Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Kendisini “Darbe Karşıtı” Konumlayan Bazı Köşe Yazarlarına Bakışlar (1)

Engin Berber


Bir tatil veya gezi yazısı kaleme almak, yaz sıcaklarının çöktüğü bu günler için daha uygun olabilir. Yaklaşık altı aydır erteleye geldiğimden, benim bu ayki tercihim: Her fırsatta darbe karşıtı olduğunu yazıp söyleyen bazı köşe yazarlarımıza odaklanmak oldu.
Eminim Mehmet Barlas, Nazlı Ilıcak, Hasan Cemal, Cengiz Çandar, Gülay Göktürk, Fehmi Koru ve Emre Aköz’ü tanıyorsunuz. Bu ve sonraki makalemde, anlamlı olduğunu düşündüğüm bir soruya yanıt arayacağım: «Liberal demokrat” diye tanımlayabileceğimiz bir politik duruşa sahip bu yedi ismin, «darbe karşıtı” olma durumu doğrultu tutarlılığı içeriyor mu?
Birkaç yıl önce, siyaset bilimiyle alakalı mezuniyet tezi yapmak isteyen hevesli bir öğrencime (Asiye Gün Güneş), bu sorunun yanıtını bulabileceğimiz bir tez konusu verdim: «Doğrultu Tutarlılığı Bağlamında Kendisini Darbe Karşıtı Konumlayan Bazı Köşe Yazarları” (Ege Ünv. Ulus. İliş. ABD, 2009). Amacım, söz konusu isimlerin 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997 tarihli askeri müdahalelerin her birine, karşıtlık sergileyip sergilemediklerini öğrenmekti.
Öncelikle bu isimlerin hiçbiri, 1960 yılında gazetecilik yapmaya başlamadıklarından, 27 Mayıs 1960 üzerine yazdıklarının, darbeyle eşzamanlı olmadığını belirteyim.
27 Mayıs 1960
Barlas, Yeni Şafak gazetesinin 28 Mayıs 2002 tarihli nüshasında, İstanbul Üniversitesi, Hukuk Fakültesi öğrencisiyken, tüm gençler gibi Beyazıt Meydanı’na koştuğunu ve «Menderes İstifa” diye bağırdığını yazıyor. Aynı yazısında, «Her askeri müdahalenin ülkenin ekonomisini, hukukunu, sosyo-politik yapısını ne büyük açmazlara sürüklediğini yaşayarak gördüm” demeyi de ihmal etmemiş.
Ilıcak, Tercüman’ın 28 Mayıs 1978 tarihli nüshasında, «... Demokrat Parti’nin zulüm yaptığı ve 1961’de seçime gitmeyeceği faraziyesine dayanarak seçime bir yıl kala gerçekleştirilen 1960 darbesi, silahlı kuvvetin hukuk düzenine karşı elde ettiği bir zaferdir. Demokrat Parti 1957 seçimlerinde 4 milyonu aşkın oy sahibiydi. Oy patlaması diye gösterilen 1973’te bile CHP bu seviyeye erişememişti. Gücünü milli iradeden alan bir iktidarı, silah zoruyla alaşağı etmek, direnme hakkının değil siyasi ihtirasın tezahürüdür” demektedir.
Cemal, 1999 yılında yayımlanan: «Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım” başlıklı kitabında, 27 Mayıs’ı neden ve nasıl desteklediğini açıkladıktan sonra, «hem 27 Mayıs olmasaydı iktidar seçimle el değiştirseydi, demokrasinin gelişimi daha bir rayına oturmaz mıydı? Kâğıt üzerinde öyle keşkeli düşünmeye başladığın zaman, darbelerin çözüm olmadığı gözüküyor” diyor (s. 129), hem de şu satırları yazmaktan kendini alıkoyamıyor: «Şurası bir gerçek: 27 Mayıs darbesinden sonra, özellikle 27 Mayıs Anayasasının da etkisiyle Türkiye’de demokratik bir açılım yaşandı. Sol siyaset sahnesinde varlığını kendi görüşleriyle iddialarıyla sistemli biçimde ortaya koymaya başladı” demektedir (s. 90).
İsimlerini verdiğimiz diğer köşe yazarlarının, 27 Mayıs ile ilgili ne yazdıklarına veya yazıp yazmadıklarına ilişkin herhangi bir bilgiye ulaşamadık. Bu arada Barlas ve Cemal’in, 27 Mayıs 1960 tarihi itibariyle politik olarak solda durdukları, yukarıdaki satırları yazdıklarında ise, çoktandır liberal-demokrat bir çizgide bulunduklarını hatırlatmak isteriz.
12 Mart 1971
