Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

İntikam Kültürü

Yücel Bozdağlıoğlu

Türkiye’de son yaşananlar, ülkede tam bir intikam kültürünün oluşmaya başladığını gösteriyor. 1970’leri, 1990’ları eleştirenler, bugün de farklı bir şey yapmıyor. Demokratikleşme adına, bir cadı avı başlatılmış durumda. Geçmişin hesabı nedense sadece İslamcı kesimin intikamı olarak algılanmaya başladı. 4+4+4, imam hatip ortaokulları, geçmişte başörtüsüne karşı koymuş YÖK başkanlarının apar topar tutuklanması ve konu hakkında bazı yetkili kişilerin açıklamaları, bir tür intikam duygusuyla hareket edildiği izlenimini uyandırıyor. Bunun gelecekte toplumdaki ayrışmaları derinleştireceğini ve karşıt bir intikam kültürünü ortaya çıkaracağını unutmamak gerekiyor. Türkiye’nin bu tür ayrışmalarla yitirecek zamanı yok. Artık ihtiyacımız olan tam bir uzlaşma kültürü. Laiklerle İslamcılar, Kürtlerle Türkler, sağcılarla solcular, herkes bu amaç için çalışmak zorunda.

SİSTEM SORUNU

Son olarak eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz’ün apar topar tutuklanmasının, Kemal Gürüz’ün YÖK Başkanlığı sırasında başörtüsüne karşı takındığı tavrın bir sonucu olduğu kanısı yayılmaya başladı. Bir akademisyen olarak Kemal Gürüz’ün üniversite eğitimine en büyük zararı verdiğini düşünenlerden birisiyim ancak şu da unutulmamalı ki Gürüz de bir bürokrattı ve zamanın iktidarının politikalarına aykırı bir şey yapması söz konusu değildi. Aksini yapsa zaten YÖK Başkanı olmazdı. Şimdiki YÖK Başkanının iktidar politikalarına aykırı bir şey yapması söz konusu olabilir mi? Hayır... Öyleyse sorun kişiler bazına indirgenecek bir sorun değildir. Sorun sistem sorunudur.

O zaman başörtüsünü ülkenin en büyük sorunu haline getiren, gene o veya bu kişi değil sistemin kendisi idi. Hem türbana karşı olanlar hem de savunanlar kendilerine göre ve çoğu zaman da hukuki gerekçelere sahiptiler. Sonuç olarak sisteme hâkim olanların politikaları uygulandı. Şimdi sisteme hâkim olan aktörler çok farklı ve oyunun da kurallarını belirleyen onlar. Fakat şimdiki oldubittiler sorunu çözmekten çok uzak. Hatta yukarıda da belirtildiği gibi karşı bir mazlum/intikam kültürü yaratılmakta. Örneğim İslamcı kesim geçmişin mazlumlarının kendileri olduğunu iddia ediyor ancak 1980’lerin mağdurları İslamcılardan daha geniş bir kitleyi kapsamaktadır. Onların mağduriyetini giderecek hiçbir adımın atılmaması, hatta İslamcı kesimden hiç kimsenin bu konuyu bile açmaması düşündürücü.

Eğitim konusu da aynı açmaza sahip. Kimsenin hatta eğitimcilerin bile tam olarak ne olduğunu anlamadığı 4+4+4 uygulaması konusunda da şüpheleri giderecek hiçbir açıklama yok. Dolayısıyla da iktidara muhalif kesim, bu uygulamanın imam hatipler konusunda geçmişte uygulamaya konan politikaların bir intikamı olduğunu düşünmekte. Eğitim gibi hassas bir konuda bu noktaya gelmek gelecekte daha büyük sorunların ortaya çıkmasına sebep olacaktır. Geniş kapsamlı bir uzlaşma ve çalışma gerektiren bu tür hassas konuların çok kısa bir sürede uygulanmaya konması, sorunu çözmek yerine, sorunun bir sistem sorunu olmasına yol açmakta. Gelecekte bu uygulamalara karşı olanların iktidara gelmesi durumunda ilk yapacakları şey de bunu değiştirmek olacaktır. Bundan da en büyük zararı görenler gene bu eğitim sisteminin içinde yer alan çocuklar ve gençler olacak. Ve sonuçta hepimiz kaybedeceğiz.

