Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Kürtaj Yasağı En Çok Yoksul Kadını Vuracak

Suat Çağlayan


Din savaşları, yüzyıllardır dünyayı cehenneme çevirdi.
Dini kullanarak kendilerine ‘egemenlik alanı’ yaratmak isteyenler on milyonlarca insanın ölümüne, belki çok daha fazlasının dünyasının kararmasına yol açtılar. Bu savaşların çok yönü varsa da, iki tür uygulama herkesin gözü önünde yapılıyor: Topu tüfeği kullanarak yapılan sıcak savaşlar ve toplum baskısını ve yasakları kullanarak yapılan soğuk savaş veya mücadeleler...
Din çatışmasını kullananların çıkardığı sıcak savaşlarda eskiden sadece erkekler ölürken, artık bugün (Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da olduğu gibi) toplumun her kesimi bu vahşetten nasibini alıyor. Ama dinsel yasaklar koyarak ve toplumda dinsel bir atmosfer oluşturarak sürdürülen soğuk savaşta en büyük yıkım kadınlarda oluyor. Bunu hem Katolik Kilisesi’nin Ortaçağ’da kadınlara yaşattıklarında görmek olası, hem de bugün, köktendinci Müslüman ülkelerde kadınların yaşadığı tutsaklıkla eşdeğer yaşamda. Ortaçağ karanlığında yasaklara uymayarak ‘gizli veya istenmeyen bir ilişki’ sonucu gebe kalanlar, şeytan tarafından kandırılmış kabul edilip engizisyon mahkemeleri tarafından cezalandırılıyordu.
Bugün bu işi, kürtajı yasaklayarak dolaylı olarak yapıyorlar. Biliyorlar ki, yasaklı veya istenmeyen (tecavüz) bir ilişkiden gebe kalan kadın, eğer kürtaj yaptıramazsa ya ilkel yöntemleri deneyerek canını tehlikeye atacak ya da toplumun baskı ve dışlamasından korkarak yaşamına kıymayı deneyecek. Yani bu kadınlar bir yönüyle, ölüme teşvik edilmiş oluyorlar...
****
Güvensiz düşükler nedeniyle her yıl dünyada 68 bin kadın ölüyor, 5 milyon kadın da hastalanıyor ya da sakat kalıyor. Ülkemizde, 1983 yılında çıkarılan kürtaj yasası sayesinde (10 haftaya kadar kürtaj yapılabiliyor) kadın ölümlerinde büyük bir düşüş oldu. Kürtajın yasak olduğu ülkelerde düşük nedeniyle anne ölümü, toplam anne ölümlerinin %13’ü kadar (8 de bir). Oysa Türkiye’de gebe kalan her 50 kadından sadece biri düşük nedeniyle yaşamını yitiriyor. Önemli bir veri daha: Kürtaj yasası çıktıktan sonraki uygulamalar sayesinde kadınlarımızın yaşamı tam 14 yıl uzadı. Böyle bir başarı yakalanmışken, yeniden kadınlarımızı öldüren yasaklı uygulamaya dönmek cinayet değil de nedir?
****
Kürtajın yasaklanması, en çok yoksul ve eğitimsiz kadınların canını yakar. Çünkü yoksul kadın, hem gebelikten korunma yöntemleri konusunda yeterince bilgi sahibi değildir hem de üzerindeki toplum baskısı nedeniyle, eczaneye gidip doğum kontrol hapı bile isteyemez. Bir tecavüz, bir ensest veya gizli kapaklı bir kaçamak sonucu eğer gebelik olursa, -eğer kürtaj da yaptırma şansı yoksa- bu kadının vay haline...
Adet günü geçtiğinde kimseye bir şey soramaz. Çılgına dönmüş halde kulaktan duyduğu yöntemlerle düşük yapmaya çalışır. Yüksekten atlar, karnına kaya parçalarıyla vurur. İçine, şiş, çivi, sopa, horoz tüyü, ne bulursa sokarak ne olduğunu tam olarak bilmediği tehlikeden(!) kurtulmak ister. Düşük yapmayı başarsa bile enfeksiyondan sakat kalması ya da tetanostan ölmesi işten değildir. Başaramazsa, her gün büyüyen karnına karşı büyük bir mücadeleye girer. Önceleri karnını sıkı sıkıya sararak büyümeyi gizlemeye çalışır. Ancak, pes etmeye yakın, artık teslim olma aşamasına vardığında ruh sağlığı da tükenir.
Ya yaşamına son verir...
Ya da toplum dışına itilmenin bunalımı ile alır başını gider...
