Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Sinema ve Propaganda

Şadiye Ceylan

1.Sinem Kavramı ve Tarihsel Gelişim

İnsanların genellikle eğlence aracı olarak gördükleri sinema aslında bünyesinde birçok özelliği de barındırmaktadır. Sinema sözlük anlamında herhangi bir devinimi, düzenli aralıklarla parçalara bölerek bunların resimlerini saptama, sonra bunların resimlerini saptama, sonra bunları gösterici yardımıyla karanlık bir yerde görüntülük üzerinden yansıtarak devinimi oluşturma işi olarak karşımıza çıkar. 1

Güzel sanatların bir dalı olarak gösterilen sinema kavramının kelime olarak kökeni Fransızcaya dayanmaktadır, “sinematografi”den kısaltılarak kullanılan sinema, hareketin kaydı anlamına gelmektedir. 2 Sinema diğer dallarda olduğu gibi sadece sanat olarak sınırlı kalmamış aynı zamanda bir ticari faaliyet halini almıştır. Bunun en büyük sebebi, sinema yapmak için ihtiyaç duyulan araçların maliyetidir. Sinemanın icat olarak geliştirilmesinin köklerini üç kaynağa bağlamak mümkündür; bunlar sırasıyla; büyülü fener, optik oyuncak ve fotoğrafın icat olunmasıdır. 3

Sinema aygıtının icadı tek bir çizgi üzerinde icat edilmedi. Farklı pek çok alanda yapılan buluşlar yüzyıllar içindeki birikimi, on dokuzuncu yüzyılın sonun da Cinématographe ’ın keşfinin zeminini hazırladı. Bu nedenle sinem aygıtının gelişiminde kimin neyin mucidi olduğu tartışmalı bir konudur. Aşağı yukarı pek çok ülkede, aynı tarihlerde, birbirine benzer çekim ve gösterim aygıtlarının patenti alınmıştır. 4

Sinema icadı ve gelişiminde en çok etkisi bulunanlar arasında, Thomas Alva Edison, William Kennedy Laurie Dickson, Lumiére Kardeşler, Louis ve Aguste Kardeşler, Augustin Louis Le Prince ve William Friese-Green bulunmaktadır. 5

Thomas Alva Edison ve William K. L. Dickson, Kinetoscope ’u, yani 16 metre film alan görüntünün, sadece bir kişinin göz deliğinden bakıp görebileceği aygıtı, on dokuzuncu yüzyılda yaptılar. Bu ilk hareketli resim denemesi sesliydi; filmde Disckson’un kendisi görülmekteydi ve eşlemeli çalışan Phonography sayesinde ses duyuluyordu. On dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde, Edison’un gösterileri ABD ve Avrupa’da yaygınlaştı; fakat bu durum tek başına ortaya çıkmamıştı. Çünkü filmde kullanılan makaranın icadı George Eastman’dı. George Eastman’da, Hannibal Goodwin’e ait olan başka bir buluştan yararlanmıştı. Goodwin, film şeridi için en iyi malzemenin “ selüloit” olduğunu kanıtlamıştı. 6

1884 yılında Eastman, fotoğrafçılıkta kullanılan tek sayfa slaytlar yerine; ilk olarak kâğıt daha sonra film tekeri üretmeyi başardı. On dokuzuncu yüzyılın sonuna gelindiğinde ise Fransız Louis Le Prince, hareketli görüntüleri kaydedebilen bir makinenin patentini aldı. Prince bu makine ile Leeds Köprüsü’ne giderek, oradan geçen insanları ve tramvayları çekti. Kâğıt teker filmlerinden biriyle çekilmiş olan bu film sadece, tek seferde bir kişinin görmesine olanak sağlayan Edison Kinetoscope ile görülebilirdi. Bununla birlikte Eastman, selüloit filmlerine bir dizi delik açarak, filmin bir kamera ve projektör içerine geçirilmesine olanak sağladı. Geride tek kalan sorun her bir karanin lensin önünde ir saniye de olsa kalabilmesi idi. Bu sorunun çözümünü bulanlar ise Fransız Lumiére Kardeşler oldu. Kaydettiği görüntüleri yansıbilme özelliği olan Cinématoraphe adını verdikleri aygıttır. Sinemanın ilk teknolojisinin gelişmesine katkıda bulunan bir diğer yenilik ise, Amerikalı olan Latham Ailesi’nin film tekerleğinin biraz daha gevşek sardırarak kameradan filmin ansızın kopmasını engellemek olmuştur. 7

