Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Mısır’ın Türk Modeli Takıntısı

Şahin Yaldız

Türkiye´deki Gezi Parkı eylemlerinden hemen sonra Mısır´daki halk hareketi ile Türkiye´deki hareket birbirine benzeştirilmeye çalışıldı. Uluslararası medya Türkiye´deki protestolara bir kişilik kazandırmaya çalışırken ´´Bölgedeki İslamcı partilere karşı hareketin başlangıcı´´ olarak gördüğü Gezi Parkı eylemlerini Mısır ile benzeştirmeye devam etti. Uluslararası medyanın Gezi Parkı ve Mısır benzerliğini ön plana çıkaran haberlerine ve söylemlerine araştırmacılar ve siyasi uzmanlar Türkiye´nin Mısır gibi olmadığı, arada ciddi farklar olduğu, Türkiye’deki hareketin ince detaylarıyla ele alınması gerektiği ve bu hareketin ne ´Arap Baharı´ olduğu ne de bölgesel başkaldırının ilk adımı olduğu yorumunu yaptılar.

Mısır´daki siyasi önderlerin oluşan yeni politik sistemde takındığı tavırların Türkiye´nin Gezi Parkı eylemleri sürecinde takındığı tavırla benzeşip benzeşmediği de bunun yanında yapılan tartışmalardandı. ´Türk modeli´ diye adlandırılan Türkiye´nin tecrübe ettiği siyasi değişimlerdeki uygulamaların Mısır´da uygulanması planlanıyordu. Mısır halk forumlarında Türk modeli ile ilgili yapılan tartışmalar -Gezi Parkı eylemlerinden önceki ve sonraki- Mısır´daki devrimci hareketin karakterini anlamak için de çok önemlidir.

Birçok yönden Türk modeli Mısır´daki politik çekişmelerin son iki yılında önemli bir konu olmuştur. Bu model aynı zamanda Mısır´daki devrimci ve karşı-devrimci güçlerin çeliştiği noktaları anlamak açısından da önemli bir rol üstleniyor. Son iki yılda Mısır´daki iktidar güçleri karşı devrimci hareketi meşru kılmak ve güçlendirmek için Türkiye´nin uyguladığı demokratik yaklaşım modelini uygulamaya çalıştılar. İşte bu yüzden pek çok aktivist, siyasi önder ve uzmanlar Türkiye´deki protestolar ve çatışmalarla Müslüman Kardeşler ve muhalifleri arasındaki çatışmaları kıyaslamaya başladılar. Şimdi ise 30 Haziran eylemlerinde Muhammed Mursi´yi istifaya çağıran ve 25 Ocak Devrimini yapan halk Mısır´ın uyguladığı Türk modeli ile ciddi çatışmalara girmiş durumda.

Ordu Sizin İçin Ne Yapabilir?

Hüsnü Mübarek sonrası dönemde ilk Türk modeli tartışmaları 2011 yazında başladı. Tartışmalar askeri liderlerin, ordunun demokratik süreç içinde rahat hareket edebileceği yeni bir politik sistem istediğini halka sezdirmesiyle başladı. Örneğin, 2011 yılının Temmuz ortasında, Mısır haber ajansları Mısır Silahlı Kuvvetleri Yüksek Konseyi´nden askeri bir yetkilinin Türk modelini uygulamak için çok çalışacaklarını söylediği açıklamayı haber olarak geçiyordu:

´´Türkiye´deki gibi bir model istiyoruz fakat bunu zorla yapmak istemiyoruz... Biz Mısır olarak demokrasimizi İslamcılardan korumak için bunu yapmak zorundayız. Bu İslamcı grubun demokratik düşüncelere sahip olmadığını çok iyi biliyoruz.´´

Essam Şerif iktidarında Mısır Silahlı Kuvvetleri Yüksek Konseyi Başkan Yardımcılığı yapan Yahya El-Cemal de bu açıklamadan haftalarca önce ´´Türkiye´nin anayasal tecrübesine´´ ´´zengin ve muhteşem´´ diyerek bu birikimden faydalanacaklarını söylemişti. El-Cemal: ´´Türkiye´nin anayasal birikimi Türk halkı ve Türkiye için son derece önemlidir ve Türkiye´nin gelişimine katkı sağlamıştır. Biz de ülkemizin refahını sağlamak ve çeşitli alanlarda ülkemizi geliştirmek için Türkiye´yi örnek almalıyız.´´

Yukarıdaki iki referansta elbette ki Türkiye´nin 1982 yılında düzenlediği ve orduyu ülkedeki mutlak güç haline getiren anayasadan bahsedildiği açıktır. Hatta bu açıklamanın ardından Mısır Kültür Bakanının Türkiye Cumhuriyeti´nin 1982 Anayasası´nı çevirttirdiği ve anayasayla ilgili bir toplantı yaptığı söylentileri de mevcut. Toplantıya sonradan Mursi´nin yardımcısı olacak olan Büyükelçi Muhammed Refaa al-Tahtawi ve Mısır Yüksek Anayasa Mahkemesi üyesi Tahani el-Gebali´nin de katıldığı biliniyor.

