Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Riego Adalet Diyordu, Halk Ferdinand Dedi

Ahmet Mümtaz İdil

Kadiks İspanya’da bir kent. 711 yılında Tarık bin Ziyad komutasındaki İslam ordusunun Cebelitarık Boğazı’nı geçerek İspanya’ya ayak basmasıyla bu kent yakınlarında ünlü Kadiks Savaşı gerçekleşti ve Müslümanlar Vizigot Kırallığı’na son verdi.

1820 yılının ilk gününde Kadiks’in Muğla-Bodrum’u andıran süslü balkonlu, beyaz evlerle çevrilmiş daracık sokaklarında bir bayram havası esiyordu. Yeni yılın ilk duasına katılmak için en güzel giysilerini üzerlerine geçirmiş Hıristiyanlar, kilisenin basamaklarına toplanmıştı. Dilenciler, körler, sağırlar, kötürümler yol kenarlarına dizilmiş, «Ave Maria Purisima!” diye bağırıyorlardı. Daha da yürekli olanları kalabalığın içine sokulup zenginleri kollarından, kürk mantolarından çekiştiriyorlardı: «Ave Maria Purisima!”

Kilise yolu her türden satıcılarla doluydu. Bağırmaktan kısılmış seslerle, insanların akıllarından çoktan uçup gitmiş ufak tefek şeyler satıyorlardı: «Aqua fresca! (soğuk su), bunuleos! (çörekler), turrenos! (şekerlemeler), cordones de los zapatos! (ayakkabı bağı), destomillador, martillo! (tornavida, çekiç)...

Birdenbire ana caddenin birkaç bölük asker ortaya çıktı. Kaz adımlarla yürüyüp meydanı işgal ettiler. Bir bölümü hükumet konağının, bir başka bölümü devlet memurlarına ait konakların önünde yer aldı. Kısa süre sonra, üst düzey İspanyol memurların oturduğu konaklardan birinin kapısı ardına kadar açıldı. Aralarında Kadiks valisinin de bulunduğu elleri kelepçeli tutsaklar şaşkın ve korku dolu yüzlerle meydana getirildiler.

Herkes işini gücünü bırakıp ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Seyyar satıcılar susmuştu. Neredeyse çıt çıkmıyordu.

Neler oluyordu? Askerlerin burada, bu meydanda ne işleri vardı? Vali neden tutuklanmıştı?

Hemen akıl yürütmeler başladı: Belki de vali hazretleri, kralın hoşuna gitmeyecek bir iş yapmıştı... Neden olmasın? Ya da, Tanrı korusun, Engizisyon’u harekete geçirecek bir günah işlemiş olmasındı? Günahı çok büyük olmadıkça Engizisyon devreye girmeyeceğine göre?..

«Belki de Vali, Kralın hoşuna gitmeyecek bir iş yapmıştı. Ya da... Tanrı korusun Engizisyon’u harekete geçirecek kadar ağır bir günah işlemişti.”

Bir süre önce sokakları çınlatan satıcı sesleri, alışverişteki masum insanlar mezar sessizliğine bürünmüştü. Tek dertleri bir an önce oradan uzaklaşmak ve sakin ve huzurlu bir ortama kapağı atmaktı. Ortada bir tuhaflık vardı zira, hem de olağanüstü bir tuhaflık.

Bir İspanyol atasözü: «Resim ve savaş ancak uzaktan seyredildiği zaman güzeldir,” der. Evet havada barut ve kan kokusu vardı.

Beyaz konaklarda ikamet edenlerden bir kısmı elleri kelepçeli meydana sürüklnirken, serbest olanlar son bir umutla askerlerden yardım dileniyorlardı. Ama o gün askerler için emir günüydü. Kilisenin emirlerini yerine getirmek bu kez yoksullara yardım etmek değil, birkaç kendini bilmezin kellesini almaktı. O gün askerlere kimseye göz açtırmamaları ve en ufak bir taşkınlığı bile hoş görmemeleri konusunda sıkı sıkıya talimat verilmişti.

Vakit öğleyi geçmişti. Askerler hala insan avını sürdürüyor, meydana elleri kelepçeli tutsakları taşıyordu. Tam o sırada işte, o güne kadar Kadiks sokaklarında duyulmamış bir ses göğe yükseldi:

«Serenos, alegres, valiantes i asados!”