Lumiére Kardeşler, bütün bu gelişmelerin sonunda ilk film gösterimlerini, 28 Aralık 1895 yılında, Capucines Bulvarı’ndaki Grand Cafe’de yaptılar. Gösterim ilk başta pek ses getirmese de birkaç hafta için de büyük bir yankı uyandırdı. Lumiére Kardeşler bu dönem içinde Cinématographe’ nin gelişimine büyük önem gösterdiler ve film sektöründe dünya pazarına hükmetmeye başladılar. 8

Bu girişimin ilk yirmi yılında, filmler dünyanın her yerine yayıldı ve büyük kitleler tarafından izlendi. Avrupa’nın önemli ülkelerinde, ABD’de, Kanada’da, Hindistan’da, Çin’de, Japonya’da, Türkiye’de, Arjantin’de, Meksika’da, Brezilya’da ve Avusturalya’da filmler yapılmaya başlanmıştı ve daha o zamanda bu ülkelerin çoğunda var olan endüstri tarafından desteklenmeye başlandı. 9 Bunun en büyük nedeni sinema, ilk yıllarında yaratıcı bir sanattan ziyade endüstriyel bir süreç olarak algılanmasıydı. 10



2.2. Sinema ve Propaganda İlişkisi

Propagandanın temel amaçlarından bir tanesi de en az maliyet ile geniş halk kitlelerine ulaşmaktır. Sinema bu açıdan propagandacılar için vazgeçilmez bir araç niteliği taşımaktadır. Propaganda öğeleriyle yüklü bir sinema filmi çekmek ve insanlara bunu ulaştırmak birçok propaganda faaliyetlerinden daha az maliyetli ve etkili olmaktadır.

Sinema görselliği ve işitselliği bir arada kullanabilmesi de insanların üzerinde son derece önemli etkiler bırakmakta ve propagandacıların bu etkileşimi kullandığı görülmektedir.



2.2.1. Propaganda Sineması

Kitle iletişim araçlarının birer propaganda unsuru olarak kullanılması kaçınılmaz olarak sinemanın da işin içine girmesine neden olmuştur. Sinema yaygın ve popüler bir algı olması nedeniyle sosyo-politik olarak modern kültürde çok önemli bir rol oynamaktadır.

Siyasal olayları anlatan, ama bunu yaparken sanatsal kaygılardan uzakta belli bir siyasal amacın gerçekleşmesi için yapılan filmler mevcuttur. Kendi görüş, düşünüş ve yaşam tarzlarını aktarmak ve karşısındakine dayatmak isterken insanlar sinemayı kullanır. Buna propaganda sineması demek mümkündür. Devrimci sinema, militan sinema ve karşı devrimi sinema şeklinde toplanabilen bu sinemayı dünyanın meydana getiren grupları görmekteyiz. Sinemanın propaganda faaliyeti olarak kullanılması alında sinema etkinliğinden kaynaklanmaktadır. Ses ve görüntünün bir arada izleyiciye sunulması ve karşılığında ödenen bedelin son derece az miktar olması sebebiyle belli bir mesajı iletmek isteyen propagandacılar geniş halk kitlelerine sinema yoluyla ulaşabileceklerini düşünmüş ve bunda başarılı olmuşlardır.

Sanayi Devrimi ile birlikte kent yaşamı canlılık kazanmış ve sinema ilk olarak kendisine kentli kitleyi hedef seçmiştir. Görsel iletişimin gerçeklik etkisi sinemayı bu açıdan yazılı kaynaklardan daha cazip hale getirmiş, özellikle ilk yıllarında mucizevi bir buluş olarak karşılanmıştır. Bu buluş ile birlikte dünya üzerinde birçok yerde sinema salonlarında geniş kitlelere film izlettirilmiş ve böylece sinema herkesçe tanınan bir konuma gelmiştir. Devletlerin sinemaya ilgi duymaya başlamasıyla birlikte, devletleştirme işlemlerimde başlamıştır. Devleştirme işleminin hemen sonrasında uygulamaya konulan kültür programı içinde, eğitsel sinema, bilimsel sinema ve canlandırma sineması seçkin bir yer işgal etmeye başlamıştır. 11

