Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Kibir – Hubris

Elif Güneş Deniz

Hamartia

Tanrısal ego” olarak da kullanılan öz benliğin tanrılaştırılması anlamına gelen “hubris”, Antik Yunan tragedyalarında genellikle kahramanların yaptığı en büyük hatadır. Kontrolden çıkmış gurur, kendini beğenmişlik, kibir ve küstahlık ile kendini gösteren bu hırs, sonunda kahramanı yıkıma götürür.

Eski Yunan’da olduğu gibi günümüzde de bu suçu işleyenlerin sonunda acı çekeceği ve “haklı ceza” ile karşılaşacakları düşünülür. Kimilerine göre yönetme arzusunda olan kişilere özgü, kimilerine göre ise insana ait evrensel bir kusurdur.

Mitler, tragedyalar ve hatta güncel romanlar incelendiğinde Sophokles'in Antigone’sinde zalim hükümdar Kreon’un sevdiği herkesi kaybetmesi, iktidar hırsıyla gözünü karartan Macbeth’in kendi sonunu hazırlaması gibi birçok örnek çıkar karşımıza. Güç, bilgi ve yönetme arzusuyla her şeyin mümkün ve yapılabilir olduğuna inanan erkek kahramanlar ve onların eşi, kızı veya kardeşi olan kadınların hikayeleri anlatılır.

Peki, kadınların başkahraman olduğu eserler?

Gücünü çoğunlukla yönetici pozisyonundan alan erkekleri, etrafındakileri görmeyen, duymayan, önemsemeyen biri haline getiren kibir, söz konusu kadınlar olduğunda karşımıza nasıl çıkıyor?

Güzellik ve doğurganlıkla…

Ayna ayna söyle bana, benden güzeli var mı bu dünyada?” sorusuna aldığı cevapla çılgına dönen kraliçenin hikayesi… Hera, Athena ve Afrodit’in dahil olduğu tarihin ilk güzellik yarışmasında (Altın Elma Efsanesi) kendisine “en güzel kadını” vadeden Afrodit’i seçen Paris’e öfkelenen tanrıçaların Truva Savaşı ile güç gösterisinde bulunması ve Afrodit’in desteklediği Troyalılar’ın hazin sonu…

Bir ilkokul gezisinde gözyaşına dokunduğumdan beri aklımdan çıkmayan Ağlayan Kaya, Niobe…

Zeus’un oğlu Amphion ile evli olan ve yedi kızı, yedi oğluyla zengin, soylu, mutlu bir hayat yaşayan, kendini herkesten üstün gören; Leto’nun iki, kendisinin on dört çocuğu olduğu için halkından Leto’ya değil, kendisine tapmasını isteyen Niobe…

Doğurganlığından aldığı güç ve gururla gösterdiği küstah tutum, Leto’nun çocukları Apollon ve Artemis tarafından on dört cansız beden ile cezalandırıldığında Spil Dağı’nın eteklerinde günlerce gözyaşı döken, çektiği acıyı sonlandırmak isteyen tanrılar tarafından taşa dönüştürülen ancak gözyaşı durdurulamayan Niobe…

Ataerkil düzende yüceltilen güzel ve doğurgan iki kadının birbirini çocuklarıyla vurması ve güç savaşı içinde kaybolan hayatların hikayesi…

Mitoloji, insanların sezgileriyle algıladıkları gerçeklerin hikayesini yazar. Bu nedenle teolojiyle değil, insan hayatıyla ilgilidir aslında. Zalim kralın hikayesini okurken aklına gelen apartman yöneticisi, Altın Elma Efsanesi’ni sosyal medyada yaşayan ve fotoğrafına beğeni göndermediğin için seni engelleyen arkadaşın, bebeğinin her adımını kendi çocuğunun gelişim süreciyle kıyaslayan kardeşin, “Seninki tek kalmış yazık, ben üç tane doğurdum.” diye gururlanan sınıf annesi… Hepsini tanıyorsun. Anlatılan tüm hikayelerin günümüz dünyasında bir karşılığı var. Yüzyıllar geçmiş olsa bile…

Peki…

Sen kimsin?



01/02/2020



Önceki yazılar

Misal-i Mevsim (01/01/2020)
Kayıp Zaman (01/12/2019)
Beş Çocuk (01/11/2019)
Gaia’nın Kadınları (01/10/2019)