Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Şikenin Gölgesinde Kalan Türk Futbolu ve Medyası

Ahmet Talimciler

3 Temmuz 2011 tarihi Türkiye’de futbol alanında yaşanan değişim sürecinin fitilini ateşleyerek tüm ülke gündemini adeta tarumar etti. Yaklaşık dört aydır görsel ve yazılı medyada bir numaralı haber ağırlıkla şike soruşturmasında yaşanan gelişmelerin yansımaları olageldi. Futbolun ülke gündemi üzerinde ağırlığını hissettirmesinin ardından yaşananları biraz daha farklı bir noktadan irdelemek yararlı olacaktır. Çünkü Türkiye hızla değişirken, futbol gibi ülke gündemini meşgul eden bir alanın kapalı ve durağan kalması mümkün değildir. Bu açıdan futbol üzerinden yaşanan değişimin ülkede yaşanan değişimle ne ölçüde örtüştüğünü ya da bir başka deyişle futbolun neden ısrarla değişmeden bırak(tır)ılmak istendiğini tartışmak zorundayız.

Milyonlarca insanı ilgilendiren bir alan olarak futbolda son günlerde yaşananların Türkiye’de yarattığı etki açısından muktedirlerin iktidarının bir parçası, hatta çok önemli bir parçası olduğunu göstermektedir. Şampiyonlukların kutsandığı, yıldız savaşlarının yaşandığı bir ortamda teşvik primleri, hakem ayarlamaları, maç ayarlamaları son derece normal karşılanmaktadır. Bu kulüplerin bugün aralanmaya başlayan sis perdesi içerisinde tüm futbol kamuoyuna yaşattıkları ve futbol dünyasındaki çarpıklıklarla olan bağlantıları şaşırtıcıdır.

3 Temmuz Sonrasında Yaşanan Kaos ve Yansımaları

Sürdürülen soruşturma çerçevesinde her gün gazetelere yansıyan yeni bir bant kaydı ve fotoğraf ile karşı karşıya bırakıldık. Fenerbahçe’nin küme düşürülmesi tartışmaları en çok ilgi gören bölümdü ve hemen hemen her gün ekranlarda bunun olamayacağına yönelik görüşler özellikle ekonomi üzerinden kitlelere aktarıldı. «Eğer ligin lokomotifi olan Fenerbahçe Spor Kulübü küme düşerse ligin marka değeri düşer, yayıncı kuruluş dekoder satamaz ve naklen yayın ücretini ödeyemez. Naklen yayın gelirleri azalan kulüpler maaş ödemelerinde zorluk çekerler”. Bunun önlenebilmesi için «küme düşürmenin bir defaya mahsus olarak kaldırılmasının ve adı geçen takımların eksi puanlarla lige başlamalarının sistemin sürmesine olanak sağlayacağı üzerinde duruldu.

Televizyon programlarına katılan bazı spor yazarları ve yorumcuları 6222 sayılı yasanın çok ağır hükümler içerdiğini ve ceza hukuku ile spor hukukunun örtüşmediği gerçeğinden hareketle yeni düzenlemeler yapılması gerektiğini ileri sürdüler. Türkiye’de hukuk alanında yapılan düzenlemeler sonrasında futbolun, sporun da bu hukuksal düzenlemelere bağlı olarak yeniden tasarlanması gerçeği yerine durumu kurtaracak, kimseyi incitmeyecek, en hafif zararla sistemin devamına salık verecek düzenlemelerin yapılması gerektiği giderek daha fazla ses getirmeye başladı.

Türkiye Futbol Federasyonu’nun 15 Ağustos 2011 tarihinde borsanın kapanışı sonrasında yaptığı toplantıda yapılan açıklama ile yargı kararının beklenileceği ve ligin 9 Eylül’de başlayacağı belirtilerek bir anlamda olası gelişmelerin ileri bir tarihe ertelendiği kabullenilmiş oldu. Türk futbolu adına yaşanan gelişmeler öylesine baş döndürücü bir hızla devam etti ki, önce Futbol Federasyonu Süper Lig’in play off sistemi ile oynanacağını kamuoyu ile paylaştı ve hemen ardından yeni statü kabul edildi (Futbol Federasyonu seyircisiz maç oynama cezasının kaldırılması, kadın ve 16 yaş altı çocukların süper lig maçlarına ücretsiz gidebilmeleri gibi bazı radikal kararları da yine bu dönemde hayata geçirdi). Futbol Federasyonu Başkanı Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Şampiyonlar Ligi’nden men edilmesi kararını basın mensuplarına yorumlarken UEFA’nın marka ligi olan Şampiyonlar Ligi’ne çok özen gösterdiğini ve en ufak bir şaibeyi kabullenmediğini belirtti. Oysa Türkiye Futbol Federasyonu al(ama)dığı kararlar ile Türk futbol markasının değerini ve ekonomik getirisini bir hayli azaltmıştır. Ekonomi üzerinden yapılan değerlendirmeler olayın asıl özünü oluşturan futbolun ruhuna yönelik yapılan yanlışlıkları gölgelemekte ve gerçek futbolseverleri olayın dışına itmektedir.