Mısırlı siyasi liderlerin Türk anayasa modelini aynen uygulamak istemesi ülkenin politik kesimi tarafından sert bir şekilde eleştirildi. Eleştirilerin odak noktası ise ordu destekli değiştirilemeyen bir anayasa yapmanın doğru olmamasıydı. Liderlerin Mısır´da anayasayı değiştirme ve ordunun kat´i güç haline getirilmesi eğiliminde bulunması anayasayı yazacak olanları da haliyle etkilemiş oldu. Anayasa yazarları eğilimlere göre saf tutmuş olanlardan seçilecek ve Mısır´ın evrileceği siyasi akım Türk modelini savunan yazarlar tarafından anayasayla güvence altına alınacaktı. Müslüman Kardeşler gibi İslamcı gruplar, genel seçimlerde güçlü oy oranıyla anayasa yapım sürecinde söz sahibi olmayı planlıyor ve ülkedeki liberal isimler de yapılacak olan anayasaya desteklerini iletiyordu. Anayasa maddeleri hazırlanırken fikir devletin laik düzenini korumak ve seçimlerden sonra ülkeyi kim yönetirse yönetsin anayasayı değiştirememesini garanti altına almaktı.

Anayasa değişikliğinde izlenecek olan maddelerin sadece bireysel özgürlükleri ve devletin laik düzenini korumayacağı kısa sürede anlaşıldı. Ağustos ortalarında yetkililerin yaptığı açıklamalardan yeni yapılacak anayasada Mısır ordusuna ayrıcalıklar verileceği ve ordunun gerektiğinde ülke siyasetine karışma hakkı olacağı anlaşılabiliyordu. Ordu destekli hükümet anayasa destekli ordu siyasetinin zeminini hazırlıyordu. Kasım 2011´den itibaren, Türk modelinin uygulanacağı artık söylentilerden ve sezgilerden ibaret değildi. Siyasetçiler Türk modelini Mısır anayasasına entegre edeceklerini ve Türk modelini uygulayacakları kanunları açık açık anlatmaya başladılar. Anayasa sürecinde büyük destekleri bulunan Başbakan Yardımcısı Ali al-Selmi´nin adı Anayasa yapımının esaslarının derlendiği bir belgeye verildi. Bu belgenin en tartışmalı konusu da Mısır ordusuna Anayasa´yı koruma yetkisi verilmesi ve ordunun tüm iç meselelerinin, bütçesinin ve yönetim tarzının parlamentonun yetki alanından alınıp Ulusal Savunma Konseyi´ne verilmesiydi. Bu zaten dev bir ekonomik bütçeye sahip olan ordunun harcamalarını kısıtlayabilecek hiç bir gücün kalmayacağı anlamına geliyordu. Diğer bir deyişle Mısır’daki yetkililerin aylardır dilinden düşürmediği ´Türk modeli´ orduda uygulanmaya başlayacak ve ordunun hesap verme ve yaptıklarını halka bildirme gibi bir sorumluluğu olmayacak bunun da üstünde seçilen iktidarın ve vekillerin orduya herhangi bir yaptırım uygulama hakkı kalmayacaktı.

Asıl ilginç olansa anayasanın getirdiği bu vizyonun sadece ordu ve çevresindeki kuruluşlarla ilgili olmamasıydı. Ülkedeki pek çok liberal Mısır Silahlı Kuvvetleri Yüksek Konseyi´nin eğilimlerine Mübarek sonrası dönemde sistemden nemalanabilmek için sonsuz destek verdiler. Örneğin, Temmuz 2011´de, başkanlık aday adayı Hisham Bastawisi Mısır Silahlı Kuvvetleri Yüksek Konseyi´ne (MSKYK) anayasa üstü ilkeler konusunda öneriler yapmış, ordunun seçimle başa gelmiş olan iktidara bağlı değil de ordu merkezli başka bir organla yönetilmesini söylemişti. Bu önerisi daha sonradan al-Selmi´nin ilkeler metnine de girecekti. Aynı şekilde, Hamdeen Sabahi de seçilmesi halinde anayasada yeni bir maddeyle ordunun gücünü arttıracağını söylemişti.

Mübarek sonrasında Mısır´da ordunun ülke siyasetinde güçlü bir role sahip olmasını isteyenler ordunun büyüyen siyasal İslamcı hareketi durdurabilecek tek seçenek olmasını neden olarak gösteriyorlardı. Mısır´daki Liberal Demokratik Cephe Partisi´nin lideri Osama el-Gazali Harb, al-Selmi belgesi açıklanmadan bir kaç ay önce Washington Post´a yaptığı açıklamada da İslamcıların Mısır demokrasisine ordudan çok daha büyük bir tehdit oluşturduğunu bu yüzden ordunun ülkedeki demokratik düzeni koruyacak bir güç olarak anayasada görevlendirilmesi gerektiğini söylemişti.

