Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Nerede Demokrasi?

Cansu Akbaş Demirel

Yaz başlangıcı ya hani, kuşlar soğuk gurbetlerden dönmüşken sıcak yuvalarına ve tam da aksini yapmışken ben; geç gelen baharla umutlarımız daha yeni yeşermişken... Ne güzel diyor Can Dündar: ‘Yarim Haziran!’

Anlatacak çok şey var aslında bu ay. Bir yandan seçime günler kala siyasiler en düşük seviyeden devam ediyorlar tartışmalarına... Milliyetçi Hareket Partisi’yle ilgili tartışma konuları ‘kaset skandalları’na değinilmeden bitmiyor; ana muhalefet hala Kürtçe afiş yapılsın mı yapılmasın mı tartışmasında; iktidar Malatya halkının iki yılda ne kadar ürerse ‘büyükşehir’ olabileceğinin hesabını yapıyor!

Merakla izliyoruz bunları. Merakımız varacakları sonuçtan ziyade, ne zaman biteceklerine dair; çünkü ilerleye ilerleye gelebildiğimiz noktanın ‘ileri demokrasi’ noktası olduğunu gördük senelerdir. Ama nasıl ilerliyorsa bu demokrasi, hala üniversite kapılarından içeri giremiyor konuşmacılar. Sırrı Süreyya Önder öğrencilere kapının önünden sesleniyor. Oysa çağıran öğrenci, dinlemek isteyen öğrenci... Kapıda dövülen yine öğrenciler, Uluslararası Yükseköğretim Kongresi’nde; aynı anda konuşmacılar kürsüde kimbilir nerden intihal konuşmalarını sürdürürken. ‘‘Bugün yeni şeyler söylemek lazım” diyen Mevlana’ya inat, yeni bir şey duymak istemiyoruz hala. Zira duyarsak fikrimiz değişir belki diye korkuyoruz, o yüzden duymaya bile tahammülümüz yok, tartışmak şöyle dursun.

Uzaktaki babalar...

Haziran yalnızca seçimi değil, kendi telaşlarımı da hatırlatıyor bana. Bir babalar gününde gelmiş olduğum dünyaya ilişkin kaygılarımın yanında, geride bıraktığım çeyrek asıra ilişkin de kaygılar taşıyorum. Kısa bir muhasebesini yapıyorum yaşananların; eksilerin ve artıların. O noktada anlıyorum ki durmaksızın konuşmalarımı, sorduğum soruları, kendimce yaptığım çıkışları borçlu olduğum biri var. ‘İleri demokrasi’ye dair beklentilerimin nedeni, ‘evde demokrasi’yi inşa edenlerden biri; sınırların dışında oy kullanamayacak olsam da, o her kararında fikrime danışıyor hala. Babalar günün kutlu olsun babam ve vesileyle selam olsun tüm babalara...

Diğer yandan bir baba görüyorum, televizyonda; karşısında bir bakan. Hakkını aramak istiyor usulünce, «koşulların iyileştirilmesini istiyoruz” diyor. «Gözlerin görmediği halde sana iş vermişiz” diyor bakan, kendi ‘ihsanı’ olan istihdama ithafen. Hal böyle olunca ‘her babaya onur’ bir seçim vaadi olabiliyor.

Diğer yandan bir baba tanıyorum, oğlu ondan çok uzakta... Bir kızı biliyor beni ve öyle sarılıyor her defasında. Oğlunu anlatırken gözyaşlarını tutamıyor; çünkü ‘aile birleşmesi’ denen şey, yalnızca gönüllerin birarada olmasıyla olmuyor. Bitmek bilmeyen yasal prosedürler var. Devletler var; sınırlar ve anlaşmalar var. İhtiyacı olduğu anda yanında olamamak oğlunun, kendini eksik hissettiriyor ona. Mülteci babalar biliyorum evlatlarının yerini bilmeyen ve evlatlar biliyorum babalarını denizlerdeki mezarlara gömen... 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü vesile olsun, onlara da selam olsun.