Ne olduysa bu haykırıştan sonra oldu. Korkuyla sımsıkı kapatılmış kepenkler birer birer açıldı. Tedirgin ama meraklı başlar uzandı. Askerler, düzenli sıralar halinde yürüyor, ileride Riego’nun marşı olarak tanınacak bu yeni garip, tüyler ürpertici şarkıyı söyleyerek ilerliyorlardı. Komutanları hemen önlerinde, atının üzerinde dimdik duruyordu. İri yapılı, enerjik yüzlü, çakmak çakmak parlayan gözleri olan bir subaydı bu. Birden, balkonların birinden birisi «Riego! Riego!” diye haykırdı.

«Yaşasın Riego!” feryadı bir anda bütün meydanı kapladı. Balkondan balkona, camdan cama geçerek birkaç saatte bütün Kadiks’e yayıldı.

Don Rafael Riego Nunez, Asturi’deki birliklerin komutanıydı. Albay Riego, Fransız ordularına karşı yapılan kurtuluş savaşının en genç, en ünlü kahramanlarından biriydi. 1808’de kanlı bir savaştan sonra esir düşerek Fransa’ya götürülmüş, 1814’te Napoleon’un esiri olarak Versailles’da hapis tutulan Kral VII. Frerdinand’la birlikte serbest bırakılıp ana vatanına dönmüştü.

İspanya kralı Ferdinand’ın yurduna dönüşü büyük bir sevinçle karşılanmıştı. Şu sözler onun için söyleniyordu: «Ey kurtarıcı, selam sana!” Yıllar yılı İspanya, Ferdinand’ı kurtarıcı olarak beklemişti; umudunu bu tutsak, kahraman bildiği krala bağlamıştı. Fakat ne yazık ki, hayal kırıklığına uğrayacaktı. Nitekim, «Yaşasın özgürlük!” Yaşasın anayasa!” sesleri aynı muktedirin silahıyla, zinciriyle susturulacaktı.

İspanyol Anayasası, savaş sırasında Kadiks’te toplanan Kurucu Meclis tarafından hazırlanmıştı. Liberal bir anayasa sayılırdı. Ama, babadan oğula geçecek bir krallık müsessesini tanıyor, hak ve yetkilerine saygı gösteriyor, bunların yanısıra devlet yönetimine halkın katılmasını teminat altına alıyordu. 1789 büyük devriminin dünyaya ilan ettiği insan haklarını, vatandaşların eşitlik ve dokunulmazlığını, insanlığın yüz yılar boyunca mücadelesini yaptığı bütün o kutsal hakları tanıyor ve yasa himayesine alıyordu. Ne yazık ki gerek Ferdinand, gerek dostları, vatandan uzakta oldukları yıllarda, insan hak ve özgürlüklerinin beşiği Fransa’da hiç bir şey öğrenememişlerdi. Vatandan uzak geçen altı yıl onların yüreklerindeki hükmetme arzusunu, her şeyetek başına sahip tutkusunu azaltacak yerde, doymak bilmez bir iştah haline getirmişti. Yurda dönüşünden birkaç gün sonra, Frerdinand, İspanya’nın heyecanla beklediği kurtarıcı, Anayasa için yemini kesinlikle reddetti. Daha da ileri giderek kanunun hükümsüz olduğunu ilan etti. Kadiks meclisinin anayasayla ilgili zabıtlarınının da Madrit’te törenle yakılmasını emretti.

Ferdinand; soylulara, kiliseye, halkın cahil kesimine dayanarak, anayasa taraftarlarına karşı amansız bir mücadeleye girişti. Fazla «ileri” fikirleri olduğundan kuşku duyulan herkes (evlerde Voltaire, Rousseau, Hugo gibi Fransız yazarların kitabının bulunması yeterli delil sayılıyordu) tutuklanıp hapsediliyor, hatta çoğu zaman ölüm cezasına çarptırılıyordu. Kral, tek bir imza ile, Engizisyon’u yeniden kurdu. Gerçi, Kraliçe İzabelle’den beri İspanya’da tek bir «kafir” kalmamıştı ve kuruluş amacı, Tanrı düşmanlarını yok ederek kutsal kiliseyi korumak olan Engizisyon’un varlığını haklı gösterecek bir sebep de yoktu. Ama bu korkunç teşkilatın politik rolü eski şiddetiyle devam ediyordu. Dün masum insanları «büyücülük” damgasıyla yakarak öldürmeye layık görenler, bugün darağcına «anayasa taraftarlığı” ile suçladıkları insanları gönderiyorlardı. Değişen bundan ibaretti.

