Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Sıkıştırılmış ve Gerilmiş Toplum

Zihni Çetiner

Sosyal olaylar bir süreç içerisinde tarihsel olarak gelişir ve değişir. Bu değişim sürecinde toplum sıkıştırılır veya gerilirse, ya büyük bir patlama olur ya da o toplum orta yerden çat diye kırılır. Genel olarak devrimler bu sıkışma ve gerilmenin neticesinde gerçekleşir. Yönetim erkini elinde bulunduranların gözleri genel olarak renk körüdür. Kırmızıyı yeşil, yeşili kırmızı görürler. Bir de bunlar tarih bilincine ve kültürel gelişmeye kapalı doğmalara sahipseler, yönettikleri toplumu kaçınılmaz olarak felakete sürüklenmekten kurtulamazlar.

Cumhuriyetimiz uzun bir zamandır aymaz kadroların iktidarında yozlaştırılarak ve O’nun kazanımları köşesinden törpülenerek bu günlere getirildi. Dönüşü zor olan bu günler patlamaya hazır beklemektedir. Kutsal değerlerin toplum üzerindeki etkisi patlamanın fitilini ateşlemiş bulunmaktadır. 1789 Fransız Burjuva Devrimini geç kavrayan Osmanlı aydınları dünyadaki ekonomik ve sosyal gelişmeyi göremediler. Son iki yüzyıldır batış sürecine giren Osmanlı, Türkleşmek-İslamlaşmak-Osmanlılaşmak gibi bir üçlemin açmazına girdi. Türk-İslam sentezi ile kurtuluş arayanlar batılılaşırken, aydınlanma yerine yaşam tarzını taklit ederek kurtuluş aradılar. Bu anlayışın sonunda üç siyasal görüş ortaya çıktı.

1-İttihat ve Terakki,

2-İtilaf ve Hürriyet,

3-Ahrar

İttihat ve Terakki mensupları, Türkleşerek yenileşip devleti kurtarma sevdası ile yola çıkarken, ne kadar kahraman ve iyi niyetli olurlarsa olsunlar, sonunda devletin dağılmasına neden oldular. Bu parçalanma önder kadrolarının de öldürülmeleriyle sonuçlandı. Kahramanlıklar sosyal olaylarda anılsa bile olumsuzlukla sonuçlandığında, kahramanları sorumluluktan kurtarmaz.

İtilaf ve Hürriyet gurubu ise daha işin başında işbirlikçi hainliği göze almış bulunuyordu. I. Dünya savaşı sonunda Mondros Sözleşmesi ile ülke galip devletler tarafından dört bir bucağından işgal edildi. Ülkeyi terk eden İttihatçıların yerine Padişah tarafından İtilafçılar iktidar koltuklarına oturtuldu. İşgal kuvvetleri ile kaçınılmaz olarak işbirliği yapan İtilafçılar Ulusal Kurtuluş savaşına karşı siyasal ve yasal olarak direndiler. Hatta daha da ileri giderek, kurtuluş savaşı için uğraşanları yakalandıkları yerde idama mahkum ettiler. Kurtuluş Savaşı kuvvetlerinin üzerine Aznavur adlı birinin komutasında adına «hilafet ordusu” dedikleri yeşil bayraklı kuvvetleri saldılar. Savaş kazanıldıktan sonra da ihanetlerinin bedelini tarih sahnesinden silinerek ödediler. Bu onlar için çok ucuz ödenmiş bir bedeldi.

Ahrar’cılar ise en güçsüz siyasal görüş olarak sessiz ve sedasız bu gelişmeleri uzaktan seyrettiler. Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze kadar Ahrar’cıların artçıları Cumhuriyet yönetiminden çıkarları zedelenenlerle kol kola gizli ve açık olarak siyaset sahnesinde yer aldılar. Prens Sebahattin’in serbest piyasa ekonomisine dayalı liberal görüşlerini günümüze BOP eş başkanlığı ile birleştirerek taşıdılar. İşgal altında, işbirliği biraz olsun hoş görülse de bağımsız bir Cumhuriyet yönetimin de ülkeyi haraç-mezat satmak ihanetten gayri bir ifade ile tanımlanamaz.

