Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

“İlk Kurşun Anıtı” Kampanyası ve Etkinlikler..

Yaşar Aksoy

İlk Kurşun Anıtı’nın dikilmesi

Günümüzde 15 Mayıs 1919'da, İzmir'in işgali sırasında öldürülen gazeteci Hasan Tahsin ve ilk şehitler anısına, 15 Mayıs 1974 yılında İzmirlilerin ve dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün katılımıyla düzenlenen görkemli bir törenle İzmir’in Konak Meydanı’nda açıldı.

1919 yılında gerçekleşen Yunan işgaline karşı Türk direnişinin sembolü niteliğinde olan İlk Kurşun Anıtı, yüksek bir podyum üzerinde, granit kaidede, Hasan Tahsin bir elinde bayrak, diğer elinde de silahı ile tasvir edilmiştir. İlk Kurşun Anıtı, İzmir Devlet Resim Heykel Müzesi müdürü ünlü heykeltıraş Turgut Pura tarafından yapıldı. Anıtın durduğu kaide ise Mimar Harbi Hotan tarafından gerçekleştirildi. Mermer kaplı olan bu kaidenin her iki tarafında da Kurtuluş Savaşı'nda halkın verdiği mücadeleyi anlatan sahneler bulunur.

Anıtın kaidesinde şunlar yazılıdır:

İLK KURŞUN

İzmir’in işgali uğradığı 15 Mayıs 1919 günü

Milli Mücadelenin ilk ateşini açan kahraman ve şehit gazeteci

Hasan Tahsin ve şehitlerimizin aziz hatırasına..

Gazeteci Hasan Tahsin Bey, Miralay Süleyman Fethi Bey,

Kaymakam Doktor Şükrü Bey, Kolağası Hüseyin Necati Bey,

Yüzbaşı Nazım Bey, Yüzbaşı Ahmet Bey, Doktor Fethi Bey,

Mülazım Faik Bey, Mümeyyiz Nadir Bey, Mümeyyiz Ahmet Hamdi Bey..

Bu anıt

İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin

Çağrısı üzerine milletçe gerçekleştirilmiştir

15 Mayıs 1974

70’li yıllarda İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Emperyalizmin desteği ile İzmir’i işgale başlayan Yunan Ordusu’na karşı ilk kurşunu atan meslektaşları Şehit Gazeteci Hasan Tahsin’in aziz hatırasını yaşatmak için anıt kampanyası başlattı. İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sabri Süphandağlı başkanlığında, Milli Kurtuluş Savaşı’nın ilk kıvılcımı olan ilk kurşunu, ulusal bellekte canlı tutmak için başlatılan kampanya büyük ilgi gördü ve İlk Kurşun Anıtı’nın yaşama geçmesine sevinç ve umutla devam edildi.

Bu süreci en baştan inceleyelim.

1930’larda öğrencilerin Hasan Tahsin Tablosu

Sene 1932.. İzmir’in kurtuluşundan on yıl sonra.. Bir 9 Eylül bayramı kutlanıyor.. Tanınmış eğitimci Hilmi Dölek’in Başmuallimliğini üstlendiği Misak-ı Milli Mektebi öğrencilerinin at arabalarının üstünde gerçekleştirdikleri canlı tarihi tablolar, Basmahane’den Anafartalar caddesi boyunca geçip, Kemeraltı çarşısında yoluna devem ederek Konak’ta Hükümet önüne kadar ilerlerken yolları doldurmuş halk tarafından büyük bir gururla alkışlanıyor.. Bu tablolardan bir tanesi “Hasan Tahsin Tablosu” ismini taşımakta. Bu tablonun arkasından yine at arabalarının üzerinde yaralı bir askerin hemşireler tarafından tedavi edilişini gösteren Kızılay tablosu ve elinde bir Türkiye haritası olan kızın temsil ettiği Misak-ı Milli tablosu geçiyor.

Ancak Hasan Tahsin’in ilk kurşunu atışının canlandırıldığını gösteren tablo, en çok ilgiyi çekiyor. Misak-ı Milli Mektebi Başmuallimi Hilmi Dölek Hoca’nın (Yaşar Aksoy’un dedesi) özel ihtimamı ile hazırlanan bu gösteri, artık İzmirlilerin unutmak üzere olduğu bir kahramanın küllenmiş ateşini yeniden gönüllerde canlandırıyordu. İzmir’in işgalinde direnişin parladığı Reddi İlhak bildirisinin hazırlanmasına ve daha sonra Maşatlık Mitingi’ne katılan, vatanseverlerin toplantılar yaptığı İnas İdadisi müdür muavini olan ve sonradan uzun yıllarca Misak-ı Mili Mektebi Müdürlüğü yapan Hilmi Hoca, kurtuluştan on sene sonra İzmirlilerin belleğinde yeniden Hasan Tahsin’i canlandırarak önemli bir işlevi yerine getirmişti. Sonra 1934, 35,36 yıllarından başlayarak 1940’ların ortalarına kadar Misakı Milli Mektebi’nin Hasan Tahsin tablosu, daima 9 Eylül’lerde İzmirlilerle buluştu.