Sinema Birinci Dünya Savaşı ile birlikte propaganda aracı olarak kullanılmaya başlanmış ve Osmanlı İmparatorluğu, Rus Çarlığı dışında savaşan bütün ülkeler basın ve sinema filmleri gibi oturmuş iletişim sistemlerini propaganda kampanyaları için devreye sokabilecek duruma getirmişlerdir. 12 Teknolojik gelişmeleri bünyesine erken sokabilen batılı ülkeler özellikle bu konuda önemli çalışmalar yapmışlardır. Savaşan ülkelerin büyük bir kısmı kendi bünyelerinde propaganda amaçlı sinema birimleri oluşturmuş ve bu noktada sinema özellikle kendi halkının moralini yükseltmek ve savaş hakkında bilgi vermek amacıyla kullanılmıştır. Savaş dönemi boyunca Nazi Almanya’sı ve Sovyet Rusya propagandayı etkili bir savaş silahı olarak kullanırken İngiltere ve İtalya da propagandayı sinema da ele aldılar. İngiltere’de sinema etkili bir propaganda aracıydı. Özellikle belgesel sinemada diğer ülkelere oranla daha başarılı olan İngiltere’de belgesel filmler, propaganda amaçlı kullanılmaktaydı. İngiliz Belgesel Sinema hareketi, John Grierson tarafından başlatılmıştı ve Grierson zamanda İngiliz Belgesel Okulu’nun da kurucusuydu. 1939 yılında patlak veren savaş İngiliz belgesel film yapımcılarına büyük bir şans verdi ve böylece çok fazla film çekebildiler. 13

Belgesel sinema, savaş dönemlerin de hiç olmadığı kadar başvurulan, iktidarların bir anda dikkatini çeken bir tür halini almıştır. Propagandanın en önemli silahı olan belgesel, Birinci Dünya Savaşı yılların da basit çekim ve kurguyu kapsıyordu ve henüz adı konulmamıştı. Almanların 1917 yılında kurduğu “UFA”, ilk başta sadece propaganda filmleri çekip Almanya’nın imajını düzeltmek için filmler çekiliyordu. Alman askerleri güler yüzlü bir şekilde ve sivil halka yardım ederken kameraya alınıyordu. Ancak Hitler’in iktidara gelmesi ile propaganda sineması, beyin yıkama filmleri üretmeye başladı. Daha sonra İkinci Dünya Savaşı arifesinde ve savaşın sürdüğü yıllarda, iki büyük rakip olan Almanya ve ABD, propaganda filmleri üzerinden ayrı bir savaş sürdürdüler. 14

Naziler sinemayı, çok ciddi bir propaganda aracı olarak gördü. Neredeyse sinemada çalışan bütün insanlar derhal Führer’e yemin ettiler. 1 Mayıs 1934 yılında UFA’da bulunan 5.000 UFA Stüdyosu çalışanlarının tamamı hiçbir itiraz etmeden Führer’e yemin etmişti. Önerilen filmlerin konuları, film yapımından önce denetlemek amacıyla plan ve senaryo halinde Reich Film Dramasın Danışmanına teslim edilmesini kabul eden Reich Sinema Film Yasası 1920’de kabul edilmiş, eski Sinema Film Yasası’nı yerini almıştır. 15



2.2.2. Sinemada Propagandanın Kullanım Örnekleri

Propagandanın sinemadaki işlevi savaş dönemlerinde daha çok popülerlik kazanmıştı. Neredeyse büyük devletlerin tümü savaş döneminden propaganda sinemasını etkili bir şekilde kullanmıştır. Bu bölümde savaş propagandasını ve propagandanın sinemada yeni anlamlar kazanmasını sağlayan ülkelere değinilecektir. Bunlar, Sovyet Rusya dönemi, Nazi Almanya’sı dönemi, Fransız dönemi ve Amerika-Hollywood dönemi olarak incelenecektir.



2.2.2.1. Sovyet Rusya Dönemi

Rus sineması, 1908 yılının son aylarında Aleksandr Drankov’un “Stanka Razin” adlı filmiyle doğdu. 1917 devrimine kadar ki on yıl içinde bu sinema o yılların hemen bütün ulusal sinemaları gibi kısa güldürü, melodram, haber filmlerinden oluşuyordu. Bu filmler yerli ve yabancı edebiyat türlerinden yapılan uyarlamalardı. 16

1917 Ekim Devrimi, modern dünya tarihinde bir devrim niteliği taşımaktadır. Paris Komünü’nün 72 günlük deneyiminden sonra Rus devrimi, sınıf savaşının en önemli duraklarından bir oldu. 17

İşçi sınıfı artık Mraks’ın “Dünyanın bütün işleri birleşin!” manifestosu ilk defa somutlaşmıştı. 1917 Ekim Devrimi’nden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Bu duruma sinemayı da dahil edebiliriz. 1920’li yıllar Sovyet sinemasının kendisini dünyaya tanıttığı dönemdir. Sovyet sineması bu dönemde yarattığı kuramları, edebiyat ve yeni filmlerle dünya sinemasını derinden etkilemeyi başarmıştır. 18