Bu gibi talepler Mursi´nin başkan seçildiği ve askeri yönetim döneminin son bulduğu 30 Haziran 2012 tarihinden sonra azalmadı aksine daha da güçlenerek varlığını sürdürdü. Mursi döneminde de ´Türk modeli´ sürekli dillendirilmişti. Asker yanlısı politikacılar 24 Ağustos 2012 günü genel eylem çağrısı yaparken ´´Müslüman Kardeşler´i devirelim!´´ sloganıyla harekete geçti. Mısır´da da al-Destour gazetesi 11 Ağustos´ta ön sayfasından Müslüman Kardeşler hükümetinin ülkeye için tehlikeli olduğuyla ilgili bir haber yapmıştı. Gazete Müslüman Kardeşlerin kendi anayasalarını halka empoze ettirip, bireysel hak ve özgürlükleri yok etmeye ve ordunun başına da kendi yandaşlarını getirerek ülkede mutlak hüküm sağlamaya çalıştığını söylüyordu. Gazete manşetlerinden anlaşılan şuydu:

Mısır´ı geri dönüşü olmayan bu kötü yoldan kurtarmak ancak ve ancak ordu ve milletin el ele vermesiyle olur. Siyasi ve askeri liderler birleşip ulusal kurtuluşumuz için ordunun koruduğu demokrasi modelini yaratmalıdırlar. Türk modeli ancak böyle yaratılabilir.

Özetle, ilk başlarda Türk modeli Mısır´da ordunun olağanüstü haklara sahip olup demokrasinin istikrarını sağlamak için çalışması demekti.

Siyasal İslam Sizin İçin Ne Yapabilir?

MSKYK´nın hükümeti daha elinde tutarken Müslüman Kardeşler ´Türk model’ini Mısır´a uygulamak için farklı yöntemler izleme arayışına girdiler. Mısır’ın en büyük İslamcı grubunun 2011 baharında yeni kurulan partiye verdiği isim dikkatleri üstüne çekti. Yeni kurulan partinin adı ´Özgürlük ve Adalet Partisi´ idi. Bu ismin dikkatleri üzerine çekmesindeki neden ise Müslüman Kardeşlerin kurduğu parti ile Türkiye´deki iktidar partisinin isimlerinin birbirine benzer olmasıydı. Hatta söylenenlere göre Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Kahire´deki bir toplantıda Müslüman Kardeşler temsilcilerine espri yapıp AKP´nin isminin belli bir bölümünü kullandıkları için kendilerine telif hakkı ödemesi gerektiğini söylemişti.

Mübarek´in devrilmesinin ardından Müslüman Kardeşlerin iktidar kuvveti olarak AKP´yi örnek aldığı biliniyordu. AKP ile yaptığı görüşmelerin sıklığı da bunu kanıtlayan nitelikteydi. AKP ile yaptıkları görüşmelerde Mısır´daki partilerinin yönetimde karşılaştıkları sıkıntıları çözmek için izlemesi gereken sistemle ilgili tavsiyeler alıyordu. Türkiye ile ekonomik ortaklıklarını geliştirme talebini de her fırsatta dile getiriyordu.

Müslüman Kardeşler genel seçim ve başkanlık seçimlerindeki başarılarını Türkiye standartlarına göre ayarlamış ve AKP seviyesine ulaşmayı hedef edinmişti. Özgürlük ve Adalet Partisi´nden (ÖAP) bir yetkili 2012 yılında parti programlarının Mısır´ın ekonomik düzeyini yedi yıl içinde Türkiye´ninkinden daha iyi yere getireceğini söyledi. Bu söylem Müslüman Kardeşlerin Türkiye´yi kendilerine kıyas noktası olarak aldıkları tek söylem değildi. Müslüman Kardeşler hükümetinin başka bir bakanı da kısa bir süre önce halk eğer şimdiki hükümete karşı biraz sabır gösterirse, Türkiye´nin bile ulaşamayacağı hedeflere ulaşabileceklerini söylemişti.