Üstü açık at arabası üzerinde Hasan Tahsin tablosu şöyle canlandırılırdı.. Araba içinde yüksekçe bir sehpa üzerinde göğüslerinde “15 Mayıs” yazılı mavi-beyaz renkli süslü elbise giymiş üç kız yan yana dururdu. Bu kızlar, Yunanistan’ı temsil etmekteydiler. Ayakta duran bu üç kızın arasında oturur vaziyette ve göğsünde “İzmir” yazılı siyahlara bürünmüş eli zincirli bir başka kız bulunurdu. Bu kızı ayakları dibinde Türk halkını temsil eden ihtiyar, yaralı ve hasta görünümünde üç kız boylu boyunca yatardı. Hasta rolünde yerde yatan kız öğrenci, Hilmi Hoca’nın en küçük kızı Mualla (Sayar) idi. Ayakta duran ve süngüsünü çekmiş bir Yunan askeri kıyafetindeki öğrenci ise, Türk kızlarına dönük bir vaziyette dimdik dururdu. Kızların sağında göğsünde Hasan Tahsin yazılı bir öğrenci yere oturmuş vaziyette başı önde dururdu. Kortej tam Konak’ta Hükümet Konağı’nın önüne gelince meydana toplanmış halkın alkışları arasında Hasan Tahsin ayağa fırlar ve tabancasını çekerek Yunan askerini öldürürdü.

Bu tablo, bir cumhuriyet bayramında at arabasını üzerinde Yunan ekseri ve Hasan Tahsin olmadan oluşturuldu. Çünkü şeref tribününde töreni izleyen misafir Yunan subaylarının rencide edilmemesi istenmişti.

Hamza Osman’ın son görevi

1951 yılında İzmir Belediye Başkanı Rauf Onursal, Hasan Tahsin’in Teşkilatı Mahsusa’dan yakın arkadaşı eski Sakarya Milletvekili Hamza Osman Erkan’dan bir mektup aldı. Mektupta Belediye Başkanından İzmir’de bir sokağa Hasan Tahsin isminin verilmesi rica edilerek isteniyordu. Rauf Onursal konuyu hemen Belediye Meclisine getirdi. Meclisin 5 Şubat 1951 tarihli toplantısında konu komisyona havale edildi. Ardından komisyon, Cumhuriyet meydanı ile Montrö Meydanı arasındaki sokağa, “Osman Nevres Caddesi” ismini verdi.

Hamza Osman Erkan, bu isim verilme olayından sonra Belediye Başkanı Onursal’a bir mektup gönderdi:

“.. Milli tarihimizin en feci bir anında şerefle vatan yolunda canını feda eden aziz bir kahramanımızın yüksek hatırasını, sevgili İzmir’in sinesinde müebbeden yaşatmak imkanını temin etmek suretiyle muhterem Belediye Meclisinizin göstermiş olduğu yüksek kadirşinaslıktan dolayı duyduğum şükran ve saadet pek büyük olmuştur. Bundan dolayı kalbimde hissettiğim mefharet o kadar derindir ki, bunu ifade etmek için ancak şunu söyleyebilirim.. Fedakarlıklar ve hakiki kahramanlar bu surette anılırsa, milletimiz şanlı tarihimde daima harikalar yapak kudret kaynağını her surette takviye edilmiş bir halde tutar..”

Kuvayı Milliyeci Dr.Fahri Can’ın çabaları

Hasan Tahsin ismini ölümsüzleştirme mücadelesinde hiç şüphesiz, Kurtuluş Savaşımızın Gebze Cephesi’ni, Yenibahçeli Şükrü Bey ile kuran tanınmış Kuvayı Milliyeci Dr.Fahri Can’ın da önemli bir yeri vardır. 27 Mayıs İhtilali’nden sonra kurulan “Hürriyet Büyüklerini ve Şehitlerini Anma Cemiyeti” kurucusu ve başkanı olan Dr.Fahri Can, Hasan Tahsin’in ismini İzmir’de bir kaya parçası üzerine yazdırabilmek için, başkanlığını yaptığı cemiyet adına ilk ciddi çabayı gösteren kişidir. Şimdi sözü ona bırakalım:

“.. Sürüler halinde İzmir’e saldıran Yunanlıların karşısına tek başına çıkıp ilk kurşunu sıkarken şehit olan Hasan Tahsin ismindeki genç gazeteci için, o şehit olduğu noktada, hiç olmazsa çocuklarımızın bir Türk’ün tek başına kalsa da istilacı bir düşman ordusuna karşı çıkabileceğini bilsinler diye, bir kaldırım taşı dikilmesini teklif etmiştim.

İzmir Belediye Başkanına demiştim ki, “Bari, Hasan Tahsin’in şehit olduğu yere bir kaldırım taşını dik olarak koyun. Çocuklar oradan geçerken babalarına bu taş niye dik duruyor diye sorduklarında, babası; Hasan Tahsin burada dimdik durarak ilk kurşunu sıktı, desin..”

1957’de yaptığım bu teklife o zamanın İzmir Belediye reisi cevap bile vermemişti. Sonra ihtilal oldu. 1961’de ihtilalin İzmir Vali ve Belediye Reisi Burhanettin Uluç Paşaya bir mektup yazdım. Bu paşayı hiç tanımam. Adından başka bilgim yoktur. Fakat mektubuma derhal cevap verdi. “Hakikaten bugüne kadar nesillerimize tam bir örnek teşkil edecek olan Hasan Tahsin için bir anıt yapılmaması teessürü muciptir. İkazlarınız sayesinde inşallah bu hizmet bize nasip olur” diyen Burhanettin Uluç Paşa, kısa bir müddet sonra da beni “Güzel İzmir’imizin Yunanlılar tarafından işgali sırasında şehit edilenler adına yapılan ” anıtın açılış törenine davet etmek lütfunda bulundu. Sadece Hasan Tahsin’i değil, aynı gün “Zito Venizelos” diye bağırmayı reddeden ve bu yüzde süngülenerek şehit edilen başta Askerlik Dairesi Reisi Miralay Süleyman Fethi ile diğer subayların da aziz hatıraları bu abide üzerine işlenmişti.