Savaşın Reddi ve ‘Hayatın Mucizeleri’

Bir de savaş karşıtlarına selam olsun buradan. İlk fırsatta herkes Stefan Zweig’ten ‘Hayatın Mucizeleri’ni okusun. ‘Mecburiyet’ öyküsünde ve ‘Wondrak’ta savaşın bir parçası olmaya direnmenin önemli örneklerini görsün; ‘Görülmeyen Koleksiyon’ ve ‘Geç Ödenen Borç’ta ise, bazı insani inceliklerin keyfini yaşasın, bittiğinde gülümseyerek kapatsın kapağı benim yaptığım gibi.

Okusun da bir kez daha savaşa karşı durmanın mümkünlüğünü, umudunu ve sevincini hissetsin içinde. Zweig hissedememiş çünkü. 1881’de doğmuş, Nazi baskısıyla Salzburg’u terk etmek zorunda kalmış; ülkesinden uzakta yaşamış uzun zaman. Çeviriler yapmış, deneme ve öyküler yazmış. ‘Avrupa’daki siyasi duruma dayanamayarak’ Brezilya’da eşiyle beraber intihar etmiş. İlk olarak ‘Satranç’ını okuduğum yazarı, ‘Değişim Rüzgarı’ ve ‘Amok Koşucusu’yla daha çok tanıdım; ‘Hayatın Mucizeleri’yle daha çok sevdim. İntihar bir çözüm mü tartışılır ama savaşmamayı böylesine dert etmiş olmanın onuru ve hakkı teslim edilmeli.

Haziran ayı bir başka güzel olmalı. Geleceğe umut olmalı!

______________________________________________________________________________________________________________________

Hayatın Mucizeleri

Stefan Zweig

Can Yayınları

1. Baskı Mart 2011

264 s.



01/06/2011



Yazarın diğer yazıları

Okumasak Da Dinlesek (01/03/2014)
Sümerlerle Bir Ömür: Muazzez İlmiye Çığ (01/02/2014)
‘Benim Kitaplarım’ (01/12/2013)
Cezasızlık, Umut ve Stefan Zweig (01/10/2013)
Cezasızlık, Umut ve Stefan Zweig (11/09/2013)
Fidandan Ağaca (01/08/2013)
Ali Orhan İlkkurşun’un Anıları (19/06/2013)
Yeni Bir Kaynak: İzmir Yangını Hakkında Ön Rapor (16/05/2013)
Günlerin Getirdiği Baskı ve Zulüm Sürerken: Yaşasın 1 Mayıs! (01/05/2013)
Siyaset Aracı Olarak Kadın (07/03/2013)
Cenazelerin Hatırlattıkları: Barış Hemen Şimdi (01/02/2013)
Üniversitenin İşlevi (06/01/2013)
Kim Satıyor, Kim Alıyor, Kim Ödüyor? : Silah Ticareti Kılavuzu (16/12/2012)
İstanbul’da sergi zamanı (14/11/2012)
Schubert Seven Kedi (01/10/2012)
Hatırlatma: 20 Haziran’da Mültecilik Sorunu (20/06/2012)
Nisan Ayına İki Kitap: Dinlememişler ve Yeniden Başlamak İsteyenler İçin (02/04/2012)
Soru Cevap ve Bir Hayat: Sedef Kabaş’ın Nermin Abadan Unat Söyleşisi (01/03/2012)
Politikada Nezaket de Vardı: İsmail Cem (23/01/2012)
Yeni yılda öteki olalım: Siyahbeyaz Dizisi (01/01/2012)
Dizisini İzledik, Kitabı da Çıkmış: Reşat Nuri Güntekin (07/12/2011)
‘Hiçbir şeyden korkmasaydık!’: Mino’nun Siyah Gülü (01/12/2011)
Ekim Ayının Kazananı: İçimizdeki Zalim (03/11/2011)
Köylüyü Şehirlilere Sevdiren Adam: Ruhi Su (01/09/2011)
‘Dranas Yalvarası: Tanrım Merhamet Et Kula’ (01/06/2011)
Bahara Yakışmayan Yazı (01/05/2011)
72. Koğuş ve (Eski) Bursa Cezaevi (01/04/2011)
Seçime 4 Ay Kala: Cumartesi Anneleri (01/03/2011)
Katiller ve kahramanlar (09/02/2011)
İzmir´de Mülteci Olmak (02/05/2010)
İzmir´de Mülteci Olmak (05/02/2010)