Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Ortadoğu Basınında Türkiye

Alev Balcı

Erdoğan’ın Türkiyesi’nde bilime siyaset giriyor

13 Aralık 2011, Simon Cameron-Moore

Bir zamanlar Türkiye Bilimler Akademisi’ne girecek adaylara herşeyden önce kendi denklerinin saygı ve kabulu gerekirken bugünlerde hükümet kimin gireceğini büyük ölçüde seçebiliyor. Kimi akademisyenlere göre bu değişiklik AK Parti’nin Haziran ayındaki kolay zaferinden sonra başbakan Tayyip Erdoğan’ın üçüncü dönem görevine alışırken artan ölçüde merkezileşmiş bir hükümete doğru eğiliminin emaresi. «Gözlemlediğimiz şey AK Partinin giderek daha merkezileşiyor olması,” diyen İstanbul Politikalar Merkezi müdürü Fuat Keyman, Türk demokrsisinin durumunu düşünürken şehrin çetrefilli trafiğinde mahsur kalmıştı. Keyman «Türkiye Bilimler Akademisi’nde olanlar bunun bir yönü” diye konuştu.

Bu ay üyeleri çoğunlukla hükümet görevlilerince seçilen bir akademik kurula ait olmayı istemeyen bilim insanları kendi bağımsız akademilerini kurdular. Bunlar arasında astrofizikçi Ali Alpar da var. Profesör Alpar İstanbul Sabancı Üniversitesi’ndeki bir ders gününün ardından Reuters’a verdiği ropörtajda «Benim kişisel görüşüme göre gerçek bir demokrasinin özelliği devlet tarafından finanse edilen kamu kurumlarının kendi uzmanlık alanlarında karar alma özgürlüklerinin olmasıdır” dedi. «Bir fizikçinin ya da felsefecinin yazdığı makaleyi hangi bürokrat veya hangi siyasetçi okuyacak da bir karar verecek?” diye sordu lale şekilli geleneksel bardağından çayını yudumlarken.

Hükümetin kararı Ağustos ayının sonlarında Türklerin çoğu Muslüman Eid al Fitr (Ramazan) bayramını kutlarken resmi gazetede yayınlanan bir kararname ile ortaya çıktı. Kasım ayında çıkan ve akademik çevrelerde büyük tepkiye yol açan ikinci bir kararname ile sağlamlaştırıldı. Kısa adı TUBA olan bu prestijli akademinin 138 üyesinin yarısı protesto amacıyla akademiden ayrıldı. Yabancı akdemiler Erdoğan’a ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e yazarak devletin akademik bilim dünyasını gereksiz işgalinin yarattığı ağır kaygıyı dile getirdiler.

Londra merkezli Academia Europaea’nın başkanı Lars Walloe 14 Ekimde Erdoğan’a yazarak şu uyarıda bulundu ve kararı yeniden düşünmesini önerdi: «Ne yazık ki, son yasal değişiklikler, özellikle de yeni üylerin hükümet tarafından dahil edilmesi ve başkan ataması TUBA’nın itibarını etkileyecektir...ve kaçınılmaz olarak da uluslar arası toplum tarafından Türkiye’nin ulusal sosyal ve fen bilimi akademisi olarak artık tanınmayacağı anlamına gelecektir.

Hükümetin TUBA’yı kontrol altına almaktaki amacı yüksek büyüme oranlarını sürdürmek üzere yeni bir seviyeye çıkması gereken ve serpilen bu ekonominin bilim teknolojiyi ilerletmek üzere yeterli çalışmadığını düşündükleri bir kurumu canlandırmaktır. Etkili ve verimli bir hükümet savı daha önce sahip oldukları refahtan daha fazlasını yaşayan halk arasında yankı uyandırır. Akademinin de kendi hataları olmuştur. Üyeleri bile akademinin yeterince aktif olmadığını ve yeni üye kabulünde yavaş davrandığını kabul etmektedit.

Bazı adayların reddi muhafazakar laik bir grubun AK Parti içinde dini görüşleri olumlu karşılanan bilim insanlarının girişini engellemeye yönelik karar vermede rol oynadığı algısını beslemiş oldu. Alpar, TUBA üyelerinin seçiminde bilimsel liyakattan başka herhangi bir şeyin rol oynadığı fikri geçersizdir, dedi. Onun yerine TUBA’nın mesleki ilerleme için siyaset uzmanınlarının kendilerini kayırmasını bekleyen bilim insanlarıya dolu olmasını daha büyük bir tehlike olarak gördüğünü söyledi.

Bu veya başka bir hükümetin akademiye atayacağı kişiler hükümetle ilişkilendirilecek veya özellikle hükümete tavsiye edilecektir ve bu da siyasi, ideolojik, dini veya başka bir zeminde olabilir,” diyen Alpar, «ancak saygın bir akademinin bir üyesi olarak gerçek anlamda orada olmak kişinin bilimsel liyakat üzerinden değerlendirilmesi anlamına gelir. işte atamaları yapmaya çalışırken işin bu yönünü geçiştirmiş oluyorlar” diye ekledi.

