Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Kara Kutu

Suat Çağlayan

 

Soner Yalçın’ın Kara Kutu kitabı hakkındaki tartışmaları ilgiyle izledim. Yapılmakta olan olumlu veya olumsuz eleştiriler nedeniyle kitabı ayrı bir özenle okudum, kimi zaman notlar aldım.

 

Sadece aşılarla ilgili bir akademisyen değil, 1997-1999 arasında Sağlık Bakanlığı’nda Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü olarak aşılama kampanyalarını da yöneten bir hekim olarak da konuya çok yakın olduğum söylenebilir.

 

Eleştirilerimi açıklamayı sona bırakarak şunu söyleyebilirim ki, bu kitaptan çok şey öğrendim. Hemen her gün eleştirdiğimiz sağlık politikalarının köklerinin nerelere dayandığını ve Rockefeller adıyla kişilik bulan kapitalizmin, ilaç ve sağlık teknolojileri boyutunda dünyayı nasıl ele geçirdiğini herkesin öğrenmesi açısından çok önemli bir kitap Kara Kutu.

 

Kitabın bir yerindeki şu saptamayı, kitabı okumamış olanlar için bir özet olsun diye aynen vermek istiyorum;

 

Rockefeller Vakfı, hastalıkların asıl nedeninin kapitalist sömürü ve kötü çalışma koşulları olduğunu vurgulayan 1978 Alma Ata Bildirgesini unutturdu ve neoliberalizmin dayattığı ‘Sağlık Piyasası’ dokunulmazlık statüsüne kavuşturuldu. Hastalar müşteri, hastaneler işletme, kamu sağlık hizmeti ise piyasa oldu…”

 

Eğer oynanan büyük oyunu anlayabilirsek, küçük sayılabilecek olumsuzlukları daha kolay bağışlayabiliriz diye düşünüyorum. Çünkü kitabı okuyanlar, insan sağlığı üzerinde en az yüzyıldır oynanan oyunun hangi kapitalist/emperyalist aşamalardan geçtiğini ve sömürünün bugün hangi düzeyde olduğunu çok iyi anlamaktadırlar.

 

Büyük resmi bırakarak ayrıntılara girdiğimizde elbette bu kitabın eleştirilecek yönlerinin bulunduğu görülebilir. Ama, bir bölümüne benim de katıldığım bu eleştirileri sona bırakarak kitabın verdiği mesajlardan bazılarını paylaşmak istiyorum.

 

Endüstriyel Tıp

  1. Rockefeller, ‘biyopolitik’ olarak adlandırılan kavramla tıp etiğini yerle bir ederek insanların ‘endüstriyel tıp’ denen acımasız sağlık sömürüsüne teslim olmasını sağladı. Koruyucu ve önleyici olan toplum sağlığı hizmetlerini sistematik bir baltalama ile etkisiz hale getirerek tıp hizmetlerinin sadece ‘tedavi edici’ alana yönelmesine neden oldu. Hasta ve hastalık temel alınınca da ‘ilaç ve tıbbi alet’ teknolojileri ülkeler üzerinde at oynatmaya başladı.

  2. Sağlık kapitalizmi sayesinde ABD’nin sağlık gelirleri petrol ve silah gelirlerinin üzerine çıktı.

  3. Bunun gerçekleşmesi elbette kolay olmadı. On yılları bulan bir gelişim sürecinde ABD’nin sağlık kapitalizmi bakınız neler yaptı;

  1. FDA aracılığı ile patent üzerinden dünyayı kontrol altında tuttu. İlaçlar ve tıp aletleri için kalite standartları belirledi. (Böylece sadece kendi ürettiği ilaç ve aletlerin satılabileceği bir dünya belirlemiş oldu.)