Yeni Sovyet sinemasının ana unsuru olarak didaktizim yani öğreticilik seçilmiştir. Tarihe bir göze bakmak ve yeniden yorumlamak ve bu yolla geleceğe biçim vermek çabaları Rusya’da 1920’li, 30’lu yılların ustalarını çıkardı. Bunlar Eisentein, Pudovkin ve Dovzhenko’dur. Bu ustalar dünya sinemasında kendilerine özgü kurgu/montaj yenilikleri, görüntü çerçeveleme/kompozisyon yeniliklerini buldular. 19 Eisentein, sinemanın ilk ve en önemli kuramcısıdır. Hemen her ülkede, film estetiği üzerine yapılan çalışmaların ilk örnekleri Eisentein etkisi ile çekilmiştir. Sergei Eisentein, Sovyet sinemasının kuramcısıdır ve yaptığı filmlerde filmi oluşturan kurgu ile yazı arasındaki çatışmayı göstererek enstantaneyi filmin temel yapısı olarak tanıtmış ve görüntüleri düzenlemeyi öğretmiştir. “Potemkin Zırhlısı” Eisentein’ın hayranlık uyandıran kurgu tekniğine örnektir. 20 1925 yılında çekilen “Potemkin Zırhlısı” filminde Potemkin Savaş Gemisi’nde çıkan bir isyan anlatılmaktadır. Bu filmle Çar rejimi şiddetli bir şekilde eleştirilmiş ve 1905 devrimi desteklenmiştir.

Bu dönemde sinemada toplumsal konuların ağırlık kazanması, kişinin kendisini ve çevresini dönüştürme çabası içerisinde olması, bu dönemdeki filmlerin merkeze noktası olmuştur. Sinemanın hem devrimin tanığı, hem de devrimci bilinci güçlendirmenin aracı olarak kullanılması bu dönemin tipik özelliklerindendir. Sinema şirketlerinin ve sinema salonlarının devletin eline geçmesiyle alt yapısı hazırlanan Sovyet sineması, kendi film stüdyolarını kurmaya başlamışlardır. 1927 yılana gelindiğinde, Sovyet sinemasında büyük stüdyoları görmek mümkündür. 21

Sovyet filmlerini Paul Rotha dört bölüme ayırmaktadır; Birincisi devrim öncesi, devrim sırasında ve devrim sonrasındaki genel konuları içermektedir. İkinci sınıfta hükümet, eğitimsel bilimsel ve kültürel filmler geliştirmiştir, üçüncüsü haber ve gerçeller, haftanın olaylarının anlatıldığı haber yapımları ve sonuncusu ise çocuk filmleri, sine kurgu ve eğitimseldir. 22

Birinci Dünya Savaşı’nın bitimiyle birlikte Rusya’da Lenin sinemayı önemli bir propaganda aracı olarak kullanmıştır. Bolşevik Devrimi ile birlikte sinema kentlerden köylere kadar inmiş ve tamamen propaganda amacıyla kullanılmıştır. Sovyet sineması, öncelikle kitleleri eğitmeyi amaçlamıştı. Sinema onlara genel ve siyasal bir eğitim yolunu aralamıştır.

Lenin’in ölümünden sonra Sovyet Rusya’nın başına devrimin önderlerinden Stalin getirildi. Yirminci yüzyılın en tartışmalı liderlerinden biri olan Stalin, genel olarak her şeyin kendi kontrolünde olmasını isterdi. Devrimin kesin çizgileri bu dönemde belli oldu. Katı bir sosyalist gerçekçilik olarak tanımlanan resmi ideoloji bütün yaratılan sanat eserlerini kaplıyordu. Stalin döneminde yapılan birçok film kurulan sansür kurulundan geçemedi. Filmler artık devlet kontrolü altına girmişti ve yönetmenler filmlerini devlet stüdyolarında hazırlıyorlardı. Bu yönetmenlerin çoğu devlet sinema okullarında yetişmekteydi. sosyal gerçekçilik anlayışı, üretilen filmlerin büyük bir kısmında gerçekçi olmayan, idealize edilmiş karakterler olmasına neden oldu. İdeal bir fabrika işçisi, ideal bir asker, ideal bir çiftçi Sovyet filmlerinde bu dönemde sık sık karşımıza çıkmaktadır. Filmler, Sovyet yöneticilerin istediği doğrultuda çekilmeye başlandı, böylece Sovyet Sineması yavaş yavaş önemini kaybetmeye başladı. 23



