Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Şeytana Ruhumuzu Satacağız da, Kaça?lar

Ahmet Mümtaz İdil

Binlerce yıldır insanın korkulu rüyası, tanrının varlığının diyalektik kanıtı şeytan, her an inançlı insanların yakasında bir korku olarak duruyor.

İnanç, iyiliğe dayandığı kadar kötülüğe de dayanır. İyiye inanmak kadar kötüye inanmak da inancın temel taşlarından birini oluşturur.

İyinin kötüyü bir gün yok edeceği hep bir beklenti olarak diriliğini korurken, inanca can suyunu da vermeyi sürdürür.

Kötünün mutlaka cezasını bulacağı inancı, bu dünyada gerçekleşmese de bir başka dünyada gerçekleşeceği umuduyla hep korunur ve garip bir çelişkidir ki, kötüye inancı da sürekli körükler.

Öyle an gelir ki, inançlı kişi kötüye mi iyiye mi inandığını karıştırmaya başlar. İşte bu anda ortaya şeytan çıkar: Tam zamanında ve yerinde...

Şeytan hep geri plandadır. Talimatlarını verir, anlaşmasını yapar ve uzaktan izlemeyi yeğler.

Tıpkı Goethe’nin eserindeki gibi, kendine bir Faust arar...

Mutlaka da bulur. Bazen bunun adı Hitler’dir, bazen Franko, kimi zaman da baba-oğul Buşlar...

Şimdi büyük umutlarla ABD liderliğine gelen Obama’nın nasıl şeytana dönüştüğünü izliyoruz ve izlemeye de devam edeceğiz.

Bu zorunlu bir dönüşümdür, bir «force major” olaydır. Obama’nın kimliği, kişiliği bu değişimi engelleyemez. Çünkü dünyanın en büyük kapitalist devletinin başındadır. Dolayısıyla kişilik ile ilgisi yoktur.

Kendisini bile şaşırtan Nobel Barış Ödülü, bu yüzden verilmiştir. Dünya ile alay eder gibi. Yakında da bir maddeyi başka bir maddeye dönüştürebildiği için Nobel Kimya Ödülü’nü alırsa şaşırmayın.

Obama’nın değişimi Gregor Samsa gibi, ama çok daha kuvvetli ve yıkıcı oldu.

Ama bu işin «global” boyutu. Dünyayı elinde tutanlar, şeytan ile zaten pazarlığa girmiş demektir.

Bir de bunun küçük boyutlu olanları, başka bir deyişle ulusal boyutlu olanları var.

Bir bakıyorsunuz ki, etraf şeytandan geçilmiyor. Üstelik bu şeytanlar, işaret parmaklarıyla tanrıyı gösteriyorlar bir yandan, diğer yandan da aldatmanın bedelini ödemek üzere «yatırım” yapıyorlar.

Okul inşa ettiriyor, köprü yapıyorlar, metro kuruyorlar, duble yol döşüyorlar ve müteahhidi kendileri belirliyorlar.

Kızılay’a yardım edip, Kızılay’ı soyuyorlar. Deniz Fenerleri kuruyorlar, ampülünü patlatıyorlar, milyon dolarlar ayakkabı kutularından, kasalardan, bankalardan fışkırıyor.

Kurban kesip, «açların” ülkesi diye Sudan’a gönderiyorlar, ipin ucunu kimse takip edemesin diye. Soma için topladıkları paraları «sehven” Somali’ye gönderiyorlar «li” eki ekleyerek. O da Soma, bu da Soma... Soma’da oturanlara «Somalı” denmiyor mu?

«Gitmediğin yer niye senin olsun, bırak Diyarbakır’ın yakasını,” diyorlar, Paris’te kahvaltı etmek uğruna.

İşsizlik, yoksulluk asla gündemlerinde olmuyor, «Türkiye’ye demokratik açılım gerek,” diye yırtınıyorlar. Geldik mi şimdi kapalı kapılar arkasında pazarlıkların sürdüğü «açılım” denen garabette zurnanın zırt dediği yere? IŞİD ortalığı karıştırınca, ortaklık bozuluverdi.