 

  1. Her ülkenin saygın tıp adamlarını değişik yöntemler uygulayarak ‘parasal esaret’ altına aldı. (Bunlar içinde birçok hocamızın da adını görmek hepimizi rahatsız etti. Çünkü Rockefeller’ci damgasını haklı olarak yemiş olanların yanı sıra ABD’ye gitmiş olmasına rağmen namusunu ve yurtseverliğini korumuş olanlar hiç de az değildi)

 

  1. Kimi zaman, sadece bilim adamları değil politikacılar da satın alınarak zararlı ilaçların piyasaya sürülmesini sağlandı. (Yeterince faz çalışmaları yapılmadan kullanımı için onay verilenlerin yanı sıra yan etkileri saklanan birçok ilaçtan söz ediliyor kitapta. Özellikle de Thalidomid denen ilacın gebelerde kullanılması sonucu dünyada sayısız bebek doğdu kolu olmayan. Bu konuda A.Ü. Tıp Fakültesinin farmakoloji hocası olan Prof. Dr. Şükrü Kaymakçalan hocamı rahmetle anmak gerekir. Çünkü onun karşı çıkmasıyla bu ilaç Türkiye’ye girememiş.)

 

  1. İlaç endüstrisi, satın aldığı bilim adamlarına istediği ilaçlar için makaleler yazdırdı veya parayla tutulmuş adamlarına yazdırdığı makalelere, ünlü bilim adamlarının para karşılığı adlarını koyarak yayımlanmalarını sağladı. (Ne yazık ki, bu konuda hekimler hiç de iyi bir sınav vermedi; ücretsiz örneklere, bedava kongrelere, paralı araştırmalara ve paralı yayın yapan tıp dergilerinde çıkacak araştırma yazılarına teslim oldular.)

 

  1. Sadece bilimsel dergileri değil, basının her türünü etkileyerek (!) halkın gözünü korkutan haberler çıkardılar. (Daha sonra değineceğim gibi, ‘şu virüs salgınında milyonlar ölecek!’ diye korkular yaratarak aşı sattılar. Tahterevalli gibi paracetamol/aspirin kavgası yaratarak halkın algısıyla oynadılar)

 

  1. Vitamin çılgınlığı olarak değerlendirilebilecek bir sömürü alanı yarattılar.

 

  1. Kalp ve damar sağlığı için en uygun yağ olan zeytinyağı yerine Amerikan bitkisel yağını kullandırmak için halkımıza türküler söylettiler. Hatta Türk Kardiyoloji Derneğini bile buna alet ettiler (Becel olayı). Zeytinyağı ihracatımızı, ABD’den ithal edeceğimiz bitkisel yağa endeksleyen anlaşmalar bile imzalattılar ülkemize.

 

  1. Hastalık göstergesi olan kan değerleriyle oynadılar. Daha çok ilaç satmak için daha düşük kan düzeylerini hastalık olarak göstermeye başladılar. Sadece var olan hastalıkların biyokimyasal göstergeleri ile oynamakla kalmadılar, yeni hastalıklar da yarattılar.

 

 

Türkiye’nin Ağlanacak Durumu

 

Bu kapitalist politikalar, en büyük boyutuyla Türkiye’yi etkiledi; AKP’nin ‘Sağlıkta Dönüşüm Politikası’ ile hız bulan ‘kapitalist esaret’ sonucu, 1985’te 2,5 milyar dolar olan sağlık harcaması, 2018’de 25 milyar dolar oldu. Yerli ilaç üretimi yok edildi. Kapitalizme tutsak edilen tıp teknolojisinin kullanımında Türkiye, en savurgan ülke oldu; MR satın almada dünyada birinci, BT’de de ikinci sıradaki ülke olduk.

Şehir Hastaneleri ile yapılan vurgun ve bu konuda nasıl aldatılmakta olduğu da kitapta ayrıntılı olarak anlatılıyor…

 

Elbette 550 sayfayı aşan kitaptan sadece birkaç özet verebildim. Kimilerini az biraz bildiğim bu ilaç ve tıbbi alet sömürüsü hakkında bilmediğim daha çok şeyin var olduğunu da gördüm.