2.2.2.2. Hitler Almanya’sı Dönemi

Sinema, Hitler Almanya’sı tarafından da etkin bir şekilde kullanılmıştır. 1933 yılında Hitler’in Alman Devleti’nin başına geçmesi sonrasında Nazi Partisi propagandayı siyasi gücünü sağlamlaştırmak ve muhalif siyasal ve toplumsal odakları tecritmek ve Alman toplumunu ırkçı bir toplum yapmak için kullandı. Naziler Alman kitle iletişim araçlarını Hitler’in dış politikasını geçerli kılmak ve kamuoyunu savaşa hazırlamak için bir araç olarak gördüler. 24 Bu doğrultuda çekilen filmler büyük salonlarda halka izletilmekte ve böylece yoğun bir propaganda uygulanmaktaydı. Sinemanın inandırıcılık unsurunu erken keşfeden Hitleri böylece siyasetini Alman toplumuna kolayca kabul ettirebilmiştir.

Propagandayı kusursuz şekilde uygulamayı başlayan Hitler ve Propaganda Bakanı Goebbels, çağdaş propagandanın yaratılışında sinemayı da kullanarak önemli bir rol oynamıştır. 25 Bu tür propagandanın halkın üzerinde yeni uygulanması halk üzerinde de direkt etkili olmuş ve propagandanın inandırıcılık seviyesi yükselmiştir. Partinin sponsorluğunu yaptığı ilk film, “Hitler’s Flug Über Deuttschland (Hitler’in Almanya Gezisi)” Hitler’in 1932 seçim kampanyasında yaptıkları seyahatler anlatılmaktaydı.

Bunu diğer seçim propaganda filmleri takip etti. Daha çok savaş belgesel türü alanın da filmler tercih edilmiştir. Savaş belgesel film türü 1933 yılında Goebbels’in yönetiminde oluşturulan Alman Propaganda Bakanlığı’nın propaganda amaçlı filmleriyle başladı. Hitler’in isteği üzerine Nürnberg’deki toplantının belgesel nitelikteki çekimlerini yaparak bir propaganda filmi gerçekleştirme görevini Leni Riefenstahl’e verildi. 1935 yılında “Azmin Zaferi” adını alan bu filmde yönetmen bir yandan gerçeği sahneye koyarken diğer yandan da filmi amalarına uygun olarak önemli bir propaganda filmi gerçekleşti. 26 bu film, 1935 Venedik Ulusal Film Festivali’nde altın madalya, Paris Film Festivali’nde büyük ödül kazanmıştı. Reifenstahl’ın bir diğer önemli filmi ise, 1936 yılı yapımı “Olimpia”dır. Olimpia filmiyle başarısını devam ettiren yönetmen, filmde gerçeklerin bir kısmını alıcı için sahneleyerek 1936 Berlin Olimpiyat Oyunları’nı kaydetti. Parlak görüntüler ve etkili kurgunun yer aldığı bu filmde Nazi ruhunun sevinç ve zaferi psikolojik olarak yer almaktadır. 27 Nazi iktidar süresince, parti toplantıları, Berlin Olimpiyat Oyunları ve çarpıtılmış haber filmleri ve benzeri propaganda belgeselleri dışında yoğun siyasal mesajlar veren bir dizi sanatsal filmler de yapıldı. 28

Alman sineması büyük bir sinema olmuştur, sinema dünyasına çok önemli ilkeler ve oluşumlar üretmiştir. Onun bireysel gelişimi kamera serbestliğinden mimari çevrenin bir gerçekleştirme parçası olarak ele alınmasından, bütünlük duygusundan kaynaklanır. Alman sineması kendi içinde başladığı ve bittiği ifadesi son derece doğrudur. 29 Propaganda amaçlı kullanılan Alman sineması aslında Hitler’in siyaset sahnesinden silinmesiyle kendi içine dönmüş ve sadece propagandaya dayalı sinema olması özelliğinden dolayı yok olma noktasına gelmiştir.







2.2.2.3. Amerikan Hollywood Dönemi

Her ne kadar sinema Nazi Partisi ve Sovyet Birliği’nde etkin bir propaganda aracı olarak kullanılsa da özellikle 1990’lı yıllardan sonraki tek kutuplu dünya düzeninin bu alandaki tek hakimi Amerika Birleşik Devletleri olmuştur. Sinemanın belirli dönemlerle sınırlandığı Nazi ve Sovyet yönetimlerinin aksine Amerika Birleşik Devletleri’nde bu olgu uzun bir süreçte ortaya çıkmış ve devamlılığı günümüze kadar sürmüştür. Bu açıdan bakıldığında Amerikan sineması sanayi aslında dünyaya yönelik propaganda faaliyetlerinin uzun süre devam ettirebilen tek siyasal ektir. Sinema kendisiyle beraber yönetmenleri, filmleri anlatan kitapları, çizgi romanları, fotoromanları, müzikleri ve yıldızları da lanse etmektedir. Günümüzde bunların her biri endüstri haline gelmiştir.

