Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Özlem ve Hüznün Narin Sesi: Frédéric Chopin

Sümeyye Zağlı

‘’Varoşlar talan edildi, zavallı babam açlıktan ölüyor olabilir, annem bir lokma ekmek bulamıyordur belki… Ya da bir Rus O’nu ve kız kardeşimi öldürmüştür. Ben ise çaresizliğimin sesini ancak piyanoma yansıtabiliyorum. ‘’ İşte Chopin’in 1831 yılında, ülkesi, kalbini bıraktığı Polonya işgal altındayken endişelerini günlüğüne aktardığı sözler.

1 Mart 1810 yılında dünyaya gelen Chopin, altı yaşına geldiğinde ilk konserlerini vermeye başladı ve bir deha olduğu fark edildi. O dönemler O’na Mozart’ın varisi olmak yakıştırılıyordu.

Avrupa’nın sancılı değişim sürecinden geçtiği, milliyetçilik akımları, Fransız İhtilali, Sanayi Devrimi ve birçok savaşa şahitlik edildiği 19. Yüzyıl, tüm sanatçılar gibi Chopin’i de derinden etkilemiş ve çok sevdiği vatanından ayrılmak zorunda kalmıştır. Genç yaşta ayrıldığı vatanına bir daha dönememiş, tüm yaşamını vatan ve aile özlemi ile geçirmiştir. Melankoli ve hüzün dolu bestelerinin birçoğu, ulusunun çektiği acılara yapılan birer ağıttır aslında.

Öyle ki bir müzik tarihçisi olan Sidney Finkelstein Chopin hakkında şunları söylüyor: ‘’Müziğinin kaynaklarından yararlanışı, onun vatanseverliğini açıkça haykırışına ve ulusal özgürlük çağrısına bağlıdır. Pek çok yapıtında var olan keder duygusu bile salt kişisel bir keder değil, bir ulusun çektiği acının bilincidir. Chopin ile müzik, ilk defa, özgürlüğü uğrunda savaş veren, ezilen bir ulusun anlatımı haline gelir.’’

Arzu, hayal kırıklığı, öfke, özlem çok derinden yaşadığı duygulardı Chopin’in. Eserlerinde duygu geçişlerini öyle güzel bir biçimde hissettiriyor, piyano kendini öyle güzel ifade ediyor ki dinlerken siz de tüm o duyguları yaşıyor ve hapsoluyorsunuz notalarının içinde.





1829 Yılında Varşova’dan ayrılarak büyüleyici bir müzisyen arenası olan Viyana’ya giden Chopin burada büyük konserler vermiş ardından büyük ümitlerle dolu genç yazarların, müzisyenlerin toplandığı Paris’e geçmiştir. Paris’in o sıra dışı atmosferinde ise her zamankinden fazla ilham kaynağı bulmuştur.

Paris’te geçirdiği günlerde Victor Hugo, Balzac, Rossini, Franz Liszt ve Fransız yazar George Sand gibi isimlerle tanışmıştır.



Büyük ilham kaynağı: George Sand

Chopin’in ilhamı olan Sand, söylenenlere göre, sigara alışkanlığı olan ve Paris sokaklarında erkek kılığında dolaşan bir kadındı. Uzun dönemli tek ilişkisini 1838-1847 yılları arasında George Sand ile yaşamıştır. Peki onu diğerlerinden farklı kılan neydi?

Sand Chopin üzerinde büyük ilgi uyandırmıştı çünkü üç çocuk annesi ve kendinden altı yaş büyük olan bu kadın, o zamanki toplumun kuralları küçümsüyor, kabul etmiyor ve tepkisini ise erkek kıyafetleri giyerek gösteriyordu. Fakat sürekli olaylı geçen ilişkileri Chopin’e büyük ıstıraplara mal olmuştur.

Sand ile Chopin en son 1848 senesinin Mart ayında karşılaşmışlar ve diyalogları iki kelimeyi geçmemiştir:

-nasılsınız?

-iyiyim…

Sonrasında ise birbirlerini hiç görmediler.



Her ıstırap çeken insan gibi Chopin de eşsiz, muazzam eserler ortaya koymuştur. Tüm o güzel, huzur veren bestelerinin altında mutlak bir hüzün yatar aslında. Yoksulluk içinde, yalnız ve ümitsiz bir biçimde bohem hayatı yaşamıştır bu dahi besteci.

Sand’dan da ayrıldıktan sonra sağlığı gittikçe kötüye giden Chopin, 1848’de son konserini vermiştir. Son günlerini ise Franz Liszt şöyle dile getiriyor: ‘’Öleceğini biliyordu. Ancak bir teslimiyet içinde değildi. Öksürük nöbetleri geçirirken bile yapmak istediklerinden ve planlarından bahsediyordu. Daima aklı başında konuşuyordu. O’nu görmeye gelenler ölümünün yaklaştığını yüzünden anlıyorlar fakat yüzüne yerleşen o apayrı güzelliğin ona daha da yüce bir hava kattığına inanıyorlardı.’’

Ölüm döşeğinde iken son sözleri: ‘’Ben gittikten sonra biraz müzik çalın. Sizi öbür dünyadan dinleyeceğim.’’ oldu.

Chopin, öldükten sonra kalbinin çıkarılarak Polonya’ya gömülmesini istemişti. Bu vasiyeti yerine getirildi. İkinci Dünya Savaşı’nda kalbinin bulunduğu müze bombalanınca, kalbi kül olup memleketinin toprağına karıştı…isteği tam olarak gerçekleşmişti artık.

Geriye ise sadece kısacık ömrüne sığdırdığı eşsiz besteleri kaldı.

Yarattığı, bize bıraktığı tüm güzellikler için kendisine teşekkür ediyoruz.





01/09/2017



Önceki yazılar

Hayatı Hatırlatan Müzı̇kler (01/08/2017)
Ludovico Einaudi ve Hayatımızın Fon Müzikleri (01/07/2017)
Pınk Floyd Ve Felsefesi (01/06/2017)
Müzik Üzerine (01/05/2017)