 

Aşılar Üzerinden Yapılan Eleştiriler

 

Bir zamanlar Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü olarak, devletin aşı politikalarını yürütmüş olan bir hekimim. Özellikle de “Aşı Takvimi” dediğimiz listeli aşıları çocuklarımıza bir kamu hizmeti olarak yaparken, iki büyük aşı kampanyasını da aynı anda uygulamıştık; Biri, ülkemizde çocuk felcinin yok edilmesini hedef alıyordu, diğeri ise kızamık hastalığının en aza indirilmesini.

 

Bu aşılama kampanyalarının yanı sıra, Kara Kutu kitabında geçen bir konu hakkında, o zamanlar işin başında bir kişi olarak bilgi vermek istiyorum;

Konu, Hepatit B aşısının ‘Aşı Takvimine’ eklenmesi! Ülkemiz bu hastalığın orta yaygınlıkta olduğu ülkelerden biri olduğu için, benim başkanlığımdaki Sağlık Bakanlığı Bağışıklama Danışma Kurulu bu aşının takvime eklenmesi konusunda görüş bildirmişti.

 

O zamanki Sağlık Bakanı, rahmetli Dr. Halil İbrahim Özsoy ile konuyu görüştüm. Bütçede bu konu için konulan bir ödenek olmadığını ve bir sonraki yılın bütçesini beklememiz gerektiğini söyledi.

 

Bekliyorduk ki, Sayın Bakan bir gün heyecanla beni aradı ve hemen yanına gitmemi istedi. “Hepatit B aşısını başlatmak için bir milyon lira yeter mi?” diye sordu.

 

Bu paranın kaynağı da çok enteresan; Önceki Sağlık Bakanı rahmetli Aktuna bütçeye, Sağlık Bakanlığı’nın tanıtımı (!) için bir milyon lira koymuş. Ancak, Bakan ile Başbakan’ın eşi Özer Çiller arasında paranın kullanımı nedeniyle bir anlaşmazlık çıkmış. İkisi de bu parayı kendisinin kullanacağını söyleyince iş düğümlenmiş. Bu arada da hükümet düşmüş.

 

Hepatit B aşısı, bu virüsün yaygın veya orta yaygınlıkta olduğu ülkelerde kullanılan ve benim de kullanılmasının şart olduğuna inandığım bir aşı! Bu parayı bulunca, nasılsa aşılamaya kimse karşı çıkamaz düşüncesi ile hemen bir araştırmaya girdik ve –o zamanlar ekonomisi batmakta olan- Güney Kore’den, doz başına 36 sente aşıyı alarak çocuklarımızı aşılamaya başladık.

 

Bu aşıya o zaman karşı çıkmış gibi bir anlatımla kitapta yer alan, değerli arkadaşım Prof. Dr. Gazanfer Aksakoğlu da o sıralarda, aşıyı aşılama takvimine eklediğimiz için mutluydu.

 

Gelelim diğer aşılara…

 

Korkunç Bir Aşı Sömürüsü Var; Bu Doğru

 

Kara Kutu’da Soner Yalçın, dünya sağlık sistemini tekeline alan Rockefeller Vakfı ile ilaç ve sağlık teknolojisini elinde bulunduran dev şirketlerin kapitalist cinayetlerini gözler önüne seriyor…

 

Kitabı yazmasının temel amacı bu olunca, savını güçlendirmek için sağlığın her sektöründe güçlü kanıtlardan yola çıkıyor. Ancak kimi yerde, belki de hekim olmamasından kaynaklanan kimi tartışmalı konulara da giriyor. Örneğin; kızamık aşısının- aşı karşıtlarının savlarına destek verircesine- (eskiden içinde bulunan cıva nedeniyle) ‘otizm’ yaptığına inanmış gibi görünüyor…

 

Frengi hastalığında penisilin kullanımının gereksiz olduğu gibi yanlış algılara yol açabilecek iddialara yer veriyor…

 

Hekimleri en fazla tedirgin eden konu, çocuklarımızın temel aşılarını aksatabilecek değerlendirmelerdir. Özellikle de kızamık, kabakulak, boğmaca, çocuk felci gibi aşıların yetersiz yapılması durumunda kitlesel çocuk ölüm veya sakatlıklarının (polio) olabileceğini hekimler iyi bilir.