Kürtajı yasaklayanlar yüzünden bir kadın daha ya toplum dışına itilmiş, ya da yok olmuştur artık...
****
Kürtajı tamamen yasaklamakla, kürtaj süresini dört haftayla sınırlamak arasında hiçbir fark yoktur. Çünkü gebeliğin ilk dört haftada saptanması genellikle çok zordur. Dört haftayla sınırlı olacak kürtaj süresi kesinlikle bir aldatmacadır ve toplumun gözünü boyamaktan başka bir şey değildir. Kürtajı gündemin ortasına oturtan AKP hükümetinin en büyük amacı dış sorunlar nedeniyle sıkışan politikalarına soluk aldırmaktır. Ama elbette bunun yanı sıra, kendi dünya görüşlerinde de yeni adımlar atmış olmaktadırlar. Bunları şöyle özetlemek mümkündür;
1- Seks korkusu yaratarak katı dinci dünyalarını tatmin etmek...
2- ‘Müslüman nüfusunu artırmak’ felsefesine hizmet etmek...
3- Din üzerinden kadınlara verdikleri ‘ikinci sınıf’ rolü pekiştirmek...
4- Tecavüz sonucu bile olsa kural dışı gebe kalan kadınlara, ‘şeytan’ muamelesi yaparak onları cezalandırmak...
Başka Tehlikeler de Var!
Kürtaj yasağının ardından kürtajların azalacağını sanmak tam bir hayaldir. Çünkü kürtaj yasal olarak serbest kaldıktan sonra, kürtaj yaptıranların sayısında da azalma olduğu biliniyor. Yasal engeller konulması, kürtaj sektörü kapalı kapılar ardına çekilmesine yol açacaktır. Parası kıt olanlar gizli kapaklı sağlıksız koşullarda çare arayacak. Paralı olanlar da gerekirse yurt dışına bile gidebilecektir. (Bu konuda, ilgi çekici bir örnek var. Suudi Arabistan’dan her gün çok sayıda kadın İran’a (!) kürtaj olmak için gitmekteymiş. Ne ilginç değil mi?)
Daha önce ilk 10 hafta içinde rahatlıkla kürtaj yaptıranlar, yasak sonucu sıklıkla 10 haftayı geçecektir. Yeterince para ve kürtaj yapacak doktoru bulsa bile, geç kalınmış olacağından çok daha ileri haftalarda yapılan kürtajlar artacaktır. Bu da en çok anne sağlığını tehdit edecektir.
Bir de ‘Medikal Kürtaj’ denen çok önemli bir konu var. İlaç alarak düşük yapmak anlamına geliyor. Adı misoprostol veya mifepriston olan bu ilacın Türkiye’de kullanılmasına izin verilmiyor. Oysa 50 dolayında (USA, Fransa, Çin dahil) ülkede hekim kontrolünde bu ilaç kullanılarak düşük yapılıyor. Bazılarının ‘devrim’ olarak nitelendirdiği bu ilacın kullanımının doktor kontrolünde olması şart. Hem bazı yan etkilerin ortaya çıkabilmesi nedeniyle ve hem de düşük sırasında gelişebilecek bazı olaylar nedeniyle, bir kadın hastalıkları uzmanının kontrolü gerekiyor. Bu kürtaj yasağından sonra, ülkemizde az bilinen bu ilacın kaçak olarak ülkemize girmesi kaçınılmaz görünüyor. Zaten internet sitelerine girilirse bu kaçakçılığın şimdiden başlamış olduğu görülebilir. Kontrolsüz kullanılacak bu ilacın acısını elbette yine kadınlarımız çekecektir. Hiç kuşku olmasın, kürtaj yasağı başlar başlamaz kadın doğum hastaneleri, kontrolsüz kullanılan misoprostol sonucu komplikasyon yaşayan kadınlarla dolacaktır.
****
Neresinden bakılırsa bakılsın, kürtajı yasaklayan yasa, kadınımıza -özellikle de yoksul ve eğitimsiz kadınımıza- ağır bir darbe vuracaktır. Referansı sadece din olanların, bu kadınlar için üzülmelerini ve kararlarını değiştirmelerini bekleyemeyiz elbette. Çünkü onlar kürtajı yasaklamayı, dinin sosyal alanda bir kaleyi daha ele geçirmesi olarak yorumlamaktadırlar.
Bu savaşta, kadının kendi bedenine sahip olma şansı yok artık.
****
Daha alacakaranlığı yaşıyoruz... Yakın gelecekte çok karanlıklar göreceğiz çocuklar, çok!


