Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Milli Orduya Kumpas HSYK Korsan

Emine Ülker Tarhan
7 Aralık olayında tüm sürecin başbakana gelip dayandığı bakanı tarafından itiraf edilmiştir. Yaşananlar cumhuriyet tarihinin en büyük hırsızlık ve rüşvet ilişkilerinin örgütlü bir şekilde işletildiğini göstermektedir.
Ayaz bebek de hırsızların dünyasına doğdu ve dayanamayıp gitti. Yoksulluktan, soğuktan öldü Ayaz bebek. Meşhur ayakkabı kutusundaki paranın binde biriyle hayatı kurtulurdu kesin. O biraz da ayakkabı kutusuna saklanan paralar yüzünden yoksuldu, biraz da hırsızlar yüzünden öldü.
Bugün toplumda oluşan kesin algı, o hırsızların korunduğu delillerin karartıldığı yönündedir-ki artık dün itibariyle Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet sistemi çökertilip bir parti tarafından yönetime el konulmuştur. Demokratik devlet iflas etmiş, yolsuzluklarla bünye çürümüş, görev ve yetkilerini Anayasa’dan alan tüm erkler, tek kişinin emrine girmiştir artık. Millet iradesinden bahsedenlerin iradeyi başkalarına devretmeleri nedeniyle devlet deformasyona uğratılmıştır. Devlet kanser olmuş ve sürekli metastaz yapmaktadır. Nereye el atsan dökülmektedir. Yargı kendini kapatma kararı vermiş, sistem tıkanmıştır.
Biz bunu söylemiştik, «bu bir çıkar ortaklığıdır dağılacak” demiştik, özellikle de «yargıyla bu kadar oynar, kurumları intikam amacıyla kullanırsanız, devletin çivisini çıkartırsınız, bu ülkeye yazıktır” demiştik. Bugün, savcılar çıkıp kamuoyuna birbirinin dedikodusunu yapar hale düşmüş, ülke adalet dışında her şeye kafa yoranların dövüştüğü bir arenaya dönüşmüştür. Hadi buyurun şimdi temizleyin pisliğinizi. Bakalım bu kez suçu kime atacaksınız, dış güçlere mi, gerçi BOP eş başkanlığı ile övünen birinin dış mihrak söylemi bir «zübük” sahnesi kadar komiktir ya neyse. Yoksa suçu sivil toplum örgütlerine mi, barolara mı, yoksa YARSAV’a mı atacaksınız. Ha aklıma gelmişken TÜRGEV için Başbakan övündüğüm yurttur, korunması lazım demiş. Türkan Hoca da övünülecek işler yapmıştı sahi ama hiç korumayı düşünmemişlerdi onu. Devlet üzerinden bugün çıkar birlikteliği bozulup sağa sola dağılanlar bir zamanlar masumları silindir gibi ezmişlerdi.
«Yargı yargıya bırakılmayacak kadar önemlidir” dediniz, memleketi bu hale getirdiniz. Sanki nalıncı keseri, sizin lehinize yontunca «yaşa, varol” der, elinize vurunca lanet okursunuz. Devleti çetelerin çatışma alanına çevirdiniz. Ama bütün çeteler iç çekişmeler nedeniyle çökerler, çökeceklerdir. Tepişirlerken çıkartılan seslere dikkat kesilin bakın neler çıkıyor. «Milli orduya kumpas, HSYK korsan” sesleri geliyor. Bunlar çok önemli şeyler, bazı davaların nasıl kurgulandığı sahte delillerle nasıl donatıldığına karinedir. Ve yargılamanın iadesi nedeni olabilir.
Ülkemizde artık kimsenin hiçbir kuruma beş kuruşluk güveni kalmadı. Anadolu’da duyulan derin saygının ifadesi olarak ‘peygamber postunda oturdukları’ söylenen yargıçlarsa kendilerine tatil verip kaçtılar.
Darbecilerin Anayasa geçici 15. maddesi benzeri adli kolluk operasyonu ile zamane darbecileri de kendilerini tahkim etmek istediler. Tencere tava çalanı, öğrenci evlerini ihbar teşviki yetmedi soruşturmalarda kamu görevlileri birbirlerini ihbar etsin istediler. Kimi darbeciler kendini geçici madde ile korumaya almaya kalkışır, kimileri de yönetmeliklerle böyle işte. Danıştay’ın yürütmenin durdurulması kararı ile ilk raundu kaybettiler ama unutmayın yasama gücü ellerinde. Yasama şu an çalışmıyor ama istedikleri an istedikleri yasayı çıkartabilirler.
Bir ülke düşünün ki, iktidarı halk adına denetlemesi gereken yargı darmadağın, kendini kapatmış, yasama çalışmıyor, yürütme malum. Ondan sonra neymis; demokratik hukuk devleti. Buna olsa olsa muz cumhuriyeti denir, muz. 12 Eylül 2010 referandumu ile temelleri atılıp, Sayıştay’ın denetleyemez hale getirilmesi ile pekiştirilen, 26 Aralık 2013 kavgası ile cümle aleme ilan edilen bir muz cumhuriyeti. Böyle rejime de böyle rejim bunalımı...
Türkiye kişilere bağlı değil, yeniden demokratik rejimle yönetilen bağımsız bir devlet olmalıdır. Kuvvetler ayrılığından vazgeçmesi ve 100 yıl önce kazandıklarını feda etmesi kabul edilemez. Türkiye Cumhuriyeti’nin adım adım getirildiği bu iğrenç bataklık demokratik güçlerce kurutulmalıdır. Bu kirli kavganın sonucu kucağımızda bulacağımız ve on yıllarca kurtulamayacağımız bir istibdat dönemine izin verilmemelidir. Halkımızı olanları daha dikkatli izlemeye davet ediyorum, «biz umudumuzu saray çekişmelerine bağlayamayız, buna layık değiliz, mahkum değiliz, gerçek adalet yerini bulsun isterse kıyamet kopsun” demelerini, umutlarını yitirmemelerini bekliyorum.