Ilıcak, 1999 yılında yayımlanmış: «Din, Siyaset ve Laiklik” başlıklı kitabında, «Sizce bir muhtıra vermek yerine, iktidardaki partiyi desteklemek, sokak nümayişçilerinin karşısında halkın oyuyla gelmiş partinin yanında olduğunu belirtmek, demokrasiye daha büyük hizmet olmaz mıydı?” diye soruyor (s. 54). Ilıcak o tarihte, Tercüman gazetesinin başyazarı ve Tercüman grubunun ikinci gazetesi olan Bulvar’ın da imtiyaz sahibiydi. O günlerde bu gazetelerde, 12 Mart’a ve 12 Martçılar´a karşı bir satır yazmış mı? Bilebildiğimiz kadarıyla hayır.
Cemal, yukarıda sözünü ettiğimiz kitabında, devrim yolunu açmak ve halkın oyuyla bir yere gidemeyen «cici demokrasi”yi rafa kaldırmak için, iki yıl boyunca Devrim dergisindeki «Gerici Basında Ne Var Ne Yok” isimli köşesinde askeri kışkırttığını, demokrasiyi sosyalizme giden bir ara istasyon olarak gördüğünü, parlamenter çoğulcu demokrasiyi sevmediğini, ancak 12 Mart’tan sonra, «demokratik düşünce”ye doğru savrulduğunu yazmaktadır.
Çandar, Aksiyon dergisine (Sayı: 313) 2 Aralık 2000 tarihinde verdiği bir demeçte, Doğan Avcıoğlu ihtilal planını kendilerine anlatmasa da, o tarihlerde 27 Mayıs benzeri bir askeri müdahaleden yana olduğunu söylemiştir. Çandar 12 Mart öncesinde, Proleter Devrimci Aydınlık Dergisi’nin yazı işleri müdürüydü ve ODTÜ, İdari İlimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde asistanlık yapıyordu.
Göktürk, 1998 yılında yayımlanan: «Mürteci Yazılar” başlıklı kitabında, 12 Mart’a giden süreçte, «Ekim Devrimi usulü bir darbe hedeflediklerini” ve bu amaçla gençlik hareketinin, «askeri darbeci kanatla ittifak yaptığını” yazarken, şu değerlendirmeyi yapmaktadır: «1969’da ODTÜ işgalini başlatan gruptaydım. Rektörlük binasının camına ilk tekmeyi atıp, on - on beş kişiyle birlikte binaya ilk girenlerdendim. Evet; demokratik üniversite, yönetime katılma gibi yuvarlak laflar dolaşıyordu ortalıkta ama herkes bu klişelerin hiçbir önemi olmadığını, bu birkaç yüz kişinin de okulla, dersle hiçbir ilgisi bulunmadığını, öğrencilerin yönetime katılıp katılmamasına hiç mi hiç aldırmadığını; eğitim sitemine aldıran büyük öğrenci kitlesinin de zaten işgalle hiçbir ilgisinin olmadığını biliyordu” (s. 38).
12 Mart 1971 sonrasında Barlas’ın, hala Cumhuriyet gazetesinde yazıp yazmadığını tespit edemedik. Ancak o yıl bir tarihte bu gazeteden çıkarılınca, Milliyet gazetesine girmek istemişse de kurucularından birisinin Deniz Gezmiş olduğu: Vietnam Derneği’nin kurucularından olduğu anlaşılınca kabul edilmemişti. Barlas’ın Cemal, Çandar ve Göktürk gibi, 12 Mart’ın gelişini desteklediği anlaşılıyor.
Koru ve Aköz’ün ise, o günlerde ne yaptıklarını; sonraki yıllarda 12 Mart için ne yazdıklarını veya yazıp yazmadıkları hakkında elimizde bir bilgi yok. Bu ilk yazıyı, Nazlı Ilıcak ve Fehmi Koru dışındaki isimlerin, yaşamlarının daha erken dönemlerinde sol hareket içinde (veya sol eğilimli) bulunduklarını hatırlatarak noktalamak istiyorum. Parantez içindeki «sol eğilimli” ifadesi, Aköz içindir. Penthouse, Pleymen ve Esguire gibi, daha çok erkek cinsi ve cinselliğe hitap eden çıplak fotoğraflarla süslenmiş dergilerde yazarlık, editörlük ve müdürlük yapmış olan Aköz’ün, 1970’lerde de bugünkü gibi liberal demokrat olabileceğini nedense düşünemiyorum.
Önümüzdeki ay, 12 Eylül ve 28 Şubat’ta aynı köşe yazarlarına odaklanmaya devam edeceğiz.
Biraz daha serin bir yaz temennisiyle.
Anahtar sözcükler: Mehmet Barlas, Nazlı Ilıcak, Hasan Cemal, Cengiz Çandar, Gülay Göktürk, Fehmi Koru, Emre Aköz, 27 Mayıs, 12 Mart.
Başlık altına çıkarılacak ifade: «Liberal demokrat” diye tanımlayabileceğim politik duruşa sahip köşe yazarlarının, «darbe karşıtı” olma durumu bir doğrultu tutarlılığı içeriyor mu?


