Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Müzik Üzerine

Sevincine, hüznüne, hayal kırıklıklarına, hayallerine eşlik eden notalardan oluşan sesler bütünüdür müzik.

Sözler yetmez kimi zaman, müzik yetişir. Yalnız hissedersin gelir yanına oturur. Ruhun kaybolur,bulur getirir. Hastalanırsın iyileştirir. Hayatı ‘’vakit geçirmek’’ten çıkarıp ‘’yaşamaya’’ götürendir.

Evrensel yegane dillerdendir. Tüm sanatlar içinde en evrensel olandır şüphesiz. Millet, din, sınıf, ideoloji tanımaz.

İnsanın en erken tanıştığı sanat dalıdır. Henüz anne karnındayken tanışırız müzikle. Dünyaya geliriz, müziğin belki de en saf hali olan ninnilerle karşılanırız. Sonrasında gittiğimiz okullarda, ziyaret ettiğimiz yerlerde çalan şarkılar ile iyice özümseriz müziği. Biz farkında olmadan hayatımıza girmiş, ruhumuza dokunmuştur çoktan.

Yeryüzündeki her insan acıları ile, umutları ile, sevinçleri ile sarılır müziğe.

Ortaya çıkışının altında ise doğayı taklit etme isteği yatar. İlk insanların hayvan derilerinden ve çeşitli bitkilerden oluşturdukları enstrümanlarla doğadaki seslerin benzerini çıkartma isteği ile doğmuştur. Başlarda haberleşme amaçlı kullanılmış, çeşitli dinsel törenlerde de müzikten yararlanılmıştı. Bilinen en eski müzik eseri ise 3000 yıl önce Hindistan’da yazılmış veda ilahileridir.

Müziğin doğuşuna kuramsal olarak bakarsak elbette ki Eski Yunanlılara dayanır. Diğer sanat dallarına olduğu gibi müziğe de ismini veren Yunanlılardır. Müzik yani ‘’mousika’’, ‘’Musalar’’ adından gelir. Musaların sanatın esin tanrıçaları olduğuna inanılırdı. Hatta bir süre Musaların korumasındaki tüm sanat ve bilim dallarının ortak adı olarak kullanılmıştır mousika. Müziğin duygu ve düşünce gelişimine etkisini, gücünü ilk fark eden ise yine Yunanlılar olmuştur. Daha sonra Çinliler de bu gücü fark etmiştir.



Birinci Dünya Savaşından sonra radyo yayınlarının başlaması ile müzikte çeşitlilik bir hayli artmış, dini içeriklerden de sıyrılıp arkasına özgür düşünceyi ve yaratıcılığı alıp daha bağımsız bir hal almıştır artık.

Müzik, İnsanlığın uygarlıktan kazandığı en değerli şeylerden birisi desek yanılmış olmayız sanırım.


Her bir müziğin karakteri vardır: Kimisi çok içtendir hemen kapılırsın, kimisi çok derindir kaybolursun içinde, kimisi boştur bir daha karşılaşmak istemezsin, kimisi iyi gün dostudur, kimisi ise kötü günde çalar kapını.

Müzik dinlemenin hep bir seyahat olduğunu düşünmüşümdür ben, gezgin kılar seni. Açarsın bir Beethoven senfonisi ve Beethoven’ın zihnine seyahat başlar. Dolaşırsın o eşsiz zihinde. Hüzünlerine denk gelirsin Beethoven’ın, kimi zaman ise sevinçlerine. Hayalleri karşılayacaktır seni, umutları eşlik edecektir. Tüm sokaklarına girersin zihninin ve o sokaklarda dolaşırken ruhunun boşlukları dolar, yol tamamlar seni, kendine getirir. Kim olduğunu hatırlatır sana. Her yola çıktığında ise yeniden keşfedersin kendini.

‘’Tınlayan bir felsefedir müzik.’’ Demiştir Beethoven.

Kimi zaman da zaman makinesidir. Kapatırsın gözlerini, alır götürür seni 10 sene öncesine, en sevdiğinin yanına. O gün batımına, ılık rüzgara. Karşındadır ve gülümser sana. Belki odanda yalnızsındır ama yıllar önce hissettiğin huzur seninledir. Kanatlanır o en sevdiğin ve gider sonra. Veda edersin binlerce kez ve hoş geldin diyeceksindir binlerce kez. Soyuttur müzik, soyutlarda yaşamanı mümkün kılar. Tanrının sana verdiği bir çift kanattır.