Müslüman Kardeşlerin AKP´nin tecrübesini kendi propaganda araçları olarak görmelerinin en açık örneği 2012 Nisan’ında seçimlere Khairat El-Shater´i aday göstermeleriydi. Başkanlık seçim kurulu El-Shater’ı diskalifiye etmesine ve Müslüman Kardeşlerin ÖAP lideri Mursi’yi desteklemesine rağmen, El-Shater´in kısa süreli propaganda reklamı herkesin hafızasına kazınmıştı. Reklam müziği Mısırlılara ´Mısır´ın Erdoğanı’nın geldiğini söylüyor ve kutlamaya çağırıyordu. Propaganda şarkısının sözleri şöyleydi:

«Müjdeli haberler var sizlere. Her yer bayram şimdi bizlere. Çünkü güzel ülkem geliyor Mısır´ın yeni Erdoğan´ı´´

Müslüman Kardeşlerin Türk siyasi tecrübesine olan hayranlığı Türk modelindeki ordu kavramına olan hayranlığından çok daha farklıydı. Ordunun anayasanın vereceği güç eşliğinde ülkedeki siyasi sürece müdahale edebilmesi ve kendi kendisini yönetmesinin tam tersine Müslüman Kardeşler Türk modelini daha çok şu an AKP´nin yönetim sistemi olarak görmekteydi. Türk modelini böyle görmelerinin nedeni AKP´nin ekonomiyi ve dış ilişkileri idame ettirme yeteneğiydi. Müslüman Kardeşlere göre AKP seçimlerde gösterdiği başarıyla mecliste tek parti olmuş ve ekonomik zenginleşmeyle ideolojik hatalarının üstünü kapatmış ve uluslararası siyasi arenada kendini güçlü gösterebilmişti. Onlara göre bunlar AKP´nin Türk modelinin iyi bir örneği olmasını sağlamıştı.

Temmuz 2011´de Lübnan gazetesi al-Akhbar´da yayınlanan bir yazıda Müslüman Kardeşler ve ÖAP´ın önderi Essam El-Erian Türk modeli ile ilgili görüşlerini belirtiyordu. İlginç bir şekilde bu yazı Türkiye´nin demokratik tecrübesini ´laikliği koruyan´ olarak niteleyen Mısırlı liberallere karşı bir görüş barındırıyordu. El-Erian Türk modelini Mısır´da savunanların çoğunun ´ayrımcı ve iğrenç´ bir laiklik istediğini ve bu isteklerin altında yatan temel amacın demokrasiyi korumak adı altında orduya siyasi bir rol vermek ve laikleri, azınlıkları, dış mihrakları güçlendirmek olduğundan yakınıyordu. Bunun yanında El-Erian ´´Türk demokrasisi kendi sorunlarını çözdü ve şimdi de tam demokratik bir hava yakalanmış durumda. Türkiye´de laiklik düşüşte.´´ diyor.

Türk modeli El-Erian için laik düzenin devamı değilse nedir? El-Erian AKP´ye olan hayranlığını şu sözlerle sürdürüyordu: ´´ AKP hükümeti Türkiye´de son derece barışçıl ve demokratik bir süreç sürdürüyor. Şiddet ya da askeri vesayet yok. İslami hedefler için en uygun sistemi uyguluyorlar.´´ El-Erian Türkiye´deki İslamcıları da topluma güven sağlamak için üstlendikleri toplumsal görevler ve resmi siyasi görevler arasındaki dengeyi çok iyi sağladıklarını söylüyor ve övüyor. Bunun üstüne Türkiye´deki İslamcıların siyasi başarısını ekonomi politikalarına bağlayan El-Erian; iş adamlarıyla kurulan iyi ilişkiler, ekonomik şeffaflık ve yatırımı-birikimi teşvik; AKP´nin ekonomi konusunda başarılı olduğunu ve insanların desteğini bu şekilde kazandığını söyledi. El-Erian Türkiye´nin iç dengelerinin son derece güçlü olduğunu ve bu durumun son yıllarda Türkiye´yi bölgesel ve kıtalararası arenada önderlerden biri kıldığını söylüyor ve güzel bir örnek olduklarını da ekliyordu.

El-Erian´ın gazetedeki yazısı iki farklı açıdan incelenebilir.

İlk olarak bu yazı Türkiye´nin laikliği savunmada iyi olduğunu iddia eden bir yazı değildir aksine iddia etmeyen bir yazıdır. Mısırlı birçok liberalin desteklediği anayasa üstü ilkelerle İslamcıların ülkenin ´din dışı´ yönetim karakterini değiştirmesi engellenecekti ki El-Erian´ın açıklamaları laik kesimin taleplerini daha da şiddetle savunmalarına sebep oldu.

