Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Ludovico Einaudi ve Hayatımızın Fon Müzikleri

Sümeyye Zağlı

‘’Genel olarak tanımlardan hoşlanmıyorum, ancak minimalist, zerafet ve açıklık anlamına gelen bir terimdir, bu yüzden başka bir şeydense minimalist olarak çağrılmayı tercih ederim.’’ Sözlerinin sahibi İtalyan besteci Ludovico Einaudi, Klasik müziğin yaşayan en büyük temsilcilerinden. Hatta müzik eleştirmenleri O’nu modern çağın Mozart’ı olarak nitelendiriyor.

Sakin bir kişiliğe sahip olan Einaudi kendi sakinliğini ve naifliğini karşı tarafa öyle güzel iletir ki dinlerken dünyanın en huzurlu insanına bürünebilirsin. Besteleri gün boyu kirlenen zihnini temizler, tüm yorgunluğunu alır ve seni kendine getirir. Sanatın belki de en saf hallerinden birisidir O’nun müzikleri.

Einaudi, 23 Kasım 1955 yılında İtalya’nın Kuzey kesiminde dünyaya gelmiştir. Milan’da konservatuvar eğitimi almış, 1980’li yıllarda bir televizyon dizisi olan Doktor Zivago’nun müziklerini, ayrıca Siyah Kuğu, Can Dostum, Burası İngiltere gibi ünlü filmlerin tema müziklerini bestelemiştir.

Hiçbir zaman albümlerinde satış kaygısı gütmediğini söyleyen besteci, sebebini şöyle dile getiriyor: ‘’Çünkü benim hoşuma giden şey, müziği tüm yaşadıklarımla ve hayatımla birleştirmek. Bence derinden baktığında her şeyden bir müzik çıkabilir.’’ Hakikaten insanın yaşadığı, yaşayacağı, yaşamak istediği tüm duyguları bulmak mümkün bestelerinde. Hayatımızın fon müzikleri O’nunkiler.

Sözleri olmayan bir müziğin ne kadar derin olabileceğini, ne kadar etkileyebileceğini kanıtlıyor. Kaliteli müziğe hasret kaldığımız çağımızda hala güzel müzik yapılıyor dedirtiyor ve umudumuzu diri tutuyor bu dahi besteci.

Koskoca hayatımızı parmakları ile anlatırken hayatımızdaki boşlukları dolduruyor bir yandan da.

Besteleri, siz çocukken annenizin uyumadan önce başınızda anlattığı masallar gibidir. Ya da deniz hafif hafif dalgalanırken, yunuslar oradan oraya zıplarken güneşin doğuşunu izlemek gibi . O huzuru verir, o saflığa götürür. Bir Ege kıyısında, belki Datça’da belki Karaburun’da sevdiklerinle muhabbet etmek gibidir.

Beyoğlu’nda bir sahafta baktığın eski siyah beyaz resimlerdir. Boğaza karşı hayal kurmak, Eymir’in kenarında yürümek, Seğmenler Parkı’nda kitap okumaktır.

Seni mutlu eden her neyse onu düşün, gözlerini kapat, Einaudi seni oraya götürecektir.



Yakın bir zamanda, Kuzey Buz Denizi’nin geleceğine, Kuzey Kutbundaki petrol arama ve balıkçılık faaliyetleri ile doğal yaşamın yok edilmesine ve küresel ısınmaya dikkat çekmek amacıyla bir piyano performansı sergiledi bu büyük besteci. İsmi ‘’Kutuplar için ağıt’’ olan bestesini bir buz adasının üzerinde çok etkileyici bir biçimde icra etti.

Buzulların kopuşu sırasında çıkardığı ses notalarıyla birleşiyor, hiçbir söze gerek bırakmıyor.

Engin ve tükenmez sanılan gezegenimizin geleceği için kaygısını belki de en saf en içten şekilde gösteriyor.

Kelimelere dökülseydi bu ağıt ‘’Sevgili insanlık, ne zaman yeryüzü ile ilgili sahip olduğun sorumluluğun farkına varacaksın.’’ der miydi ?





Dinlerken O’nun kontrolündedir tüm duygularınız. Sarıp sarmalar sizi, güzelleştirir, arındırır tüm kötü düşüncelerden.

Sanço Panza, ormandaki orkestranın uzak seslerini duyduğunda ıstırap duyan bir düşese: ‘’Müziğin olduğu yerde Madam, kötülük olmaz.’’ diyordu ya, işte Ludovico o müziği yapanlardandır. Kötülüklerden uzak tutacak, sevgiyi öğretecek müziği.









01/07/2017



Önceki yazılar

Özlem ve Hüznün Narin Sesi: Frédéric Chopin (01/09/2017)
Hayatı Hatırlatan Müzı̇kler (01/08/2017)
Pınk Floyd Ve Felsefesi (01/06/2017)
Müzik Üzerine (01/05/2017)