TUBA şimdi kesin olarak yeni kurulan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın yapısı altına giriyor. Reuters Bakan Nihat Ergün’e e-posta ile sorular gönderdi, bakanlığı birkaç kez aradı ancak bakan cevap veremeyecek kadar meşgul olduğunu belirterek üzüntülerini bildirdi, yetkililer her hangi bir yorum yapmaktan kaçındı. Ancak laik ana muhalafet partisi CHP’deki bir kıdemli hukukçu olan Faruk Loğoğlu 2002’de kurulan ve dinci muhafazakarlardan ve merkez sağ unsurlarla milliyetçilerden destek alan partiyle ilgili de sözlerini esirgemedi. Loğoğlu «Bu AK Parti tarafından laik toplumumuzun temel direklerine yapılan sistematik saldırının bir devamıdır,” dedi. «Bilgi laik bir toplumun en güçlü malzemelerinden biridir. Bunu komünist toplumlar bile yapmaz.”

Artık daha fazla Türk, laik devlete bir tehdit görüntüsünden çok Türkiye’de çoğulcuğun azalmasından endişe duyuyor. Erdoğan 20. yüzyılın ikinci yarısına damgasını vuran darbelerin tekrarlamasından ülkeyi korumak için askeri ehlileştirdiğinde ve hakimlerle savcıları değiştirdiğinde Türkler alkışladılar. Ancak bir kaygı var, özellikle de yargıda güçler ayrılığının aşınmaya uğradığı şeklinde algılanan bağımsızlık kaybı konusunda. TUBA’nın kaderi büyük tablonun bir parçasıdır. Seçimlerden önce, hükümetin, yaz tatili ile dağılan meclisten yenisine geçiş arasında köprü görevi görmesi için, meclise uğramadan 6 aylık kararname çıkarabilmesini sağlayan mevzuat düzenlenmişti.

Bu açığı kullanarak hükümet bakanları, bankacılık, sermaya piyasaları, enerji, yayıncılık ve tütün-alkol gibi birkaç iktisadi düzenleyici kuruluş üzerinde daha büyük bir nüfuz edindi. Erdoğan ve Başbakan yardımcısı ve ekonomiden sorumlu bakan Ali Babacan seçim kampanyaları sırasında hükümetin böyle kurumlar üzerinde daha çok nüfuz sahibi olmasını amaçladığını söylemişlerdi. Geçen Mayıs ayında bir iş forumundaki konuşmasında Erdoğan düşünme tarzına ilişkin öngörülerini açıkça ifade etti: «Bağımsız kuruluşların mantığını bilir misiniz? Başarılı olurlarsa, başarı kendilerinindir. Olmazlarsa siyasetçilerin hatasındır. Hepsi A’dan Z’ye aynıdır. Bunun bedelini niye biz ödeyelim?” dedi. «Seçmen kitlesi bağımsız kuruluşların yararlı olup olmadığını önemsemiyor... Yakıt fiyatları piyasada belireniyor ama insanlar bunu biliyor mu? Ne kadar açıklamaya çalışırsanız çalışın, ‘Hükümet fiyatları yükseltti’ derler.”

Hükümetin geçen on yılda ekonomi yönetimindeki başarısı göz önünde bulundurulduğunda bu haraketler büyük bir patırtı yaratmadan geçti gitti. Önde gelen Türk siyaset bilimcilerinden Keyman bütün bu değişimleri AK Parti hükümetinin daha derin bir merkezileşmeye geçişinin tezahürü ve Türkiye’deki «demokratik durgunluğun” kanıtı olarak görüyor. "Türkiye’de demokrasi ile merkezileşme arasında bir bağlantısızlık var,” diyerek hüzün içinde bitiriyor sözlerini hala trafikte mahsur bulunan Keyman.

http://www.kuwaittimes.net/read_news.php?newsid=NDI0MTc4MjE1OQ==



01/01/2012



Yazarın diğer yazıları

Ortadoğu Basınında Türkiye (01/02/2012)
Ortadoğu Basınında Türkiye 2 (15/01/2012)
Ortadoğu Basınında Türkiye (01/12/2011)
Bir insanı sansürlemek: Ahmet Taner Kışlalı (21/10/2011)
Amerika notları 2: Yiyenler ve yemeyi reddedenler (01/09/2011)
Amerika notları (01/08/2011)
Düşün Toplantıları ve Murathan Mungan (01/03/2011)
Uğur Mumcu´yu Anmak (24/01/2011)
Viyana bu kuşatmadan kurtulamadı! (01/01/2011)