Din savaşları, yüzyıllardır dünyayı cehenneme çevirdi.


Dini kullanarak kendilerine ‘egemenlik alanı’ yaratmak isteyenler on milyonlarca insanın ölümüne, belki çok daha fazlasının dünyasının kararmasına yol açtılar. Bu savaşların çok yönü varsa da, iki tür uygulama herkesin gözü önünde yapılıyor: Topu tüfeği kullanarak yapılan sıcak savaşlar ve toplum baskısını ve yasakları kullanarak yapılan soğuk savaş veya mücadeleler...


Din çatışmasını kullananların çıkardığı sıcak savaşlarda eskiden sadece erkekler ölürken, artık bugün (Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da olduğu gibi) toplumun her kesimi bu vahşetten nasibini alıyor. Ama dinsel yasaklar koyarak ve toplumda dinsel bir atmosfer oluşturarak sürdürülen soğuk savaşta en büyük yıkım kadınlarda oluyor. Bunu hem Katolik Kilisesi’nin Ortaçağ’da kadınlara yaşattıklarında görmek olası, hem de bugün, köktendinci Müslüman ülkelerde kadınların yaşadığı tutsaklıkla eşdeğer yaşamda. Ortaçağ karanlığında yasaklara uymayarak ‘gizli veya istenmeyen bir ilişki’ sonucu gebe kalanlar, şeytan tarafından kandırılmış kabul edilip engizisyon mahkemeleri tarafından cezalandırılıyordu.


Bugün bu işi, kürtajı yasaklayarak dolaylı olarak yapıyorlar. Biliyorlar ki, yasaklı veya istenmeyen (tecavüz) bir ilişkiden gebe kalan kadın, eğer kürtaj yaptıramazsa ya ilkel yöntemleri deneyerek canını tehlikeye atacak ya da toplumun baskı ve dışlamasından korkarak yaşamına kıymayı deneyecek. Yani bu kadınlar bir yönüyle, ölüme teşvik edilmiş oluyorlar...


****


Güvensiz düşükler nedeniyle her yıl dünyada 68 bin kadın ölüyor, 5 milyon kadın da hastalanıyor ya da sakat kalıyor. Ülkemizde, 1983 yılında çıkarılan kürtaj yasası sayesinde (10 haftaya kadar kürtaj yapılabiliyor) kadın ölümlerinde büyük bir düşüş oldu. Kürtajın yasak olduğu ülkelerde düşük nedeniyle anne ölümü, toplam anne ölümlerinin %13’ü kadar (8 de bir). Oysa Türkiye’de gebe kalan her 50 kadından sadece biri düşük nedeniyle yaşamını yitiriyor. Önemli bir veri daha: Kürtaj yasası çıktıktan sonraki uygulamalar sayesinde kadınlarımızın yaşamı tam 14 yıl uzadı. Böyle bir başarı yakalanmışken, yeniden kadınlarımızı öldüren yasaklı uygulamaya dönmek cinayet değil de nedir?


****


Kürtajın yasaklanması, en çok yoksul ve eğitimsiz kadınların canını yakar. Çünkü yoksul kadın, hem gebelikten korunma yöntemleri konusunda yeterince bilgi sahibi değildir hem de üzerindeki toplum baskısı nedeniyle, eczaneye gidip doğum kontrol hapı bile isteyemez. Bir tecavüz, bir ensest veya gizli kapaklı bir kaçamak sonucu eğer gebelik olursa, -eğer kürtaj da yaptırma şansı yoksa- bu kadının vay haline...


Adet günü geçtiğinde kimseye bir şey soramaz. Çılgına dönmüş halde kulaktan duyduğu yöntemlerle düşük yapmaya çalışır. Yüksekten atlar, karnına kaya parçalarıyla vurur. İçine, şiş, çivi, sopa, horoz tüyü, ne bulursa sokarak ne olduğunu tam olarak bilmediği tehlikeden(!) kurtulmak ister. Düşük yapmayı başarsa bile enfeksiyondan sakat kalması ya da tetanostan ölmesi işten değildir. Başaramazsa, her gün büyüyen karnına karşı büyük bir mücadeleye girer. Önceleri karnını sıkı sıkıya sararak büyümeyi gizlemeye çalışır. Ancak, pes etmeye yakın, artık teslim olma aşamasına vardığında ruh sağlığı da tükenir.