Bu dehşet havası içinde Ferdinand, etrafında bir avuç çıkarcı, hasta ruhlu, yalaka ve yandaşlarıyla saltanat sürüyordu.

Bu durum, Kadiks’te bulunan Albay Riego ile arkadaşlarına, saraya karşı bir hareketi düşündürdü. Riego, İspanyol ordusunun en sevilen kahramanlarından biriydi. O sırada Kadiks’te, Amerika’ya gönderilmek üzere binlerce İspanyol askeri bulunuyordu. Bunların komutanları da Riego’nun arkadaşlarıydı. Birkaç görüşme, Riego’nun bir darbe planı hazırlamasına yetmişti.

Albay Riego’nun planı çok basitti. Önce çeşitli bahenelerle, değişik yerlerdeki kuvvetler biraraya geirilecek, sonra yılbaşı günü, sabah ayini sırasında harekete geçilecekti.

Plan, buraya kadar kusursuz uygulanmış ve Kadiks kolayca zaptedilmişti. Şimdi yol boyundaki birliklerden yararlanılarak Madrid’e yürünecek ve sonra sıra memleketin bir ucundan diğerine askeri disiplin altına alınmasına gelecekti. 1 Ocak 1820 günü akşam üzeri Don Rafael Riego, emrindeki orduyla birlikte Madrid’e doğru yol alıyordu.

İmparatorluk sarayında, Kadiks isyanı çoktan duyulmuştu. Riego henüz çok uzakta olmasına rağmen haberin uyandırdığı korku, tam bir paniğe dönüşmüştü.

Ferdinand soruyordu: «Ne kadar kuvvetleri var, güçleri ne?”

Heyecandan titreyen sesler cevap veriyordu: «Amerika’ya sevkedilmek üzere Kadiks’e yığılan bütün birlikler Riego’nun yanında yer alıyormuş!”

«Ama elimizde daha pek çok kuvvet var.”

«Hayır ekselansları! En son aldığımız haberlere göre, birçok bölgede askerin size karşı ayaklandığı söyleniyor. Koron’da, Siraküza’da ordu bütün birlikleriyle ayaklanmacıları destekliyormuş.

İspanya Kralı Ferdinand, tarihe cesaret ve kahramanlığı ile geçecek hükümdarlardan değildi ve zayıflığını Napolyon karşısında göstermişti. Şimdi de ihtilalciler karşısında dizlerinin bağı çözülüyor ve onlarla anlaşmayı mümkün kılabilecek çareler arıyordu.

Ferdinand bu amaçla, yürürlükten kaldırdığı 1812 Anayasası’nı yeniden ilan etti. Dağıttığı meclisleri toplayarak, yandaş milletvekillerini göreve çağırdı. Meclis önünde Anayasaya saygı göstereceğine yemin etti. Etrafındaki çıkarcı, açgözlü dalkavukları dağıtarak, eski bakanları zindanlardan çıkarttı ve yeniden hükumetin kurulmasını sağladı.

İspanyol ordusu, mevcut kanun ve otoriteye karşı yaptığı ilk isyan hareketini rahat ve kolay bir zaferle tamamlamıştı. Riego böylece İspanyol siyasi tarihinde Prononsiamento adıyla anılacak olan çığırı, bilmeden de olsa açmış oluyordu. Prononsiamento, bir kuvvetin, özellikle ordunun, mevcut otoriteye, onun yasa ve kurallarına karşı koyması, boyun eğmekle yükümlü olduğu hukuk düzenini çiğnemesi demektir.

Peki ama kimdi bu Riego?

Fransa’nın İspanya’yı işgalinde, 1807 yılında yani Madrid’de Asturias alayı diye bilinen alaya katılarak 1808 yılındaki kurtuluş savaşında büyük yararlılıklar gösterdi. Ancak Fransızlara esir düştü ve Paris’e götürüldü. Tutuklu bulunduğu El Escorial sarayından kaçmayı başararak ülkesine döndü. Espinosa savaşına katıldı, yine esir düştü.

İkinci kez kurtuluşu, Kral Ferdinand ile birlikte oldu.

1 Ocak 1820’de Ferdinand’a karşı ayaklandığında Cadiz Anayasası diye bilinen İspanyol anayasasının (1812 Anayasası diye de bilinir) yeniden elden geçirilmesi talebinde bulundu.

Albay Riego’nun isyanı üç yıl sürdü.