Amerika Birinci Dünya Savaşı’nın ardından devam eden rahatsızlık duymaya başlamış, sinemanın propaganda konusunda ortaya koyduğu başarıyı dikkate alarak bundan yararlanma yoluna gitmiştir. Nitekim Amerikalılar İkinci Dünya Savaşı’na kadar geçen çok kısa süre içerisinde Müslümanlar, tiksindirici gösterecek 400’ü aşkın filmle sinema perdesine aktarmaya çekinmemişlerdir. O dönemde Amerika’ya göç eden Müslümanların çoğunu Araplar oluşturduğu için, yapılan filmlerde de özellikle Müslüman Araplar hakkında olumsu kanaat oluşturma amacına yönelmişlerdir. Bu filmlerde Araplar, çölde yaşayan, develere binen, birbirleriyle savaşan, esir pazarlarında kadın alıp satan karakterler olarak canlandırılmıştı. 30

Amerikan sinemasının merkezi olan Hollywood için en önemli mesele, her zaman neyin nasıl satılacağı olmuştur. Amerikan filmlerinde etkin roller oynayan film çeşitliliği ve yıldız oyuncular, bu açıdan en güvenilir dayanaklar olarak ortaya çıkmıştı. 31

Sinema endüstrisi Amerika Birleşik Devletleri için önde gelen bir sanat ve iş alanı olup her hafta 85 milyon Amerikalı sinema salonlarını doldurmaktır, bu yüzden Hollywood, Amerikalının duygu ve düşüncelerini etkileyebilme gücüne sahiptir. Örneğin Hollywood’da giyilen giysiler ertesi gün tüm ulus tarafından giyilmekte, Hollywood’da ne gösteriliyorsa çok geçmeden Amerikan halkı bu gösterileni benimseyerek aynısını tüketmeye, yaşamaya ve davranmaya başlamaktadır. 32 Bu açıdan bakıldığında propagandanın önceki durumlarda sert ve direkt verilmesine karşın Hollywood, bu öğeleri kitlelere daha fazla ambajlayarak daha derinden vermiştir.

Sinema ile Amerika, kendi millî değerlerinin görüntülerini dünyaya yaydığı gibi kendi yaşam tarzının örneklerini de aynı şekilde ama temelde çok daha iyi yaymaktadır. Bunların toplamı, kültürel bir yansıma oluyor ve bu kültürel yansıma, sinemanın aracılığıyla sonuçta her toplumun birbirine benzetme, tek düzene sokmaya kadar varıyor. Amerikan filmlerinin bu denli etkili olmasının sebebi küreselleşme sonrasında Amerikan filmlerinin dünyanın en ücra köşesine kadar ulaşabilmesidir.



2.2.2.4. İtalya Mussolini Dönemi

İtalya’nın ilk modern propagandisti Gabriele D’Annuzio 1863-1938 yılları arasında yaşamış şair ve yazardır. 1912 yılında kahramanlık ve yurt severlik temalı oyunu Gemi “La Neva” de Roma İmparatorluğu’nun yeniden doğuşu konu alınmaktadır. D’Annuzio yaşadığı İtalya2yı bu oyunda küçümsemiş, parlamenter İtalya’yı macerasız, güvensiz, burjuvaya tapan bir tolum olarak ele almıştır. D’Annuzio İtalya’nın eski görkemli gücünün propagandasını yapmıştır. D’Annuzio bir Latin olduğu için kendisiyle gurur duyduğunu Latin kanı taşımayanların barbar olduğunu savunmuştur. 20 yıl sonra Hitle ve Goebbels’te aynı yöntemi kullanmışlardır. 33

Sinema İtalya’da propaganda aracı olarak Nazi Almanya’sında olduğu kadar etili kullanılmamıştır. Faşist dönemin sonlarına doğru İtalyan film şirketleri çoğunlukla özel kesimde kalmışlardır. Bu da İtalya halkın politik ve ciddi filmlere sıcak bakmamasıyla açıklanabilmektedir. 34

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesi ve Mussolini iktidarındaki faşist rejimin yıkılmasının ardından İtalya siyasal anlamda bir yeniden yapılanma dönemine girdi. İkinci Dünya Savaşı, İtalya’da ekonomik olarak büyük zararlara yol açtı. Bunun sonucunda toplumsal yaşamda halkın her kesiminde büyük ölçüde etkileyen iki tema baş gösterdi; işsizlik ve yoksulluk. Tam bu sırada İtalyan ve dünya sinemasına damgasın vuran Yeni Gerçekçilik akımı da böyle bir ortamda oluştu. 35