Ya yaşamına son verir...


Ya da toplum dışına itilmenin bunalımı ile alır başını gider...


Kürtajı yasaklayanlar yüzünden bir kadın daha ya toplum dışına itilmiş, ya da yok olmuştur artık...


****


Kürtajı tamamen yasaklamakla, kürtaj süresini dört haftayla sınırlamak arasında hiçbir fark yoktur. Çünkü gebeliğin ilk dört haftada saptanması genellikle çok zordur. Dört haftayla sınırlı olacak kürtaj süresi kesinlikle bir aldatmacadır ve toplumun gözünü boyamaktan başka bir şey değildir. Kürtajı gündemin ortasına oturtan AKP hükümetinin en büyük amacı dış sorunlar nedeniyle sıkışan politikalarına soluk aldırmaktır. Ama elbette bunun yanı sıra, kendi dünya görüşlerinde de yeni adımlar atmış olmaktadırlar. Bunları şöyle özetlemek mümkündür;


1- Seks korkusu yaratarak katı dinci dünyalarını tatmin etmek...


2- ‘Müslüman nüfusunu artırmak’ felsefesine hizmet etmek...


3- Din üzerinden kadınlara verdikleri ‘ikinci sınıf’ rolü pekiştirmek...


4- Tecavüz sonucu bile olsa kural dışı gebe kalan kadınlara, ‘şeytan’ muamelesi yaparak onları cezalandırmak...


Başka Tehlikeler de Var!


Kürtaj yasağının ardından kürtajların azalacağını sanmak tam bir hayaldir. Çünkü kürtaj yasal olarak serbest kaldıktan sonra, kürtaj yaptıranların sayısında da azalma olduğu biliniyor. Yasal engeller konulması, kürtaj sektörü kapalı kapılar ardına çekilmesine yol açacaktır. Parası kıt olanlar gizli kapaklı sağlıksız koşullarda çare arayacak. Paralı olanlar da gerekirse yurt dışına bile gidebilecektir. (Bu konuda, ilgi çekici bir örnek var. Suudi Arabistan’dan her gün çok sayıda kadın İran’a (!) kürtaj olmak için gitmekteymiş. Ne ilginç değil mi?)


Daha önce ilk 10 hafta içinde rahatlıkla kürtaj yaptıranlar, yasak sonucu sıklıkla 10 haftayı geçecektir. Yeterince para ve kürtaj yapacak doktoru bulsa bile, geç kalınmış olacağından çok daha ileri haftalarda yapılan kürtajlar artacaktır. Bu da en çok anne sağlığını tehdit edecektir.


Bir de ‘Medikal Kürtaj’ denen çok önemli bir konu var. İlaç alarak düşük yapmak anlamına geliyor. Adı misoprostol veya mifepriston olan bu ilacın Türkiye’de kullanılmasına izin verilmiyor. Oysa 50 dolayında (USA, Fransa, Çin dahil) ülkede hekim kontrolünde bu ilaç kullanılarak düşük yapılıyor. Bazılarının ‘devrim’ olarak nitelendirdiği bu ilacın kullanımının doktor kontrolünde olması şart. Hem bazı yan etkilerin ortaya çıkabilmesi nedeniyle ve hem de düşük sırasında gelişebilecek bazı olaylar nedeniyle, bir kadın hastalıkları uzmanının kontrolü gerekiyor. Bu kürtaj yasağından sonra, ülkemizde az bilinen bu ilacın kaçak olarak ülkemize girmesi kaçınılmaz görünüyor. Zaten internet sitelerine girilirse bu kaçakçılığın şimdiden başlamış olduğu görülebilir. Kontrolsüz kullanılacak bu ilacın acısını elbette yine kadınlarımız çekecektir. Hiç kuşku olmasın, kürtaj yasağı başlar başlamaz kadın doğum hastaneleri, kontrolsüz kullanılan misoprostol sonucu komplikasyon yaşayan kadınlarla dolacaktır.


****


Neresinden bakılırsa bakılsın, kürtajı yasaklayan yasa, kadınımıza -özellikle de yoksul ve eğitimsiz kadınımıza- ağır bir darbe vuracaktır. Referansı sadece din olanların, bu kadınlar için üzülmelerini ve kararlarını değiştirmelerini bekleyemeyiz elbette. Çünkü onlar kürtajı yasaklamayı, dinin sosyal alanda bir kaleyi daha ele geçirmesi olarak yorumlamaktadırlar.