Ahrar’ın artçıları 2002 Kasım’ında iktidar koltuğuna oturdular. Cumhuriyet’in Kurucu Partisi’nin o dönemki Genel Başkanı, muhtar bile olamayacak siyasi yasaklı birini, davul zurna ile Anayasa değişikliği yaparak, Başbakan koltuğuna oturtturdu. Hakkında Orman suçundan belediye başkanlığı dönemindeki yolsuzluklara varana kadar aklanmamış davalar bulunan zat-ı muhterem Cumhuriyet’in seksen yılda yaptıklarını inkarla işe başladı. Osmanlı hastası olan başbakan son günlerde raydan çıkmış bir treni andırıyor. Ne Anayasa, ne hukuk ne de kanun dinliyor. İçindeki gizli çatışma duygusu ile geriye dönüş için her tür yalanla toplumu aldatıyor ve hedefine adım adım yaklaşıyor.

Yalan ve dolanla toplumu aldatarak 2011de yapılan Anayasa referandumundan sonra yargıyı da kontrolüne alarak, Cumhuriyetin sağlam kalesi olarak görülen orduyu da Ergenekon, balyoz ve casusluk davaları ile sindirerek emellerini gerçekleştirmek için önünde engel bırakmadı. Bugün, ileri demokrasi adı altında faşist, tek kişiye dayalı diktatoryasını kurmuş bulunuyor. Kesin ve uzlaşmasız yönetimi ulusa dayatıyor. Çıkardığı her yasaya bir kulp takarak cumhuriyet kazanımlarını sosyal olarak İslami yaşama, ekonomiyi yabancı sermayenin egemenliğine dönüştürüyor. Üretmeden tüketen bir ekonomik anlayışla ülkeyi yoksullaştırıyor. Öyle ki; bu yoksulluk kendisi için oy kaynağı oluşturuyor. Özgür bireyleri muhtaç kullara dönüştürerek dağıttığı sadakaya muhtaç yaparken, ruhundaki lümpenliği içinden geldiği kesimle özdeşleştirip kutuplaştırdığı toplumu çatışmaya yönlendiriyor.

Bütün bu oluşumlar genç ve aydın kesimi uygulamalarına karşı direnmeye, başkaldırmaya yöneltti. İstenilenleri dinleyip anlayacağına kafasında kurguladığı hesapları uygulamaya koydu. Hukuk ve yasaları göz ardı ederek karanfillerle direnenlere su, biber gazı, portakal gazı ve giderek ateşli silahla polise müdahale ettirdi. «Allah Allah” nidaları ile düşman üstüne saldıran ordu gibi polis gençliğin ve halkın üzerine saldırdı. Sonuçta dört ölü, on iki tek gözü çıkmış genç ve yedi bin yaralı ile destan yazan polis kahraman ilan edildi.

Bunlar toplumu sosyal olarak germiş, ekonomik olarak sıkıştırmış bulunuyor. Gerilen nesne çat diye kırılır, sıkıştırılan balon da pat diye patlar. Bugün sokaklarda ve meydanlarda görülenler tek kişilik bir yönetime başkaldırıdır. Sonunda iki taraftan biri kazanacaktır. Genel olarak da sonunda kazanan meydanlardaki olacaktır. Zira, demokrasi adına toplum faşizmin bataklığına sürüklenirken, başta ordu olmak üzere üniversite rektörlerini, dekanlarını, medyayı, kendine bağlı sarı sendikaları ve kendine biatkar sivil toplum kuruluşlarını susturabilirsiniz. Ama Cumhuriyetin özgür bireylerini, çağdaş düşünce sahibi yurttaşları susturamazsınız. Bunları ancak sıkıştırır, gerersiniz. Rüzgar eken, fırtına biçer misali, gün geldiğinde mal varlığınız ile birlikte hesap vermekten kaçamazsınız. Bugün hesap soran konumunda olabilirsiniz, ama unutmayın; kapıyı araladınız, iktidar koltuğu Sultan Süleyman’a kalmadı, size de mutlak hesap sorulacaktır.