İzmir’e gittim ve anıtın açılış töreninde bulundum. Burhanettin Uluç Paşa’ya, istiklal şehitlerimize karşı gösterdiği hassasiyet ve kadirbilirlikten dolayı ne kadar teşekkür etsem azdır..”

(Yaşar Aksoy’un notu:1- Dr.Fahri Can’ın bu girişimleri, Yakın Tarihimiz dergisinin 12.4.1962 tarihli sayısında kendi ağzından anlatılmıştır, 2- Burhanettin Uluç Paşa’nın bu kararında hiç şüphesiz, 27 Mayıs İhtilali’nden sonra Başbakanlık Müsteşarlığı görevinde bulunan Kur.Albay Alpaslan Türkeş’in isteği üzerine Milli Birlik Komitesi’nin (MBK) aldığı tavsiye kararının etkisi vardır.

Okullara Hasan Tahsin ismi veriliyor

1965 yılında Yeşilyurt’ta bir okula “Şehit Gazeteci Hasan Tahsin Ortaokulu” ismi verildi. 23 Şubat 1970 günü, İzmir Belediye Meclisi 253 sayılı sokağa “Gazeteci Hasan Tahsin Caddesi” ismini vererek anlamlı bir hizmet yaptı.

1970’li yılların başına gelindiğinde Hasan Tahsin üzerine araştırmalarıma başlamış ve seri yazılarımı Yeni Asır, Demokrat İzmir ve Milliyet gazetelerinde arka arkaya yayınlatmaya girişmiştim. 9 Şubat 1972 tarihli Demokrat İzmir gazetesinde yayınlanan “Hasan Tahsin”in Anti-Emperyalist Fikirleri” başlıklı 2.sayfadaki makalemin sonunu şöyle bağlamıştım:

“.. Bu kadarla kalınmalıydı. Emperyalizme ve Kapitalizme karşı ilk milli kurtuluş savaşını gerçekleştirmiş Türkiye bu fedakar evladına daha çok şeyler borçludur. Onun ideolojisini ve Müdafaa-i Hukuk doktrininin ölümsüz savaşçılarını yakından tanımak gerekiyor. Çünkü görüyoruz ki, artlarında bıraktıkları yıllar içinde, izlerinde ve yollarında gidilmesi şart olan olaylar gelip geçiyor, fakat yurtseverlik ve fedakarlık daha çok koltukların ve gazete sütunların inhisarındadır..”

Evet bu kadarla kalınmamalıydı.. Onu ölümsüzleştirecek çok daha görkemli girişimler şarttı. Ki o şeyin karşısına geçince, hem aziz şehitlerimizi anmalıydık, hem de milli bilincimiz çelikleşmeliydi. Yunanistan’da iktidarda bulunan Albaylar Cuntası, ilk iş olarak düşmanlığın ve savaşın sembolü İzmir Rum Metropoliti Hrisostomos’un heykelini, hem de yüzü Anadolu’ya dönük olarak yerleştirmişti. Papaz Hrisostomos, Emperyalizmin ve halklar arasındaki düşmanlığın sembolü idi.

Biz de, barışın ve bağımsızlığın sembolü Hasan Tahsin’in heykelini, yüzü kendi halkına dönük olarak İzmir’e dikemez miydik?

O yıllar sürekli olarak bu fikri yazı yazdığım gazetelerde işliyorum. Belki yüzlerce yazı kalemimden akıp gitmekteydi.

Hasan Tahsin’i anıtlaştıran adam: Sabri Süphandağlı

Koca Türkiye’de tek kişi, Hasan Tahsin’i anıtlaştırma fikrin inandı ve kollarını sıvadı. İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı bu ideale coşku içinde baş koydu. Muhteşem bir planlama ve organizasyon ile anıta doğru adım adım ilerledi. Anıt Kampanyasını şevkle başlattı.. 100 lira bağış gelince çocuk gibi sevindi, kampanyaya dil uzatan bir yazarı okuyunca üzüntüden hasta olan bu gazeteci babası milliyetçi adamı yakından tanımak ve anıt kampanyasında yan yana çalışabilmek onuruna kavuştum.

Kimdi Sabri Süphandağlı?

Anadolu Ajansı, TRT, Avrupa Yayın Birliği (EBU) yönetim kurulu üyeliklerinde bulunan, İzmir Gazeteciler Cemiyetinin (İGC) başkanlarından Sabri Süphandağlı, Bitlis'in Ahlat İlçesinde 1925 yılında dünyaya geldi. Güzel Sanatlar Akademisi’nde okurken 1946 yılında Vatan gazetesinde gazeteciliğe başladı. Muhtelif gazete ve dergilerde yönetici, temsilci ve yazar olarak çalışan Süphandağlı, Anadolu Ajansı ve TRT Yönetim Kurulu üyeliklerinde bulundu.

1954 yılında İzmir Şehir Meclisi ve Encümen üyeliği görevlerinde bulunan Sabri Süphandağlı, 1956 yılında İzmir'e, bugün Konak'taki Devlet Tiyatrosu binasını kazandırdı. Süphandağlı, 1957 yılında Konak Meydanı'na opera binası yapılması için girişim başlattı ve bir yıl sonra temeli atılan tesis, 2 kat çıktıktan sonra 20 yıl atıl durumda kaldı ve yıkıldı.

İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin İzmir Kordonboyu'nda bugünkü Basın Apartmanları ile Urla Çeşmealtı'ndaki cemiyet arsalarının alınmasını sağlayan Süphandağlı, Konak Meydanı'na 'Şehit Gazeteci Hasan Tahsin Anıtı' heykelinin dikilmesine öncülük ettiği için 'Anıt Adam' olarak anılmıştı.