SONUÇ

İletişimin bir sonucu olarak insanların birbirlerini etkileme istekleri var oldukları günden kendisini göstermiştir. İnsan topluluklarının bir arada yaşamaya başlamasıyla birlikte bu ihtiyaç yerini kitleleri etkileme olarak belirmiş ve beraberinde propaganda kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Önceleri daha ilkel yöntemlerle yapılan propaganda çalışmaları özellikle kitle iletişim araçlarının sürece dâhil olmasıyla birlikte daha sistematik ve etkili bir biçimde kullanılmaya başlanmıştır.

Özellikle gazete, sinema, radyo ve televizyonun kitleler arası iletişimde rol oynamaları propagandacının hedef kitlesine iletmek istediği mesajı daha rahat ve kısa yoldan ulaştırmasına olanak sağlamıştır. Bunlar arasında özellikle sinema, propagandacılar için vazgeçilmez bir araç halini almıştır. İnsanların eğlence olarak gördükleri film izleme davranışları sırasında kendilerine iletilen mesajları algılamaları ve kabullenmeleri daha etkili biçimde gerçekleşmektedir. Savaş olgusunun bir unsuru olan propaganda, değişen savaş teknikleriyle birleşerek sinema sektöründe kendisine yer edinmiş, silah ve kurşunlarla yapılan savaşların yerine enformasyon savaşları bünyesinde sinema kulvarında kendisini göstermiştir.

Yapılan çalışmada propaganda kavramı tarihsel süreç içerisinde ele alınmış ve Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sırasında yoğun ve etkin şekilde kullanılan çağdaş propagandanın temellerinin totaliter rejimler tarafından atılmış olduğu gerçeği saptanmıştır. Diğer iletişim araçlarının içerisinde propaganda adına en önemlilerinden birisi olarak karşımıza sinema çıkmaktadır. Karanlık bir salonda, tek bir ışık kaynağından yansıtılan filmle, insanlar üzerinde yaratılan etki çok önemlidir. Bu yüzdendir ki çağdaş propagandanın temellerini atan Hitler ve Lenin sinemadan sonuna kadar yararlanmaya çalışmıştır.



KAYNAKÇA

ABİSEL, Nilgün, Sessiz Sinema, Deki Yayınları, Ankara 2014.

ABİSEL, Nilgün, Popüler Sinema ve Türler, Alan Yayıncılık, İstanbul 1999., Sezer, 2. Dünya Savaşında İletişim ve Propaganda, İmaj Yayınları, Ankara 2003.

AKBULUT, Durmuş, Sinemanın İlkleri: Belgesel ve Deneysel Sinema, Etik Yayınları, İstanbul 2012.

BAYDUR, Mehmet, Sinema Yazılar, İletişim Yayınları, İstanbul 2004.

BEKTAŞ, Arsev, Siyasal Propaganda, Bağlam Yayınları, İstanbul 2002.

DOMENACH, Jean-Marie, Politika ve Propaganda, çev: Tahsin Yücel, Varlık Yayınları, İstanbul 2003.

FERRO, Marc, Sinema ve Tarih, (çev: Hülya Tufan, Turhan Ilgaz), Kesit Yayıncılık, İstanbul 1995.

GÜNDEŞ, Simten, Belgesel Filmin Yapısal Gelişimi Türkiye’ye Yansıması, Alfa Basım Yayın Dağıtım, İstanbul 1998.

GÜZ, Nükhet, Etkili İletişim Terimleri, İnkılap Yayınları, İstanbul 2002.

ONARAN, Ali Şerif, Sessiz Sinema Tarihi , Kitle Yayınları, Ankara 1994.

OYLUM, Rıza, Rus Sineması, Başka Yerler Yayınları, İstanbul 2011.

ÖZÖN, Nijat, 100 Soruda, Sinema Sanatı, Gerçek Yayınevi, İstanbul, 1984.

ÖZSOY, Osman, Propaganda ve Kamuoyu Oluşturma , Alfa Yayınları, İstanbul 1998

ÖZSOY, Osman, Türkiye’de Seçmen Davranışları ve Etkin Propaganda, Alfa Yayınları, İstanbul 2002.

PUDOVKİN, Vsevolod İllaryonoviç, Sinemanın Temel İlkeleri , çev: Nijat Özün, Bilgi Yayınevi, Ankara 1995.

ROBB, Brian J., Sessiz Sinema, çev: Eser Ulun, Kalkedon Yayınları, İstanbul 2013.