Bu tür sistemik sorunlar sadece eğitimle de sınırlı değil. Adına ister Ergenekon deyin ister başka bir şey, devlet içindeki illegal örgütlenmeler de sistemin yarattığı bir sorun ve çözümü de öyle olmak zorunda. Bugün sorumlu diye tutuklananlar, o zaman ki uygulamalarını sistemin boşluklarından yararlanarak gerçekleştirmişlerdir. Tabii ki sorumlular cezasını çekecek ancak bu o sorunu ortadan kaldırmıyor. Nasıl terör sorunu yıllardır bitmiyorsa, diğer tüm sorunlar da ileride şu veya bu şekilde tekrar ortaya çıkacak. Ve her seferinde yeni bir mazlumlar grubu şimdiki mağduriyetlerinin intikamını almak için başkalarını mağdur edecek. Ve bu kısır döngü hiçbir zaman sona ermeyecek. Çünkü bu tür sistemik sorunların çözümü sistemik/yapısal politikaların uygulanmasını gerektirir. Günlük intikam politikaları sadece sorunları erteler. Ama o sorunların gelecekte daha kötü bir şekilde ortaya çıkmasını önleyemez.



04/07/2012



Yazarın diğer yazıları

Şangay İşbirliği Örgütü mü Avrupa Birliği mi? Türkiye’nin Seçimi Geleceğini de Belirleyecek (01/02/2013)
ODTÜ Olayları ve Üniversiteler (04/01/2013)
Türkiye Neden Bir Mısır Olamaz? (04/12/2012)
Cumhuriyet Kutlamaları (02/11/2012)
Toplum Mühendisliği (01/10/2012)
Fransız Seçimleri ve Türkiye (08/05/2012)
Şimdi Ne Değişti? (01/04/2012)
21. Yüzyılda Türkiye’de Siyaset ve Eğitim (08/03/2012)
Soykırım Yasası, Hrant Dink ve Post-Kemalizm Tartışmaları (01/02/2012)
Fransa ve Ermeni Soykırımı Tasarısı (01/01/2012)
Türkiye´nin Tehlikeli Orta Doğu Politikası (01/12/2011)
Terör ve Bölgesel Güç Dengesi (01/11/2011)
Türkiye’nin Yeni Dış Politika Stratejisi Ve İsrail’le İlişkiler (01/10/2011)
Suriye’ye Müdahale Ve Türkiye’nin Rolü (01/09/2011)
Refah Devleti ve Terörizm (01/08/2011)
12 Haziran Seçimleri ve CHP (01/07/2011)
Demokrasi ve Yerel Yönetimlerin Özerkliği (01/06/2011)
CHP Dönek ve Faşist Bir Parti Mi? (01/05/2011)
STRATEJİK DERİNLİĞİN SONU… (01/04/2011)
Yasemin Devrimi’nin Ardından (01/03/2011)
Yasemin Devriminden Çıkarılacak Dersler (01/02/2011)
Demokratik Özerklik Belgesi Üzerine (01/01/2011)
Din ve Demokrasi: Endonezya Örneği (04/12/2010)
İran, Irak ve Ortadoğu´da Yeni Dengeler (04/11/2010)
İsrail ve PKK (01/10/2010)
Amerika Irak´tan Çekilirken (01/09/2010)
12 Eylül ve Anayasa Değişikliği (01/08/2010)
Türkiye, İsrail ve ABD (01/07/2010)
Kıbrıs Seçimlerinin Düşündürdükleri (01/06/2010)
Polonya, ABD Hegemonyası Ve Küresel Güç Mücadeleleri (01/06/2010)
Globalleşme, Kimlik Politikaları ve Ermeni Meselesi (01/04/2010)
Türkiye - Ermenistan İlişkileri ve Kıbrıs (01/03/2010)
Türk Dış Politikasında Yeni Yönelimler: Türkiye-İsrail Krizinin Düşündürdükleri (01/02/2010)