Müslüman Kardeşlerin Türkiye´nin demokrasi tecrübesine yaklaşımı son derece seçiciydi. Özellikle Kardeşlerin Türkiye´nin laik yapısına olan karşıtlığı Başbakan Erdoğan´ın Ekim 2011 Mısır ziyaretinde son derece açık görülüyordu. Erdoğan´ı Mısır´da on binlerce Müslüman Kardeşler destekçisi karşılamış, adına tezahüratta bulunuyorlardı. Erdoğan hava alanında destekçilerine seslenirken «Laik devlet dinsiz devlet demek değildir. Tam aksine tüm dinlerin ve her kişinin dini inançlarının ülkede rahatça uygulanabilmesi demektir.” demişti. Müslüman Kardeşler bu açıklamadan çok rahatsız olmuş, yazılı açıklamada bulunmuşlardı. Bunun yanında Erdoğan, «Her ne kadar laik olmasam da, laik bir devleti yönetiyorum. AKP´yi de İslamcı bir parti olarak görmüyorum.” demişti. Tuhaf bir ironiyle karşı karşıyaydık. Müslüman Kardeşlerin Türk modeli hayalindeki başkahraman Erdoğan halkın önünde Kardeşler´in söylemleriyle uyuşmayan şeyler söylüyordu.

Müslüman Kardeşler sözcüsü Mohamed Ghozlan bir açıklamayla, Erdoğan´ın yorumlarının Mısır´ın iç işlerine karışmak olduğunu ve bunun kabul edilemez olduğunu söylemişti. Bu olayın hemen ardından Türk Başbakan´ın laik devlet çağrısını kabul etmediklerini söyleyen ÖAP lideri Mohsen Radi ´Türk modeli´nin Mısır´a uygun olmayacağını söylemişti. Daha bir kaç ay önce Türk modeline hayranlığını Lübnan gazetesinde anlatan Essam El-Erian «Ne Erdoğan, ne de başka birisinin başka bir ülkenin iç işlerine karışmak ve o ülke yönetimine kendi görüşlerini empoze etme hakkı yoktur.” demişti. Bu yüzden, Erdoğan´ın ziyareti Müslüman Kardeşlerin Türk modeli konusunda ne kadar seçici olduğunun nadir örneklerinden biridir. Bu ziyaret Kardeşleri din ve devlet işlerinin ayrılması düşüncesine düşman olan karakterleriyle yaratacakları ´yeni´ Mısır´ın yolunu açabilirdi.

El-Erian´ın daha önce de bahsettiğimiz Türk modeli hakkındaki görüşleri AKP´nin şimdiki ekonomik başarısının verdiği tek partili iktidarmış gibi davranma cesareti, Mısır´da da söylem olarak El-Erian´ın ağzından düşmüyor ve AKP tarzı politikalar izleyip siyasi rakiplerini ezebileceğini düşünüyordu. Aynı görüşler Müslüman Kardeşler tarafından da belirtiliyordu. Tabii ki izlenen politikayla ilgili eleştiriler vardı ama ÖAP´nin Türk modeli projesi ilk meyvelerini verene kadar bunlar saklı tutulmalıydı. Müslüman Kardeşleri devirmek için Mart ayında başlamış olan eylemlerde yer alan protestoculara Müslüman Kardeşler temsilcisi Mohamed Badie şöyle sesleniyordu: «Sevgili Mısırlılar, Türk tecrübesinden çıkardığımız derslerle yolumuza devam ediyoruz fakat başarılı olabilmemiz için sabırlı davranın.”

Mısır ve Türkiye´nin ekonomik yapılarındaki farklılık sık sık dile getirilmesine rağmen Müslüman Kardeşler ve ona yakın örgütler IMF´nin en başarılı neoliberal reform hikâyelerinden biri olarak gördükleri AKP´nin ekonomi politikasını ilham kaynağı olarak alıyorlardı. 2011-2012 seçimleri öncesinde ÖAP Genel Sekreteri Saad El-Katatny eğer seçilirlerse Türkiye´nin ekonomik sistemini örnek alacaklarını söylemişti. Bu tavır Müslüman Kardeşlerin iktidarında da devam etti. Daha Nisan 2013´te Mursi destekli hükümetin Ekonomi Bakanı al-Morsi Hegazi, Türkiye´nin uluslararası arenada saygıyla izlenen ekonomik gelişimini örnek olarak aldıklarını söyledi. Bu söylemin IMF´nin Mısır´a 4.8 milyar dolarlık borç vereceğini söylemesiyle aynı zamana denk gelmesi son derece ilginçtir. Mısır hükümeti ve IMF arasında yapılan anlaşmanın detayları daha halka açıklanmamasına rağmen, uzmanlar anlaşmanın 25 Ocak Devrimi´nin geniş ölçüde özgürlükçü ve insanca yaşama taleplerine ters düşebilecek reformlar gerektirebileceğini söylüyor.

Müslüman Kardeşler için Türk modeli, uluslararası finans örgütlerinin hayranlığını kazanmış bir ekonomik ´rönesans´la politik baskı oluşturmak anlamına geliyor.

