1954’te 4, 1957’de 7, 1961’de 3, 1965’te 8, 1969’da 5 ve 1973’te 6 kadın Meclis’e girebildi. 1983’te parlamentoya 400 milletvekili arasında 12 kadın milletvekili geldi. 1987’de 450 sandalyeden 6’sı, 1991’de 8’i kadınların oldu. 1995’te 550 milletvekili arasında 13, 1999’da 22, 2002’de 24 kadın bulundu. Kadın parlamenter oranının yüzde 5’i aştığı ilk dönem 2007’de gerçekleşti. 550 milletvekilinden 50’si, son genel seçimin yapıldığı 2011’de ise 79’u kadın parlamenterdi. Sonuç olarak TBMM’de kadın milletvekillerinin oranı, 1935 seçimlerinden 2011’e kadar yüzde 4 civarından yüzde 14’e kadar çıkabildi.

Bir ülke nüfusunun yüzde 50’si kadın iken neden siyasi temsili bu derece düşüktür? Bunun temel nedenini toplumsal cinsiyet rollerinin kadın ve erkekler için öngördüğü yaşam kalıplarının sosyo-ekonomik eşitsizliklerle birleşmesi olarak görebiliriz. Siyasal temsile ulaşma yolunda aracı olan mitinglere katılma, oy verme, parti kollarında görev alma gibi unsurlara çoğu kadın sosyal ortamlarının ve toplumsal yapının izin verdiği derecede dahil olabilmektedir. Ancak bu temellendirme, sorunu açıklamada yalnız gösterilemez. Çünkü asıl en önemli unsur siyasal sistemin işleyişine hakim olan «ataerkil yapı ve algı” dır. Erkek egemen toplum yapısının sosyal, ekonomik, siyasal ve daha bir çok alandaki egemenliği, yanlı bir işleyişi doğurmaktadır. Halihazırda ikincil sıraya atılan kadınların bu alanlarda kendilerine yer bulması neredeyse imkansız kılınmaktadır. Dahası kadınlara bir lütufçasına sağlanan temsile ve yere kanaat etmeleri beklenmektedir. Bu yüzden kadın ile erkek arasındaki eşitsizlik yaşamın can damarlarından birinde daha görülmeye devam ediyor.

Siyaset bilimci Dahlerup kadının siyasal yaşama katılımını güçlendirmek ve kadın-erkek arasındaki dengeyi sağlayabilmek için 5 argüman sunmuştur. Bunlar «adalet, fayda, tecrübe, menfaat çatışması ve modernleşme”dir. Nüfus açısından yüzde 50 kadın mevcudu nedeniyle siyasal temsilde de adaletin sağlanması ilk koşuldur. İkinci koşul ise bir ülkede mevcut olan bütün yeteneklerden yararlanılması, o toplumun faydasına olacağı gerçeğidir. Bu nedenle kadınların yeteneklerinden faydalanılmaması büyük bir hatadır. Kadınların tecrübelerinin dahil edilmesinin önemi üçüncü koşuldur. Bir toplumda farklı deneyimlere sahip olan kadın ve erkeğin, ihtiyaçlara yönelik farklı da çıkarımları olacaktır. Menfaatler çatışması argümanına göre ise kadın ile erkek farklı bakış açılarına sahip olduklarından, yine eşit temsil tek çözümdür. Çünkü aile içi şiddet, eşit işe eşit ücret gibi kadının mağdur olduğu konularda iyileştirmenin sağlanması ancak bu koşulların gerçekleşmesiyle olacaktır. Son argüman ise ülkenin modernleştirilmesi üzerinedir. Bir ülkeyi modernleştirebilmek ve en önemlisi demokrasiyi kılabilmek için kadının temsile katılımı şarttır.

Siyasal temsilde eşitliği sağlayabilmek için önerilen bir seçenek «cinsiyet kotası”dır. Bu kota sistemi eşit katılımlı temsil için kadınlara yapılan bir pozitif ayrımcılıktır. Anayasa ve seçim yasalarınca ulusal ya da bölgesel düzeyde kadın kotaları koyulabilir. Ancak cinsiyet kotası da tek başına yeterli bir uygulama değildir. Bunun devlet tarafından her alanda sosyal politikalarla desteklenmesi gerekir. «İkili kota” olarak önerilen bir diğer sistem ise sadece kadınların seçim listelerinde belirli rakamlarda gözükmesini değil, aynı zamanda «seçilebilecekleri” sıralardan aday gösterilmelerinin garantilenmesini zorunlu kılar. Kısacası görülüyor ki kadınların siyasal temsilde önlerini açacak kapıların anahtarı aslında siyasal partilerin elindedir.

