Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Koca Piri Reis Gemisi ile Sefer

Güzel Yücel Gier

Deniz kokusu sinmiş 30 küsur yıllık Koca Piri Reis gemisine seferde kullanacağımız, araştırma için, gerekli malzemeleri taşırken gemi mürettabı da bize yardım ediyordu., 14 araştırmacı ve 15 denizci ile birlikte seferde beraber çalışacaktık. Büyük bir onarımdan, bakımdan geçen Koca Piri Reis adeta gençleşmişti. Koridorları, mutfağı yemek salonu ve değişen motoru ile is yağdırmayan bacası ile adeta estetik ameliyat geçirmiş gibi idi. Minibüs ile enstitüden getirdiğimiz malzemeler elden ele geçirip girişteki laboratuara, bavullar kamaralara, akıntı ölçerler de güverteye yerleştirildi. Fizikçilerin çalıştığı laboratuar üst kattaydı. Onlar denizden alınan ölçümleri hemen bilgisayarlara girdiklerinden ayrı bir bölümde çalışıyorlardı. Kimya ve mikrobiyologların laboratuarına taşınan malzemeleri yer kaplamamaları için çekmecelere yerleştiriliyordu. Biyologlar ise güvertede ırgatların yardımı ile çalışan boxkorları ve çamurdan dip canlılarını ayıklamak için kullandıkları aleti önceden yerleştirmişlerdi.

Karadan Ayrılış

Denize çıkmadan evvel hep havayı kollamak zorundasınız. Artık eskisi gibi değil. Hava raporları, fırtınayı, yağışı tahmin ederken pek yanılmıyorlar. Ama yine de bazen azizlikler oluyor. Bizler yine de bu tahminleri göz önüne alıp çalışmak zorundayız. Yoksa çalışmalar uzar gider, yahutta gemi için pek hayırlı olmaz. İnternette baktığımız hava raporundan sabahtan günlük güneşlik olan havanın öğleden sonra bozacağını öğrenmiştik. Rapor havanın 4-5 yapacağını haber veriyordu. Bu yüzden fazla oyalanmadan İnciraltı’ndan hızla demir aldık. İnciraltı limanının sığ olması kaptanı ve denizcileri demir alma sırasında germişti. Kaptanın köprü üstünden «iskele alabaaaanda, sancak alabaaaanda, sancak ooooon, ağır yooool, dümeeeen iskele 15, tornistaaaan” komutları baş güverteye, oradan arka güverteye denizcilerin birbirine tekrarlarıyla rıhtıma kadar aktarılıyordu. Komut sesleri havada uçuşuyordu. Halatlar atılıp da torniston yaptığımızda pervanenin aşağıdaki çamuru yüzeye getirmesi ile bir anda deniz çamur haline dönmüştü. Biz araştırmacılar denizcilere göre karadan ayrılırken daha bi rahattık. Ayrılma sırasında Koca Piri Reis düdüğünü çalarken iskeledeki diğer tekneler de bizi selamladılar.

Sefer Başladı

Çalışmaya güneyden Muğla /Güllük Körfezi’nden başlanmaya karar verildi. İzmir Körfezi’ni geçip Karaburnu dönüp hızlı bir şekilde aşağıya güneye kaymalıydık. Ben bu süreyi değerlendirmek adına yanımda bir sürü yazıp çizilecek dökümanı beraberimde getirmiştim. Bunların arasında Jack London’unun kendi yaşamını anlattığı «Martin Eden” isimli romanı da vardı. Çok önceleri bu romanı okumuştum ama böylesine keyif almamıştım. Yoksulluğun içinden gelen denizcilik dahil yapmadığı iş kalmamış yazar «Niye insanlar yaptıkları işleri anlatmazlar” diye romanın bir yerinde hayıflanıyordu. Ben de bu ay «Dağarcığa ne yazayım” derken. «Yahu Güzel sen de bu seferi yazıver” dedim kendime. «Yaşadığım ve yaptığım işi niye anlatmıyorsun” dedim. Bu yüzden belki de keyifle okuduğum romandan sonra size seferi anlatmaya karar verdim.

Karaburun ve Sakız Adası

Günlük güneşlik havanın bir anda kararıp rüzgarın sizi serseme çevireceğini düşünmeden İzmir Körfezi’nin kıyılarında gemimiz yol alıyordu. Nihayet Karaburun’a varmıştık. Karaburun’a Koca Piri Reis gemisi ile geldiğimde hep telefonla gemiden Savaş’ı arardım.” Savaş açıkta çalışma yapıyoruz sana şimdi el sallıyorum” derdim. Ama «o” bu sefer yoktu. Onun yukarlardan bi yerden «hoş geldin kızım, rüzgarın bol olsun” dediğini duyar gibi oldum yine ....

