Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

#LoveWins

Pelin Zenginobuz

Milletçe mutlu sonlara bayılırız; Leyla ile Mecnun, Aslı ile Kerem hep bundan destanlaşmamış mıdır? Uzun süre sancılı, acı ve mücadele dolu bir dönem sonrası birbirine kavuşan insanlar... Hak etmişlerdir artık bunu; çünkü hiçbir şey kolay kazanılamazdı. Peki, aşkı sadece normlara uygun olan insanlar için izin verilebilecek bir şey olduğunu iddia eden kimdir? İlk çağlarda Eros-aşk tanrısına biçilen bu rolü devlet, toplum, vatandaş nasıl üstlendi?

Toplumsal cinsiyet, bireye toplumsal norm ve kurallara göre yüklenen davranış ve yaşayış biçimini ifade eder. Doğduğumuz andan itibaren bireye öğretilmeye başlanan kız-erkek ayrımı, ilerleyen süreçte beklenen kız-erkek davranış ve duygularına dönüşür. Kadın zayıf, duygusal, bağımlı, evcimen; erkek ise güçlü, mantıklı, bağımsız ve çok eşli olarak tanımlanır. Ataerkil toplumlarda hayat bulan bu kalıplar, çağımızın en temel sorunlarını doğurmaktadır. Evde, okulda, sokakta ve tüm kamusal alanlarda «normal” davranmak, konuşmak, yürümek, hatta düşünmek zorundasındır. Bir erkek kız gibi ağlayamaz, kız gibi kıvırtamaz örneğin. Bir kadın erkek gibi konuşamaz, giyinemez yoksa bir «gariplik” vardır burada. Ama kendi içerisinde de çelişkilerle doludur bu yol. Mesela tek başına çocuklarını büyütmek zorunda kalan ve artık erkek gibi olan bir kadın için bu yüceltici bir mertebedir. Annelik kalıbına hapsedilmiş kadınlara gelecek olur isek, durum daha da vahimdir. Çünkü artık o bir birey bile değil, hayat boyu sadece çocuklarının annesidir. Türkiye’de bir tabudur hatta. Saygınlık, merhamet, özveri, masumiyet hatta namusu barındırır içerisinde. Anadır, baş tacıdır, cennet ayaklarının altındadır... Ancak kadın cinayetlerine bakıldığında büyük çoğunluğu yine kocaları tarafından öldürülen annelerdir. Çünkü dayak yediği için bedeni, cinsel şiddet gördüğü için mahremiyeti, aşağılandığı için kimliği ve yine en önemlisi kendisi için değil çocukları için endişe duyduğundan isyan etmiştir ilk kez kocasına.

Tüm bu toplumsal ahlak yapısı, norm ve kültürel özellikler bireyi kendi bedeni içinde hapsetmektedir. Sürekli mavi renk giydirilen erkek çocukları ellerinde araba ve tabancalar ile yine sürekli pembe giydirilen bebekleriyle oynayan kız kardeşlerini oyunlarda vurmaya başlar. Oysaki bu onun seçimi değildir. Örnek alır en başta anne ve babadan; ardından öğretilir, çizilir beyinlere ve bedenlere. Eşitlik, özgürlük, hak kavramları mı? Kendi bedeniyle anlaşamamış bir bireyden, dünyayla anlaşmasını nasıl beklersiniz ki?