Bu savaşta, kadının kendi bedenine sahip olma şansı yok artık.


****


Daha alacakaranlığı yaşıyoruz... Yakın gelecekte çok karanlıklar göreceğiz çocuklar, çok!





01/07/2012



Yazarın diğer yazıları

Ecevit'e Dil Uzatmanın Hafifliği (01/11/2017)
İYİ Parti'nin kuruluşuna neden katıldım (01/11/2017)
Neden Meral Akşener Hareketi (01/10/2017)
Popülizm Yapanlar Hastaları Vuruyor! (01/09/2017)
İbretlik Bir Öykü (01/08/2017)
Biraz da Futbol (01/07/2017)
Zeytinlikler (01/06/2017)
Referandum Sonrası Bir Analiz (01/05/2017)
Fethullah’ın Kadim Dostları Şimdi Düşman mı? (01/04/2017)
Burhan Özfatura’ya Kulak Verelim! (01/03/2017)
Charlie Chaplin’in “Büyük Diktatör” Filmi ve Bizdeki Versiyonu (01/02/2017)
Paşam, Keşke İşgal Edilen 16 Adadan Birine Çıkabilseydiniz! (01/02/2017)
Diktatörlerin Ruh Sağlığı (01/01/2017)
Yılmaz Büyükerşen’e De Bu Yapılırsa! (01/12/2016)
Gıda Emperyalizmine Karşı Bir Savaşçı: Osman Nuri Koçtürk (01/11/2016)
Durum Ciddi; Sokaklar Kadınlara Zindan Edilecek (01/10/2016)
At İzinin İt İzine Karıştığı Bir Ülkede… (01/09/2016)
Bir Darbe Analizi (01/08/2016)
APTAL PUMA SENDROMU/ PUMA KADIN (30/06/2016)
Herkes MHP'deki umut veren muhalefeti konuşuyor… Peki ya CHP! (01/06/2016)
SANATA TÜKÜRENLERİN YÖNETTİĞİ BİR ÜLKE (01/05/2016)
DOKTORLARIN KRİTİK SEÇİMİ NİSAN’DA (01/04/2016)
 ÖFKE NEREYE GÖTÜRÜR? (01/03/2016)
HP ve TSK Güven Vermek Zorundadır! (01/02/2016)
Biri Nobel’ini Atatürk’e Sunuyor, Diğeri İse… (01/01/2016)
Kurultay Her Zaman Sürpriz Yapabilir! (01/12/2015)
Bu Siyasetçiler Hemen Ayrılmalı ...
Hitler Örneği Akıldan Çıkarılmamalı...
(01/11/2015)
Potamya Kalıntıları İş Başında… (01/10/2015)
Keşke Bu Kadar AKP’ci Olmasaydım! Diyormudur Acaba (01/09/2015)
PKK ile Tahtarevalli Oyunu (01/08/2015)
Koalisyon Denince Akla Önce Saygı Gelmelidir! (01/07/2015)
Seçimlerle İlgili Bir Analiz (01/06/2015)
Ermeni Soykırımı Yalanı Karşısında (Yeni) CHP’yi Yönetenler Neden Tavırsız? (01/05/2015)
“Kozmik” Bilgileri Taşırmanın Günahı Kimlerde? (01/04/2015)
CHP’li Belediyenin Farklı Bir “Gemicik” Öyküsü (01/03/2015)
Gözyaşı Fışkırır, Yağ Yerine Zeytin İçinden (01/02/2015)
CHP’de Tavan, Tabanı Ürkütüyor (01/01/2015)
Emine Ülker Tarhan’ın İstifasının Anlamı (01/12/2014)
CHP Umut Olmalı! (01/11/2014)
CHP’de Umutsuzluk (01/10/2014)
CHP Bu Duruma Nasıl Düşürüldü? (01/09/2014)
Bu “Yaş” ta, Gözyaşı mı? (02/08/2014)
Zeytinliklere ve Zeytinciye Yazık Olacak (01/07/2014)
SOMA’da, 19 Yaşında Ölmenin Sakıncası Yok! (01/06/2014)
Sanatın ve Sanatçının Ölüm Fermanı:TÜSAK (01/05/2014)
Despot, Çöküntüyle Keskinleşir (01/04/2014)
Sadece Hırsızlık mı,Kleptomani mi? (05/03/2014)
Gerçek Kütüphaneci Olabilmek Zor İştir! (01/03/2014)