Süphandağlı, 1977 yılında 52 yaşındayken geçirdiği kalp krizi sonucu Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yaşamını yitirdi ve Kokluca Kabristanı’na gömüldü. Sabri Süphandağlı'nın 'Odesa'dan Orta Asya'ya', 'Dört Ülke Dört Sistem' ve 'Pasifik Kuşları' adlı üç kitabı ile Hasan Tahsin üzerine araştırma ve incelemeleri bulunmakta.

Sabri Süphandağlı’nın kendisi gibi gazeteci olan oğlu, Ege Telgraf Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü Can Süphandağlı da 54 yaşında, 21.11.2016 tarihinde hayatını kaybetti. İzmir basınına uzun yıllar çeşitli alanlarda hizmet veren Can Süphandağlı'nın acı haberi, başta Ege Telgraf Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni olan eşi Aylin Süphandağlı, ailesi ve meslektaşlarını üzüntüye boğdu. Can Süphandağlı, Alsancak Hocazade Camii'nde öğle vakti kılınan cenaze namazından sonra Urla Çeşmealtı Güvendik Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Anıt kampanyası hedefe ilerliyor..

15 Mayıs 1972 günü İzmir Gazeteciler Cemiyetince yayınlanan bildiri ve TRT Televizyonunda Sabri Süphandağlı’nın konuşması ile başlayan anıt kampanyası. Bir anda Türkiye’ni ilgisini çekti. Yurdun dört köşesinden bağışlar ve destek mektupları cemiyete yağmaya baladı. Bu dalgalanma, kampanyayı yürütenlere moral verdi. Gazetelerde Hasan Tahsin ile ilgili yazılar, haberler yayınlanmaya başladı. Televizyon da üstüne düşeni yapıyordu. Sabri Süphandağlı başkanlığında tüm yönetim kurulu üyeleri ve cemiyet sekreteri fedakar Ramazan Kalli canla başla çalışıyorlardı. Hakların ödeyemeyiz.

Yapılacak anıtın ciddi ve derinlemesine yapılmış araştırmalara dayanması sorunu vardı. Böylece bu işi en iyi yapabilecek Anadolu Ajansı görevlilerinden usta yazar sevgili Zeynel Kozanoğlu kollarını sıvadı ve “Anıt Adam” isimli önemli eseri uzun çalışmalar sonucu hazırladı ve basılması için İzmir Gazeteciler Cemiyeti’ne teslim etti. Böylece basılan bu yapıt tüm yurda ücretsiz dağıtıldı. Başka Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Faruk Gürler olmak üzere kutlama mektupları geldi

Kamu kuruluşları, bankalar, sanayiciler, tüccarlar, okullar, meslek odaları, milletvekilleri ve vatandaşlar bağış için sıraya girdiler. 17 Ocak 1973 tarihi Bayram gazetesinde yayınlanan bağış listesine göre bir anda 646.546 TL toplanmıştı. Bu öncü miktar gerekli atılımı yapmaya yetiyordu. Ferit Melen Hükümeti de kampanyaya 100 bin lira ile katıldı. Bu arada insanın gözlerini yaşartan olaylara şahit olduk. Mustafa Kemal Paşa’nın Selanik’teki evinin bahçesinden alınan bir avuç toprak, Batı Trakya Türkleri tarafından anıtın temeline konulmak üzere Sabri Süphandağlı’ya teslim edildi. Yavru vatan Kıbrıs’ta da kampanya başlatıldı. Makarios Rum yönetimi altındaki Kıbrıslı Türkler İzmir’deki kampanyayı desteklemek için, Cemal Togan başkanlığındaki Kıbrıs Türk Gazeteciler Cemiyeti öncülüğünde sıraya girdiler.

İlk Kurşun Anıtı, 32.Devlet Resim ve Heykel Yarışmasında birincilik alan Heykeltraş Turgut Pura tarafından 3.40 m boyunda ve atılım halinde yapılmak üzere planlandı. İki metrelik kaide üzerine oturtulunca tüm yükseklik 5.40 m. olacaktı.

Sanatçının anıtın üstüne yerleştirilecek heykelin alçı modelinin 1/1 olarak tamamlandığını bildirmesi üzerine, 7.2.1973 günü D.G.S.A. öğretim üyesi Prof.Hüseyin Gezer başkanlığında, Doç.Tamer Başoğlu, Resim Akademisyeni Nejat Akkan, Belediye Planlama Müdürü Bülent Akgürgen, Sabri Süphandağlı ve Süha Tekil’den oluşan altı kişilik seçici kurul, heykeli stil ve temel kuruluşu olumlu buldu ancak heykele Türk bayrağının eklenmesini şart koştu.

Şimdi bütün mesele heykel için gerekli tunç veya bronzun nasıl bulunacağı idi?.. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Celal Eyiceoğlu’na başvuruldu. 1176 Sayılı 1/6 maddesi gereğince silahlı kuvvetlerin böyle bir yardım yapabilmesi Bakanlar Kurulu kararını gerektiriyordu. Bakanlar Kurulu ise, 23.1.1973 tarihli kararı ile bu konu ile ilgili bir kararname çıkardı. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından onaylanan bu karar, resim gazetede yayınlandı. Böylece Gölcük Tersanesi Komutanlığında muhafaza edilmekte olan ihtiyaç fazlası 2 adet gemi pervanesi, Deniz Kuvvetleri kanalı ile İzmir Gazeteciler Cemiyeti’ne hibe edildi. Artık her şey hazırdı..

Anıt açılıyor: 15 Mayıs 1974..

İzmir şehri tarihi bir gün yaşamaktaydı..