 

Bunların dışında Soner Yalçın’ın kimi saptamalarına katılmamak elbette olanaksız; sars, mers, ebola, domuz gribi, zika, kuş gribi ve diğer grip türleri ‘ölümcül salgınlar yapacak!’ diye dehşet yaratan aşı vurguncusu dev firmalar, milyar dolarlık aşıları Türkiye başta olmak üzere tüm dünyaya satmadılar mı?

 

Bunları bir yana bıraksak bile…

Risk grubunda olmayanlara bile yaygın olarak yapılmakta olan aşıların eleştirilmesinde bir haksızlık olabilir mi?

Bu konuda da rota, suçiçeği, hepatit A, konjüge pnömokok, HPV gibi aşılar için içimiz rahat mı sanki?

Bilimsel çevrelerin fazla sesini çıkarmadığı, ancak konu açıldığında çekincelerin belirtildiği, ya da gereklidir/değildir sorularının sorulmaya başlandığı bu aşıların, korku veya duygusallık yaratarak –sadece risk grubundakilere değil- fakat yaygın olarak kullanımının doğru olacağını iddia edebilen kaç gerçek bilim insanı var?

 

İsteğimiz, Temel Çocuk Aşılamasının Zarar Görmemesi

 

Sadece temel çocuk aşılarına karşı çıkanlara cesaret vermiş olabileceği duyarlığı ile eleştirilen Kara Kutu kitabında bir başka eleştirilen konu da, hekimliğin ‘zücaciyeci dükkanına’ girmiş olan bir kadın profesörün referans olarak gösterilmiş olması!

 

Söylediklerinden çok azı doğru olabilir elbette (örneğin kolesterol üzerinden oynanan oyunlar). Ancak, kendisi bugüne kadar hekimliğin temel prensipleriyle öylesine oynadı ki, onun görüşlerinin ‘güvenilir kaynak’ olarak kitapta yer alması hekimler arasında haklı bir rahatsızlık yaratmıştır.

 

Bir hekim olarak, daha doğrusu hekimliğin hem yönetim hem de halk sağlığını ilgilendiren dallarında karar verici olarak çalışmış bir hekim olarak kitabı tüm hekimlerin okumasının doğru olacağına inanıyorum.

 

Saçma sapan tıp dışı nedenlerle aşı karşıtı olanlar, bu kitapta kaynak olarak kullanılan -kimi eskiden kalan, kimisinde de kaynağın iyi niyetli olmadığı- iddiaları kendi amaçları doğrultusunda kullanabilirler mi? Evet kullanabilirler. Ama, zaten gazeteler aşı karşıtı olanların iddialarını sıklıkla manşetlerine taşımıyor mu? Kaldı ki, Sağlık Bakanlığı bile kimi zaman bu görüşleri okşayan tavırlar sergilemiyor mu?

 

Hem sonra aşı karşıtı olanların Kara Kutu’yu okuyarak, oradan işlerine yarayacak alıntılar yapabilecek düzeyde olabileceği düşünülebilir mi?

 

Çocuk Felci Olan Erkek Çocuk

 

Çocukluk aşıları söz konusu olduğunda aklıma, felç aşısı yaptırmadığı için ‘çocuk felci’ olan Diyarbakır/Hani’de yaşayan ailenin oğlu gelir. O sıralar çocuk felci aşısının büyük bölümü Uluslararası Rotary tarafından Türkiye’ye gönderilirdi. Halk arasında; “Bu aşı bize Yahudiler tarafından, çocuklarımızı kısırlaştırsın diye gönderildi,” dedikodusu yayılınca Doğu Anadolu’daki birçok aile erkek çocuklarına aşı yatırmaz olmuştu. Kızlar ise –nedense- aşılanıyordu.