Hayatta her şey ve herkes yarı yolda bırakabilir, hep hüzün, yalnızlık, hayal kırıklıkları varolabilir, her şey anlamını yitirebilir, fakat müzik hepsinden ayrı olandır.

İyi müzik ruhunu güzelleştirir, kalbini temiz tutar. Öyle besteciler, öyle şarkılar vardır ki onları dinleyenlerin asla kötü insanlar olduğunu düşünmem.

Bu yazımda onlardan birisi olan, ağız armonikasıyla harikalar yaratan Arjantinli müzisyen Hugo Diaz’dan bahsedeceğim.


Armonikayı ağlatan adam: Hugo Diaz

1927 yılında dünyaya gelen Diaz, armonika çalmaya çok küçük yaşlarında başlıyor. Yıl 1932, kendisi beş yaşında iken görme yetisini kaybediyor. İşte bu dönem armonikaya sarılıyor Diaz. Birkaç sene sonra ameliyat ile görme yetisine tekrar kavuşuyor, o günlerinden geriye ise müziği kalıyor, karanlık günlerinin müziği.

Dinlerken aynı anda hem canını yanıyor insanın hem de huzur bulabiliyorsun, sihirli tınılar var O’nun şarkılarında. Müziğiyle zihni aşıp direk duygulara ulaşabiliyor.

Beş yaşında müziğe başlayan Diaz, dokuz yaşında Santiago del Estero yerel radyosunda ilk solo performansını gerçekleştirmiştir. Seçtiği bu zor enstrümanla kısa dönemde mükemmel eserler ortaya koymuş ve armonikayı Arjantin usulü çalmanın yaratıcısı olmuştur. İnsanların hafife aldığı bu enstrümanı öyle ustalıkla, kusursuzca ve etkileyici bir biçimde çalıyordu ki insanlar o dönem buna inanmakta zorluk çektiler. Sonrasında yine aynı dehayla Tango çalmaya başlamıştır ve müzikleri daha derin bir hal almıştır artık.





Ezgilerinde hayat teması olan müzikleri ruhunu alıp bambaşka bir yerlere götürüyor. Ağır hissi olan müzikler Onunkiler.

Önce ülkesinde folk müzik çalışmaları yapmıştır. En büyük bağlılığı folk müziğe idi. Aynı zamanda caz ve klasik müzik üzerine de kayıtları vardı. Bunun yanısıra operalarda da performans sergilemiştir.

Birçok Avrupa, ABD, Uzakdoğu ülkesinde çalışmalar yürütmüş, ünlü müzisyenlerle çalışma fırsatı bulmuş ve yaşadığı dönemde uluslararası bir üne kavuşmuştur. Ülkesine, Arjantine döndüğünde ise başarısının kasabasına, çevresine ulaştığını gördü Diaz. Yine mütevazi bir şekilde orada da müziğini yapmaya devam etti.

1977 yılında, 50 yaşında siroz yüzünden hayata gözlerini yummuştur fakat müzikleri ile hayatlarımızda yer almaya devam ediyor.

İlginç bir yönü ise 1972 yılına kadar kayıtlı bir tango çalışmasının bulunmamasıdır. Öldüğü yıl olan 1977 yılına kadar yalnızca üç tane albüm hazırlıyor.

Filmlerde de yaşatılıyor Diaz. 2. Dünya Savaşı ve Yahudi soykırımı üzerine çekilmiş olan ‘’Die Fälscher’’filmi adeta Diaz’ın parçaları ile tamamlanmıştır. Aynı zamanda ‘’The Tango Lesson’’ filminde de kullanılan tango yorumları vardır.

2007 yılında Hugo Diaz anısına Alberto Larran tarafından ‘’A los cuatro vientos’’ isimli bir belgesel çekilmiştir.

Diaz dinleyerek başladığım yazımı yine Diaz dinleyerek bitiriyorum. Yazı boyunca en iyi arkadaşım oldu, yol gösterdi bana.

Benim ruhuma dokunan, dinlerken huzur bulduğum bu parçaların sizin de ruhunuza aynı dokunuşları yapmasını diliyor ve sizi Hugo Diaz’ın zihninde seyahata davet ediyorum.

Güzel şarkılarda, temiz kalpler ile buluşmak dileğiyle..



01/05/2017



Önceki yazılar

Dünyadan Bir Mozart Geçti (01/12/2017)
Özlem ve Hüznün Narin Sesi: Frédéric Chopin (01/09/2017)
Hayatı Hatırlatan Müzı̇kler (01/08/2017)
Ludovico Einaudi ve Hayatımızın Fon Müzikleri (01/07/2017)
Pınk Floyd Ve Felsefesi (01/06/2017)