İzmir’in 55 yıl önce Emperyalizmin desteğindeki Yunan Ordusu tarafından işgali esnasında ilk direnişi başlatan Hasan Tahsin ve o sırada şehit edilen insanlarımız için İzmir Gazeteciler Cemiyeti tarafından yaptırılan “İlk Kurşun Anıtı”, Konak Meydanı’nda anlamlı bir törenle açılıyordu. Açılışa tertemiz giysilerimizle annem ve babamla katıldık. Anıt önündeki fotoğraflarımı Tarih öğretmeni annem Zehra Aksoy çekti.

Anıtın açılış töreninde Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk ve eşi, Cumhuriyet Senatosu Başkanı Tekin Arıburun, Bülent Ecevit Hükümet adına Turizm ve Tanıtma Bakanı Orhan Birgit, Gençlik ve Spor Bakanı Muslihittin Yılmaz Mete, Genel Kurmay Başkan Vekili ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Eşref Akıncı, İzmir Belediye Başkanı İhsan Alyanak ile davetliler ve çok kalabalık bir halk topluluğu hazır bulundu.

İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sabri Süphandağlı, İzmir Belediye Başkanı İhsan Alyanak, Turizm ve Tanıtma Bakanı Orhan Birgit’in anlamlı konuşmalarından sonra kürsüye gelen Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk şu konuşmayı yaptı.

“Aziz vatandaşlarım.. Bundan yıllar önce geçmiş hazin bir olayın hikayesini kalbimiz burkularak hep birlikte dinledik. Memleketi istilaya gelenlere karşı bir Türk gencinin nasıl isyan ettiğini ve istilaya gelene karşı hayatına malolan ilk kurşunu nasıl sıkmış olduğunu bir kere daha hatıralarımızda canlandırdık.

Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı ve kurtuluş savaşı başladı. Hasan Tahsin’in ilk kurşunu, istilacıya, bu olaydan dört gün önce atılmıştı.

Sevgili vatandaşlarım,

Kurtuluş savaşını zaferle tamamlamak ve Cumhuriyet idaresine ulaştırmak kolay olmamıştır. Bu millet, Cumhuriyete ulaşmak için dış düşmanlara karşı olduğu gibi anlaşmazlıktan doğan ve teşvik gören sebeplerle birbirleriyle de savaşmış, kan dökmüştür. Bugün, tarihimizin o acı günlerinden, bağımsızlık için açılan savaşta ilk kurşunu sıkan kahraman evladının anıtını açarken, evet, bugün alacağımız dersler vardır.

Dünyanın bugünkü şartları içinde, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milletinin birlik içinde ve beraber olmaya en muhtaç bulunduğu günleri yaşadığını hepimiz biliriz. Birbirimizi doğru anlamak, birbirimizi hıyanetle suçlamamak yazım ve dış tehlikelere karşı olduğu gibi iç tehlikelere karşı da birlik içinde olmamız şarttır.

1919 yılında istilacıya ilk kurşunu sıkan Türk genci Hasan Tahsin ile aynı gün şehit düşmüş olan diğer kahramanların adını ebedileştirmek üzere İzmir’de bir anıt dikme fikrini ortaya atan ve bunu gerçekleştiren başta İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı ve arkadaşları olmak üzere bütün vatandaşlara takdirlerimi ifade etmek isterim.

Bağımsızlık savaşımızın ilk kurşununu atan gencin anıtını açarken, kısaca bu düşünceleri belirttikten sonra kahraman Hasan Tahsin’in namını tebcil edecek cümlelerle sözlerimi tamamlayacağım.

Hasan Tahsin, 15 Mayıs 1919’da bir kahramanlık örneği vererek ölmeseydi, onun fani vücudu elbet bir gün toprağa tevdi olunacaktı. Fakat bugün, O’nun manevi şahsiyetini, sizlerin yani vefakar Türk milletinin eliyle İzmir’in bağrında ve cihanın gözleri önünde Türk tarihinin sinesine tevdi ediyorum.. O, orada ebediyen yaşayacaktır.”

Korutürk konuşmasından sonra kurdeleyi keserek heykeli kaplayan bayrağı aşağı çekti. Saat 11.00’i epey geçmişti.. Şehitlik’ten toplar atılmaya başlandı. Aynı anda resmi ve özel araçlarla limandaki gemiler ve fabrikalar sirenlerini çaldılar. Hava Kuvvetlerine ait jetler açmaktan uçuş yaptılar.

Halk, Cumhurbaşkanına sevgi gösterisinde bulunuyor, bir elinde bayrak bir elinde silah olan Hasan Tahsin’i tunçtan bir heykel olarak karşılarında ilk kez görüyordu.. Tören başından sonuna kadar Türkiye Radyoları’ndan naklen yayınlandı. Radyo, Şair Abdullah Neyzar Karahan’ın “Hasan Tahsin Destanı” isimli uzun şiirini de seslendirdi. Usta muhabir Zafer Cilasun meydanda halkla röportajlar yapıyordu. Televizyon ise töreni gece banttan yayınlayacaktı.

Sabri Süphandağlı’nın yüzü, heyecandan bembeyazdı. Kalabalık arasında ona yaklaşıp hürmetle elini öptüm..

Hasan Tahsin artık kanını döktüğü meydanda dimdik ayağa kalkmıştı.