Türk Modellerinin Birleşmesi: Halk Egemenliğine Karşı

Türk modeli ile ilgili ordunun ve Müslüman Kardeşlerin farklı görüşleri 2011´in yaz ve güz dönemlerinde iyice ortaya çıktı. Bu süreç içinde diğer İslamcı güçlerle birlikte hareket eden Müslüman Kardeşler, Mısır Silahlı Kuvvetleri Yüksek Konseyi (MSKYK) ve liberallerin al-Selmi belgisinden esinlenen anayasa talebine karşı kendi anayasasını geçirmek için etkili muhalefet etmeye başlamıştı. Müslüman Kardeşler, MSKYK´yı anayasa yazıcılarına kendi fikirlerini empoze edip halkın iradesini hiçe saymakla suçlamaya başladı. Hatta bazen ÖAP lideri Muhammed Mursi -ki bir sene içinde başbakan olacaktı- eğer al-Selmi taslağı meclisten geçerse ikinci bir devrim yapacaklarını söyleyip orduyu tehdit ediyordu. Müslüman Kardeşler diğer yandaş örgütleriyle birlikte 18 Kasım 2011´de Tahrir Meydanı´nda bir milyon kişinin katılımıyla ordunun yönetimden ayrılması ve al-Selmi belgesinin anayasayı etkilememesi için eylem yaptı.

Bir yıl sonra ise şimdi Mısır´ın başbakanı olan Muhammed Mursi, ülkenin İslamcı olmayanların desteğini almayı başaramayan bir anayasa taslağı hazırladı. Fakat ilginç olan, bu hazırlanan taslakta bulunan maddelerin Müslüman Kardeşlerin karşı olduğu al-Selmi belgesindeki maddelerden pek farkı yoktu. Mursi´nin taslağında, ordunun meclisle hiçbir bağı bırakılmıyor bunun yerine meclis tarafından görevlendirilmiş yetkilerin kontrolünde ordu Ulusal Güvenlik Konseyi´ne bağlanıyordu. Müslüman Kardeşlerin önerdiği taslakta orduyla ilgili yapılacak değişimlerin detaylı açıklaması olmaması Müslüman Kardeşler kontrollü hükümet ve ordu arasında gizli anlaşmalar olduğu düşüncesini akla getirdi.

Ordunun yönetimden çekilme tarihi olan 30 Haziran 2012´den sonra ve askeriyedeki yüksek rütbeli generallerin zorla emekli edilmesinden sonra bile Müslüman Kardeşler orduya karşı hep tedbirli davrandı. Örneğin MSKYK yönetimindeki süreçte hiç bir yüksek rütbeli komutan işlediği suçtan ötürü ceza almamıştı. Mursi hala başkanlığa bağlı delil bulma komisyonunun ordudaki komutanlarla ilgili hazırladığı işkence ve cinayet raporlarını değerlendirmiyor. Söz konusu komutanlara atfedilen cinayet ve işkence raporları medyaya sızdırıldığında halk bu rapora feryat etmiş ve Başbakan Mursi de ordu liderlerini savunmuş, ordunun 25 Ocak Devrimi´ndeki başarısından bahsedip ordunun arkasında durmuştu. Başbakan olduğundan beri Mursi orduyla ilgili hiç bir sert eleştiri yapmamıştı. 26 Haziran 2013 tarihinde yaptığı bir konuşmada da erken seçim isteyen muhaliflerini azarlamıştı.

Bir insan bir senede nasıl bu kadar değişebiliyordu?

Anlaşılan o ki Müslüman kardeşler ordu ve kendi siyasetleri arasında ortaklık kurmayı başarmıştı. Ordunun anayasada istediği büyük ayrıcalıklar ve Müslüman Kardeşlerin iktidar hırsı iki farklı gücü birbirine çekiyor gibiydi. İşte bu yüzden ´Türk modeli´ terimi Mısır siyasetinde çok kullanıldı. Türk demokrasi tecrübesinin son otuz yıldaki zenginliği ve dinamizmi ´Türk modeli´ terimine aynı anda hem iyi hem kötü çok farklı anlamlar yükleyebiliyordu. Müslüman Kardeşler ve ordunun bir zamanlar yaşadığı çelişkilere rağmen şimdi birbirlerine yakınlaşmaları buna iyi bir örnek olabilirdi. Müslüman Kardeşlerin Türk modeli, İslamcı güçlerin siyasi hegemonyasını destekleyen, ordunun ülkenin kimi kaynaklarını kontrolsüz şekilde elinde tutmasına ses çıkarmayan, ekonomik zenginlik için sınıfsal farklılıkta derinliği arttırmaktan çekinmeyen ve toplumun devrimci fikirlerini derhal bastırmaya çalışan bir modeldi. Mısırlıların bahsettiği bu Türk modelinde Türkiye ile alakası olmayan birçok durum olabilirdi. Fakat Müslüman Kardeşler ve ordunun söylemleriyle birlikte bu terim bugün Mısır´da iktidarda olan karşı devrimci hareketin ana terimlerinden biri olmuştu.