Bir tatil veya gezi yazısı kaleme almak, yaz sıcaklarının çöktüğü bu günler için daha uygun olabilir. Yaklaşık altı aydır erteleye geldiğimden, benim bu ayki tercihim: Her fırsatta darbe karşıtı olduğunu yazıp söyleyen bazı köşe yazarlarımıza odaklanmak oldu.


Eminim Mehmet Barlas, Nazlı Ilıcak, Hasan Cemal, Cengiz Çandar, Gülay Göktürk, Fehmi Koru ve Emre Aköz’ü tanıyorsunuz. Bu ve sonraki makalemde, anlamlı olduğunu düşündüğüm bir soruya yanıt arayacağım: «Liberal demokrat” diye tanımlayabileceğimiz bir politik duruşa sahip bu yedi ismin, «darbe karşıtı” olma durumu doğrultu tutarlılığı içeriyor mu?


Birkaç yıl önce, siyaset bilimiyle alakalı mezuniyet tezi yapmak isteyen hevesli bir öğrencime (Asiye Gün Güneş), bu sorunun yanıtını bulabileceğimiz bir tez konusu verdim: «Doğrultu Tutarlılığı Bağlamında Kendisini Darbe Karşıtı Konumlayan Bazı Köşe Yazarları” (Ege Ünv. Ulus. İliş. ABD, 2009). Amacım, söz konusu isimlerin 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997 tarihli askeri müdahalelerin her birine, karşıtlık sergileyip sergilemediklerini öğrenmekti.


Öncelikle bu isimlerin hiçbiri, 1960 yılında gazetecilik yapmaya başlamadıklarından, 27 Mayıs 1960 üzerine yazdıklarının, darbeyle eşzamanlı olmadığını belirteyim.


27 Mayıs 1960


Barlas, Yeni Şafak gazetesinin 28 Mayıs 2002 tarihli nüshasında, İstanbul Üniversitesi, Hukuk Fakültesi öğrencisiyken, tüm gençler gibi Beyazıt Meydanı’na koştuğunu ve «Menderes İstifa” diye bağırdığını yazıyor. Aynı yazısında, «Her askeri müdahalenin ülkenin ekonomisini, hukukunu, sosyo-politik yapısını ne büyük açmazlara sürüklediğini yaşayarak gördüm” demeyi de ihmal etmemiş.


Ilıcak, Tercüman’ın 28 Mayıs 1978 tarihli nüshasında, «... Demokrat Parti’nin zulüm yaptığı ve 1961’de seçime gitmeyeceği faraziyesine dayanarak seçime bir yıl kala gerçekleştirilen 1960 darbesi, silahlı kuvvetin hukuk düzenine karşı elde ettiği bir zaferdir. Demokrat Parti 1957 seçimlerinde 4 milyonu aşkın oy sahibiydi. Oy patlaması diye gösterilen 1973’te bile CHP bu seviyeye erişememişti. Gücünü milli iradeden alan bir iktidarı, silah zoruyla alaşağı etmek, direnme hakkının değil siyasi ihtirasın tezahürüdür” demektedir.


Cemal, 1999 yılında yayımlanan: «Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım” başlıklı kitabında, 27 Mayıs’ı neden ve nasıl desteklediğini açıkladıktan sonra, «hem 27 Mayıs olmasaydı iktidar seçimle el değiştirseydi, demokrasinin gelişimi daha bir rayına oturmaz mıydı? Kâğıt üzerinde öyle keşkeli düşünmeye başladığın zaman, darbelerin çözüm olmadığı gözüküyor” diyor (s. 129), hem de şu satırları yazmaktan kendini alıkoyamıyor: «Şurası bir gerçek: 27 Mayıs darbesinden sonra, özellikle 27 Mayıs Anayasasının da etkisiyle Türkiye’de demokratik bir açılım yaşandı. Sol siyaset sahnesinde varlığını kendi görüşleriyle iddialarıyla sistemli biçimde ortaya koymaya başladı” demektedir (s. 90).