Akrabası Konak meydanındaydı

55 yıl önce İzmir’i işgale gelen Yunan ordusu tarafından şehit edilen Gazeteci Hasan Tahsin’in hayatta kalan tek akrabası Recep Şakir Uğurel de, anıt açılışında hazır bulundu. Hasan Tahsin’in şehit edildiği zaman 9 yaşında olduğunu ifade eden Recep Şakir Uğurel, şunları söyledi:

“.. Ben Hasan Tahsin’in amcasının torunuyum. Bu yüzden göbek ismim Recep’tir. Kendisi Yunanlılar tarafından şehit edildiği zaman henüz 9 yaşındaydım. Ama bugün gibi hatırlıyorum. Babamı ağlarken hiç görmemiştim. Yeğeninin düşmanlar tarafından haince kurşunlandığını duyunca bütün gün çocuklar gibi ağlamıştı. O günde sonra içimizde beliren kini anlatmanın imkanı yoktur. Babam anlatırdı.. Hasan Tahsin’in eşsiz bir insan olduğunu.. Vatanını çok sevdiğini, cesareti kadar kalemini de kuvvetli olduğunu bütün ailece bilirdik. Ruhu şad olsun, eşsiz kahramanın”. (Yeni Asır, 16.5.1974)

Meydanda yer alan epey yaşlı Mehmet Turgut Ekinci de, yaşlı gözlerle anıtı izliyor ve çevresini saran gazetecilere Hasan Tahsin’in yakın bir arkadaşı olarak büyük gurur ve sevinç içinde olduğunu belirtiyordu.

Meydanda kalabalık arasında içim yüksek duygularla dopdolu dolaşarak, deniz kıyısına geldiğimi hatırlıyorum. Emperyalist Amerika tarafından desteklenen Faşist Albaylar Cuntası tarafından yönetilen Yunanistan yönüne doğru baktım..

İki ay sonra Temmuzun tam 15. günü darbe yaparak, Kıbrıs adasını Yunanistan’a bağladıklarını ilan edecek olanları tahmin bile edemezdim..

Oysa, Yunan hala emperyalist ve yayılmacı idi..

Hasan Tahsin’i Yaşatma Derneği faaliyetleri

İlk Kurşun Anıtı’nın açılışından 4 yıl sonra, İzmir’de ulusal kurtuluş bilincini devam ettirmek amacıyla kurulan Hasan Tahsin’i Yaşatma Derneği, 3 Şubat 1978 günü kuruldu ve 28.4.1978 günü resmiyet kazanarak ilk yönetim kurulunu seçti ve ilk toplantısını yaptı. (TC İzmir 5.Noterliği 014119 nolu Karar Defteri onayı)

“Hasan Tahsin’i Yaşatma Derneği” Yönetim Kurulu şu isimlerden oluştu:

Yaşar Aksoy (Başkan), Çetin Uçal (2.Başkan), Necmettin Şit Allameoğlu (Sekreter ve Muhasip), Gülistan Dedeoğlu, Hasan Süzmetaş, Nedim Yaşar Gürsoy, Yasemin Çatkın, Hüseyin Saatçıoğlu, Y,Mimar Tamer Kamiller.. (Daha sonra Yönetim Kurulunda Yaşar Deliorman, Mehmet Ersoy ve Tayfun Türe görev aldılar)

Yönetim Kurulu üyeleri de dahil, hepsi kurucu üye olan dernekte yönetim kurulu haricinde işçi, memur, esnaf, köylü, öğrenci, mühendis, seyyar satıcı, turizmci, emekli, avukat, ev hanımı ve sanatçılardan oluşan kayıtlı üye isimleri şunlardı:

Muammer Karazeybek, Akif Aytaç, Mustafa Akar, Aydın Avcı, M.Cemalettin Aksoy, Hüseyin Yıldırım, Ali Günay, Kenan Gürtuna, Hikmet Esen, Serap Vatan, Ümit Yaşar Işıkhan, Günal Ölçer, Deniz Ölçer, Mahmut Türe, Fahriye Türe, Emin Baltaş, İsmail Turgay, Orhan Pirinççi, Nuri Tükeltürk,

Saim Saatçıoğlu, Bilgin Erdoğan, Yaşar Diler, İffet Diler, İlhan Akbaş, Bülent Özyeşilpınar, Nilüfer Özyeşilpınar, Ferit Namlı, Akif Doğan, Mehmet Gülkök, Nevzat Demiral, Hüseyin Parlak, Sine Öney, Mehmet Tuncer, Ferhunde Karabulut, Gülden Taşkıran, Baki Işık, Erdem Demirağ, Asil Engin, Halit Nezir, Erhan Gülşen, Mahmut Bekay, Ali Rıza Şanoğlu.

(Not: 2018 tarihi ile bu isimlerden, Bülent Özyeşilpınar, Ali Rıza Şanoğlu, Saim Saatçıoğlu, Hikmet Esen, Çetin Uçal, Orhan Pirinççi, Nuri Tükeltürk, Mahmut ve Fahriye Türe, M.Cemalettin Aksoy, Hasan Süzmetaş, Mustafa Akar, Y.Mimar Tamer Kamiller vefat etmişlerdir)

Derneğin Faaliyetleri:

  • “Hasan Tahsin’i Yaşatma Derneği” üyeleri, önceleri 1975 yılında hep birlikte kurdukları ve önemli etkinliklere imza attıkları “İzmir Halkevi” bünyesi içinde çalışmalarda bulundular. Hasan Tahsin ile ilgi ilk eylemlerini bu bünye içinde yurt çapında yetişkinler ve öğrenciler dallarında büyük çapta “Hasan Tahsin Resim Yarışması” düzenleyerek gerçekleştirdiler ve 15.5.1977 tarihinde İzmir Resim Heykel Galerisi’nde görkemli bir sergi açtılar ve kazananlara ödülleri takdim edildi. Sergi açılışında, İzmir Belediye Başkanı İhsan Alyanak ve İzmir Halkevi Başkanı Yaşar Aksoy birer konuşma gerçekleştirdi. Seçici kurulunda İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sabri Süphandağlı, İzmir Devlet Resim ve Heykel Galerisi Müdürü Turgut Pura, Ressam Akademisyen Namık Sevinç Arkun, Ressam Kadir Ata ve Ressam Nejat Akkan’ın bulunduğu yarışmayı, Muhsin Kut, Mehmet Kavruk, Cengiz Arsal ve İhsan Arman (Mansiyon) kazandılar.

