Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Ortadoğu’da Bahar mı Neo-İslamcı Kış mı?

Cem S. Yıldırım

«Devrim yapmak pasta yapmaya benzemez, ciddi bir iştir.” Ege Üniversitesi’nden hocam Prof. Engin Berber’in dersinde işittiğim bu çarpıcı cümle, beni son zamanlarda tanık olduğumuz ve ana akım medya veya benim tabirimle güdümlü medyanın «bahar” olarak sunduğu ve devrim olarak nitelendirilen Arap Ayaklanmaları üzerinde kafa yormaya sevk etti. İletişim çağında toplumların birbirinden bu kadar çabuk ve kolay şekilde etkilenebildiğini göz önüne alırsak, bu ayaklanmalar Ortadoğu coğrafyasında önemli bir aktör olan Türkiye için önem arz ediyor. Nitekim bunun üzerine kafa yormak, inşa edilmeye çalışılan yeni uluslararası düzen uğruna sergilenen oyunlar hakkında berrak bir görüş açısına kavuşmamızı da sağlayacaktır.

Son birkaç yıl içinde meydana gelen ve amacına ulaşabilen Arap Ayaklanmaları’na baktığımız zaman birçok ortak özellik gözümüze çarpıyor. Bunlardan daha önemli olan ise bütün bu ayaklanmaların benzer şekilde sonuçlanmaları. Özellikle Kuzey Afrika’daki ayaklanmaların sebepleri birbirlerinden farklıydı. Tunus’ta halk daha çok ekonomik şartlar yüzünden Yasemin Devrimi’ni gerçekleştirmişken [1], Mısır ve Libya’da ise halk daha çok baskıcı yönetim nedeni ve ifade özgürlüğü talebiyle meydanları doldurup ayaklanma başlatmıştı. Günümüzde hâlâ devam eden Suriye’deki ayaklanma da «baskıcı Baas yönetimine” karşı mezhep temelli bir başkaldırı. Dikkate değer olan ise, sonuncu örnek hariç, diğer üç Arap devletindeki ayaklanmanın hemen hemen aynı siyasi sonuçlar doğurması. Tunus’ta, ayrıca Mısır’da ve Libya’da işbaşına gelen ve ayaklanmalar sırasında Geçiş Komisyonu adını alan siyasi oluşum genellikle İslamî yönetim anlayışını benimsediklerini öne süren Müslüman Kardeşler oldu. Açıkçası, demokrasi talep ederek iş başına gelen grupların, bireye daha az hak ve özgürlük tanıyan şeriatı uygulama planları şaşırtıcı değil. Tayyip Erdoğan’ın bölgeye gerçekleştirdiği ziyaretler çerçevesinde, Tunus’taki konuşması sırasında yaptığı «laiklik” vurgusuna Müslüman Kardeşler tabanından gelen protestolar [2], bu ayaklanmaların «temel tutunum ideolojisinin” din olduğunun ve yönetimde dinî bir anlayış benimseneceğinin göstergesidir.

Arap ayaklanmalarının ilginç olan diğer bir ortak özelliği ise, kamuoyunda sıkça duymaya alıştığımız Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) sürecinde ortaya çıkmış ve sonuçlanmış olmalarıdır. Kapitalist Batı’nın bölgedeki su ve enerji kaynakları ile stratejik önem arz eden ulaşım noktalarının kontrolünü ele geçirmek amacıyla, ilk kez 11 Eylül saldırılarından sonra ABD Başkanı George W. Bush tarafından 2004 yılındaki G8 zirvesinde ortaya konan ve kısaca BOP olarak anılan «Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi ile Müşterek bir Gelecek ve İlerleme için Ortaklık” köktendinci terör örgütlerine karşı bir proje olarak sunuldu.[3] Her ne kadar projenin adı propaganda gereği «parıldayan genellemelerle” dolu olsa da, bu projenin; asıl niyeti, amacı itibariyle değil bölge halkı, dünya için bile hayırlı olmadığı açıktır. Bu amacı, niyeti gerçekleştirmek için projenin planlı bir çalışma ile yürütüldüğü ise açıktır. Bugün iç çatışmaların olduğu Suriye konusunda uluslararası arenada gündeme gelen ve uygulamaya konulan adımların «Brookings” adlı ABD merkezli bir düşünce kuruluşunun yayınında bundan yedi ay önce yayınlanması başka türlü açıklanamaz. [4] Peki, nedir BOP ile uygulanmaya konan? Bu radikal / köktendinci İslam rejimleri yerine adına «Light Islam / Ilımlı İslam” denen Hıristiyanlık’ta olduğu gibi İslam’da da bir protestan anlayış yaratmak.[5] Esasen kendisinin BOP Eşbaşkanları’ndan biri olduğunu iddia eden R. Tayyip Erdoğan’ın [6] Tunus’ta yaptığı «laiklik” vurgusunun nedeni de budur. Burada da karşımıza iki yeni soru çıkıyor; protestan anlayışın kapitalizmle ne ilgisi olabilir ve Tayyip Erdoğan’ın, dolayısıyla Türkiye’nin BOP’ta işi veya rolü ne?