 

İşte bu ailelerden birinin dört kızına bir şey olmazken, aşılanmayan oğlu, virüs bulaşması sonucu çocuk felci olunca önemli bir sosyal/inançsal sorun ortaya çıkmıştı. Ama hiç kimse üzerinde durmadı, unutuldu gitti.

 

Bu öyküye bir katkı da o zaman Van’daki üniversite lojmanlarından(!) gelmişti. Orada yaşayan ailelerden bazıları –iddialarına göre bir çocuk profesörünün(!) kendilerine söyledikleri nedeniyle- çocuklarına felç aşısı yaptırmamakta direnmişlerdi. Bu direnci gözlerimle görmüştüm.

 

Özetle, eleştirilebilecek kimi ayrıntılara bakarak, tıp üzerinden yapılagelen büyük vurgunu gözler önüne seren bu görkemli çalışmaya kara çalmak, bence haksızlıktan başka bir şey değildir.

 

Gerçekleri cesaretle yazan bir avuç insan kalmışken, bulduğumuz en küçük fırsatta onların karşısına acımasız tepkilerle çıkmanın kimlere yarayacağı bellidir. Aramızdaki didişmeyi gören Rockefeller’in çocukları ile ‘Sağlıkta Dönüşüm’ün mimarları, keyiften ellerini ovuşturmaktadırlar…

 

 

 



