Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Mesele Rükulanmış Çorapla Yatmak Mı

Erkin Kağan Tamu

İnsan türü, biyolojinin devinim basamakları arasında kendi yerini fark etmesi ve biyolojik ilerleme hızının dışına çıkması (kültürel evrim) ile çoğunlukla cehaletini yüzüne vuran bir hayat hiyerarşisiyle karşı karşıya kalmıştır. Mağara yaşamından itibaren yaşamımızda başlayan eşitsizlik, yolsuzluk, su kıtlıkları, orta gelir tuzağı, finansal yayılmanın ve küreselleşmenin gelişim dinamikleri, sosyal sınıflar, kalkınma, yeşil ve sürdürülebilir büyüme gibi kavramlardan refaha ulaşma sürecinde pozitif bilimlere olan güvenimiz henüz bugünlerde tartışmaya açılmaktadır. Her ne kadar insan bazı sosyal bilimlerdeki kabullerde tanrı bilgeliğinden bir kademe altta yer alsa da Hiroşima, Çernobil, engizisyon gibi öğelerin de insan yapısı olduğu unutulmamalıdır. Bundan dolayı pozitif bilimlerden olan sosyal bilimler ve konusu olan insanın nelere kadir olacağı artık daha çok merak konusu olmaktadır, çünkü çağımız sürekli ‘modern’ yollarla hız ve karlılığın kararsızlaştırdığı bir geleceğin ‘ihtişamından’ ibret almamızı zorunlu tutmaktadır. Bütün bunlardan öte olarak, bireyin rasyonelliğin dışına çıkması ve yanlılığı pozitif bilimlere de yansımaktadır. 2008 krizi, barış çığlıkları saçar görünümlü gerici Ortadoğu örgütlenmeleri gibi pek çok örnek verilebilir.

Bilimin en büyük ilhamlarını sanattan aldığını düşünürsek gerçek sanatçılar ülkesinin, dünyasının ve evrenin gerçeklerine tanık olmakla yükümlüdür. Voltaire evrenin büyük bir patlamayla başladığını iddia eden ilk kişiydi, Goethe’nin ise şimdilerde adına gökada denilen döngülü bulutsuların (nebulaların) aslında birer yıldız kümesi olduğunu söyleyen ilk kişi olduğunu kaç kişi bilmektedir? Yine Goethe’nin dediği gibi: “.. dünyanın en tehlikeli hali cehaletin örgütlü eyleme geçme halidir.” Peki ülkenin bunca hüznü ve yakarışlarından sonra bu olguları kaç kişi hissedebilmektedir?

Elliden fazla patent sahibi, Hindistan Maharaştra doğumlu,  MIT’de çalışan Ramesh Raskar 2012 yılında İskoçya Edinburg’da kamera kavramına yeni bir bakış açısı getirdi. Bir saniyenin trilyonda biri ölçeğinde anlık görüntüler elde ederek ışığın yavaş çekim sayesinde nasıl davrandığını ortaya koydu. Raskar yaptığı bu çalışmada Einstein’ın uzay zaman bozulması üzerindeki teorilerini de sınadı. Deneyinin yan ürünü bir hipotez olarak ortaya şunu çıkardı; eğer bir ışık demeti yansıtıcı olmayan bir yüzeye tutulursa bu yüzeyin çaprazına ve kalan yüzeylerine karşılık gelen nesneler fotoğraflanabilir mi? [1]

Buradan yola çıkarak; kaza önleyici özel araba alıcıları yapılabilir mi ya da yangın gibi yıkım yaratan durumlarda sağ kalanları kurtarmak için özel görüntüleyiciler keşfedilebilip derin doku endoskopileri, kardiyoskopiler bu tekniğe uyarlanarak mide ve kalp taramaları daha acısız hale getirilebilir mi gibi derinlikler hedeflendi [2].

Doğduğu kültürde seküler bir bilim anlayışı geliştirip çalışmalarını çağının en uçlarına taşıyan bu insan, ışığın doğasından yararlanarak görüntüleme teknikleri daha da geliştirilebilir mi sorusunu hala kovalıyor.

Şimdi kadrajı bir an için Türkiye’ye çevirelim. Süleyman Demirel Üniversitesi fizik bölümü öğretim üyesi Prof. Lütfi Öksüz ve ekibi otuz metrekare büyüklükte mekruha benzer bir laboratuvar bozmasında tüm dünyanın peşinde olduğu teknolojilerden birini tamamen yerli olanaklarla geliştirdi. Amerika gibi ülkelerin milyarlarca dolar verdiği savaş uçaklarını elektromanyetik dalgalarla düşürme teknolojisi aynı zamanda mayınlı arazileri de temizleyebilecek kapasitedeydi; ancak hükümet ilgilenmediği için proje rafa kaldırıldı [3].

Soruyu daha da basitleştirirsek, her uhrevi vakitte ülkenin, dini reyting amaçlı o saçma sapan kanaldaki o saçma sapan programdaki o saçma sapan adama sorduğu sorulardaki ve bunu izleyen kitlelerdeki embesilliklerin yeni çukurluklara ulaşması ve tefekkül süsü verilmiş riyakarlıklara susup Kabe etrafındaki vinç yıkıntıların Allah’a havale edilmesi belki de biraz daha az Goethe okumaktan mı kaynaklıdır yoksa sadece sekülerliğe kindar bir nesil mi olduk?

 

[1]    http://web.media.mit.edu/~raskar/trillionfps/

[2]    https://www.youtube.com/watch?v=Y_9vd4HWlVA

[3]   http://www.milliyet.com.tr/destek-bulamayan-cilgin-proje-rafa-kalkti-isparta-yerelhaber-923958/

 



01/10/2015



Yazarın diğer yazıları

Sezar’ın Yeni Mezarlığı (30/06/2016)
Tersine Entelektüellik (01/06/2016)
Kemikleşen Şekilsizlik (01/05/2016)
Vatandaş Anıtı (01/04/2016)
Haşerenin Yaratılışı (01/03/2016)
Tercihler ve Yükseklikler (01/02/2016)
Bin İkinci Gecenin Masalı (01/01/2016)
Coni ile Jeremie’nin Köşe Kapmaca Oyunu (01/12/2015)
Barış Çubuğundan Tüfek Yapmak (01/11/2015)
Bir Mıh Çıkar Önce Bir Naldan (02/09/2015)