7 Aralık olayında tüm sürecin başbakana gelip dayandığı bakanı tarafından itiraf edilmiştir. Yaşananlar cumhuriyet tarihinin en büyük hırsızlık ve rüşvet ilişkilerinin örgütlü bir şekilde işletildiğini göstermektedir.


Ayaz bebek de hırsızların dünyasına doğdu ve dayanamayıp gitti. Yoksulluktan, soğuktan öldü Ayaz bebek. Meşhur ayakkabı kutusundaki paranın binde biriyle hayatı kurtulurdu kesin. O biraz da ayakkabı kutusuna saklanan paralar yüzünden yoksuldu, biraz da hırsızlar yüzünden öldü.


Bugün toplumda oluşan kesin algı, o hırsızların korunduğu delillerin karartıldığı yönündedir-ki artık dün itibariyle Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet sistemi çökertilip bir parti tarafından yönetime el konulmuştur. Demokratik devlet iflas etmiş, yolsuzluklarla bünye çürümüş, görev ve yetkilerini Anayasa’dan alan tüm erkler, tek kişinin emrine girmiştir artık. Millet iradesinden bahsedenlerin iradeyi başkalarına devretmeleri nedeniyle devlet deformasyona uğratılmıştır. Devlet kanser olmuş ve sürekli metastaz yapmaktadır. Nereye el atsan dökülmektedir. Yargı kendini kapatma kararı vermiş, sistem tıkanmıştır.


Biz bunu söylemiştik, «bu bir çıkar ortaklığıdır dağılacak” demiştik, özellikle de «yargıyla bu kadar oynar, kurumları intikam amacıyla kullanırsanız, devletin çivisini çıkartırsınız, bu ülkeye yazıktır” demiştik. Bugün, savcılar çıkıp kamuoyuna birbirinin dedikodusunu yapar hale düşmüş, ülke adalet dışında her şeye kafa yoranların dövüştüğü bir arenaya dönüşmüştür. Hadi buyurun şimdi temizleyin pisliğinizi. Bakalım bu kez suçu kime atacaksınız, dış güçlere mi, gerçi BOP eş başkanlığı ile övünen birinin dış mihrak söylemi bir «zübük” sahnesi kadar komiktir ya neyse. Yoksa suçu sivil toplum örgütlerine mi, barolara mı, yoksa YARSAV’a mı atacaksınız. Ha aklıma gelmişken TÜRGEV için Başbakan övündüğüm yurttur, korunması lazım demiş. Türkan Hoca da övünülecek işler yapmıştı sahi ama hiç korumayı düşünmemişlerdi onu. Devlet üzerinden bugün çıkar birlikteliği bozulup sağa sola dağılanlar bir zamanlar masumları silindir gibi ezmişlerdi.