İlk sorunun cevabını nispeten daha kolay bir şekilde verebiliriz. Protestan anlayış ve Kapitalizm üzerine görüşlerini eserinde ortaya koyan (i) Max Weber’e göre Protestan ahlâkı kapitalizmin gelişimine zemin hazırlamıştır. Protestan anlayış öncelikle klasik dinî inanışlardaki duyusal aklı eleştirir ve kapitalist sistemi işler kılan en önemli argüman olan biçimsel aklı savunur. Belki de kapitalist sistemin kâr mantığını bu akılla açıklayabiliriz. Elbette ki kapitalizmin amansız pazar arayışı da bu anlayıştan gelir ve BOP’un ekonomik amaçlarından birisi hakkında net bir ipucu verir.[7]

Projenin Türkiye ile olan bağlantısını açıklayabilmek içinse ülkedeki yakın dönem iç siyaseti ele almak yerinde olacaktır. ABD’nin Irak’a yapacağı askeri müdahalede Türkiye’deki askerî üs ve limanları ABD ordusuna açmayı öngören tezkereyi vermeyi reddetmesinin ardından Ecevit’in yerine 2002 seçimlerinde işbaşına geçen AKP hükümetinin göreve geldikten öncelikli olarak malum tezkereyi meclisten geçirmeye çalışmasının nedeni plan su yüzüne çıktıkça daha da anlaşılır hâle geldi. AKP hakkında bir analiz yaptığımızda ise net bir şekilde ABD tarafından Ortadoğu’da oluşturulmaya çalışılan siyasi bir model olduğu gözümüze çarpıyor. Bu açıdan bakınca, bugün Kaddafi’yi deviren Müslüman Kardeşler hareketinin aynı adla, yani «Adalet ve Kalkınma Partisi” adıyla kurulması [8] hiç de tesadüf gibi durmuyor. Yine Arap İsyanları’nın beşiği olan Tunus’ta da Zeynel bin Abidin sonrası yapılan seçimle göreve gelen El Nahda partisinin lideri Raşid Gannuşi’nin «Türkiye´de ve Tunus´ta İslam’la moderniteyi bağdaştıran bir hareketi var. Biz bu hareketin temsilcisiyiz” demeci de şaşırtıcı değil. [9] Bu siyasi oluşumların sürpriz olmayan bir diğer ortak özelliği ise benimsedikleri ekonomik görüşleri. Sözkonusu partilerin ekonomik vizyonlarına baktığımızda son yılların moda tabiriyle «İslam sosuna batırılmış” liberal bir anlayış görüyoruz. Tunuslu El Nahda partisinin yetkililerinden Abdülhamid Cilasi’nin «Kısa bir süre içinde Tunus’ta yatırım yapılabilecek ortamı hazırlamak istiyoruz.” [10] demeci, BOP ile yürütülen Arap ayaklanmalar sonrası oluşacak bölgenin ekonomik programı hakkında bir fikir oluşmasını sağlıyor ve bu yönüyle AKP Başkanı Tayyip Erdoğan’ın «Ben ülkemi pazarlamakla mükellefim” demeciyle birebir uyuşuyor. [11] Tabi ki durum o kadar somut değil. Daha somut bir açıklama gerekecek olduğunda da karşımıza kendisini «hizmet” olarak adlandırmış ve halk arasında «Cemaat” olarak anılan dinî oluşum ve bu hareketin lideri çıkıyor. Daha önce de bahsettiğimiz Ilımlı İslam hareketinin Türkiye’deki sorumlusu Fethullah Gülen özellikle «Dinler arası diyalog” hareketiyle asıl amaçlarının bir özetinin açığa çıkmasına engel olamadı. Şüphesiz, söylemleri, tutum ve davranışları ile alışık olmadığımız bir «İslam âlimi” görüntüsü çizen Gülen ve cemaati, benzerini Malezya’da gördüğümüz Ilımlı İslam hareketine paralel bir anlayış benimsemektedir. Olgu derinlemesine incelendiğinde ise BOP’un da aşamalarından biri olduğu Yeni Dünya Düzeni ile oluşturulmaya çalışan «Ekümenik Bir Dünya Dini” [12] karşımıza çıkıyor. Tüm bunların sonucu olarak da, bölgede aynı dinî ve dolayısıyla iktisadî görüşü benimsemiş, bütün ihtiyaçlarını ithal eden tüketim çılgını vatandaşların oluşturduğu liberal bir Ortadoğu pazarı resmi oluşuyor.