İsimlerini verdiğimiz diğer köşe yazarlarının, 27 Mayıs ile ilgili ne yazdıklarına veya yazıp yazmadıklarına ilişkin herhangi bir bilgiye ulaşamadık. Bu arada Barlas ve Cemal’in, 27 Mayıs 1960 tarihi itibariyle politik olarak solda durdukları, yukarıdaki satırları yazdıklarında ise, çoktandır liberal-demokrat bir çizgide bulunduklarını hatırlatmak isteriz.


12 Mart 1971


Ilıcak, 1999 yılında yayımlanmış: «Din, Siyaset ve Laiklik” başlıklı kitabında, «Sizce bir muhtıra vermek yerine, iktidardaki partiyi desteklemek, sokak nümayişçilerinin karşısında halkın oyuyla gelmiş partinin yanında olduğunu belirtmek, demokrasiye daha büyük hizmet olmaz mıydı?” diye soruyor (s. 54). Ilıcak o tarihte, Tercüman gazetesinin başyazarı ve Tercüman grubunun ikinci gazetesi olan Bulvar’ın da imtiyaz sahibiydi. O günlerde bu gazetelerde, 12 Mart’a ve 12 Martçılar´a karşı bir satır yazmış mı? Bilebildiğimiz kadarıyla hayır.


Cemal, yukarıda sözünü ettiğimiz kitabında, devrim yolunu açmak ve halkın oyuyla bir yere gidemeyen «cici demokrasi”yi rafa kaldırmak için, iki yıl boyunca Devrim dergisindeki «Gerici Basında Ne Var Ne Yok” isimli köşesinde askeri kışkırttığını, demokrasiyi sosyalizme giden bir ara istasyon olarak gördüğünü, parlamenter çoğulcu demokrasiyi sevmediğini, ancak 12 Mart’tan sonra, «demokratik düşünce”ye doğru savrulduğunu yazmaktadır.


Çandar, Aksiyon dergisine (Sayı: 313) 2 Aralık 2000 tarihinde verdiği bir demeçte, Doğan Avcıoğlu ihtilal planını kendilerine anlatmasa da, o tarihlerde 27 Mayıs benzeri bir askeri müdahaleden yana olduğunu söylemiştir. Çandar 12 Mart öncesinde, Proleter Devrimci Aydınlık Dergisi’nin yazı işleri müdürüydü ve ODTÜ, İdari İlimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde asistanlık yapıyordu.


Göktürk, 1998 yılında yayımlanan: «Mürteci Yazılar” başlıklı kitabında, 12 Mart’a giden süreçte, «Ekim Devrimi usulü bir darbe hedeflediklerini” ve bu amaçla gençlik hareketinin, «askeri darbeci kanatla ittifak yaptığını” yazarken, şu değerlendirmeyi yapmaktadır: «1969’da ODTÜ işgalini başlatan gruptaydım. Rektörlük binasının camına ilk tekmeyi atıp, on - on beş kişiyle birlikte binaya ilk girenlerdendim. Evet; demokratik üniversite, yönetime katılma gibi yuvarlak laflar dolaşıyordu ortalıkta ama herkes bu klişelerin hiçbir önemi olmadığını, bu birkaç yüz kişinin de okulla, dersle hiçbir ilgisi bulunmadığını, öğrencilerin yönetime katılıp katılmamasına hiç mi hiç aldırmadığını; eğitim sitemine aldıran büyük öğrenci kitlesinin de zaten işgalle hiçbir ilgisinin olmadığını biliyordu” (s. 38).


12 Mart 1971 sonrasında Barlas’ın, hala Cumhuriyet gazetesinde yazıp yazmadığını tespit edemedik. Ancak o yıl bir tarihte bu gazeteden çıkarılınca, Milliyet gazetesine girmek istemişse de kurucularından birisinin Deniz Gezmiş olduğu: Vietnam Derneği’nin kurucularından olduğu anlaşılınca kabul edilmemişti. Barlas’ın Cemal, Çandar ve Göktürk gibi, 12 Mart’ın gelişini desteklediği anlaşılıyor.