Düzene isyan eden kişi ise yine kendi bedenine ve ona sunulan dünyaya sığamayandır. Kendini fark etmeye başladığı andan itibaren başlayan mücadelesi bin bir zorlukla doludur. İşte bu mücadeleyi verenler ve destekleyenler için geçtiğimiz günlerde güzel bir haber geldi: ‘ABD Yüksek Mahkeme kararı ile tüm eyaletlerinde eşcinsel evlilikleri artık serbest ve yasaldır.’ Temel eşitlik mücadelesi için önemli bir zafer olan bu kararın daha birçok ülkede uygulama bulmasını diliyoruz. Eşcinsel evliliğin kanunlaştırılması Amerikan Psikiyatri Birliği APA´nın "yasal hak" nitelemesi ve eşitlikçilik hususunda cinsel ayrımın ortadan kaldırılması için eşcinsellerin resmi olarak beraber yaşamalarına dair düzenlemeler bütününü kapsar. Dünyada ilk kez Hollanda’da ve ardından Belçika, İspanya, Danimarka, Norveç, İsveç, Portekiz, İzlanda, Fransa, Birleşik Krallık, Lüksemburg ve İrlanda’ da yasallaştırılmıştır. Bu mücadelenin en beğendiğim sembolü ise gökkuşağıdır. Çünkü farklılıklara rağmen eşitçe bir arada olabilmenin ve uyumun en güzel örneğidir. Ancak üniversite eğitimim sırasında hukukçu bir hocamın «Farklılıklar zenginlik midir?” sorusunu sorup, her zaman ki muhalefet tavrıyla «Hayır tabi ki.” cevabını vermesini hiçbir zaman kabul edememişimdir. Yasalar önünde her bireyin eşit ve adil olması gerektiğini savunması gereken bir insanın bu düşünce yapısı ne kadar da ironiktir.

Türkiye’de olayları incelediğimizde ise LGBTİ bireylerin aktivist mücadelesi maalesef ki kırk fırın ekmek yenmesi gereken bir alandır. Tabi bir de ekmek almaya giderken öldürülen çocuklar son bulursa neler başarılamaz, bir düşünsenize!



01/07/2015



Yazarın diğer yazıları

Kadına Dayatılan Çıkmaz: Namus ve Töre (01/05/2017)
“Hayır” Hayır Demektir! (01/03/2017)
Kadına Karşı Şiddet Mecliste! (01/02/2017)
2017’de Kadınları Neler Bekliyor? (01/01/2017)
Kadınlar ve Çocuklar Filikalara! (01/12/2016)
Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü (01/11/2016)
Basit Bir Şort Meselesi mi? (01/10/2016)
Hande Kader İçin Susma! (01/09/2016)
SAVAŞ GANİMETİ KADINLAR (01/08/2016)
ÇİLEM: KADIN OLMAK (30/06/2016)
Kadın ve Çocuk Haklarını Sıfırlayan Boşanma Komisyonu (01/06/2016)
Yeni Akit’in Hedef Gösterdiği “KADIN MEDYA OKULU” Neler Öğretti? (01/05/2016)
Bir Kereliğine Tecavüzü Meşru Kılma! (01/04/2016)
İsyanı Var Bizde Haksız Yüzyılların (01/03/2016)
“İyi Halli” Tecavüzcüler, “Tahrik Eden” Kadınlar (01/02/2016)
Kadınlar Yeni Yılda Ne ister? (01/01/2016)
Tahir Elçi * (01/12/2015)
Türkiye’nin Uzak Kaldığı Kelimeler: emek, barış, demokrasi (01/11/2015)
Dağarcık Türkiye’de 1 Yıl Nasıl Geçer? (01/10/2015)
Hayallerin Ötesinde: BM Güvenlik Konseyi’nde Eşcinsel Bir Mülteci (01/09/2015)
Yarın Savaş Başladığında (01/08/2015)
23. İstanbul LGBTİ Onur Haftası (01/06/2015)
Sırça Köşkün Sırça Tavanı (01/05/2015)
Themis: Adalet Tanrıçası (01/04/2015)
Erkeklerin Ayakları Altındaki Cehennem (01/03/2015)
Son Mektup (15/02/2015)
Kadına Yönelik Şiddete Karşı: İstanbul Sözleşmesi (01/02/2015)
‘Kadın Bedeni’ 2014 Senesini Nasıl Bitirdi? (01/01/2015)
Kadınlar İçin Kariyer Önerisi: Yumurta Dondurmak (01/12/2014)
Sesimizin Değerini Ancak Susturulduğumuzda Anlarız (11/11/2014)