01/07/2013



Yazarın diğer yazıları

Halksız Demokrasi (01/11/2017)
Umutsuzluk Çaresizliktir (01/10/2017)
Bu Ülke Bunları Hak Etmiyor (01/09/2017)
Evrim Durdurulamaz (01/08/2017)
Özgürlük ama nasıl? (01/07/2017)
Aşama, Aşama Karşı Devrim (01/06/2017)
Ne Yapmalı, Nasıl Yapmalı? (01/05/2017)
Haydi Artık… Yetti Gayri (01/04/2017)
Arsızla Hırsız “HAYIR” Gelmez (01/03/2017)
AKP İstikrarı Karanlıktır (01/02/2017)
Kaos İçerisinde Yönetilen Bir Ülkeyiz (01/01/2017)
Din Ne Araç Ne Amaç Olmalıdır (01/12/2016)
Tarih Bilinci Yok ama Yalan Çok (01/11/2016)
Emperyalizm, Kültür ve Yozlaşma (01/10/2016)
15 Temmuz Fetö Darbe Girişimi Ve Sonrası (01/09/2016)
KUYRUKCU OPORTUNİZM (01/06/2016)
ÇÜRÜMÜŞ ZİHNİYETLE GERÇEĞE ULAŞILAMAZ (01/05/2016)
TERÖR, NEDEN VE NASIL (01/04/2016)
İLK HEDEF NE OLMALIDIR (01/03/2016)
CHP ve Günümüz (01/02/2016)
Yozlaşmanın Önlenemez Akışkanlığı (01/01/2016)
Ülkede Siyaset Düğümlenmiştir (01/12/2015)
Hava Kararıyor, Siyaset Bulanıyor (01/11/2015)
Oligarşik Demokrasi (01/10/2015)
“Sabahın Sahibi Var” (01/09/2015)
İşte Gelinen Durum Budur (01/08/2015)
Yasasızlık, Yasaya Dönüştüğünde (01/07/2015)
“Özgürüz” Deme Zamanı (01/06/2015)
Sona Yaklaşırken (01/05/2015)
Silkinme Zamanıdır Artık (01/04/2015)
Anayasal Bir Direnme (01/03/2015)
Demokrasiden Vazgeçilmez (01/02/2015)
Tebaa (Uyruk) Olmak ya da Olmamak (01/01/2015)
Araçla Amaç Özdeşleştiğinde (01/12/2014)
Cumhuriyet’in Son Baharı (01/11/2014)
Çanlar Cumhuriyet İçin Çalıyor (01/10/2014)
Bu Bir Restorasyondur (01/09/2014)
Bataklık Siyaseti (01/08/2014)
Uzlaşır Bir Çelişki (01/07/2014)
Gözü Arkada Olanlar (01/06/2014)
Bitmeyen Çile (01/05/2014)
Bu Ne Feryat, Ne Figan, Söyle Başbakan (01/04/2014)
Ne Gelişim Ve Ne De Değişim Kolaydır (01/03/2014)
Önce Paylaşım,Sonra Kozlaşım (01/02/2014)
Tuz Koktu Artık (01/01/2014)
Sosyal Değişim,Siyasal Gelişim Gerektirir (01/12/2013)
Akan Su Kir Tutmaz (08/11/2013)
Karanlıktan Aydınlığa (01/11/2013)
Bugünün Yarını (01/10/2013)
Sona Yaklaşırken (01/09/2013)
Başkaldırı Özgürlüktür (01/09/2013)
İnsanın Alçalması ve Ulusalcılık (01/08/2013)
Ağla Sevgili Cumhuriyet Ağla (01/06/2013)