Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

İzmir Yangını Siyaset Mezesi Değildir

Engin Berber

Amerika Birleşik Devletleri’nde gösterime giren «Pasifik” isimli televizyon dizisinde, bir oyuncunun İzmir’i Türklerin yaktığını söyleyecek olması, İzmir Yangını konusunu yeniden Türkiye gündemine taşıdı.
Gazeteler çok sayıda haber, televizyonlar tartışma programları yaptı, yapıyor. İzmir Yangını’yla ilgili yıllardır belge ve bilgi topluyorum. Ancak derleyip topladıklarımı üretmeye yeter bulmadığımdan, henüz bir şey yaz(a)madım.


«Reklâmın iyisi kötüsü olmaz” diyenler


Ben ihtiyatı elden bırakmazken, çoğu gazeteciliği azı akademisyenliği meslek edinmiş bazı kimseler, Türkiye’de meydanların tozunu atmakla meşguldü. Bunları üç gruba ayırıyorum:
1. Konuyla ilgili vaktiyle yayımlanmış belgeleri yeni diye yutturmaya kalkanlar ile bilinenleri cilalayarak tekrar edenler,
2. Bir-iki anı ve tanıklıktan yola çıkarak Türkler yaktı veya (Sakallı) Nurettin Paşa yaktırdı diyenler ki, esasen ikincisinin Türkler yaktı demekten bir farkı yoktur.
3. Neye dayandıklarını açıklama gereği bile duymadan, «failin kim olduğu belli, hepimiz biliyoruz ama açıkla(ya)mıyoruz” anlamındaki tümceleri maharetle sıralayan, aydın kılığındaki karanlık tipler. Bunlar, sadece seçtikleri kaynaklara (diğerlerini işlerine gelmediği için görmezden gelirler ve bunların yanlı olduklarını iddia ederler!) dayanarak, İzmir Yangını’nı Türklere fatura eden bazı yabancı araştırmacıların Türkiye sürümüdür. Ayrıca, «tarihimizle yüzleşmek” söylemini paravan ederek, «tarihimize küfretmek” isteyenler de bunlardır.


İzmir Yangını nasıl çalışılmalı?


Henüz yazmış olmasam da, medya benden istediğinde konuşmam, bu gruplardan son ikisinin bulandırdığı tarih suyunu durulaştırmak istemem ve bir akademisyen olarak yaptığım işe duyduğum saygıdandır.
İzmir Yangını’ndan şu veya bu ulusu açıkça sorumlu tutan veya bunu ima eden herhangi bir düşünce dillendirilmeden önce, mutlaka konuyla ilgili tüm kaynaklar (önem sırasıyla arşiv belgeleri, gazete haberleri, telif çalışmalar, anı ve tanıklıklar vd.) görülmelidir.
Bunun için Osmanlı Türkçesini okuyabilmek; Türkçe, Yunanca, Ermenice, İngilizce, Fransızca vd. Batı dillerini öğrenmek gerekiyor. İzmir Yangını üzerine yazmış olanların hiçbiri, böyle bir filolojik donanıma sahip değildi. Bundan böyle yazacak olanların da, sahip olabileceğini sanmıyorum.
Böyle birisi olsa bile, ürettiğimiz tarihin ortaya çıkabilecek yeni belge ve bilgilerle her an değişebileceği gerçeğini unutmamak gerek. Bu nedenle, yaşanmış her olay gibi, İzmir Yangını üzerine söylediklerimiz de mutlak doğruya değil, şimdilik doğru olana işaret ediyor.


O halde meydanların tozunu atanlar neyin peşinde?


Birinci grup, şöhrete meraklı akademisyenlerden oluşuyor. Bunların şöhret merakı, akademik yaşamda kendilerine hiç yakıştıramadıkları konumlarını örtbas etmek istemelerinden kaynaklanıyor.
İkinci grup, tiraja meraklı ve bunun için her şeyi mubah gören gazetecilerden oluşuyor. Bunlar dalgalandırıcı (yani doğruluğu önemli olmayan) haberler yapmayı, gazetelerinde kalıcı olmanın biricik yolu olarak görüyorlar.
Üçüncü grup ise, bilimi bütünüyle dışlayıp, konuyu siyaset zeminine taşımak isteyen gazeteci ve akademisyenlerdir.
Şöhrete meraklı olanların zararı sadece kendilerinedir. Ancak diğerleri için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Şöyle ki, «İzmir’i kim yaktı?” tartışmasının fitili yurt dışından ateşlenmiştir. Yakın geçmişte peş peşe yayımlanan kitaplar ve «Pasifik” dizisi marifetiyle söz konusu tartışmanın bu sıralar körüklendiği açıktır. Hedef, vaktiyle sigorta şirketlerinden tahsil edilemeyen yangın zararlarının Türkiye Cumhuriyeti’ne ödetilmesidir.
Bunun gerçekleşebilmesi için önce, Türkler sanık sandalyesine oturtulmalıdır.
İkinci grup, bilerek veya bilmeyerek iç kamuoyunu, İzmir Yangını’ndan Türklerin sorumlu olduğu düşüncesine alıştırırken; üçüncü grup, sanki bizzat tanık olmuşçasına Türkleri ima ve işaret ediyor, düpedüz tetikçilik yapıyor.
Kuşkusuz herkes, her konuda düşüncesini açıklayabilir. Ancak İzmir Yangını gibi tartışmalı bir konuda düşüncelerini açıklayanların, «İzmir Yangını nasıl çalışılmalı?” başlıklı bölümde işaret ettiğimiz hassasiyetleri dikkate alması, sadece akademik değil aynı zamanda vicdani bir gerekliliktir.
Tersini yapanların açıkladıkları şey düşünce değil, kaba milliyetçiğin yansıması olan bazı zırvalardır. İzmir Yangını’nın sorumluluğunu açıkça veya ima yoluyla şu veya bu ulusa fatura edenlerin, böyle olduğunu gösteren yeterince veriyi ortaya koyması ve konuyla ilgili başkalarını ikna etmesi gerekir.
İkinci ve özellikle üçüncü gruptan olanlara bir önerim olacak. Vakit geçirmeden ortaya, duble bir kalamar tabağı sipariş ediniz. Çünkü İzmir Yangını, sizin kişisel çıkarlarınız ve de ucuz siyasetinize meze olmayacak kadar zorlu ve derin bir tartışmadır.