Başkaları için istedikleri demokrasi, kendi konumlarını kollamak için silah haline geliyor.

Cumhuriyeti kuranları, Mustafa Kemal’i, statükoculukla eleştirirken, kendi statükolarını inşa ediyor ve sağlamlaştırıyorlar. Vesayet diye diye darmadağın ettikleri tüm Cumhuriyet değerleri yerine kendi vesayetlerini kurdular bile.

Halkı, halkın silahlarıyla, söylemleriyle vuruyorlar.

Hukuk diye en büyük hukuksuzluğu yaratıyorlar. Demokrasi diye bir ucubeyi dayatıyorlar. Zenginlik diye Cherokee jipleri sayıyor, uçak ile seyahati örnek gösteriyorlar. AVM’lerden çıkmıyorlar, bu yüzden dünyanın en çok AVM’sine sahip ülkeyiz.

Ellerinde bol miktarda Faust var.

Faust bol olduğu için de Mephisto sayısını artırıyorlar. Ama bir süre sonra «paylaşım” denilen şeyin hiç de kolay bir şey olmadığını anladıklarından, birbirlerine düştüler.

Goethe’nin tek örnekle anlatmaya çalıştığı şeytanı, örgütlü hale getirdiler.

Şeytan taşlamaya cebindeki son kuruşu da verip giden saf Müslümanların cebine taşları koyuyorlar.

Kendileri de şeytana taş attıklarını söylüyorlar, ama şeytanın yer yüzündeki temsilci sayısını artırıyorlar.

Nereye kadar? Kendi çıkarlarına ortak oluncaya kadar.

Ne zamanki kar ortağı fazlalaşıyor, bu sefer gerçekten «şeytan taşlamaya” başlıyorlar, üretime son veriyorlar. Örgüt üyesini sınırlandırıyor ve girişleri aidatlara bağlıyorlar, üniversiteleri medreseleştiriyorlar, ellerinde ne var yoksa satıyorlar, asgari ücreti hep yoksulluk sınırının altında tutup, el altından para veriyor, kendi tabanlarını koruyorlar.

Şeytan olmanın bedeli de düşüyor giderek. Şeytan yaratanlar, bunları piyasaya salanlar, adaylar çoğalınca fiyat da kırdırıyorlar doğal olarak.

Başta şeytanlık mertebesine ulaşanlar, çömez şeytanları da sömürmeye başlıyor.

Baktılar ki şeytan imparatorluğu kendi varoluşlarını da tehdit ediyor. Çark edip toplumcu oluyorlar, halk yanlısı görünüyorlar ve sosyal demokrat kesiliyorlar.

Bu, «usta” şeytanların bir süre gizlenmeleri demektir.

Balık hafızalı halk unutuyor ve bu kez karşısında sosyal şeytanları görmeye, onları dinlemeye başlıyor.

Görün bakın, en kısa zamanda karşımıza geçmiş dönemin en «bağnaz” düşüncelerine pirim vermek için yerlere kadar eğilenler, bir süre sonra toplumun «akil” adamları haline gelip, yeniden yönetmeye başlayacaklardır.

Başaracaklardır da bunu.

Çünkü şeytanın en çok ihtiyacı olan iki şeye sahipler: Kurnazlık ve para.

Bu ikisi ile mücadelede akıl asla yetmez.

Akıl kalleş değildir. Akıl satın alınamaz. Akıl her zaman kandırılmaya müsaittir, zira insan denilen yaratığa inanmak, güvenmek ister.

Akıllı olmak bu yüzden şeytan ile anlaşmada en büyük engeldir.

Gerçek anlamda Müslümanlığın temelinde de bu vardır.

Ama kurnazlar, şeytanı tanrı gibi göstermekte bile mahir olduklarından, akıl kalkanlarını kolaylıkla aşarak kendilerine yine toplumda en üst seviyede yer bulurlar.

Hemen de arkalarından kendilerini açığa çıkarmaya çalışan yandaşlarını alaşağı etmeye başlarlar.