Grip Aşısı Sömürüsü (01/02/2014)
“Terörizme Destek Veren Ülke” Olmaya Doğru… (01/01/2014)
Zeytinyağı’na Suriye Darbesi (01/01/2014)
Gavat Açılımı (01/12/2013)
AKP ve Çocuk Felci! (01/12/2013)
“Onur ve Arkadaşlık” İstifaları (01/11/2013)
CHP’nin Mazlum/Mağdur Sıkıntısı (01/10/2013)
Şizofren Dış Politika (01/09/2013)
Emine Ülker Tarhan ve Gezi Gençliği (01/08/2013)
Görsel Bir Şölendir Ayvalık (12/07/2013)
Mustafa Kemal Rahat Uyuyabilir: (01/07/2013)
PKK’nın Çekilmesi İyi Analiz Edilmeli… (01/06/2013)
Müze/Kilise Ayasofya’yı (Trabzon) Camiye Çevirmenin Dayanılmaz Yanlışlığı (01/05/2013)
Suriye´deki Dinci Teröristlerin “Muta Nikahlı” Tecavüzleri (01/04/2013)
Tayyip Erdoğan Korkmasın! ABD Ondan İyisini Bulamaz! (01/03/2013)
Büyükerşen’e Bile Bu Yapılırsa (01/02/2013)
E.Ü. İçine Güzel Sanatlar Fakültesi ve Beklentiler (01/02/2013)
Yargıya Güvenin Olmadığı Yerde Osman Özgüven Neden Kalsın Ki? (01/01/2013)
Bir Meslek Örgütü Kendi Ülkesine Karşı Olabilir mi? (01/12/2012)
Cumhuriyet Ne Kadar Tehlikede (01/11/2012)
Türkiye´yi Bölme Görevi (01/10/2012)
Öldürdüler Almina’yı (03/09/2012)
İçerde: Din Sömürüsü ve Kin... Dışarda: Emir Kulu... (01/08/2012)
Artık ‘İçimiz’ değil ‘dışımız’ Yansın Belki Uyanırız! (01/06/2012)
Semah’ın Gücü... İzmir’in Kırılganlığı… (01/05/2012)
Afganistan’daki Helikopter Kazası (01/04/2012)
ABD Kafkasya’yı da Karıştırır mı? (01/03/2012)
Sıkıyönetim Mahkemeleri Daha mı İyiydi? (01/02/2012)
Rauf Denktaş´ın Arkasından Sahte Gözyaşları... (17/01/2012)
Cumhuriyet mi, Yoksa Demokrasi mi? (01/01/2012)
İzmir Belediye Baskını ya da Arturo Ui´nin Önlenebilir Yükselişi (01/12/2011)
Pkk’yı Siyasi Yollarla Yok Edemezsin! (01/11/2011)
İki Farklı ‘KALE’, İki Farklı Duyarlılık (01/10/2011)
Terör Örgütünün İki Kolu: PKK ve PKK Holdingi (01/09/2011)
“İnsan Hakları” Bu Ülkelerin Ağzına Yakışmıyor (01/08/2011)
Hukuk Mu Dedin? Hadi Canım Sen De! (01/07/2011)
Üç ‘F’ (Fado, Fatıma, Futbol) ve AKP (01/06/2011)
Onların Demokrasisi Bizi ‘Götürür’ Abi! (01/05/2011)
“Kırk Katır Mı, Kırk Satır Mı?” (01/04/2011)
Ecevit’i Ergenekon İçin Kullanmaya Çalışmasınlar! (01/03/2011)
Tükürün Bu ‘Ucube’ Heykellere! (01/02/2011)
Kılıçdaroğlu Artık Çok Rahat (01/01/2011)
Füze Kalkanı ve Türkiye (03/12/2010)
Rektör Olma Hayali Var, Mantık Yok... (01/11/2010)
Hanefi Avcı´nın Kitabı (01/10/2010)
“Bir Buçuk Cumhuriyetçiler” ve Referandum (01/09/2010)
Yaşasın! Tanzanya ile Vize Kalktı (01/08/2010)
Sevgili Hamas´a Sitemimizdir... (01/07/2010)
Güçlenen CHP Siyaseti Altüst Ediyor (01/06/2010)
Mayıs: Hüzünle Mutluluğun Kol Kola Gezdiği Ay (02/05/2010)
İki İsim, İki Öykü (01/04/2010)
Bakan Yanında ‘Ezik’ Vali (01/03/2010)
Özgürlük mü Dediniz(!) (01/02/2010)