Yeni çalışmalar yolda


Önümüzdeki aylarda piyasaya çıkacak iki çalışmanın müjdesini vermek istiyorum. Bu çalışmaların ilkinde, İzmir’de görev yapan Hollanda, İsviçre ve bazı İskandinav ülkeleri konsoloslarının, 1922 Eylülü’nde ülkelerine yolladıkları raporları; ikincisinde ise, Türk makamlarınca İzmir Yangını’ndan sorumlu tutulan Ermenilerin verdiği ifadeleri bulmak mümkün olacak. Umarım bunlar, İzmir Yangını konusunun berraklaşmasına katkı koyar.



01/06/2010



Yazarın diğer yazıları

Yeniden İzmir Yangını / 3 (13 Eylül 1922–18 Eylül 1922) (01/12/2012)
Atatürk Öldüğünde Dünya Ne Söylemişti? (08/11/2012)
Yeniden İzmir Yangını / 2 (13 Eylül 1922–18 Eylül 1922) (01/11/2012)
Yeniden İzmir Yangını /1 (13 Eylül 1922–18 Eylül 1922) (01/10/2012)
Kendisini Darbe Karşıtı Konumlayan Bazı Köşe Yazarlarına Bakışlar (3) (01/09/2012)
Kendisini Darbe Karşıtı Konumlayan Bazı Köşe Yazarlarına Bakışlar (2) (01/08/2012)
İleri Değil İnleyen Demokrasi: Sivas Davası Kara(rı) Lekesi (03/07/2012)
Kendisini “Darbe Karşıtı” Konumlayan Bazı Köşe Yazarlarına Bakışlar (1) (01/07/2012)
Türkiye Nereye? Yeni Petrol Yasa Tasarısı (01/06/2012)
ÖYKAM İlk Tematik Sergisini Açıyor (12/05/2012)
Amerikan Belgelerinde Türkiye Başbakanı ve Danışmanları (01/05/2012)
Türk Siyasetine Rehberlik Eden Bir Kavram: Ulusal Egemenlik (23/04/2012)
Açık Teşekkür (01/03/2012)
Örnek Bir Girişimci Portresi: Ödemişli Sim Memed (05/02/2012)
Sayın Rauf Denktaş ile 20 Dakika... (14/01/2012)
Tarihçilik Yapmaya Soyunan Bir Dokunulmaza Takdimimdir (03/01/2012)
Kalitesiz Siyaset ve Siyasetçilere Yeni Kamuflaj: Dersim (01/12/2011)
Atatürk Öldüğünde Dünya Ne Söylemişti? (09/11/2011)
Evlilikte Sadece Kızlık Soyadı Kullanımı ve Kamu Düzeni (01/11/2011)
Dibe Vuran Bir Değer: Türk Tarih Kurumu (01/10/2011)
Otelden Müzeye: Ödemiş’in Yıldızı Yeniden Parlıyor (01/09/2011)
Bir Panelden Notlar (01/08/2011)
Çılgın Projeler Üretelim, Hep Biz Yönetelim (01/06/2011)
“Tatmin” Değil “İkna” Olabilsek (01/05/2011)
Âlim Ses Verdi Gündem Değişti (01/03/2011)
* Dağarcık Türkiye Bir Yaşında (08/02/2011)
Toplumsal Belleğimizden Pusulası Bozulmuş İktidar Manzaraları (01/02/2011)
Türkiye’de Medyanın Hal-i Pür Melali (01/01/2011)
Türkiye’de Madencilik: Küresel Sermayenin Kuşatmasında Bir Sektör (03/12/2010)
Gerçek Mağdurların Dilinden 12 Eylül ve Sonrası (2) (01/11/2010)
Gerçek Mağdurların Dilinden 12 Eylül 1980 ve Sonrası (01/10/2010)
Aynası İştir Kişinin Lafa Bakılmaz (01/09/2010)
Lozan Sevr Şapkasından Çıkan Tavşan Değildir (03/08/2010)
Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü (01/07/2010)
Yorgo´nun Hans´la İmtihanı (02/05/2010)
Türkiye’de Demokrat Olmak Kolay mı? (01/04/2010)
Teğet Değil Ezip Geçti (01/03/2010)
Tarihimizle Yüzleşmek mi Tarihimize Küfretmek mi? (01/02/2010)