Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Milli Kültür, Özlük, kimlik, asıllık, farklılık...

Leyla Kösem

Yüzyıllar boyu süren bir devinimin (gelenek, görenek, maddi ve manevi değerlerin) kuşaklar boyu kendi özlülüğü içinde değişimler ile devam ettirilmesi... Kültür; diğer tüm ekonomik, politik, sosyal, siyasi, askeri alanların buluştuğu ortak nokta, temeldir.

LK1Millet, vatan, dil unsurları kültür temelinde güçlülüğünü sürdürür. M.Kemal Atatürk milli kültürü tanımlarken; ‘’Millet, aynı kültürden insanların oluşturduğu toplumdur’’, sözleriyle milli kültürün oluşturduğu bir milletin kendi devletine sahip olabileceğini belirtmektedir. Sağlam bir kültürün, sağlam yapıya sahip bir bilinci doğuracağı bu bağlamda açıktır.

«Bir millet savaş alanlarında ne kadar zafer elde ederse etsin, o zaferin sürekli sonuçlar vermesi ancak kültür ordusu ile mümkündür.’’ (M. Kemal Atatürk)

Tarihte bilinen en kanlı küresel savaş olan 2. Dünya Savaşı sonrasında Almanya ve Japonya müttefikleri karşısında ağır yenilgiye uğratılmıştı. Savaştan en ağır şekilde çıkan Almanya ve Japonya, kültür orduları sayesinde çok kısa sürede toparlanarak günümüzde dünyanın en etkin ekonomileri haline gelmiştir. Açıktır ki, savaşlar da galibiyet ya da mağlubiyet ile sonuçlanabilir; ancak sürdürülebilir etkenler sahip olunan milli kültür bilinci doğrultusunda şekillenebilmektedir.

Bugün küreselleşme ve onun beraberinde getirdiği, oluşturmak istediği küresel kültür, milli kültürü tehdit etmektedir. Yönetimi ele geçirilen kültür ile insanlar kolayca asimile edilebilir, amaçlar doğrultusunda istenilen yönde hareket ettirilebilir. Yaratılmak, oluşturulmak istenen toplumda yavaş yavaş (tıpkı yüzyıllar boyu süren kültürel değerlerin kuşaktan kuşağa aktarımı gibi) yıkım (kültür yıkımı) etkenlerini (yazılı-, görsel medya, moda trendleri, çekicilik katılan unsurlar, marka, trend, gelenek-göreneklerin gericiliğine inandırılması vb. etkenler üzerinde göstererek) içselleşir.

İnsanlara bir anda; ‘’Bayramlarda büyüklerin eli öpülmez’’, derseniz bu etkili olmayacaktır. Bilakis tepki dahi görecektir, toplumsal değerlere saygısızca davranıldığından ötürü. Ancak, süreç içinde el öpmenin anlamsız olduğu, yaş farkının bir şey ifade etmediği, bunun esasında insanı küçük gösteren bir durum olduğu gibi türlü biçimlerde içten, sessizce iletilen mesajlar birkaç kuşak sonrası için benlik olacaktır. Yaratılmak istenen, hiçbir zorlama olmadan, kendiliğinden (süre zarfında) meydana gelecektir.

Benliği kaybolmuş bir millet, kültür emperyalizminin başarısıdır. Benlik-millet kavramları bir bütündür. Bu bağlamda benliği kaybolmuş bir milletten söz edilemez. Benliği oluşturan milli kültür yitiriliyor ise ya da yitirilmişse, millet-devlet kavramları silikleşiyor, kayboluyor demektir.

Milli kültür tam da onu en çok yozlaşmaya iten kanalların aleyhte yönde kullanılmasıyla korunabilir. Verilen eğitimin mahiyeti ne olursa olsun milli bilinci, kültürü aşılayan, onu yücelten yönde olmalıdır. Japonların eğitime yeni başlayan çocukları öncelikle Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombaları sonrasında anıtlaştırılan alanları gezdirerek; ‘’Okumazsanız, gelişmezseniz, milli kültürünüzü, bilincinizi korumazsanız işte sonucunuz budur!’’, dercesine o minik beyinleri daha kalemle tanıştırmadan milli bilinci kuvvetlendirecek aşılama ile başlatıyorlar gelişime, eğitime, mücadeleye, rekabete... Japonların bu yaptıklarının doğru olduğu kanısındayım. Biz de bu bilinci tarihinde pek çok mücadeleler göstermiş, İstiklal Savaşı vermiş, seferberlik ilan etmiş, çoluğu çocuğu ile Kürt-Laz-Çerkez demeden bir bütün olarak bu vatan için kendini feda eden insanların yaşayan nefeslerini sadece Çanakkale tarihini, anıtlarını, şehitliklerini, müzelerini dahi göstererek, gördürterek; ‘’Nasıl elde edildi, bu vatan?’’ sorusunun cevabını minik bakışlara, beyinlere aşılayabiliriz.

Harp Müzesi’ ndeki Şehitlerimizi anlatan şu dizeler anlamlı kılınmalıdır:


«Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor,
LK2
Bir hilâl uğruna Yârab, ne güneşler batıyor!”

«Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,

Bu toprak bir devrin battığı yerdir.

Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,

Bir vatan kalbinin attığı yerdir.”

«Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı!

Düşün altında binlerce kefensiz yatanı,

Sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı,

Verme, dünyâları alsan da bu Cennet vatanı!..’


Böylece en çevik, azimli, öğrenmeye aç, aşılanmaya hazır olan çocuklar bu vatanın değerini, millet olma bilincini, milli kültür kavramının değerini kavrayarak, azimle başlayacaktır maratona...



01/07/2011



Yazarın diğer yazıları

Mahkumiyet (16/05/2015)
SPIGEL: ‘’Zwickaur Neo-Nazi hücre cinayetleri hakkında hangi duygu ve düşünceye sahipsiniz?’’ (01/04/2012)
Zoraki bir Diplomat : Yakup Kadri Karaosmanoğlu (13/12/2011)
Türk Milliyetçiliğinin Babası: Mehmet Ziya Gökalp (25/10/2011)
Aşkın ve Ayrılığın Eşsiz Yorumcusu, Bir Deniz Tutkunu: Münir Fikret Kızılok (01/09/2011)
Bir Kum Tanesinin Kırılganlığı (01/09/2011)
Geçiş Dönemi’nin Halk Şairi, Hecenin Beş İsminden Biri: Orhan Seyfi Orhon (01/08/2011)
Avni’nin Babası, Uzun Bacaklı- İnce Bıyıklı Huysuz bir İhtiyar: Oğuz Aral (26/07/2011)
Sürgünlerde geçen bir yaşam, akıl almaz ve iflah olmaz bir muhalif: Refik Halid Karay (08/07/2011)