Yeni dönemin önde gelen kavramı marka olabilir ama asıl değeri kazandıran o markanın içini dolduracak olan futbol sevgisidir. Ruhu olmayan ve her türlü yönlendirmeye açık hale getirilen futbol, bir oyun olmanın dışında her şeyle ilintilendirilen bir yapıya büründürülmüştür. Böylesi bir yapının şikeden mafyaya oradan da ekonomik getirilere (hisse senetleri, naklen yayın gelirleri vb.) uzanması ve bu yapılarla ilgilenmesi tesadüf olmayacaktır.

Şikeyi ekonomik birtakım değerler (marka değeri, naklen yayın ücretleri, maaşlar vb.) üzerinden aklamaya çalışmak, toplumsal hayatımızın sadece bugününe değil aynı zamanda geleceğine de ipotek koymak anlamına gelecektir. Futbol üzerinden «normalleştirilmeye çalışılan bu gibi değer yargılarını hiçbir mazeret üretmeden ve kolayına kaçmadan reddetmek zorundayız. Aksi takdirde futbol dolayısı ile yaşantılarımıza ortak edilen bu «ahlaksız teklif” önce futbol sahalarını ardından medya aracılığı ile tüm yaşantımızı esir alacaktır.

Türkiye değişirken futbolun aktörleri kendi iktidarlarının devamı için futbolun bundan bağımsız bir alan olmasını talep ediyorlar ve sporu hukuktan uzaklaştırma ya da arkasından dolaşarak kendi lehlerine çevirme gayreti içindeler. Ancak anlamaları gereken çok önemli bir gerçek var, ülkenin her alanı değişirken futbolun bundan bağımsız ayrı bir alan olarak kalabilmesi mümkün değildir. Türkiye’de futbolun değişmesi için başta kulüp yönetimleri olmak üzere, futbol medyası ve taraftarların da değişmesi, yenilenmesi gerekmektedir. UEFA’nın şeffaf kulüp yönetimleri talebini biz bize benzeriz anlayışı ile geçiştiremeyiz. Avrupa Birliği uyum kıstaslarına göre hazırlanan ve bu doğrultuda çalışan bir ülkenin şeffaf kulüp yönetimleri konusunda da duyarlı olması kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Toplumsal yaşam bir bütündür ve bu bütün içerisindeki tüm kurumsal örgütlenmeler birbirlerine bağımlıdırlar. Yani, futbolumuzda yaşanan kirlenme sadece futbolun ortaya çıkardığı bir durumdan ibaret değildir. Türkiye’de futbol alanında son otuz yıl içinde yaşanılanların toplumsal yaşantımıza himayecilik, klientelist ilişkiler, ayrımcılığı besleyen hegemonya anlayışı, ahbap/arkadaş kayırmacılığı şeklinde yansıdığını, bu değer ve uygulamaların futbol üzerinden normalleştirilerek topluma sunulduğunu, bu nedenle de futbolun temizlenmesinin son derece önem taşıdığı gerçeğini unutmamalıyız.






01/11/2011



Yazarın diğer yazıları

Yüksek Öğretim Yasa Taslağına Yönelik Eleştiri ve Önerilerim (01/12/2012)
İki Büyüğün Etrafında Dönen Türk Futbolu/Sporu (01/12/2012)
Bu Sese Kulak Verin (01/11/2012)
Televizyondaki Futbol Kabaresi (01/10/2012)
Olimpiyatların Ardından (01/09/2012)
Doğuşundan Bugüne Olimpiyatlar (01/08/2012)
İzmir Yine Küme Düştü! (01/06/2012)
Futbol: Dostluk, Kardeşlik mi? (01/05/2012)
Sorun Sadece Birkaç Kendini Bilmez mi? (01/04/2012)
Ters Köşe 3 (17/03/2012)
Ters Köşe 4 (11/03/2012)
Ters Köşe 2 (05/03/2012)
Ters Köşe 1 (01/03/2012)
Ters Köşe 4 (19/02/2012)
Ters Köşe 3 (13/02/2012)
Ters Köşe 2 (06/02/2012)
Ters Köşe 1 (01/02/2012)
Ters Köşe 4 (23/01/2012)
Ters Köşe 3 (16/01/2012)
Ters Köşe 2 (09/01/2012)
Bir Garip Ölmüş Diyenler (09/01/2012)
Ters Köşe 1 (01/01/2012)
Ters Köşe 2 (25/12/2011)
Ters Köşe 1 (18/12/2011)
Derbiler Rakip Taraftarlara Kapatıldığında Sorun Çözülür mü? (01/12/2011)