Yani sözün kısası, şeytanla pazarlığa oturacağız oturmasına, ruhumuzu da satacağız da kaça gidecek?

Bıktırdılar artık. Sol eğilimli yönetimler gelir bunlar iktidar, faşistler gelir elini uzatır bunlar iktidar, dinciler gelir bunlar yine iktidar...

Bir yolu var herhalde.



01/10/2014



Yazarın diğer yazıları

ÜÇ DEVRİM (01/11/2017)
Yeni Dünya Savaşları (01/10/2017)
Şiddetin Önlenemez Tırmanışı (01/07/2017)
Toplumsal Olaylarda Derinlemesine Perspektif (01/06/2017)
Nobel’i Reddetmek Kazanmaktan Daha Zor (01/05/2017)
Nihilist Diye Kartvizit Bastırılmaz (01/03/2017)
Satrançta Bile Vezir Var, Bizim Başkanlıkta Yok (01/02/2017)
AYIYLA DANSA HOŞ GELDİNİZ (01/01/2017)
Dans, Birilerinin Önünde Düzgün Yürüyebilme Becerisidir (01/12/2016)
İslamı Böyle Kirlettiniz, Farkında Mısınız? (01/11/2016)
Mastroianni ve Cep Telefonu (01/10/2016)
Atomaltı Dünyada Yaşar Gibiyiz (01/09/2016)
Bir kahraman yaratmak (01/08/2016)
GECİKMİŞ ADALET ADALET Mİ? (30/06/2016)
*SİYASETİN OLMAZSA OLMAZI: KOMPLO TEORİLERİ* (01/06/2016)
ÜÇ DEVRİM (01/05/2016)
ZERRAB’I ABD’YE KİM DAVET ETTİ ? (01/04/2016)
KÂBUS (01/03/2016)
Yıl 1971...
 (01/02/2016)
Romanda İki Merkez (01/01/2016)
Seni Eskimeyen Yaşlı Ellerinden Tanıdım (01/12/2015)
Yalnız Değiliz, Biz Yalnızlığı Tercih Ediyoruz (01/11/2015)
Özlemediniz mi Güzel Sesleri, Filmleri, Kitapları… (01/10/2015)
İlkel Kulak Eşlikli Müzikten Hoşlanır (01/09/2015)
Terör Yine Sahneye Sürüldü (01/08/2015)
Bir Şifre Çözücü Lazım (01/07/2015)
Bıkmadınız mı? (01/06/2015)
Robin Hood, Stenka Razin, Pugaçev ve Diğerleri… (01/05/2015)
İmparatorluk mu İsteniyor? Hay Hay … (01/04/2015)
Yeni Dünya Savaşları (01/03/2015)
Adınız Einstein İse, Size Planc, Elizabeth, Albert Gibi Dostlar Gerek (01/02/2015)
Steve Biko’yu Tanır mısınız? (01/01/2015)
“Velevki” Söylediklerinin Hepsi “Fıtrat” Olsun (01/12/2014)
Tarihin En Vahşi Terör Örgütü (01/11/2014)
Andre Malroux’un Kedileri (01/09/2014)
Ataol Behramoğlu (01/08/2014)
Ve Amerika Yine Sahnede (01/07/2014)
Satranç Tahtasına Dikey Bir Sütun Daha Yerleştirelim… (01/06/2014)
Riego Adalet Diyordu, Halk Ferdinand Dedi (03/05/2014)
Hukuka İhtiyaç Hiç Bu Kadar Olmamıştı (01/04/2014)
Pin-Pon Maçında Sona Doğru (01/03/2014)
“Hain” Kelimesinin Bile İçi Boşaltıldı (01/02/2014)
Perşembenin Gelişi… (01/01/2014)
Şimdilik, Ama Şimdilik Erdoğan Önde (01/12/2013)
Muhalefet İktidar Olmaktan Korkar mı? (01/11/2013)
Şiddetin Önlenemez Tırmanışı (01/10/2013)
Toplumsal Olaylarda Derinlemesine Perspektif (01/09/2013)