ROTHA, Paul, Sinema Tarihi Ülke Sinemaları , çev: İbrahim Şener, Sistem Yayınları, İstanbul 2000.

SCHILLER, Herbert, Zihin Yönlendirenler, çev: Cevdet Cerit, Pınar Yayınları, İstanbul 1997.

SİVAS, Ala, İtalyan Sinemasına Bakış, Kırmızı Kedi Yayınları, İstanbul 2010.

1  Nijat Özön, 100 Soruda, sinema Sanatı, Gerçek Yayınevi, İstanbul, 1984, s. 7.

2  Herbert Schiller, Zihin Yönlendirenler, (çev: Cevdet Cerit), Pınar Yayınları, İstanbul 1997, s. 13.

3  Ali Şerif Onaran, Sessiz Sinema Tarihi , Kitle Yayınları, Ankara 1994, s. 8.

4  Nilgün Abisel, Sessiz Sinema, Deki Yayınları, Ankara 2014, s. 5.

5  Brian J. Robb, Sessiz Sinema, (Çev: Eser Ulun), Kalkedon Yayınları, İstanbul 2013, s. 19.

6  Abisel, a.g.e ., s. 5-6

7  Robb, a.g.e., s. 19-20

8  Abisel, a.g.e., s. 18

9  Philip Kemp, Sinemanın Tüm Öyküsü, ( Çev: Ertan Yılmaz- Nuray Yılmaz ), Hayal Perest Yayınevi, İstanbul 2014.

10  Robb, a.g.e., s. 21

11  Marc Ferro, Sinema ve Tarih, (çev: Hülya Tufan, Turhan Ilgaz), Kesit Yayıncılık, İstanbul 1995, s. 119.

12  Arsev Bektaş, Siyasal Propaganda, Bağlam Yayınları, İstanbul 2002, s.128.

13  Akarcalı, a.g.e., s. 232

14  Durmuş Akbulut, Sinemanın İlkleri: Belgesel ve Deneysel Sinema, Etik Yayınları, İstanbul 2012, s. 41.

15  Akarcalı, a.g.e., s. 103.

16  Vsevolod İllaryonoviç Pudovkin, Sinemanın Temel İlkeleri , (çev: Nijat Özün), Bilgi Yayınevi, Ankara 1995, s. 7.

17  Rıza Oylum, Rus Sineması, Başka Yerler Yayınları, İstanbul 2011, s. 14.

18  Oylum, a.g.e., s. 14

19  Mehmet Baydur, Sinema Yazılar, İletişim Yayınları, İstanbul 2004, s. 74.

20  Akarcal, a.g.e., s. 204

21  Oylum, a.g.e., s. 15

22  Paul Rotha, Sinema Tarihi Ülke Sinemaları , (çev: İbrahim Şener), Sistem Yayınları, İstanbul 2000, s. 159-160.

23  Oylum, a.g.e., s. 19

24  Arsev Bektaş, Siyasal Propaganda, Bağlam Yayınları, İstanbul 2002, s. 152.

25  Domenach, a.g.e., s. 40

26  Simten Güneş, Belgesel Filmin Yapısal Gelişimi Türkiye’ye Yansıması, Alfa Basım Yayın Dağıtım, İstanbul 1998, s. 79.

27  Gündeş, a.g.e., s. 79

28  Arsev Bektaş, Siyasal Propaganda, Bağlam Yayınları, İstanbul 2002, s. 157.

29  Rotha, a.g.e., s. 210

30  Osman Özsoy, Propaganda ve Kamuoyu Oluşturma, Alfa Yayınları, İstanbul 1998, s. 358.

31  Nilgün Abisel, Popüler Sinema ve Türler, Alan Yayıncılık, İstanbul 1999, s. 44.

32  Akarcalı, a.g.e., s. 253

33  Akarcalı, a.g.e., s. 137

34  Akarcalı, a.g.e., s. 138

35  Ala Sivas, İtalyan Sinemasına Bakış, Kırmızı Kedi Yayınları, İstanbul 2010, s. 42.



01/06/2017



Önceki yazılar

Sergei Mikhaylovich Eisenstein (01/11/2017)
Milli Sinema (Beyaz Sinema) (01/10/2017)
Anadolu’dan Bı̇r Elı̇a Kazan Geçtı̇ (01/09/2017)
Toplumsal Gercekçı̇lı̇k Akımı Bağlamında: Gecelerı̇n Ötesı̇ Fı̇lmı̇ (Metin Erksan) (01/08/2017)
Bir Yönetmen ve Kuramcı: Jean Mitry (01/07/2017)