  • İzmir Halkevi üyeleri, daha sonra “Hasan Tahsin’i Yaşatma Derneği”ni, 3 Şubat 1978’de kurdular. Dernek bundan sonra şu faaliyetleri yaşama geçirdi.

  • Hasan Tahsin’i Yaşatma Derneği, 15.5.1978 tarihinde İzmir Akbank Sanat Galerisi’nde bir “Hasan Tahsin Belgesel Fotoğraf Sergisi” düzenledi. Milli Mücadele gazilerinin de katıldığı etkinlikteki açılışı, İzmir Valisi Necdet Calp yaptı.

  • Çeşitli okullarda Hasan Tahsin ve Kuvayı Milliye konularında konferanslar verildi, etkinlikler düzenlendi.

  • Hasan Tahsin’i Yaşatma Derneği, 1979’da yetişkinler ve okullar dallarında yurt çapında “Hasan Tahsin Şiir Yarışması” düzenledi. Kültür Bakanı Ahmet Taner Kışlalı’nın büyük bir sevinçle desteklediği yarışmanın seçici kurulunda İzmir Devlet Tiyatrosu Müdürü Suat Taşer, Turgay Gönenç, Hüseyin Yurttaş, Abdullah Neyzar Karahan, Arif Karakoç, Nahit Ulvi Akgün ve dernek başkanı Yaşar Aksoy bulundu. Yarışmayı birinci olarak, ozan Kemal Bayrakçı kazandı.

  • 15 Mayıs 1979’da İzmir İş Bankası Sanat Galerisi’nde “Hasan Tahsin Şiir ve Fotoğraf Sergisi” düzenlendi. Sergi açılışını, Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi değerli toplumbilimci Doç.Dr.Emre Kongar gerçekleştirdi.

  • 15 Mayıs 1979 akşamı İzmir Çınar Sinemasında çok büyük çapta sanat gösterilerinin de sahnelendiği “Hasan Tahsin ve Bağımsızlık Gecesi” gerçekleştirildi ve Hasan Tahsin üzerine Ahmet Taner Kışlalı, Emre Kongar, Suat Taşer, İzmir Belediye Başkanı İhsan Alyanak, Zeynel Kozanoğlu ve dernek başkanı Yaşar Aksoy birer konuşma yaptılar.

  • 14.6.1979 tarihinde İzmir Gazeteciler Cemiyeti Konferans Salonu’nda dernek kongresi gerçekleştirildi ve aynı kişiler yeniden yönetim kuruluna seçildi.

  • Hasan Tahsin Ortaokulu’nda “Hasan Tahsin Şiir Yarışması” düzenlendi ve 15.5.1980 günü bir etkinlik yapıldı. Başkan Yaşar Aksoy öğrencilere şehit gazeteciyi anlattı.

  • Yeşilyurt Hasan Tahsin Ortaokulu’na 15.5.1981 günü bir Atatürk büstü armağan edildi ve büst törenle okulun bahçesine dikildi, şiir yarışması ödülleri dağıtıldı ve Başkan Yaşar Aksoy’un konuşmacı olarak katıldığı bir tören gerçekleştirildi.

  • İzmir Kültürpark içindeki bir pavyonda 15.5.1982 günü “Hasan Tahsin ve Kuvayı Milliye Sergisi” düzenlendi. Yaşar Aksoy’un açış konuşmasını yaptığı sergiyi, İzmir Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Süreyya Yüksel, İzmir Valisi Hüseyin Öğütcen ve İzmir Belediye Başkanı Cahit Günay birlikte açtılar.

  • İzmir Atatürk İl Halk Kütüphanesi’nde15.5.1983 tarihinde bir “Hasan Tahsin Belgesel Fotoğraf Sergisi” düzenlendi. Açılışı 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgalinde şehit olan Kaymakam Dr. Şükrü Bey’in oğlu Y.Müh.Muammer Tansu ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Güngör Mengi gerçekleştirdi. Kütüphanenin dışında kurulan kürsüden Başkan Yaşar Aksoy, şehit gazeteciyi anlatan bir konuşmayı halka sundu.

  • Dernek, sıkıyönetimin zorlu koşullarında çalışmalarına son vermek zorunda kaldı (Aralık 1983).