01/01/2020



Yazarın diğer yazıları

Ecevitlerle Fotoğraflı Bir Anı (01/02/2020)
AKP’den Kopanların Kuracağı Parti Tutar mı? (01/08/2019)
Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu Odaklı Bir Partinin Kurulmakta Olduğu Yönünde Söylentiler Var (01/05/2019)
İzmir’i Karıştıran Atatürk Skandalı (01/04/2019)
Ege Üniversitesi’nde Neler Oluyor (01/03/2019)
Aday Arayışı Değil, Aday Yıpratılması (01/01/2019)
Yerel Seçimlerde İyi Parti - CHP İşbirliği Şart (01/12/2018)
İYİ Parti’nin Geleceği Ve Meral Akşener (01/08/2018)
Bunu Yapmaya Ömürleri Yetmeyecek! (01/06/2018)
Pazar Günü Türkiye'de Neler Oldu, Farkında mısınız? (01/05/2018)
2019 SEÇİMLERİ; CUMHURİYETİN ÖLÜM-KALIMI (01/04/2018)
Askeri Doktorluğu Yok Edenlere Lanet Olsun (01/03/2018)
Sit Alanlarına Saldırılar Giderek Artıyor (01/02/2018)
Büyük Arazi Vurgunu Başlarken… (01/01/2018)
NATO'da Çalışan Türk Asıllılar Kimin Adamı? (01/12/2017)
Ecevit'e Dil Uzatmanın Hafifliği (01/11/2017)
İYİ Parti'nin kuruluşuna neden katıldım (01/11/2017)
Neden Meral Akşener Hareketi (01/10/2017)
Popülizm Yapanlar Hastaları Vuruyor! (01/09/2017)
İbretlik Bir Öykü (01/08/2017)
Biraz da Futbol (01/07/2017)
Zeytinlikler (01/06/2017)
Referandum Sonrası Bir Analiz (01/05/2017)
Fethullah’ın Kadim Dostları Şimdi Düşman mı? (01/04/2017)
Burhan Özfatura’ya Kulak Verelim! (01/03/2017)
Charlie Chaplin’in “Büyük Diktatör” Filmi ve Bizdeki Versiyonu (01/02/2017)
Paşam, Keşke İşgal Edilen 16 Adadan Birine Çıkabilseydiniz! (01/02/2017)
Diktatörlerin Ruh Sağlığı (01/01/2017)
Yılmaz Büyükerşen’e De Bu Yapılırsa! (01/12/2016)
Gıda Emperyalizmine Karşı Bir Savaşçı: Osman Nuri Koçtürk (01/11/2016)
Durum Ciddi; Sokaklar Kadınlara Zindan Edilecek (01/10/2016)
At İzinin İt İzine Karıştığı Bir Ülkede… (01/09/2016)
Bir Darbe Analizi (01/08/2016)
APTAL PUMA SENDROMU/ PUMA KADIN (30/06/2016)
Herkes MHP'deki umut veren muhalefeti konuşuyor… Peki ya CHP! (01/06/2016)
SANATA TÜKÜRENLERİN YÖNETTİĞİ BİR ÜLKE (01/05/2016)
DOKTORLARIN KRİTİK SEÇİMİ NİSAN’DA (01/04/2016)
 ÖFKE NEREYE GÖTÜRÜR? (01/03/2016)
HP ve TSK Güven Vermek Zorundadır! (01/02/2016)
Biri Nobel’ini Atatürk’e Sunuyor, Diğeri İse… (01/01/2016)
Kurultay Her Zaman Sürpriz Yapabilir! (01/12/2015)
Bu Siyasetçiler Hemen Ayrılmalı ...
Hitler Örneği Akıldan Çıkarılmamalı...
(01/11/2015)
Potamya Kalıntıları İş Başında… (01/10/2015)
Keşke Bu Kadar AKP’ci Olmasaydım! Diyormudur Acaba (01/09/2015)
PKK ile Tahtarevalli Oyunu (01/08/2015)
Koalisyon Denince Akla Önce Saygı Gelmelidir! (01/07/2015)
Seçimlerle İlgili Bir Analiz (01/06/2015)
Ermeni Soykırımı Yalanı Karşısında (Yeni) CHP’yi Yönetenler Neden Tavırsız? (01/05/2015)
“Kozmik” Bilgileri Taşırmanın Günahı Kimlerde? (01/04/2015)
CHP’li Belediyenin Farklı Bir “Gemicik” Öyküsü (01/03/2015)
Gözyaşı Fışkırır, Yağ Yerine Zeytin İçinden (01/02/2015)
CHP’de Tavan, Tabanı Ürkütüyor (01/01/2015)
Emine Ülker Tarhan’ın İstifasının Anlamı (01/12/2014)
CHP Umut Olmalı! (01/11/2014)
CHP’de Umutsuzluk (01/10/2014)
CHP Bu Duruma Nasıl Düşürüldü? (01/09/2014)
Bu “Yaş” ta, Gözyaşı mı? (02/08/2014)