Koru ve Aköz’ün ise, o günlerde ne yaptıklarını; sonraki yıllarda 12 Mart için ne yazdıklarını veya yazıp yazmadıkları hakkında elimizde bir bilgi yok. Bu ilk yazıyı, Nazlı Ilıcak ve Fehmi Koru dışındaki isimlerin, yaşamlarının daha erken dönemlerinde sol hareket içinde (veya sol eğilimli) bulunduklarını hatırlatarak noktalamak istiyorum. Parantez içindeki «sol eğilimli” ifadesi, Aköz içindir. Penthouse, Pleymen ve Esguire gibi, daha çok erkek cinsi ve cinselliğe hitap eden çıplak fotoğraflarla süslenmiş dergilerde yazarlık, editörlük ve müdürlük yapmış olan Aköz’ün, 1970’lerde de bugünkü gibi liberal demokrat olabileceğini nedense düşünemiyorum.


Önümüzdeki ay, 12 Eylül ve 28 Şubat’ta aynı köşe yazarlarına odaklanmaya devam edeceğiz.


Biraz daha serin bir yaz temennisiyle.






01/07/2012



Yazarın diğer yazıları

Yeniden İzmir Yangını / 3 (13 Eylül 1922–18 Eylül 1922) (01/12/2012)
Atatürk Öldüğünde Dünya Ne Söylemişti? (08/11/2012)
Yeniden İzmir Yangını / 2 (13 Eylül 1922–18 Eylül 1922) (01/11/2012)
Yeniden İzmir Yangını /1 (13 Eylül 1922–18 Eylül 1922) (01/10/2012)
Kendisini Darbe Karşıtı Konumlayan Bazı Köşe Yazarlarına Bakışlar (3) (01/09/2012)
Kendisini Darbe Karşıtı Konumlayan Bazı Köşe Yazarlarına Bakışlar (2) (01/08/2012)
İleri Değil İnleyen Demokrasi: Sivas Davası Kara(rı) Lekesi (03/07/2012)
Türkiye Nereye? Yeni Petrol Yasa Tasarısı (01/06/2012)
ÖYKAM İlk Tematik Sergisini Açıyor (12/05/2012)
Amerikan Belgelerinde Türkiye Başbakanı ve Danışmanları (01/05/2012)
Türk Siyasetine Rehberlik Eden Bir Kavram: Ulusal Egemenlik (23/04/2012)
Açık Teşekkür (01/03/2012)
Örnek Bir Girişimci Portresi: Ödemişli Sim Memed (05/02/2012)
Sayın Rauf Denktaş ile 20 Dakika... (14/01/2012)
Tarihçilik Yapmaya Soyunan Bir Dokunulmaza Takdimimdir (03/01/2012)
Kalitesiz Siyaset ve Siyasetçilere Yeni Kamuflaj: Dersim (01/12/2011)
Atatürk Öldüğünde Dünya Ne Söylemişti? (09/11/2011)
Evlilikte Sadece Kızlık Soyadı Kullanımı ve Kamu Düzeni (01/11/2011)
Dibe Vuran Bir Değer: Türk Tarih Kurumu (01/10/2011)
Otelden Müzeye: Ödemiş’in Yıldızı Yeniden Parlıyor (01/09/2011)
Bir Panelden Notlar (01/08/2011)
Çılgın Projeler Üretelim, Hep Biz Yönetelim (01/06/2011)
“Tatmin” Değil “İkna” Olabilsek (01/05/2011)
Âlim Ses Verdi Gündem Değişti (01/03/2011)
* Dağarcık Türkiye Bir Yaşında (08/02/2011)
Toplumsal Belleğimizden Pusulası Bozulmuş İktidar Manzaraları (01/02/2011)
Türkiye’de Medyanın Hal-i Pür Melali (01/01/2011)
Türkiye’de Madencilik: Küresel Sermayenin Kuşatmasında Bir Sektör (03/12/2010)
Gerçek Mağdurların Dilinden 12 Eylül ve Sonrası (2) (01/11/2010)
Gerçek Mağdurların Dilinden 12 Eylül 1980 ve Sonrası (01/10/2010)
Aynası İştir Kişinin Lafa Bakılmaz (01/09/2010)
Lozan Sevr Şapkasından Çıkan Tavşan Değildir (03/08/2010)
Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü (01/07/2010)
İzmir Yangını Siyaset Mezesi Değildir (01/06/2010)
Yorgo´nun Hans´la İmtihanı (02/05/2010)
Türkiye’de Demokrat Olmak Kolay mı? (01/04/2010)
Teğet Değil Ezip Geçti (01/03/2010)
Tarihimizle Yüzleşmek mi Tarihimize Küfretmek mi? (01/02/2010)