Konuyu toparlamak gerekirse BOP’un hedefe giden yolda en büyük araçlarının din olduğunu, bunu da ekonomik sistemlerinin çıkarları doğrultusunda kullandıkların görebiliyoruz. Nedeni ise çağdaş dünyada geçerli olan üretim sisteminin sanayi üzerine kurulu olması ve tarıma dayalı ülkelerin gelişmesini tamamlamış ülkeler için iyi birer pazardan başka bir şey olmamalarıdır. Unutulmamalıdır ki, gelişememiş tarım toplumlarının tutunum ideolojisi dindir ve BOP’un amacı da budur: Kendisine ve çıkarlarına zarar vermeyecek derecede ve kontrol altında tutulabilen bir din anlayışının Ortadoğu coğrafyasına hâkim olması. Türkiye bu kirli oyunun önemli parçalarından biri olmaktan sıyrılabilecek mi belli değil. Ancak, 1950 seçimlerinden sonra durdurulan planlı sanayileşmenin bir şekilde yeniden başlatılıp ülkede egemen olan siyasi kültürün sağlıklı bir biçimde yeniden şekillenmesinin ve dolayısıyla siyasi bilincin oluşmasının gerektiği ortadadır.

KAYNAKLAR

[1] http://www.dw.de/tunusta-yasemin-devrimi/a-14768922-1 (15.01.2011)

[2]http://www.cnnturk.com/2011/yazarlar/09/15/musluman.kardeslerden.erdogana.tepki/629282.0/index.html (15.09.2011)

[3] GÜNAL Altuğ, Büyük Ortadoğu Projesi ve Türkiye, Ege Akademik Bakış Dergisi (Ed. Prof. Özlem Önder) Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi s. 157 (2004)
http://eab.ege.edu.tr/pdf/4/C4-S1-2-%20M15.pdf

[4]http://www.brookings.edu/~/media/research/files/papers/2012/3/15%20syria%20saban/0315_syria_saban.pdf ( Mart 2012)

[5] YILDIZ Kadir Murat, Cemaat Kurumlarına Nasıl İsim Veriliyor? ODA TV, http://www.odatv.com/n.php?n=cemaat-kurumlarina-nasil-isim-veriliyor-2010121200 (2012)

[6]http://www.akgenclik.org.tr/tr/13_ocak_ak_parti_grup_toplantisi_metni-369.html (13.01.2009)

[7] http://en.wikipedia.org/wiki/Religious_affiliations_of_Presidents_of_the_United_States

[8] http://www.hurriyet.com.tr/planet/20051614.asp ( 03.03.2012)

[9]http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/10/111026_tunisia_nahda_profile.shtml (26.10.2011)

[10]http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/10/111026_tunisia_nahda_profile.shtml (26.10.2011)

[11] http://www.milliyet.com.tr/2005/10/16/ekonomi/aeko.html (16.10.2005)

[12] YILDIZ Kadir Murat, Cemaat Kurumlarına Nasıl İsim Veriliyor? ODA TV, http://www.odatv.com/n.php?n=cemaat-kurumlarina-nasil-isim-veriliyor-2010121200 (2012)

KİTAPLAR

(i) WEBER Max, Protestan Ahlâkı ve Kapitalizmin Ruhu. (1904)



01/11/2012