Bu yüzden iki farklı görüşün birleşmesi ve ordu-Müslüman Kardeşler ilişkisinin derinleşmesi Mübarek devrildikten sonraki süreçteki en büyük devrimci halk hareketiyle cevap buldu. Muhammed Mahmud Caddesi (19-24 Kasım) ve al-Kasr al-Ainy Caddesi´nde (16-19 Aralık) başlayan çatışmalar Müslüman Kardeşlerin belirli bir aşamaya getirdiği siyasi eylemlerine büyük bir tehdit oluşturmuş, seçimlerin planlanan zamandan daha erkene alınması ihtimali doğmuştu. Müslüman Kardeşler kontrol edilemeyen halk hareketinin korkusunu ilk defa hissetmeye başlamıştı.

Göstericiler ve devrimciler derhal askeri yönetimi son bulmasını ve halkın iktidar olmasını talep ederken, Müslüman kardeşler MSKYK´ya bu talebin tam tersini istediklerini belirtiyordu. Müslüman Kardeşler kitlenin taleplerini kabul etmenin bugüne kadar elde ettikleri kazanımları yok edeceğini biliyordu. O yüzden desteklediği tüm MSKYK karşıtı eylemlere olan desteğini çekti. Halbuki Müslüman Kardeşler 18 Kasım 2011´den beri Tahrir Meydanı´nda baş gösteren ordu karşıtı hareketin önderiydi. Orduya olan karşıtlığı bir anda sempatiye dönen Müslüman Kardeşler bir seçim kampanyası başlattı. Bir kaç hafta sonra, başta Mahmud Ghozlan olmak üzere Müslüman Kardeşler yetkilileri orduya karşı olan eski düşmanca tavırlarını kırıp bu geçiş sürecinin ardından orduya anayasa üstü yetkiler verebileceğini ima etmeye başladı. Bu ordu ve Müslüman Kardeşler arasında gelişmekte olan bir anlaşmanın ilk belirtisiydi. Yavaş yavaş gelişen bu anlaşma Mısır´da Müslüman Kardeşlerin iktidarı elinde bulundurduğu ama siyasetlerini ordunun onayı dâhilinde uygulayabildikleri bir zemin oluşturuyordu.

Hiç şüphe yok ki bu anlaşma süreci çok zorlu olacaktı fakat bütün bu zorluklara rağmen bu gayri resmi anlaşma 2012 yılında Kardeşlerin ve ordunun ortak hazırladığı bir anayasayla resmileşti. Bu anlaşma ya da diğer bir deyişle ordunun ve Müslüman Kardeşlerin de Türk modeli konusunda kendi çıkarlarına uygun bir şekilde uzlaşması, halk hareketine ve halkın devrimci taleplerine karşı oluşmuş anlaşmadır.

30 Haziran Gezi Parkı ve Modellerin Çöküşü

Mübarek´in devrilmesinin ardından geçen iki senede, Türk modeli hikâyesi Mısır´da askeri liderlerin ve güçlü siyasilerin arasındaki bir uzlaşı noktası oldu. Mübarek sonrası dönemde yeni bir sosyal yapı kurarken kendilerine sağladıkları büyük ayrıcalıklar, Türk modelinin Mısır´da karşı devrimci güçlerin sığınma noktası olduğunu gösterdi. Halkın taleplerine karşı kayıtsız kalınan bu süreç içinde, 25 Ocak Devrimi´nde boy gösteren eylemciler ve onların Mısır´ın yönetiminde söz hakkına sahip olma isteği yok sayıldı. Bu yüzden Türk modeli Mısır´daki devrimci halk hareketinin tersi uygulamaları ifade ediyordu: ayrımcı yasalar, bürokratik yolsuzluk, ordunun politik gücü, elitist politika, ülke ekonomisini gerileten neoliberal uygulamalar ve sığ siyasi kurumlar... Fakat Mayıs 2013 Gezi Parkı eylemleriyle dengeler değişti. Türk modeli söylemlerini uzun süredir duyan Mısır halkı iktidarın bu terimle halkı kandırıp gerici siyasetlerine meşruiyet kazandırdığını fark etti. 25 Ocak Devrimi´nde rol alan eylemciler bu iğrenç Türk masalında gerçek kahramanı bulmayı başardılar o da ´halk´tı.

Gezi Parkı eylemlerinin Mısır´da Türk modeli ile ilgili görüşleri değiştirdiği çok açıktır. Gezi Parkı eylemleri Mısır’daki iktidarın Türk modelini övüp Mısır´a da böyle bir sistem getireceğini söyleyerek içinde bulunduğu gerici faaliyetlere Mısır halkının boyun eğmemesini sağladı. Gezi Parkı, Mısır´daki Tamarod (İsyan) Hareketi´nin güçlenip Mursi´ye karşı erken seçim çağrısına yirmi iki milyon imza toplamasına katkıda bulundu. Kahire´de daha bu ayın başında Türk Büyükelçiliğinin önünde toplanan binlerce Mısırlı Devrimci Sosyalist ´´Devrim, devrim her yerde! Mursi-Erdoğan devrilecek biline!´´ sloganları atıyordu. Sosyal medyada, Mısır´daki devrimci gruplar Türkiye´deki hükümet karşıtı eylemlerin Mısır´daki eylemlere çok benzediğini konuşuyorlardı.