Madrid’e yürüdüğünde bin beş yüz kişilik bir ordunun başındaydı. Bütün umudu halkın kendisini desteklemesiydi, ama yerel halk onun ayaklanmasına karşı müthiş ilgisizdi. Yine de Galiçya bölgesinde bir ayaklanma gerçekleştirmeyi başardı.

Malaga’yı işgal etti 7 Mart 1820’de Madrid kraliyet sarayının önündeydi. 10 Mart’ta Ferdinand anayasada değişikliği kabul etti.

Birçok kez tutuklanma ve bağışlanma sürecinin sonunda Riego, 4 Kasım 1823 gecesi bir başka cezaevine, uzağa transfer edildi. Ertesi gün öğle üzeri iki keşiş tarafından Cebada’ya getirildi ve orada idam edildi, yakındaki bir kiliseye de gömüldü.

Muktedirler «kahraman” falan dinlemiyor yani, bilesiniz.



03/05/2014



Yazarın diğer yazıları

ÜÇ DEVRİM (01/11/2017)
Yeni Dünya Savaşları (01/10/2017)
Şiddetin Önlenemez Tırmanışı (01/07/2017)
Toplumsal Olaylarda Derinlemesine Perspektif (01/06/2017)
Nobel’i Reddetmek Kazanmaktan Daha Zor (01/05/2017)
Nihilist Diye Kartvizit Bastırılmaz (01/03/2017)
Satrançta Bile Vezir Var, Bizim Başkanlıkta Yok (01/02/2017)
AYIYLA DANSA HOŞ GELDİNİZ (01/01/2017)
Dans, Birilerinin Önünde Düzgün Yürüyebilme Becerisidir (01/12/2016)
İslamı Böyle Kirlettiniz, Farkında Mısınız? (01/11/2016)
Mastroianni ve Cep Telefonu (01/10/2016)
Atomaltı Dünyada Yaşar Gibiyiz (01/09/2016)
Bir kahraman yaratmak (01/08/2016)
GECİKMİŞ ADALET ADALET Mİ? (30/06/2016)
*SİYASETİN OLMAZSA OLMAZI: KOMPLO TEORİLERİ* (01/06/2016)
ÜÇ DEVRİM (01/05/2016)
ZERRAB’I ABD’YE KİM DAVET ETTİ ? (01/04/2016)
KÂBUS (01/03/2016)
Yıl 1971...
 (01/02/2016)
Romanda İki Merkez (01/01/2016)
Seni Eskimeyen Yaşlı Ellerinden Tanıdım (01/12/2015)
Yalnız Değiliz, Biz Yalnızlığı Tercih Ediyoruz (01/11/2015)
Özlemediniz mi Güzel Sesleri, Filmleri, Kitapları… (01/10/2015)
İlkel Kulak Eşlikli Müzikten Hoşlanır (01/09/2015)
Terör Yine Sahneye Sürüldü (01/08/2015)
Bir Şifre Çözücü Lazım (01/07/2015)
Bıkmadınız mı? (01/06/2015)
Robin Hood, Stenka Razin, Pugaçev ve Diğerleri… (01/05/2015)
İmparatorluk mu İsteniyor? Hay Hay … (01/04/2015)
Yeni Dünya Savaşları (01/03/2015)
Adınız Einstein İse, Size Planc, Elizabeth, Albert Gibi Dostlar Gerek (01/02/2015)
Steve Biko’yu Tanır mısınız? (01/01/2015)
“Velevki” Söylediklerinin Hepsi “Fıtrat” Olsun (01/12/2014)
Tarihin En Vahşi Terör Örgütü (01/11/2014)
Şeytana Ruhumuzu Satacağız da, Kaça?lar (01/10/2014)
Andre Malroux’un Kedileri (01/09/2014)
Ataol Behramoğlu (01/08/2014)
Ve Amerika Yine Sahnede (01/07/2014)
Satranç Tahtasına Dikey Bir Sütun Daha Yerleştirelim… (01/06/2014)
Hukuka İhtiyaç Hiç Bu Kadar Olmamıştı (01/04/2014)
Pin-Pon Maçında Sona Doğru (01/03/2014)
“Hain” Kelimesinin Bile İçi Boşaltıldı (01/02/2014)
Perşembenin Gelişi… (01/01/2014)
Şimdilik, Ama Şimdilik Erdoğan Önde (01/12/2013)
Muhalefet İktidar Olmaktan Korkar mı? (01/11/2013)
Şiddetin Önlenemez Tırmanışı (01/10/2013)
Toplumsal Olaylarda Derinlemesine Perspektif (01/09/2013)