«Yargı yargıya bırakılmayacak kadar önemlidir” dediniz, memleketi bu hale getirdiniz. Sanki nalıncı keseri, sizin lehinize yontunca «yaşa, varol” der, elinize vurunca lanet okursunuz. Devleti çetelerin çatışma alanına çevirdiniz. Ama bütün çeteler iç çekişmeler nedeniyle çökerler, çökeceklerdir. Tepişirlerken çıkartılan seslere dikkat kesilin bakın neler çıkıyor. «Milli orduya kumpas, HSYK korsan” sesleri geliyor. Bunlar çok önemli şeyler, bazı davaların nasıl kurgulandığı sahte delillerle nasıl donatıldığına karinedir. Ve yargılamanın iadesi nedeni olabilir.


Ülkemizde artık kimsenin hiçbir kuruma beş kuruşluk güveni kalmadı. Anadolu’da duyulan derin saygının ifadesi olarak ‘peygamber postunda oturdukları’ söylenen yargıçlarsa kendilerine tatil verip kaçtılar.


Darbecilerin Anayasa geçici 15. maddesi benzeri adli kolluk operasyonu ile zamane darbecileri de kendilerini tahkim etmek istediler. Tencere tava çalanı, öğrenci evlerini ihbar teşviki yetmedi soruşturmalarda kamu görevlileri birbirlerini ihbar etsin istediler. Kimi darbeciler kendini geçici madde ile korumaya almaya kalkışır, kimileri de yönetmeliklerle böyle işte. Danıştay’ın yürütmenin durdurulması kararı ile ilk raundu kaybettiler ama unutmayın yasama gücü ellerinde. Yasama şu an çalışmıyor ama istedikleri an istedikleri yasayı çıkartabilirler.


Bir ülke düşünün ki, iktidarı halk adına denetlemesi gereken yargı darmadağın, kendini kapatmış, yasama çalışmıyor, yürütme malum. Ondan sonra neymis; demokratik hukuk devleti. Buna olsa olsa muz cumhuriyeti denir, muz. 12 Eylül 2010 referandumu ile temelleri atılıp, Sayıştay’ın denetleyemez hale getirilmesi ile pekiştirilen, 26 Aralık 2013 kavgası ile cümle aleme ilan edilen bir muz cumhuriyeti. Böyle rejime de böyle rejim bunalımı...


Türkiye kişilere bağlı değil, yeniden demokratik rejimle yönetilen bağımsız bir devlet olmalıdır. Kuvvetler ayrılığından vazgeçmesi ve 100 yıl önce kazandıklarını feda etmesi kabul edilemez. Türkiye Cumhuriyeti’nin adım adım getirildiği bu iğrenç bataklık demokratik güçlerce kurutulmalıdır. Bu kirli kavganın sonucu kucağımızda bulacağımız ve on yıllarca kurtulamayacağımız bir istibdat dönemine izin verilmemelidir. Halkımızı olanları daha dikkatli izlemeye davet ediyorum, «biz umudumuzu saray çekişmelerine bağlayamayız, buna layık değiliz, mahkum değiliz, gerçek adalet yerini bulsun isterse kıyamet kopsun” demelerini, umutlarını yitirmemelerini bekliyorum.



01/01/2014



Yazarın diğer yazıları

Ülkemiz Ateş Altında (01/08/2015)
Soma Katliamı (18/05/2014)
Günah İşleme Özgürlüğü Olan Vicdansızlar (01/04/2014)
Kadınlarımız (01/03/2014)
Kafaya Sıkmak Meşru Müdafaa Oldu (01/12/2013)
Dev Bir Ehl-i Beyt:Anadolu (01/11/2013)
Bu Topraklarda Kadın Olmak Nedir Bilir misiniz?* (01/10/2013)
Olimpiyatlara Gezi Direnişi Engel Olmuş,İnandık… (01/09/2013)
Direnme hakkı (01/09/2013)