7 Haziran 2015 tarihinde yapılacak olan genel seçim için açıklanan listelere baktığımızda, karşımıza çıkan son tablo:

AKP kadın aday sayısı 99, yaklaşık oran olarak yüzde 18

CHP kadın aday sayısı 103, yaklaşık oran olarak yüzde 18,7

MHP kadın aday sayısı 61, yaklaşık oran olarak yüzde 11

HDP kadın aday sayısı 268, yaklaşık oran olarak yüzde 48,7

Kadın adayların liste başı olarak yer verilme sayılarına bakacak olursak: AKP 4 ilde 1.sıra, CHP 15 ilde, MHP 2 ilde, HDP 25 ilde 1.sıra adayı olarak kadınlara yer vermiştir.

Başta belirttiğim gibi görünürde göz boyayan rakamlara rağmen Türkiye’de hiçbir değişim yaşanmamaktadır. Sayı olarak artan ancak pratikte hiçbir etkisi olmayan kadın adaylar, seçim listelerinin son sıralarında kaybolmaya mahkum edilmektedir. Bu nedenle «Kadınların çalışma hayatında karşılarına çıkan cam tavan mecliste de mi var?” diye sormadan edemedim. Son olarak, Kadın Adayları Destekleme Derneği’nin önümüzdeki seçimlerde kadın milletvekili sayısının artması için «Biz Ne Diyoruz Siz Ne Anlıyorsunuz!” kampanyasını başlattı. KA.DER Genel Başkanı Gönül Karahanoğlu 7 Haziran seçimleri için yaptığı değerlendirmede «Siyasal süreçlerde kadınlar erkekler tarafından temsil edilemez. Çünkü bir grup insan, kendi yaşamadığı sorunlarla karşı karşıya kalan diğer bir grup insanın yaşamını ilgilendiren temel konularda karar verme yetkisine sahip ise ‘temsil eden’ ile ‘temsil edilen’ arasındaki ilişkinin demokratik olup olmadığı tartışmalı hale gelir. Kadınların sorunlarının çözümünün kadınların siyasal temsili ile olanaklı olduğunu kabul etmek, demokrasinin ilkesi olan kendi yaşamı hakkında karar verme gereğidir. Kadının siyasi katılımı, her şeyden önce ‘gerçek demokrasi’ için gereklidir. Bu yüzden, eşitlik ilkesine karşı çıkmayın ve gerçek demokrasi için kadınları aday gösterin” diyerek, siyasilere bir kez daha çağrıda bulundu.

*Başlık Sabahattin Ali - Sırça Köşk hikayesinden esinlenilmiştir. Henüz okuyamamış tüm okuyucularımız için tavsiye edilir.



01/05/2015



Yazarın diğer yazıları

Kadına Dayatılan Çıkmaz: Namus ve Töre (01/05/2017)
“Hayır” Hayır Demektir! (01/03/2017)
Kadına Karşı Şiddet Mecliste! (01/02/2017)
2017’de Kadınları Neler Bekliyor? (01/01/2017)
Kadınlar ve Çocuklar Filikalara! (01/12/2016)
Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü (01/11/2016)
Basit Bir Şort Meselesi mi? (01/10/2016)
Hande Kader İçin Susma! (01/09/2016)
SAVAŞ GANİMETİ KADINLAR (01/08/2016)
ÇİLEM: KADIN OLMAK (30/06/2016)
Kadın ve Çocuk Haklarını Sıfırlayan Boşanma Komisyonu (01/06/2016)
Yeni Akit’in Hedef Gösterdiği “KADIN MEDYA OKULU” Neler Öğretti? (01/05/2016)
Bir Kereliğine Tecavüzü Meşru Kılma! (01/04/2016)
İsyanı Var Bizde Haksız Yüzyılların (01/03/2016)
“İyi Halli” Tecavüzcüler, “Tahrik Eden” Kadınlar (01/02/2016)
Kadınlar Yeni Yılda Ne ister? (01/01/2016)
Tahir Elçi * (01/12/2015)
Türkiye’nin Uzak Kaldığı Kelimeler: emek, barış, demokrasi (01/11/2015)
Dağarcık Türkiye’de 1 Yıl Nasıl Geçer? (01/10/2015)
Hayallerin Ötesinde: BM Güvenlik Konseyi’nde Eşcinsel Bir Mülteci (01/09/2015)
Yarın Savaş Başladığında (01/08/2015)
#LoveWins (01/07/2015)
23. İstanbul LGBTİ Onur Haftası (01/06/2015)
Themis: Adalet Tanrıçası (01/04/2015)
Erkeklerin Ayakları Altındaki Cehennem (01/03/2015)
Son Mektup (15/02/2015)
Kadına Yönelik Şiddete Karşı: İstanbul Sözleşmesi (01/02/2015)
‘Kadın Bedeni’ 2014 Senesini Nasıl Bitirdi? (01/01/2015)
Kadınlar İçin Kariyer Önerisi: Yumurta Dondurmak (01/12/2014)
Sesimizin Değerini Ancak Susturulduğumuzda Anlarız (11/11/2014)