Ama diğer tarafta ÖAP´nin gazetesi ve resmi Facebook sayfası Gezi Parkı eylemlerini eleştiriyor ve Başbakan Erdoğan´ın Gezi Parkı hakkındaki açıklamalarına geniş yer veriyordu. Yıllarca AKP´yi ve 80´den sonraki Türk siyasi birikimini başarı olarak sunan Müslüman Kardeşler şimdi Türk ´´yoldaşlarını´´ kolluyor ve halka Erdoğan´ın Türkiye´de karşı karşıya olduğu durumun bir devrim değil İslamcı harekete karşı olan bir itaatsizlik olduğunu söylüyordu. Gezi Parkı eylemlerine karşı bir söylem de Essam El-Erian´dan gelmişti. El-Erian ´´Biz Müslüman bir millet olarak bağımsız olacağız ve alçalmayacağız.´´ diyordu. Müslüman Kardeşler hem kendilerine hem de Türkiye´deki müttefiklerine halkın güvenmediğini biliyordu. Örneğin, Erdoğan´ın 15 Haziran´da Ankara´da yaptığı konuşmanın fotoğrafları ÖAP´ın Facebook sayfasında paylaşılmış ve altına da şu açıklama yapılmıştı:

Erdoğan´ın AKP mitingi ´´halkın iradesine saygı´´ başlığıyla yapıldı. Söylemi biraz incelersek: Erdoğan sadece kendi taraftarlarını halk olarak sınıflandırıyordu.

Mursi de konuşmalarına ´´ehli ve aşireti´´ diyerek başlardı. ´´Aile ve soy´´ anlamına gelen ´´ehli ve aşireti´´ hitabı sadece kendi destekçilerine seslendiği için hep eleştirilirdi. Çok net bir şekilde görülüyor ki ÖAP´ın Facebook Sayfası´nın yöneticileri Mısır halkının sadece Mursi´yi değil aynı zamanda Erdoğan´ı da yargıladığını çok iyi biliyorlardı.

Daha da ötesi, Müslüman Kardeşler ve muhalifleri arasındaki ´Türk modeli´ tartışmaları Gezi Parkı eylemlerinden sonra daha da ateşlenmiş ve tartışmalar 25 Ocak Devrimi´ni yapan eylemcilerin 30 Haziran 2013 ayaklanmasına katılım sebebini daha da net gösterir olmuştu. Mısır halkı kandırılamamıştı. Mısır´daki devrimci ruh kendine yakışan bir şekilde Mursi´nin istifası için eylem yaparken Tamarod Hareketi ülkenin ´Türk modeli´ adıyla karşı devrimci güçlerin eline nasıl düşürüldüğünü gözler önüne serdi. En önemlisi kendilerini ordu ve Müslüman Kardeşlerin ortak düşmanı olarak buldular. Önceden açıkladığımız gibi Müslüman Kardeşler ve ordu kendi Türk modeli tarzlarını yaratıp birbirlerini rahatsız etmeden iktidar gücünü paylaşıyorlardı. Bu yüzden 30 Haziran ayaklanması nedeni Müslüman Kardeşler ve ordu içindeki yandaşlarının Türk modelini halka dayatmaya çalışması diyebiliriz.

Diyelim bu model yıkıldı. Peki ya sonra?

Müslüman Kardeşlere muhalif olan çoğu insan ordunun devreye girmesi ve muhaliflerin yanında yer alması gerektiğini söylüyor, fakat şu sorular derhal aklımıza geliyor: Müslüman Kardeşler ve subaylar arasındaki anlaşmanın yerine ne gelecek? Halkın ekmeğini, özgürlüğünü, adaletini veren bir sosyal yapı mı kurulacak? Yoksa ordunun ve yeni sivil dostlarının desteğiyle al-Selmi belgesi etrafında bir yeni anayasayla yeni bir iktidar mı kurulacak? Yoksa 30 Haziran´da sokaklara çıkan insanlar sistemi topyekûn değiştirecekler mi? Belki de Türk modeli adı bile geçmez ülkede. Olur mu olur.


Kaynak: jadaliyya.com - Yazar: Hesham Sallam

Yazının Özgün Başlığı: Obsessed with Turkish Models in Egypt



01/08/2013



Yazarın diğer yazıları

Filistin Meselesi Suriyeli İsyancıların Umrunda Değil (01/12/2013)
Çin’in finansal gücü biçimleniyor (01/09/2013)