Karaburun’un bozulmamış sahillerini seyrederken hafif rüzgarı da hissetmeye başlamıştık.Yarım ada arakasında da Sakız adasını geçince rüzgar bizi tam manasıyla sallamaya başladı. Güvertedekiler ve nöbetçiler dışında herkes kamaralara çekilmek zorunda kaldı. Ayakta durmanın imkanı yoktu. Mide filan kalmamıştı. En iyisi uzanmaktı. Anlayacağınız gemi hayalet gibi idi. Saat gecenin dokuzu olmasına rağmen ortalıkta kimse yoktu. Havanın 4 yapması eğer korunmalı bir yerdeyseniz sizi sarsmazdı ama böyle açıkta olunca gemiyi beşik gibi sallıyordu.

Çalışma başlıyor

Sabah Güllük Körfezi’ne vardığımızda artık her yer sütlimana dönmüştü. Saat 7:00 de çalışmaya başlayıp su örneklerini almaya başlamıştık. Su, çamur örnekleri akıntı ölçümleri durmadan gece geç saatlere ve ertesi günü de aynı şekilde devam etti.Çalışmanın dördüncü Aydın Didim açıklarına gitmemiz lazımdı. Ve sabah Didim açıklarındaydık. Yine su süzmeler, çamur elemeler ve akıntı ölçmeler bütün hızı ile sürmüştü. Karina Lagünü açıklarına geldiğimizde Büyük Menderesin boşaldığı bu kıyıyı görünce büyülendim. Büyük Menderes buralara akıyordu. Karşıda Dilek yarım adası önünüzde Akköy dalyanı biraz ilerde Karina dalyanı, lagünler sulakalanlar tüm doğalıyla önünüzdeydi. Zodiyakla su numunesi almaya Cebrail’i yolladığımızda «niye ben de onunla gitmedim” diye hayıflandım ama su süzmeye devam etmek gerekiyordu. Mikrobiyolog arkadaşımız Aslı için kıyılara gidip su örneklemeleri yapılması lazımdı. O gemide bakteri ekimlerine başlamıştı bile...Yine fırtına haberi geldi; «iki gün sonra fırtına çıkacak” diye. Topukları yağlamak gerekiyordu. O gün durmaksızın çalıştık ve rotayı kuzeye çevirdik. Tam o sırada «pruvada yunus var yunuslar geldi” diye sesler gelince hepimiz pruvada Koca Piri Reis ile kovalamaca oynayan yunuslara bakmaya gittik.Yunuslarla ikinci karşılaşmamız «Ildır Körfezi’nde oldu. Bu sefer 2 erişkin yunusun yanında 2 yavru yunus atlayıp zıplıyordu. Belki de bir yunus ailesi idi.

Eritra -Ildır Köyü ve Çalışmanın Sonu

Bütün gece seyirden sonra Ildır Körfezi’ne varmıştık. Ildır Köyü tüm şirinliği ile karşımızdaydı. Yaklaşık 5 yıl yaşadığım bu köy. Türkiye’de inanılmaz şekilde değişen bu memlekete,zamana meydan okumuş şekilde bozulmadan duruyordu.

Biz çalışmalara bütün gün devam ettik. Hava çok ısınmıştı. Güneşin sıcağı, çalışmanın yoğunluğu ile yorgun düşmüştük. Velhasıl deniz çalışmaları hem zahmetli, hem keyifli . Denizin hem kimyasını,hem fiziğini hem de biyolojisini anlamak araştırmak çok ilginç. Aynı şekilde bir gemide birlikte yaşamasını , çalışmasını öğrenmek de o kadar muazzam bir deneyim.



01/06/2014



Yazarın diğer yazıları

Melahat ve Zehra Öğretmen (01/11/2016)
ÖZBEKLİ KADINLAR (01/06/2016)
Çöğür (01/04/2016)
Ertuğrul Firkateyni (01/03/2016)
Ayvalık’ta Hasat Zamanı (01/01/2016)
Halet (Çambel) Hanıma Giderken… (01/11/2015)
Denizimi Tanıyorum ve Koruyorum Projesi (01/10/2015)
Gülbahçe Körfezi ve Deniz Çayırları (01/09/2015)
Akdeniz’in Doğal, Kültürel-Tarihsel Mirası (01/07/2015)
İzmir Körfezi’ni Coğrafi Bilgi Sistemi İle Tanımak (01/03/2015)
Gediz Tuz Tavalarından Endülüs’te Raks’a (01/02/2015)
Palamut Avı (01/11/2014)
İzmir Körfezi’nin Yunusları (01/10/2014)
Deve Güreşleri ve Burhaniye (01/04/2014)
Ben de Koşmaktayım O Devin Ardından (01/02/2014)
Knidos-Datça Feneri ve Fenercisi (01/01/2014)
Akdeniz’in Ortasında Malta Adası (01/12/2013)
Doğa Müzeleri (05/11/2013)
Bozburun ve Kadın Balıkçılar (01/10/2013)
Korsika Adası ve Akdeniz (01/09/2013)
Sulak Alanlar ve İzmir (01/08/2013)
Girit Adası (01/07/2013)