  • 01/08/2019



    Yazarın diğer yazıları

    Hasan Tahsin’e Eleştiriler.. (01/07/2019)
    Hasan Tahsin’in Yazıları: Lenin ve Troçki Hakkında Görüşleri.. (01/06/2019)
    Hasan Tahsin’in İdeolojisi.. (01/05/2019)
    Yılmaz Güney’in Rüyası… (01/04/2019)
    Paris’te Hasan Tahsin’le buluştum… (01/03/2019)
    1919 Nedir?.. (01/02/2019)
    “Lansman”, Medeniyet mi, Virüs mü?.. (01/01/2019)
    Paha Biçilmez Bir Fotoğraf Ve “Öğretmen Atatürk” (01/12/2018)
    En Muhteşem Atatürk Tablosu (01/11/2018)
    “Cumhuriyet” Yaşamalı… (01/10/2018)
    Amiral Soner Polat'a Teşekkürlerimle… (01/09/2018)
    Londra’da Açılan “1492 Göke” Sergisinin Tarihi Dersleri (01/08/2018)
    “Vatanım Sensin” Veda... (01/07/2018)
    Rusya (Akrostiş) (01/06/2018)
    Dağarcık Standı ve 68’liler… (01/05/2018)
    “Afrin”, işte bu demek!... (01/04/2018)
    Dede Theodorakis: “Makedonya Yunandır”!????.. (01/03/2018)
    “Afrin” ne demek?.. (Akrostiş) (01/02/2018)
    Kudüs Satrancı.. (01/01/2018)
    Eflatun Nuri Yaşıyoooorrr... (01/12/2017)
    Gökmen Ulu’ya özgürlük.. (01/11/2017)
    “AKINCI” İsmi, İade Edilmelidir.. (01/10/2017)
    30 gün çizmesini çıkarmayan kemalist zabitler! (01/09/2017)
    Dibeklihan İsyankar Bir Kale Gibiydi.. (01/08/2017)
    Karikatür dergileri kapanırken, giderayak havadan sudan.. (01/07/2017)
    Alaçatı, ülkemin kötü kopyası (01/06/2017)
    Dağarcık Türkiye İmdadıma Yetişti (01/05/2017)
    Milliyetçilik Osuruk Gibiymiş… (01/04/2017)
    Gavur Mümin’in Sır Perdesini Aralıyoruz… (01/03/2017)
    “Cumhuriyetçilik” Misyonu, Anti-Emperyalisttir! … (01/02/2017)
    Vatan’ın Hikayesi Namus Borcumuzdur! (01/01/2017)
    Güzelbahçe'de Cumhuriyet ateşi… (01/12/2016)
    Karşıyaka’da “Milli Bağımsızlık” aşkı… (01/11/2016)
    Bombacı, Bayrağına Kavuştu (01/10/2016)
    İstiklal Madalyası’nı 10 Dakika Avucumda Okşadım… (01/09/2016)
    Tolga Çandar ve Ege Türküleri… (01/08/2016)
    Sürdürülemezlik Teoremi ve Sorunlarımız… (30/06/2016)
    Tarih, sanat, turizm ilişkisi; Festivallerin toplumsal gelişmeye katkısı… (01/06/2016)
    Tüyap Kitap Fuarının ardından… (01/05/2016)
    Çözüm yolunda Kıbrıslı şair: Özker Yaşın (01/04/2016)
    İstiklal Marşı, Yalçın Küçük ve Ertuğrul Özkök.. (01/03/2016)
    Çağının tanığı bir yazar: Ali Gevgilili (01/02/2016)
    Nihayet “Yörük” romanı… (01/02/2016)
    Bir Cumhuriyet Aydını: Ali Gevgilili  (01/01/2016)
    Karl Marx, neden 3685 kez “Türk” dedi? (01/12/2015)
    Cumhuriyet Paradigması’nda “İstiklal” neden unutuldu?.. (01/11/2015)
    Boşuna mı “İstiklal” için Savaştık?... (01/10/2015)
    ASALA filmi… (01/09/2015)
    Hümanizm Yazıma Eleştiri ve Yanıtlar… (01/08/2015)
    İnsanca: Türkiye Hümanizmi (01/07/2015)
    Soykırım Yok Dersek Hapse mi Gireceğiz? (01/06/2015)
    Ağrı Dağı, “Mattarhorn” Olabilir… (01/05/2015)
    1.5 milyon Ermeni´nin Öldürüldüğü Doğru mu? (01/04/2015)
    1915 Kıyımının İçyüzü Nedir? 24 Nisan Neyi Anlatır? (01/03/2015)
    Emperyalizm ve Ermeni Sorunu… (01/02/2015)
    Ermeniler Kimdir? (01/01/2015)
    Doğu Anadolu Ermeni Yurdu mu? (01/12/2014)
    2015 Barışçısı:Artin Penik (01/11/2014)
    Sevsinler Etnik Haritanızı… (01/10/2014)
    Yılmaz Özdil’in En Büyük Suçu… (01/09/2014)
    Kıbrıs’ta Direniş Sürüyor… (01/08/2014)
    Kıbrıs’ta En Uzun Gece… (01/07/2014)
    Yorumsuz: Çin ve Vietnam (01/06/2014)
    Mavi Kadın – Yeşil Adam.. (01/05/2014)
    Hangout Yayını ve Aziz Kocaoğlu (01/04/2014)
    Emperyalizm’in güdümünde “Kıbrıs Müzakereleri”… (01/03/2014)
    “Sancağımızı şerefle dalgalandırdık…” (01/02/2014)
    Yusuf Savaş Emek’in Ardından… (22/01/2014)
    Şiir ve yurtseverlik… (01/01/2014)
    Cumhuriyeti tek başına kutlamak!… (01/12/2013)
    Soyadları Cumhuriyet Kazanımıdır! (01/12/2013)
    Cumhuriyeti tek başına kutlamak!… (25/11/2013)
    Son Cumhuriyet mi?.. (24/10/2013)
    İzmir´i kim yaktı?.. (01/09/2013)
    Cumhuriyet’in 90.yılında bir cumhuriyet aydını portresi.. (01/08/2013)
    Yeni Ortaçağ’da edebiyat.. (01/07/2013)
    Taksim direnişi.. (03/06/2013)
    Hasan Tahsin Ödülü... (01/06/2013)
    Hasan Tahsin’i okumanın tam zamanı.. (01/05/2013)
    Emperyalizm, Milliyetçilik (Ulusalcılık) ve Direniş... (01/04/2013)
    Emperyalizm, Cumhuriyet, Anayasa ve Türk.. (01/03/2013)
    Suriye’de “Hayalet Uçak” (01/02/2013)
    Savas Kalenderidis, PKK ve Yunan Darbecileri (01/01/2013)