Zeytinliklere ve Zeytinciye Yazık Olacak (01/07/2014)
SOMA’da, 19 Yaşında Ölmenin Sakıncası Yok! (01/06/2014)
Sanatın ve Sanatçının Ölüm Fermanı:TÜSAK (01/05/2014)
Despot, Çöküntüyle Keskinleşir (01/04/2014)
Sadece Hırsızlık mı,Kleptomani mi? (05/03/2014)
Gerçek Kütüphaneci Olabilmek Zor İştir! (01/03/2014)
Grip Aşısı Sömürüsü (01/02/2014)
“Terörizme Destek Veren Ülke” Olmaya Doğru… (01/01/2014)
Zeytinyağı’na Suriye Darbesi (01/01/2014)
Gavat Açılımı (01/12/2013)
AKP ve Çocuk Felci! (01/12/2013)
“Onur ve Arkadaşlık” İstifaları (01/11/2013)
CHP’nin Mazlum/Mağdur Sıkıntısı (01/10/2013)
Şizofren Dış Politika (01/09/2013)
Emine Ülker Tarhan ve Gezi Gençliği (01/08/2013)
Görsel Bir Şölendir Ayvalık (12/07/2013)
Mustafa Kemal Rahat Uyuyabilir: (01/07/2013)
PKK’nın Çekilmesi İyi Analiz Edilmeli… (01/06/2013)
Müze/Kilise Ayasofya’yı (Trabzon) Camiye Çevirmenin Dayanılmaz Yanlışlığı (01/05/2013)
Suriye´deki Dinci Teröristlerin “Muta Nikahlı” Tecavüzleri (01/04/2013)
Tayyip Erdoğan Korkmasın! ABD Ondan İyisini Bulamaz! (01/03/2013)
Büyükerşen’e Bile Bu Yapılırsa (01/02/2013)
E.Ü. İçine Güzel Sanatlar Fakültesi ve Beklentiler (01/02/2013)
Yargıya Güvenin Olmadığı Yerde Osman Özgüven Neden Kalsın Ki? (01/01/2013)
Bir Meslek Örgütü Kendi Ülkesine Karşı Olabilir mi? (01/12/2012)
Cumhuriyet Ne Kadar Tehlikede (01/11/2012)
Türkiye´yi Bölme Görevi (01/10/2012)
Öldürdüler Almina’yı (03/09/2012)
İçerde: Din Sömürüsü ve Kin... Dışarda: Emir Kulu... (01/08/2012)
Kürtaj Yasağı En Çok Yoksul Kadını Vuracak (01/07/2012)
Artık ‘İçimiz’ değil ‘dışımız’ Yansın Belki Uyanırız! (01/06/2012)
Semah’ın Gücü... İzmir’in Kırılganlığı… (01/05/2012)
Afganistan’daki Helikopter Kazası (01/04/2012)
ABD Kafkasya’yı da Karıştırır mı? (01/03/2012)
Sıkıyönetim Mahkemeleri Daha mı İyiydi? (01/02/2012)
Rauf Denktaş´ın Arkasından Sahte Gözyaşları... (17/01/2012)
Cumhuriyet mi, Yoksa Demokrasi mi? (01/01/2012)
İzmir Belediye Baskını ya da Arturo Ui´nin Önlenebilir Yükselişi (01/12/2011)
Pkk’yı Siyasi Yollarla Yok Edemezsin! (01/11/2011)
İki Farklı ‘KALE’, İki Farklı Duyarlılık (01/10/2011)
Terör Örgütünün İki Kolu: PKK ve PKK Holdingi (01/09/2011)
“İnsan Hakları” Bu Ülkelerin Ağzına Yakışmıyor (01/08/2011)
Hukuk Mu Dedin? Hadi Canım Sen De! (01/07/2011)
Üç ‘F’ (Fado, Fatıma, Futbol) ve AKP (01/06/2011)
Onların Demokrasisi Bizi ‘Götürür’ Abi! (01/05/2011)
“Kırk Katır Mı, Kırk Satır Mı?” (01/04/2011)
Ecevit’i Ergenekon İçin Kullanmaya Çalışmasınlar! (01/03/2011)
Tükürün Bu ‘Ucube’ Heykellere! (01/02/2011)
Kılıçdaroğlu Artık Çok Rahat (01/01/2011)
Füze Kalkanı ve Türkiye (03/12/2010)
Rektör Olma Hayali Var, Mantık Yok... (01/11/2010)
Hanefi Avcı´nın Kitabı (01/10/2010)
“Bir Buçuk Cumhuriyetçiler” ve Referandum (01/09/2010)
Yaşasın! Tanzanya ile Vize Kalktı (01/08/2010)
Sevgili Hamas´a Sitemimizdir... (01/07/2010)
Güçlenen CHP Siyaseti Altüst Ediyor (01/06/2010)
Mayıs: Hüzünle Mutluluğun Kol Kola Gezdiği Ay (02/05/2010)
İki İsim, İki Öykü (01/04/2010)
Bakan Yanında ‘Ezik’ Vali (01/03/2010)
Özgürlük mü Dediniz(!) (01/02/2010)